25.Bölüm

1502 Kelimeler
Okulun son zili çaldığında, sınıf bir anda boşaldı. Hepimiz eşyalarımızı topladık. Söz savaşı ve neredeyse çıkan kavga, Derin'in grubundan bize karşı yayılan nefreti somutlaştırmıştı. Çetemiz Melis, Zeynep, Cemre ve ben sınıftan ayrılırken omuzlarımız dikti. Disiplin cezasından kurtulmuştuk, ama biliyorduk ki bu sadece geçici bir zaferdi. Koridorda ilerlerken, Derin ve İrem arkamızdan geliyordu. Fısıldamaları, sinir bozucu bir arı vızıltısı gibiydi. Tam merdivenlerin başına geldiğimizde, hızla ilerleyen Cemre’nin ayağına Derin ustaca ve kimsenin fark edemeyeceği şekilde çelme taktı. Cemre, bir anlık şaşkınlıkla dengesini kaybetti. Ağzından kısa bir çığlık kaçtı ve merdivenlerden aşağı düşmek üzereyken bir kol onu hızla kavradı. Bu, sınıfta Cemre'nin yanında oturan ve olayı izleyip gülen Berk'in koluydu. Berk, Cemre'yi kendine doğru çekti ve hızla dengeye getirdi. Cemre, şok içinde Berk'e bakıyordu. Berk, Cemre'yi bıraktıktan sonra, Cemre'nin yüzüne bile bakmadan, sesinde en ufak bir duygu taşımadan konuştu: “Önüne baksana kızım. Koridorun ortasında düşmek zorunda mısın?” Sanki Cemre kendi beceriksizliği yüzünden neredeyse düşüyormuş gibi bir tavır sergilemişti. Bu sözler, yardımın soğuk yüzüydü. Derin ve grubu, bu sahneyi uzaktan izliyordu. Derin’in yüzünde Berk'in Cemre'yi tutmuş olmasına duyduğu kıskançlık ve öfke okunuyordu. Zeynep hemen Cemre'nin yanına koştu. “İyi misin, Cemre? O pislik sana çelme taktı!” Cemre hâlâ şoktaydı. “Ben… iyiyim,” diye mırıldandı. Gözleri hızla uzaklaşan Berk’in sırtındaydı. Berk yardım etmişti ama bunu, sanki bir engeli aşmak zorunda kalmış gibi, tamamen ilgisiz bir tavırla yapmıştı. Ben, Melis’le birlikte hemen Cemre'nin etrafını sardım. Derin’e baktım. Derin şimdi sırıtıyordu. Amacına ulaşmıştı: bizi küçük düşürmek. “Gelin, gidelim buradan,” dedim, Cemre'nin kolunu tutarak. Burası, bizi yiyip bitirmeye kararlıydı. Okul kapısından çıktık. Merkeze doğru yürürken aramızda uzun bir sessizlik sürdü. Cemre, hem düşme tehlikesinin şokuyla hem de Berk’in o soğuk yardımının etkisiyle karışık duygular içindeydi. Melis sessizliği bozdu: “Neden yardım etti ki? Hiç umursamıyor gibiydi.” Zeynep öfkeyle omuz silkti. “O gösteriş budalası. Muhtemelen Derin'in yanından koşarak uzaklaşmak istediği için yakalamıştır. Bu erkeklerden hayır gelmez.” Benim aklımsa Emir’e gidiyordu. Berk’in yardımı ne kadar soğuk olsa da bir başkasının müdahalesiydi. Hayatımda Emir’in zorbalığına karşı çıkan ilk kişi Ayşe Teyze olmuştu. Biliyordum ki okul hayatı zorlu olacaktı. Ama en azından bu kez yalnız değildim. --- Emir, karakoldan serbest kaldıktan sonraki haftalar boyunca Lara'ya karşı olabilecek en sevecen ve mağdur eş rolünü oynadı. Lara, hem kocasının masumiyetine inanmak istiyor hem de Eylül'e vurduğu tokadın vicdan azabını yaşıyordu. Ancak kocasının sürekli tekrar ettiği “Eylül hasta” tezi, Lara’nın zihnindeki tek gerçek hâline gelmişti. Bir akşam, lüks evlerinin oturma odasında, şömine başında oturuyorlardı. Lara, Emir'in göğsüne yaslanmıştı. Emir ona sürekli güvence veriyor, geleceğe dair planlardan bahsediyordu. Ancak Emir’in gözleri soğuktu; Eylül’ün yokluğu onu huzursuz ediyordu. “Bütün bu olaylar beni çok yordu, hayatım,” dedi Emir, Lara'nın saçlarını okşarken. “Ama sen yanımda olduğun sürece her şeyi atlatırız. Şimdi, geleceğe odaklanmalıyız.” Lara başını kaldırdı. Gözlerinde derin bir hüzün vardı. “Gelecek… Keşke o gelecekte bir oğlumuz olabilseydi, Emir. Bütün bu şirketler, bu holding… Hep sen söylüyorsun, bir varis şart. Ama ben…” Lara'nın sesi titredi. Yıllardır süren tedavilere rağmen sonuç alamamıştı. Kısırlık tanısı, Lara'nın en büyük acısıydı. Emir, Lara’nın yüzünü elleri arasına aldı. Yüzündeki ifade, acımasız bir şefkat maskesiydi. “Biliyorum, canım. Biliyorum. Ama bir çözüm bulmalıyız. O oğlan çocuğu olacak. Olmak zorunda.” Emir, Lara'dan uzaklaştı; viski bardağını eline aldı ve şömineye bakarak arkasını döndü. Sesi aniden soğuk ve resmi bir tona büründü. “Ve ben, o çözümü buldum. Sadece... bu, senin için biraz zor bir karar olabilir.” Lara'nın kalbi hızlandı. “Nedir, Emir? Başka bir tedavi mi?” Emir, bardağından büyük bir yudum aldı ve yavaşça Lara'ya döndü. Gözleri, karanlıkta parlayan bir yılanınkini andırıyordu. “Hayır. Tedavi değil. Taşıyıcı anne.” Lara şaşkınlıkla ayağa kalktı. “Taşıyıcı anne mi?! Bütün bunlara gerek yok! Bir yetimhaneden evlat ediniriz ya da... uluslararası bir süreç başlatırız.” Emir alaycı bir şekilde gülümsedi. “Hayır, Lara. O benim kanımı taşıyacak. O, benim meşru oğlum olacak. Başkasından değil.” Emir, Lara’ya doğru yürüdü ve tam önünde durdu. Sesi, fısıltı kadar alçak ama bir emir kadar kesindi. “Ve bu taşıyıcı anne, kolayca bulabileceğimiz, yasal süreci en basit olacak kişi olmalı. Aynı genetik yapıyı taşıyan, itiraz edemeyecek biri...” Emir, Lara’nın gözlerinin içine baktı. Gözlerindeki dehşeti izlemekten zevk alıyordu. “Eylül,” dedi. Sadece tek bir kelime… Soğuk, hesapçı ve korkunç. Lara dondu kaldı. “NE?!” “Eylül,” diye tekrarladı Emir. “O, senin kız kardeşin. Senin kanından yumurtalarınla benim spermimden bir bebek büyütecek. O, yasal olarak senin yeğenin olacak ama biyolojik olarak bizim oğlumuz olacak. Ve en önemlisi, o şimdi devletin himayesinde. Kimse sorgulamaz.” Lara'nın yüzü bembeyaz oldu. “Emir, sen delirdin mi?! O daha çocuk! Ve o... o kabul etmez! O yaşadıklarından sonra... ona bunu nasıl teklif edersin?!” Emir'in yüzündeki maske anında düştü. Şefkat bitti; yerini saf bir tehdit aldı. Lara'nın omuzlarını sertçe tuttu. “Ona ben teklif etmeyeceğim, Lara. Sen edeceksin. Sen, onun ablasısın. Ona bu ‘aileye hizmet etme’ şansını sen sunacaksın. Ve o kabul edecek.” Lara korkuyla titredi. “Kabul etmezse?” Emir'in gözleri kısıldı. “Edecek. Yaşadığı o ‘kötü hatıraları’ hatırlatırız. Polis beni bıraktı. O, yalan söylemekten dolayı cezalandırılabilir. Ya da en basiti... o yetimhaneden bir şekilde kaçar. Ve o zaman...” Emir, sözlerini bitirmedi. Ama anlamı açıktı: Eğer Eylül kabul etmezse, Emir onu bulacak ve daha beter cezalandıracaktı. “Lara,” dedi, sesi şimdi fısıltı gibiydi ama daha keskin. “Oğlumuz olacak. Ve o oğlanı senin kız kardeşin taşıyacak. Bu, senin son şansın. Eğer ona bu teklifi götürmezsen ve o ‘oğlan’ bu holdinge gelmezse... bu evliliğin, bu hayatın biter. Benim itibarımı sarsan yalanların bedelini sen ödersin.” Emir, Lara'yı serbest bıraktı. Lara, odanın ortasında, nefes alamaz hâlde duruyordu. Kardeşinin bedenini, kocasının varis arayışı için feda etmek... Bu, Emir'in zorbalığına karşı son, en büyük ihanetti. Lara'nın ruhu o an paramparça oldu. Ama Emir'in tehdidi, kalbine bir bıçak gibi saplanmıştı: Kendi hayatını kurtarmak için, kardeşini satmak zorundaydı. --- Lara, Emir’in o korkunç teklifini duyduktan sonraki günleri bir vicdan azabı cehenneminde geçirdi. Kardeşini o iğrenç teklife zorlamak, onun için boğazını sıkan bir kâbustu. Ancak Emir’in tehdidi ağırdı: Eğer oğlu olmazsa, Lara'nın bütün hayatı, itibarı ve güvenliği elinden alınacaktı. Birkaç gün sonra Lara, yetimhaneyi ziyaret etme izni aldı. Görüşme odasına girdiğinde Eylül’ü gördü. Kardeşinin yüzü solgun, gözleri korkak ama kararlıydı. Lara bu sefer Eylül’e tokat attığı günkü gibi öfkeli ya da suçlayıcı değildi. Yüzünde derin bir pişmanlık ve çaresizlik maskesi vardı. Eylül, ablasını görünce hemen duvarını ördü. Yanağına inen tokadın acısı hâlâ tazeydi. Lara yavaşça Eylül’e yaklaştı. Ellerini uzattı, sesi titriyordu. “Eylül... ablacığım.” Eylül bu hitap karşısında irkildi. Aylardır ilk kez Lara’dan bu kadar içten bir ses duyuyordu. Ama yine de geri çekildi. “Ne istiyorsun?” Lara’nın gözleri doldu. Gözyaşları, sanki gerçekten pişmanmış gibi yanaklarından süzülüyordu. “Ben... ben ne yaptım, Eylül? Ben nasıl sana inanmadım? O gün... o kadar paniklemiştim ki... Emir o kadar inandırıcıydı ki... Ben kendi yuvamı, evliliğimi korumak için sana sırtımı döndüm.” Lara, Eylül’ün ellerini yakaladı. Eylül direndi ama Lara'nın tutuşu güçlüydü. “Beni affet. Lütfen, beni affet. Ben tam bir aptalım! Nasıl bir ablayım ben!” Eylül'ün kalbi yumuşamaya başladı. Bu samimi pişmanlık, Lara’nın tokadından sonra hissettiği büyük boşluğu doldurmaya başlamıştı. Lara, Eylül’ü sıkıca kendine çekti, onu bağrına bastı. “O günkü kavgamızı hatırlıyor musun?” dedi fısıltıyla. “Hani ben lisedeyken, ben sana ‘Annemin sana benden daha çok değer verdiğini düşünüyorsun,’ diye bağırmıştım. Sonra sen ağlamıştın.” Eylül, o eski masum kavgalarını hatırladı. Gözleri doldu. “Evet,” diye mırıldandı. “O zaman da haksızdım,” dedi Lara. “Şimdi de. Sen benim canımsın, Eylül. Sen benim tek kardeşimsin. Ben seni nasıl bir canavara tercih ettim! Ben sana inanmayarak o adamın yalanına ortak oldum.” Lara geri çekildi ve Eylül'ün yüzünü elleri arasına aldı. “O adam... o bir canavar, Eylül. Ben anladım. O adamın seni taciz ettiği doğruymuş! Ben... ben her şeyi öğrendim. Onu bırakacağım. O lanet olası evden kurtulacağım.” Eylül'ün gözleri sevinçle parladı. Ablası ona inanmıştı! Bu, yetimhanede kalma, mahkemeler ve terapi süreçlerinden çok daha önemliydi. “Abla, gerçekten mi? O... o sana anlattı mı?” “Anlatmadı. Ama ben... ben anladım. O soğukluğunu, o kontrol etme arzusunu... Hepsi seni kaybetme korkusundanmış. Ama artık bitti.” Lara, etrafa baktı, sanki korkuyormuş gibi. “Emir... o şimdi yurtdışında. Çok önemli bir iş seyahatine çıktı. Senin güvende olduğunu bilmeden rahat edemezdim. O dönene kadar her şeyi ayarlamış olmalıyız.” Eylül'ün gözlerindeki sevinç büyüdü. Emir yoktu! “Gerçekten gitti mi?” “Gitti. Ve ben... ben senin buradaki hayatını bitirmek istiyorum. Benimle gel, Eylül. Benimle yaşa. Seni yuvamızdan, benim yanımdan kimse alamaz. Ben... ben o korkunç evde tek başıma kalmak istemiyorum. Seninle yaşamak istiyorum. Sana inanıyorum, seni koruyacağım. Birlikte o adamdan sonsuza dek kurtulacağız.” Lara'nın yüzündeki pişmanlık, fısıltısındaki korku ve o eski lise kavgası anısı, Eylül'ün son direncini de kırdı. Ablası nihayet gerçeği görmüştü! Eylül, ağlayarak ablasının boynuna sarıldı. “Abla... seni çok özledim! Affet beni, ne olur affet!” Lara, Eylül'ü sıkıca kucakladı. Gözleri kapının dışındaki gözetleme deliğine kaydı. Yüzünde zaferin soğuk bir gölgesi belirdi. Eylül tuzağa düşmüştü. Taşıyıcı annelik planı şimdi başlayabilirdi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE