28.Bölüm

2021 Kelimeler
Emir’in odadan çıkışının ardından, zeminde büzülmüş bir halde kaldım. Bileğimdeki zincirin sesi artık bir çığlık değil, sessiz bir kabul gibiydi. O tükürülmüş suyu yutmak, Emir’in çiğnediği yemeği almak zorunda kalmak… Bu, ruhumdaki son kilitleri de kırmıştı. Artık ne fiziksel direncim kalmıştı ne de psikolojik direncim. Anlamıştım: O, bu evin, bu zincirin ve benim bedenimin mutlak sahibiydi. Gecenin dehşeti, ablamın ihaneti ve Emir’in aşağılamaları beni bir karara zorladı: Hayatta kalmak için oynamam gereken oyunu kabullenmeliydim. Kapı, akşamüzeri yeniden açıldı. Emir, elinde bir bardakla içeri girdi. Bu sefer yüzünde ne öfke ne de şiddet vardı; sadece sakin, ürkütücü bir beklenti vardı. Zincirin izin verdiği kadar geriye çekildim. Ama bu bir meydan okuma değildi, sadece içgüdüsel bir korunma çabasıydı. Emir, yanıma oturdu. Bardağı yere bıraktı. Benimle aynı seviyede olmak, onun kontrolünü daha da keskinleştiriyordu. Derin bir nefes aldım, sesimin titrememesine çalıştım. O an zihnimde bir şey kırıldı. O artık benim eniştem değildi. O artık o “sevgi” maskesini takan bir aile üyesi değildi. Gözlerimi doğrudan onun gözlerine diktim. “Emir,” dedim. “Abi” kelimesi dilimin ucuna bile gelmedi. O kelime, o gün Lara ablayla birlikte benden gitmişti. Sadece adı vardı: Emir. “Söyle bakalım, Eylül,” dedi keyifle. Zihnimdeki en büyük korkuyu dile getirdim. Artık mesele bana ne yapacağı değildi; mesele, benden ne alacağıydı. “Oğlum olursa…” diye başladım, sesim titredi. Vücudumun bu korkunç amaca hizmet etmesi fikri bile midemi bulandırıyordu. “Bebeğimi benden alacak mısın?” Korkuyla Lara ablayı düşündüm. “Onu… Lara’ya mı vereceksin?” Emir başını yana eğdi. Bu soru onu eğlendirmişti. Bir eliyle zincirimi tuttu, diğeriyle saçlarımı okşadı. Bu okşama bir sevgi eylemi değil, bir mülkiyet beyanıydı. “Bak sen şuna,” dedi, sesi alaycıydı. “Annelik içgüdülerin şimdiden mi uyandı? Aferin.” “Cevap ver!” diye fısıldadım; gözlerimdeki yaşlara rağmen onu zorladım. Emir gülümsedi. Bu gülümseme beni tamamen çaresiz bıraktı. “Bu tamamen sana bağlı, Eylül. Lara benim karım ve bu holdingin yasal vârisi. Benim oğluma ihtiyacım var. Eğer sen uslu bir kız olup, istediğim gibi erkek bebek verirsen, onu senden almam. Büyütmene izin veririm. Tabii, benim belirlediğim kurallar çerçevesinde.” Sözleri bir umut kırıntısı sundu ama bu kırıntı zehirle kaplıydı. Bir erkek çocuk dünyaya getirirsem, belki zincirlerim gevşerdi. Belki hayatta kalma amacım olurdu. Emir tekrar yüzüme yaklaştı. “Ama eğer yaramazlık yaparsan, bana itaat etmezsen ya da kız çocuğu olursa… O zaman o bebek, annesiz büyüyecek. Lara’nın kızı olacak. Anladın mı?” Başımı yavaşça salladım. Anlamıştım. Benim kaderim, o zincirlenmiş odada, sadece kendime ait bir bebek sahibi olma umuduyla yaşamak zorundaydı. Artık nefreti içime gömdüm. Vücudum emirlerinin altındaydı. Ama ruhumun bir köşesi, o zincirlerden uzakta, doğmamış bir çocuğun hayaline tutunmaya karar verdi. Emir’e karşı savaşım bitmişti; şimdi, hayatta kalma savaşım başlıyordu. --- Eylül’ün yetimhaneden ayrılışının üzerinden bir hafta geçmişti. Merkezdeki üç arkadaşı, Zeynep, Melis ve Cemre, aralarında sürekli Eylül’ü konuşuyorlardı. Eylül'ün ablasının nihayet gerçeği görmesi ve onu yanına alması, onlar için büyük bir sevinç kaynağı olmuştu. Ama aynı zamanda bir haftadır hiçbir haber alamamak, içlerinde yavaşça büyüyen bir huzursuzluğa yol açmıştı. Okulda, Derin ve grubuyla yaşadıkları gerginlik devam ediyordu. Ancak Eylül’ün yokluğu, onların dayanışma zincirinde bir boşluk yaratmıştı. Bir öğle yemeği sırasında, Cemre tabağındaki yemeği kurcalarken dayanamadı. "Hâlâ Eylül’den haber yok." dedi, sesi kaygılıydı. "Normalde ablasıyla yerleşince hemen arardı. Bir hafta oldu." Zeynep, çatalını sertçe tabağına bıraktı. "Haklısın. O kadar mutlu gitmişti ki... Ablası telefon numarası vermemiş miydi? Bir ara biz arayalım." Melis, gözlüğünü düzeltti. Onun mantıklı ve sakin sesi gerginliği hafifletti. "Lara Hanım'ın sadece merkezin numarasını bıraktığını hatırlıyorum. Muhtemelen yeni hayatına adapte olmaya çalışıyor. Ama evet, bir arayıp sorsak iyi olur." O akşam üç kız, merkezin müdiresi olan Neşe Hanım’ın kapısını çaldılar. Neşe Hanım, güler yüzlü, orta yaşlı bir kadındı ama her zaman meşguldü. Kapıyı çaldıklarında Neşe Hanım içeriden, "Gel." diye seslendi. İçeri girdiler. Üçünün de yüzünde endişe ve kararlılık karışımı bir ifade vardı. "Neşe Hanım," diye başladı Zeynep, her zamanki gibi direkt. "Eylül’ü sormak istiyoruz. Bir haftadır ondan haber alamıyoruz. Ablasıyla iyi mi? Nereye gittiler?" Neşe Hanım, elindeki evrakları masasına koydu ve onlara baktı. Gözlerinde anlaşılmaz bir soğukluk vardı. "Eylül mü? O, ablası Lara Hanım ile merkezin izniyle ayrıldı, biliyorsunuz." Cemre öne çıktı. "Biliyoruz ama çok uzun zaman geçti. Ablası ona telefon ettirmedi mi? Biz sadece... merak ediyoruz. Birlikte çok yakındık." Neşe Hanım, alnını ovuşturdu. "Lara Hanım, Eylül’ün şu an psikolojik olarak çok hassas bir süreçten geçtiğini ve dış dünyadan tamamen izole olması gerektiğini belirtti. Ona özel bir ortam sağlanmış. Sanıyorum Eylül’e bu geçiş sürecinde kimseyle görüştürülmeme kararı alınmış." "Ama biz onun arkadaşıyız! Biz onun travmasını biliyoruz!" diye itiraz etti Zeynep. "Bizimle konuşması ona iyi gelir!" Melis, Neşe Hanım’a daha mantıklı bir soru yöneltti: "Peki, en azından Lara Hanım’ın numarasını alabilir miyiz? Ya da yeni evlerinin adresini? Ziyaret etmek istiyoruz. Sadece beş dakikalığına bile olsa." Neşe Hanım’ın yüzü tamamen ciddileşti. Sesi, kesin ve katı bir resmiyete büründü. "Hayır, yapamazsınız. Size Lara Hanım’ın iletişim bilgilerini vermem kesinlikle yasak. Resmi prosedür budur. Eylül’ün durumu hassas, tekrar travmatize olmasını istemiyorlar. Size düşen, onun iyi olduğunu varsaymak ve derslerinize odaklanmak." Neşe Hanım’ın bu katı tavrı, kızların içindeki korkuyu perçinledi. Sanki Eylül, sadece onlardan değil, bütün dünyadan gizlenmişti. Zeynep, hiddetle ayağa kalktı. "Ama ya iyi değilse? Ya o adam..." "Yeter, Zeynep!" diye kesti Neşe Hanım, sesi yükselmişti. "Lara Hanım bize, Eylül’ün yanlış anlaşılmalar yüzünden kaçırıldığı söylenen o adamın (Emir’in) yurt dışında olduğunu ve geri dönmeyeceğini garanti etti. Güvenlik en üst düzeyde sağlanmış. Şimdi lütfen gidin. Bu konuyu bir daha açmayın." Üç kız odayı terk etmek zorunda kaldılar. Ama koridorda yürürken, aralarındaki sessizlik, bir hafta önceki neşeli vedanın tam tersiydi. Neşe Hanım’ın o soğuk, inandırıcı güvenceleri, onların şüphelerini daha da artırmıştı. "Bana bir şey doğru gelmiyor," diye fısıldadı Zeynep. "Lara Hanım’ın ‘telefon edemez’ diye bir kural koyması çok saçma. Bence bir şey oldu." Melis, gözlüğünün camından dışarıyı izledi. "Neşe Hanım’ın söyledikleri çok resmiydi. Sanki bir metin okuyor gibiydi. Eylül’ün hayatında bir şeyler gizleniyor." Eylül’ün kayboluşu artık sadece bir ayrılık değil, merkez duvarlarının dışındaki tehlikenin somut bir kanıtıydı. Üç kız artık sadece arkadaşlarına değil, o arkadaşlarının arkasında yatan karanlık gerçeğe karşı da harekete geçmek zorunda olduklarını anladılar. --- Neşe Hanım’ın katı reddi ve resmî açıklamaları, üç kızı daha da alarma geçirmişti. Zeynep’in şüpheleri, Melis’in mantıksal analizleri ve Cemre’nin endişesi birleşince, Eylül’ün güvende olmadığına dair güçlü bir sezgiye kapıldılar. Merkezi yönetimin bu kadar kapalılığı, Lara’nın tavrındaki ani değişimin ardından hiç de güven verici değildi. “Neşe Hanım’ın söylediklerine inanmıyorum,” dedi Zeynep ertesi gün okul yolunda. “O adamın yurtdışında olduğunu falan sanmıyorum. Ablası, o tokat olayından sonra birden bire mi gerçeği gördü? Çok hızlı, çok şüpheli.” Melis başını sallayarak onayladı. “Mantık, Lara Hanım’ın bu kadar hızlı bir dönüş yapmayacağını söylüyor. Ya da eğer yaptıysa, Eylül’e en azından bizimle iletişim kurması için izin verirdi. Görüşme yasağı, birinin kontrol altına alındığını gösterir.” Cemre, titrek bir sesle araya girdi. “Peki ne yapacağız? Neşe Hanım bize kapıyı kapattı. Polise gitsek, ‘yasal velisi yanında’ derler.” Zeynep’in aklına hemen bir isim geldi: Deniz Hanım. Merkezin psikoloğu. O, kızların hikâyelerini en iyi bilen ve onlara en çok inanan kişiydi. “Deniz Hanım’a gideceğiz,” dedi Zeynep kararlılıkla. “O bizimle çalıştı. Eylül’ün travmasını en iyi o biliyor. Eğer birine inanırsa, o da Deniz Hanım’dır.” Okul çıkışı, üç kız doğrudan Çocuk Destek Merkezi’ne geri döndüler ve Deniz Hanım’ın ofisini buldular. Şanslarına, Deniz Hanım mesaisini bitirmek üzereydi ve onları kabul etti. Deniz Hanım, kızları görünce gülümsedi. “Merhaba kızlar. Bir sorun mu var?” Zeynep, beklemeden konuya girdi. “Eylül ile ilgili, Deniz Hanım. İyi değiliz. O gittikten sonra ondan hiçbir haber alamadık. Ablası Lara Hanım, merkezden ayrılırken buradaki herkesi ikna etmişti. Ama şimdi Müdire Hanım, Eylül’ün kimseyle görüşmesinin yasak olduğunu söylüyor. Psikolojik olarak hassasmış.” Deniz Hanım’ın yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu. Kaşları çatıldı. Eylül’ün durumunun ne kadar ciddi olduğunu biliyordu. “Görüşme yasağı mı?” diye sordu Deniz Hanım, sesi endişeliydi. “Eylül’ün iyileşme süreci için sosyal destek çok önemliydi. Lara Hanım’ın bu kararı beni şaşırttı.” Melis öne atıldı. “Bizi en çok endişelendiren de bu. Ablası birdenbire gerçeği gördüğünü söyledi, Emir’in yurtdışında olduğunu söyledi. Ama bizce bu bir yalan. Ablasının o kadar çabuk ikna olması mantıklı değil. O gün, Eylül’e tokat attı.” “Evet, o pislik Emir’den korktuğu için yalan söylemiş olabilir,” dedi Cemre, sesi titreyerek. “Belki de onu o adamın elinden kurtarmadı, tam tersi…” Sözünü bitiremedi ama anlamı ağırdı. Deniz Hanım, elindeki kalemi bıraktı. Gözlerinde derin bir ciddiyet ve şüphe belirmişti. Eylül’ün dosyasını hatırladı; taciz iddiaları, Emir’in güçlü konumu ve karısının şüpheli derecede hızlı geri çekilişi. Lara’nın son ziyareti sırasında sergilediği duygusal çalkantı, şimdi daha net bir anlam kazanıyordu. “Kızlar, söyledikleriniz çok önemli,” dedi Deniz Hanım, sakin kalmaya çalışarak. “Neşe Hanım’ın bana verdiği bilgi, Lara Hanım’ın Eylül’ü çok gizli, güvenli bir rehabilitasyon merkezine yerleştirdiği yönündeydi. Ama benimle iletişim kurma yasağı... bu doğru değil.” Deniz Hanım, masasının çekmecesini açtı ve Eylül’ün dosyasını çıkardı. “Eylül’ün durumu yetkililerce yakından takip edilmek zorundaydı. Lara Hanım’ın verdiği tek iletişim numarası, ev telefonu. Ve o da bir haftadır açılmıyor.” Deniz Hanım ayağa kalktı. Yüzündeki ifade, artık bir terapistinkinden çok, endişeli bir koruyucununki gibiydi. “Bana Eylül’ün ayrılışındaki son detayları anlatın. Lara Hanım, Emir’in nerede olduğunu söyledi? Ve onu nereye götürdü?” Kızlar, Lara’nın Emir’in yurtdışında olduğu yalanını ve Eylül’ü “gözlerden uzak, sakin bir dağ evine” götürdüğünü anlattılar. Deniz Hanım, kaşlarını çattı. Dağ evi... Emir’in o bölgede bir yerinin olduğunu biliyordu. “Tamam kızlar,” dedi Deniz Hanım. Sesi, kesin bir kararlılıkla doluydu. “Siz haklısınız. Bu işte bir tuhaflık var ve ben bu tuhaflığın peşini bırakmayacağım. Eylül’ün dosyasını tekrar inceleyeceğim ve gerekli mercileri hemen harekete geçireceğim. Bana güvendiğiniz için teşekkür ederim.” Zeynep, Melis ve Cemre rahatlamış bir şekilde ofisten ayrıldılar. Biliyorlardı ki artık Eylül için savaşan, sadece onlar değildi. Deniz Hanım, onların elindeki tek umuttu. --- Zeynep, Melis ve Cemre odamdan ayrıldıktan sonra kapıyı kilitledim. Masamın üzerinde duran Eylül’ün dosyası elimi yakıyormuş gibiydi. Kızların anlattıklarıyla Neşe Hanım’ın soğuk ve resmi tavrı birleşince, kafamdaki bütün parçalar yerine oturmuştu: Eylül tehlikedeydi. Dağ evi. Gözlerden uzak. Emir’in yurtdışında olduğu yalanı. Emir’in holdinge ait gayrimenkulleri hakkında, daha önceki polis soruşturmasından edindiğim bazı bilgilere sahiptim. İstanbul’a yakın, Sapanca veya Yalova çevresindeki Samanlı Dağları’nda lüks, izole dağ evleri olduğu biliniyordu. Lara Hanım’ın “psikolojik hassasiyet” bahanesiyle koyduğu görüşme yasağı, Eylül’ün oraya hapsedildiği anlamına geliyordu. Hemen yetkili mercilere ulaşmalıydım. Ama kime? Sosyal Hizmetler, Lara Hanım’ın yasal velayetine ve karakoldan gelen “delil yetersizliği” raporuna güveniyordu. Bu, hızlı bir eylem gerektiriyordu. Önce yasal prosedürü başlatmak için telefona sarıldım. Alo, Sosyal Hizmetler Çocuk Koruma birimi mi? Ben Ç.D.M. psikoloğu Deniz. Acil bir durum hakkında bilgi vermek zorundayım. Yakın zamanda merkezimizden ayrılan Eylül adında bir çocuk... Durumu, resmi rapor dilinden uzaklaşarak, kızların şüphelerini de ekleyerek anlattım. Özellikle Emir’in serbest kalması ve Lara’nın ani tavır değişikliği üzerinde durdum. Lara Hanım’ın bize verdiği bilgiye göre çocuk, rehabilitasyon amaçlı izole bir yere götürüldü. Ancak ne adres var ne iletişim. Bu, Emir’in kızı yasal yollarla kaçırması anlamına gelebilir! Karşımdaki görevli başta isteksizdi. Lara Hanım, çocuğun ablası ve yasal vasisi. Beyanı mevcut. Emir Bey’in yurtdışında olduğuna dair de bilgi aldık... Size söylüyorum! diye bağırdım; sesimi ilk defa bu kadar yükseltiyordum. Bu kız, o adam tarafından daha önce taciz edildi. Şimdi Emir’in kızı zorla tuttuğuna dair ciddi şüphelerimiz var! Acilen Emir’in o bölgedeki (Sapanca, Yalova çevresi) taşınmazlarını araştırmalısınız! Her geçen dakika, onun hayatı için hayati önem taşıyor! Karşımdaki görevli, sesimdeki ciddiyetten etkilenmiş olmalıydı. Tamam, Deniz Hanım. Söylediklerinizi not aldım. Durumu üstlerime rapor edeceğim ve hemen bir araştırma başlatılmasını talep edeceğim. Size geri dönüş yapacağız. Telefonu kapattım. “Hemen” kelimesi benim için çok yavaştı. Emir’in elinde geçen her saat, Eylül’e yeni travmalar yaşatıyordu. Beklemek benim için işkenceydi. Eylül’ün o masum, yaralı yüzü gözümün önünden gitmiyordu. O kız daha fazla acı çekmeyi hak etmiyordu. O akşam yetkililerden bir geri dönüş alamayınca planımı değiştirdim. Emir’in yerini bulmak için sadece resmi kanallara güvenemezdim. Kendi araştırmamı yapmalıydım. Oturup notlarımı çıkardım: Sapanca, Yalova, izole dağ evleri... Emir’in holdinginin bu bölgelerdeki gayrimenkullerini öğrenmenin bir yolunu bulmalıydım. O gece, Deniz Hanım olarak görevimin sınırlarını aşmaya karar verdim. Eylül’ün hayatı, resmi prosedürlerin yavaşlığından daha önemliydi. Gerekirse kendi başıma o dağ evini bulacaktım. Eylül’ü oradan çıkaracak tek umut bendim ve tabii ki o üç sadık arkadaşı. Eylül için savaş yeni başlamıştı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE