24.Bölüm

1581 Kelimeler
Merkezde geçirdiğim bir aydan sonra, sosyal hizmetler nihayet bizi devlet okuluna yazdırmaya karar verdi. Merkezde güvende olmak iyiydi, ama dış dünya ile yeniden bağlantı kurmak gerekiyordu. Melis, Zeynep, Cemre ve ben, dört kişilik çetemizle yeni bir savaş alanına doğru yola çıktık: Lise. Merkezin sağladığı kıyafetler, yeni okulun şık, markalı öğrencileri arasında hemen dikkatimizi çekti. Gardıroplarımız hayırsever bağışlardan oluşuyordu; temizdi, ütülüydü, ama üzerimizde bir damga gibi duruyordu. Okul bahçesine girdiğimiz an, bakışların üzerimize çevrildiğini hissettim. Fısıltılar başladı: "Yetimhane kızları," fısıltıları. Popüler kız grubu kantinin önünde, tepeden tırnağa markalı giysileriyle duruyordu. Liderleri, uzun, kumral saçlı, gözleri keskin ve alaycı olan Derin’di. Yanında, makyajı abartılı ama gözleri boş olan İrem ve Derin’in her sözüne onaylayan, sıska Ece vardı. Giyimimiz ve sessizliğimiz, onlar için anında hedef haline gelmişti. Sınıfa girdiğimizde, yerleşmek için kendimize arka sıralarda yer aradık. Ancak coğrafya öğretmeni Ayhan Hoca hemen müdahale etti. "Yeni öğrencilerimiz, hoş geldiniz! Ama oturma düzeninde değişiklik yapıyoruz. Yerlerinizi ben belirleyeceğim," dedi, elindeki listeye bakarak. "Şimdi, herkes dinlesin." Ayhan Hoca beni en çok endişelendiren şeyi yaptı: Kız-erkek karışık oturma düzeni. Zeynep anında gerildi. İsimlerimiz sırayla okundu ve her birimiz, kaderimizin belirlediği yeni sıramıza yöneldik: Zeynep, sınıfın en arka sırasında, sakin ve sürekli ders çalışan Ali Asaf ile oturdu. Ali Asaf, Zeynep'in öfke dolu enerjisinin tam tersiydi; sessiz, çalışkan ve dünyadan kopuk görünüyordu. Cemre, sınıfın ortasında, popüler kızların sürekli peşinde koştuğu, yakışıklı ve futbolcu Berk ile oturdu. Berk, yerleşirken Cemre'ye şaşkın bir bakış attı; çünkü Cemre, onun sosyal statüsüne göre oldukça 'sönük' kalıyordu. Melis, ön sıralarda, kalın camlı gözlükleriyle ders kitaplarına gömülmüş, çekingen Mert ile oturdu. Melis, Mert'in hemen yanına oturduğunda ikisi de aynı anda kızarmıştı; ikisi de kendi dünyalarının sessizliğinde kalmayı tercih edenlerdendi. Sıra bana geldiğinde, Ayhan Hoca listeye baktı. "Eylül," dedi. "Sen... en ön sırada, Kuzey ile oturuyorsun. Onun sırası boş. Sanırım bugün devamsızlık yapmış." Derin’in oturduğu sıradan alaycı bir kıkırdama yayıldı. İrem, yanındaki Ece’ye fısıldadı: "Kuzey’e mi denk geldi? Ah be kızcağız, hiç şansı yok!" Kuzey. Adını duyduğum an içimde soğuk bir ürperti hissettim. Sınıfın en kötü şöhretli öğrencisi olmalıydı. Emir’in gölgesinden yeni kurtulmuşken, şimdi bir de yanıma oturacak potansiyel bir sorunla mı yüzleşecektim? Kuzey’in boş sırasına oturdum. Önümdeki masaya dokunduğum an avuç içlerim terledi. Boş sandalye bana gelecekteki tehlikeyi fısıldıyordu. Teneffüste, Derin ve grubu Melis'in sırasında toplandılar. "Ayy, bak bak!" dedi Derin, elindeki telefonla bizi çeker gibi yaparak. "Gözlüklü Mert'in yanına ne kadar da yakışmış. Sanki bir film sahnesi: 'Sosyal Hizmetler ve İnekler Buluşması!'" İrem ve Ece kahkahalarla güldü. Zeynep sinirle ayağa kalktı. "Sana ne bizim giyimimizden!" Derin gözlerini devirdi. "Ay, yetimhane enerjisine bak. Ne sandın? Burası sizin barınağınız değil, canım. O ucuz eteklerinizi başka yerde sergileyin." Cemre, Berk'in yanında oturuyordu, yüzü kıpkırmızıydı. Berk ise durumu umursamaz bir tavırla camdan dışarı bakıyordu. Ben sıramda sessizce oturdum. Ablamın tokadı ve Emir’in tehditleri bana bir şeyi öğretmişti: Savaşmak bazen susmaktan daha büyük kayıp getirir. Ayhan Hoca sınıfa geri girdiğinde, Derin ve ekibi hızla yerlerine geçti. Derin, yerine otururken bana baktı ve dudaklarını alaycı bir şekilde büzdü. O gün, fiziksel olarak güvende olabilirdim. Ama yetimhane duvarlarının dışındaki dünya, yargılama ve sınıf farklılıkları ile dolu yeni bir savaş alanıydı. Ve ben bu savaşta, Kuzey adında bir gölgeyle yan yana oturmak zorundaydım. --- Coğrafya dersi başlamıştı. Ayhan Hoca, tahtada iklim tiplerini anlatıyor; sesinin monotonluğu sınıfın yarısını uyutmaya yetiyordu. Ben, Kuzey'in boş sırasının yanındaki yerimde, not defterime anlamsız karalamalar yaparak sadece dersin bitmesini bekliyordum. Ayhan Hoca, elindeki tebeşiri tahtaya sertçe vurdu. “Evet gençler, konuyu anladınız mı? O zaman bir soru soralım. Melis!” Melis, ismini duyunca irkildi. Gözlüklerinin arkasındaki kahverengi gözleri Ayhan Hoca'ya döndü. Yanında oturan Mert, Melis'e destek olmak istercesine hafifçe öksürdü. “Söyle bakalım Melis,” dedi hoca. “Ekvatoral iklimin en belirgin iki özelliğini açıkla. Detaylı cevap istiyorum; defterden okuma yok.” Sınıfta birkaç alaycı fısıltı yayıldı. Derin, sandalyesinde geriye yaslandı, İrem'e bir bakış attı; ikisi de Melis'in aptalca bir cevap vereceğini düşünüyordu. Melis yutkundu. Ama sesi titrek değildi. Berrak ve net bir sesle cevap vermeye başladı: “Ekvatoral iklimin en belirgin özelliği, yıl boyunca sıcaklık farkının düşük olmasıdır. Yıllık ortalama sıcaklık 20 santigrat derecenin üzerindedir. İkincisi, yağış rejimi çok düzenlidir. Konveksiyonel yağışlar tüm yıl görülür; bu da bölgedeki bitki örtüsünün, yani yağmur ormanlarının, zengin ve gür olmasını sağlar. Toprakları demir oksit oranı yüksek olduğu için laterit, yani kırmızı renklidir.” Sınıfta beklenmedik bir sessizlik oldu. Cevap hem doğru hem de Ayhan Hoca'nın istediği detaydaydı. Hoca'nın yüzünde anlık bir şaşkınlık, ardından bir memnuniyet belirdi. “Aferin Melis,” dedi Ayhan Hoca. “Çok iyi bir cevap. Görüyorum ki derslere iyi çalışıyorsun.” Melis hafifçe gülümsedi ve yerine oturdu. Tam o anda Derin dayanamadı. Masasına eğildi ve yüksek sesle konuştu; sesi küçümsemeyle doluydu: “Tabii ki çalışacak. Bütün gün yapacak başka ne işi var ki? Evde oturup ders çalışmaktan başka sosyal aktivitesi olmayanların tek eğlencesi coğrafya öğrenmektir herhalde. Dışarıdaki hayatı bilmiyorsanız bari iklimleri bilin.” Bu söz, Melis'in yüzündeki küçük gülümsemeyi anında sildi. Yüzü kıpkırmızı oldu ve gözleri dolmaya başladı. Zeynep, arka sıradan adeta fırladı. O her zaman en çabuk parlayandı. Ayhan Hoca'nın duyamayacağı ama sınıfın duyabileceği keskin bir sesle cevap verdi: “Senin ‘dışarıdaki hayat’ dediğin şey, babanın parasıyla aldığın makyaj malzemeleri ve ucuz dedikodularla mı sınırlı? Melis en azından burada kendi beynini kullanıyor. Senin gibi ‘sosyal aktivite’ diye başkalarının hayatıyla dalga geçip, iki cümlelik ödevi bile internetten kopyalamıyor.” Zeynep'in sözleri, Derin'i hazırlıksız yakalamıştı. Derin'in yüzü bembeyaz oldu; öfkeyle kalkmak üzereydi. Ayhan Hoca, elindeki tebeşiri masaya vurdu; sesi gürledi: “YETER ÇOCUKLAR! Herkes sırasına! Ne o aranızda konuşmalar, fısıldaşmalar? Derin, Zeynep! Konuşmayı kesin! Burası derslik, dedikodu kulübü değil!” Ayhan Hoca'nın sesi sınıfı anında susturdu. Zeynep, gururla ama sinirle yerine oturdu. Derin, Ayhan Hoca'ya bakarak yüzüne sahte bir masumiyet ifadesi yerleştirdi ama Zeynep'e kin dolu bir bakış fırlattı. Ben, sıramda oturmuş bu küçük söz savaşını izlemiştim. Melis, Zeynep'in onu korumasıyla biraz rahatlamış görünüyordu. Biliyordum ki burası sadece bir okul değildi; bu dört duvar arasında da hayatta kalmak, tıpkı Emir'in evinde olduğu gibi, savaşmayı gerektiriyordu. Ve benim çetem, savaşmaya hazırdı. --- Dersin bitiş zili, bir kurtuluş çığlığı gibi çaldı. Ayhan Hoca, “Haftaya görüşürüz,” diyerek hızla sınıftan çıktı. Sınıf, anında gürültüyle doldu ama benim sıramda oturan dört kızın arasında bambaşka bir gerilim vardı. Zeynep, yerinden kalkmaya fırsat bulamadan, Derin, İrem ve Ece ile birlikte onun sırasına doğru sert adımlarla yürüdü. Yüzü öfkeden kıpkırmızıydı. “Sen kendini ne zannediyorsun? O ‘ucuz dedikodu’ lafını sana yedireceğim!” diye tısladı Derin, Zeynep'in tam üzerine eğilerek. Zeynep bu meydan okumaya hazırdı. Gözleri parladı. “Kendimi, senin gibi boş kafalı biriyle uğraşmayacak kadar değerli zannediyorum.” Bu sırada Cemre, Berk'in yanından gerginlikle kalktı. Berk durumu izliyor ve eğleniyor gibi bir ifadeyle dudak bükerek gülüyordu. Onun için bu, okulun sıradan bir gösterisiydi. Melis'in yanında oturan Mert, Derin'in Zeynep'e bu kadar yaklaşmasından rahatsız oldu. Çekingenliğine rağmen ayağa kalktı ve Derin'e doğru uzanarak, “Lütfen, tartışmayı kesin,” dedi; sesi titrek ve nazikti. Derin bu müdahaleyi beklemiyordu. Derin, Mert'e döndü, gözlüklerini göstererek alay etti. “Sen karışma, gözlük! Sana mı düştü bize akıl vermek? Git coğrafya çalış sen!” diyerek Mert'i omzundan sertçe itti. Mert, dengesini kaybedip sırasına çarptı. Cemre, en iyi arkadaşına dokunulmasına dayanamadı. Zeynep'i korumak için öne çıktı. “Derin, kes artık!” Bu, Derin'in sabrını taşıran son damla oldu. Ancak o, Zeynep'i hedef almak yerine daha zayıf halkayı, yani Cemre'yi seçti. İrem ve Ece, Derin'in işaretini bekliyordu. Bir saniye içinde İrem ve Ece, Cemre'nin sarı saçlarına yapıştı. “Bize bağırmak neymiş gör şimdi!” diye bağırdı İrem. Cemre çığlık attı, kendini kurtarmaya çalışıyordu. Zeynep ise Derin'in onu engellemeye çalışmasıyla mücadele ediyordu. Sınıf, kavgayı izlemek için etraflarına toplanmıştı. O an, bütün vücudumda bir elektrik akımı hissettim. Emir'in zorbalığına karşı gösteremediğim direnç, şimdi Cemre'nin acısıyla birleşmişti. Artık susmayacaktım. Hızla Kuzey'in boş sırasından fırladım. Derin'i iterek Zeynep'in yanına ulaştım. Gözümde ne korku ne de endişe vardı; sadece koruma içgüdüsü ve öfke vardı. Ece'nin saçlarına sertçe yapıştım. Tıpkı onun Cemre'ye yaptığı gibi. “Bırak onu!” diye bağırdım; sesim sınıftaki gürültüyü bastırıyordu. Ece, canı yandığı için saçımı bırakmak zorunda kaldı. Cemre, hemen nefes alarak İrem'in elinden kurtuldu. O an, sınıfın kapısı hızla açıldı ve Ayhan Hoca, bağırışları duyup geri geldi. “NE YAPIYORSUNUZ SİZ BURADA!” Ayhan Hoca'nın öfkeli sesi, herkesi dondurdu. Dört kız, nefes nefese, birbirlerinin saçlarını bırakmış, dağınık bir halde duruyorduk. Ayhan Hoca, yüzü kızarmış bir şekilde yanımıza yürüdü. “Hemen açıklayın! Kim başlattı bu kavgayı? Hepiniz disipline gidiyorsunuz!” Sınıfta ölüm sessizliği hüküm sürüyordu. Disiplin cezası, herkesin korktuğu şeydi; özellikle de yetimhaneden gelenler için büyük bir riskti. Zeynep bir saniye duraksadı. Ardından yüzüne o meşhur alaycı gülümsemesi yayıldı. “Aa, ne kavgası Hocam? Şakalaşıyorduk,” dedi Zeynep, sesi olabildiğince masum. “Melis, tahtaya iyi cevap verince sevindik. Biraz fazla mı coştuk ne?” Derin, Zeynep'in ne yaptığını hemen anladı. Disiplin cezası almak, onun popülerliği için çok daha büyük bir darbeydi. Hızla Zeynep'e katıldı, yüzüne sahte bir şefkat yerleştirdi. “Evet, Hocam. Zeynep'in dediği gibi. Melis çok iyi cevap verdi; hepimiz ona sarılmaya çalıştık ama biraz abarttık galiba. Saçlarımız karıştı sadece.” Ayhan Hoca, şüpheyle hepsine baktı. Gözleri dağınık saçlarımız ve kızarmış yüzlerimiz arasında gidip geliyordu. Ama kavgayı başlattıklarını kanıtlayacak hiçbir görgü tanığı konuşmayacaktı. “Peki, öyle olsun,” dedi hoca; sesi yorgundu. “Ama bir daha böyle bir şey görmeyeceğim. Gören olursa, sonuçlarına katlanırsınız! Hepiniz dağılın!” Ayhan Hoca tekrar sınıftan çıktı. Zeynep bana baktı. Gözlerinde minnettarlık vardı ama yüzü hâlâ öfkeliydi. Derin ve grubu, sessizce yerlerinden ayrıldı. O an, o yetimhane duvarlarının ardında kurduğumuz küçük ittifakın ne kadar değerli olduğunu anladım. Benim için burası, Emir'den kaçışın sadece fiziksel bir yolu değildi; aynı zamanda kendimi savunmayı yeniden öğreneceğim bir alandı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE