22.Bölüm

1154 Kelimeler
Lara, haber bültenini izlerken şoktan donmuştu. E. B.'nin Emir olması, eniştesi tarafından tacize uğrayan küçük kızın Eylül olması… Dünyası parçalanırken kapı aniden açıldı. Emir, aceleyle eve girmişti. Yüzü panik dolu değildi; aksine, şaşkın ve ihanete uğramış bir ifade taşıyordu. "Lara!" dedi, sesi titrek ve dramatikti. "Ne oluyor? Polisler beni arıyor. Bir yanlış anlaşılma var! Kardeşin… Eylül…" Emir, Lara’nın yanına hızla yürüdü, televizyondaki haber bültenine baktı ve dehşetle yüzünü buruşturdu. "Ne rezalet! Bu ne saçmalık!" Emir, Lara’nın ellerini tuttu, gözlerinin içine baktı. Gözleri yaşlarla doluydu; o kadar ikna ediciydi ki, Lara'nın mantığı zayıflamaya başladı. "Lara, inan bana. Bu bir iftira. Biliyorum, anneniz öldüğünden beri Eylül çok kötü durumda. Psikolojisi altüst oldu. O gece kasabada beni görmeye dayanamadı, o evde kalmamı istemedi. Sanırım… sanırım bu hastalık yüzünden." Emir, sesi titreyerek konuşuyordu. "O gece… o benden nefret ettiğini söyledi. Yanında kalmaya çalıştım ama o beni reddetti. Yemin ederim, o kadar dağılmış durumdaydı ki, beni ailesini yıkmakla suçladı. 'Sen benim abim değilsin!' diye bağırdı. Ve şimdi… bu kötü rüyaları ve varsayımları gerçek sanıyor." Emir, Lara’yı kendine çekti, alnını Lara'nın alnına dayadı. "Hayatım, biz birbirimizi biliyoruz. Sen benim karımsın. Ben senin kardeşine böyle bir şey yapar mıyım? Ben mi, yoksa annesinin yasını kaldıramayıp akli dengesini kaybetmek üzere olan Eylül mü? Lütfen, beni tanı. Bana inan." Lara'nın kalbi, mantığıyla savaşıyordu. Bütün kanıtlar Emir'i işaret etse de, Emir'in gözlerindeki o masumiyet, yılların birikmiş sevgisi ve en önemlisi kendi evliliğini kaybetme korkusu, gerçeği bastırıyordu. Eylül… O gerçekten hasta olabilir miydi? Annesinin ölümünden sonra yaşadığı bunalım, onu bu raddeye getirmiş olabilir miydi? Emir, bu boşluktan yararlandı. "Polise gideceğim. Bu pisliği temizleyeceğim. Ama önce senin bana inanman lazım. Yoksa bu yalan bizi de bitirir." Lara, başını salladı. İnanmak istedi. Evliliğini kurtarmak, bu dehşetin yalan olduğunu kanıtlamak istedi. "Sana inanıyorum, Emir," diye fısıldadı. Emir, Lara'nın şüphelerini yatıştırdıktan sonra, sakin ve kendinden emin adımlarla karakola gitti. Sorgu odasında, karşısında oturan deneyimli komiserlere soğukkanlılıkla baktı. Komiser: "Hakkınızda baldızınızı taciz ve alıkoyma suçlamaları var. Ayrıca kasabada alkol kullandığınız, zorla ona içki içirdiğiniz ve darp ettiğiniz (dudağındaki yara) iddia ediliyor." Emir, hafifçe gülümsedi. "Komiserim, bu tamamen bir trajediden doğan histeri." Komiser: "Açıklar mısınız?" Emir: "Elbette. Kayınvalidemin ani ölümü, Eylül'ün psikolojisini tamamen bozdu. Bu durum, onu bana karşı aşırı düşmanca bir hale getirdi. Ben, karımın isteğiyle kasabadaki eski evime gittim, ona destek olmak için. O gece, alkol aldığım doğrudur. Kendi evimdeydim. Eylül, beni gördüğünde bağırmaya başladı: 'Sen benim hayatımı mahvettin! Annem senin yüzünden öldü!' Histeri krizi geçiriyordu." Komiser: "Dudağındaki yarayı nasıl açıklıyorsunuz?" Emir: "O gece benden kaçmaya çalışırken kapı koluna çarptı. Ben onu sadece sakinleştirmeye çalıştım. Taciz iddialarına gelince… bu bir kurban rolü oynamanın acı bir sonucudur. Eylül, annesini kaybettikten sonra ilgi odağı olmak istiyor. Bir de teyzesi… O kadın, yıllardır bizim ailemizle arası bozuktu, şimdi bu durumu aile intikamı için kullanıyor." Emir, son kozunu oynadı: "Ayrıca, benim karım, yani kızın ablası Lara, bana inanıyor. Ona bu yalanı satmayı başaramadılar. Eğer ben suçlu olsaydım, ilk olarak karım beni ihbar ederdi. Ben de zaten gerçeği kanıtlamak için buraya geldim. Kızın psikolojik durumuyla ilgili doktor raporlarını da temin edebilirim." Sorgu saatlerce sürdü. Emir, her soruya zekice, duygusal çöküntü ve ailevi gerginlik çerçevesinden yanıt veriyordu. Kesin fiziksel kanıt (darp dışındaki) yetersizdi ve Eylül'ün beyanına karşın, Emir'in güçlü sosyal konumu ve Lara'nın 'inancı' polisin şüphesini artırdı. Sonunda, delil yetersizliği ve olayın ailenin içindeki psikolojik karmaşadan kaynaklanma ihtimali göz önüne alınarak Emir serbest bırakıldı. Birkaç gün sonra Lara, devlet koruması altındaki Eylül'ü ziyarete gitti. Koruma merkezinin soğuk, resmi ortamında Eylül'ü gördüğünde kalbi acıdı. Ama Emir'in anlattıkları ve Eylül'ün o geceki reddedici tavrı, Lara’nın zihninde bir duvara dönüşmüştü. Eylül, ablasını görür görmez sevinçle ona doğru koştu. Yüzündeki sevinç, Lara'nın içindeki şüpheyi anlık olarak yerle bir etti. "Abla!" diye fısıldadı Eylül, sarılmak için kollarını açarak. Ama Lara, o an Emir'in son sözlerini hatırladı: O kendini kurban göstermeye çalışacak. Lara, refleksle kollarını kaldırdı. Sarılmak yerine sağ elini Eylül'ün yanağına indirdi. TOKAT! Sert bir ses, görüşme odasının sessizliğini bozdu. Eylül'ün yanağı kızardı. Şokla, ablasının yüzüne baktı. Gözlerinde nefrete karışık bir şaşkınlık vardı. Lara'nın gözleri yaşlarla doluydu, ama sesi acımasızdı: "Neden yaptın bunu, Eylül? Neden yalan söyledin?! Neden bizim yuvamızı yıkmaya çalıştın?! O sana sadece yardım etmek istedi! O senin abin! Bizi neden bu hale getirdin!" Eylül'ün yüzündeki şok, derin bir ihanete dönüştü. Ablası… tek güvendiği kişi, ona inanmıyordu. Gözyaşları, tokatın acısından daha yakıcıydı. O an anladı ki, Emir sadece onu değil, gerçeği de hapsetmişti. Elim yanağımdaydı. Tokatın sesi kulaklarımda uğulduyor, tenimdeki yanma hissi ruhuma yayılıyordu. Karşımda, benden nefretle bakan ablam Lara duruyordu. Gözlerinde ne şefkat ne de sevgi vardı; sadece öfke ve acımasız bir suçlama. “Neden yalan söyledin?! Neden bizim yuvamızı yıkmaya çalıştın?!” Sözleri, Emir’in zorla içirdiği viskiden daha yakıcıydı. Dünya durmuştu. Bu, Emir’in bana yaşattığı en büyük acıydı. Bütün o tehditler, zorla öpüşler, alkol… hepsi Lara’nın bu tokadıyla mühürlenmişti. Emir kazanmıştı. Lara’nın inancı, onun en büyük silahıydı. Gözlerimden yaşlar akmaya başladı ama bu, korkudan ya da fiziksel acıdan değildi; bu, ihanetin tuzuydu. “Abla… ben… ben yalan söylemiyorum,” diye fısıldadım. Sesim, bir kırık cam parçası kadar zayıftı. Lara, benden bir adım uzaklaştı, sanki dokunulmaktan tiksiniyormuş gibi. “Dudağındaki yara mı?” dedi, sesi alaycıydı. “Emir anlattı. Kapı koluna çarpmışsın, histeri krizi geçirirken. Sen… annemin ölümünden sonra delirdin mi, Eylül? Neden masum bir adama bu iftirayı atıyorsun? Neden benim kocamın hayatını mahvetmeye çalışıyorsun?” Yanağımı tutarak zorlukla konuştum: “O… o yalan söylüyor. O beni evde kilitledi. O… o bana zorla dokundu, abla. Kanıtım yok ama… o bana zorla viski içirdi, sırf seni arayamayayım diye.” Lara, gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı ve tekrar açtı. Gözleri yaşlıydı ama inançsızdı. “Kanıtın yok. Sadece senin hasta beyanın var. Polis bile onu serbest bıraktı. Sen bu yuvayı, Emir’in itibarını karaladın!” O an anladım. Lara, gerçeği görmek istemiyordu. Emir, onun hayatının temeliydi; o temelin sarsılması, Lara’nın kendi varlığını yitirmesi demekti. Benim hikayem, onun için bir peri masalının sonu anlamına geliyordu ve o, o sondan kaçmak için beni feda ediyordu. “O benimle yattı, abla! Senin yan odanda! Senin evliliğin… o bir yalan!” diye bağırdım. Sesim, yıllardır bastırdığım çaresizliği taşıyordu. Lara’nın yüzü kaskatı kesildi. Bu son söz, onu en derinden yaralamıştı. Tekrar elini kaldırdı, ama bu sefer vurmadı. “Sus! Bir kelime daha edersen, bu kapıyı yüzüne çarparım ve bir daha seni asla görmem! Sen… sen o adamın eline düşmektense, annesinin acısını bahane edip iftira atan nankör bir çocuksun!” Odasında bizi izleyen görevli, durumu kontrol altına almak için yaklaştı. Lara, hızla geri çekildi. “Bundan sonra, seninle sadece avukatlar aracılığıyla görüşeceğim. Sen akıl sağlığına kavuşana kadar, benim hayatımdan uzak dur.” Görüşme odasından hızla çıktı. Kapının kapanma sesi, Emir'in kilit sesinden daha soğuktu. Yere yığıldım. Bedenim hıçkırıklarla sarsılıyordu. Teyzemin verdiği mücadele, polisin çabaları, benim itiraflarım… hepsi bir hiç uğruna mıydı? Ablam, katilimden yana olmuştu. Ama biliyordum. Bir gün, o da gerçeği görecekti. Ve o gün hem Emir hem de Lara, yaptıklarının bedelini ödeyeceklerdi. Şimdi, yeni hayatımdaydım: devlet koruması altındaki, ablasının ihanetine uğramış küçük kız. Bu, benim için yeni bir savaştı. Kendime verdiğim söz: Asla vazgeçmeyeceğim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE