Ayşe Teyze, Eylül’ü evden hızla çıkardı. Emir, öfkesi ve şoku arasında, Ayşe Teyze’nin tehdidinin gerçekliğini tartıyordu. Lara'nın gerçeği öğrenmesi, tüm herşeyi sarsabilirdi. Öfkesini bastırarak durumu kontrol altına almak için bir hamle yapmaya çalıştı ama Ayşe Teyze, Eylül'ü arabaya bindirip hızla uzaklaşmıştı.
Ayşe Teyze, Eylül’ü kendi Antalya’daki evine götürmek yerine, kasabanın merkezine doğru sürdü. Eylül’ün durumu, basit bir akraba ziyaretiyle geçiştirilecek gibi değildi; hem bedensel hem de ruhsal olarak derin bir travma geçirmişti.
Bir benzin istasyonunda durdu. Eylül’ün titreyen elini tuttu.
"Korkma gızım, bitti. Bu namussuzun elinden kurtardım seni. Şimdi ne yapacaz biliyon mu? Doğru olanı yapacaz."
Ayşe Teyze, tereddüt etmeden cep telefonunu çıkardı ve polis imdat hattını aradı. Sesi, öfke ve kararlılıkla doluydu.
"Ben Antalya'dan Ayşe. Bir ihbarda bulunacağım. Gızımı, yani yeğenimi... eşinin kardeşi olan sapık bir adamın elinden kurtardım. Kilitliydi, uyuşturulmuştu, zorla... Taciz edildi. Bu adam, İstanbul'da çok güçlüymüş, adı Emir! Acil olarak gızın ifadesi alınmalı ve koruma altına alınmalı!"
Ayşe Teyze, yaşadıklarını polise anlatırken, Eylül arabanın koltuğunda büzülmüş, başını sallıyordu. Sözler, artık onun değil, gerçeğin sesi olmuştu.
Polis ekipleri kısa sürede olay yerine geldi. Eylül, Ayşe Teyze'nin desteğiyle karakola götürüldü. Orada, bir kadın polis memurunun nezaretinde, yaşadığı tüm dehşeti, Emir'in tehditlerini, annesinin ölümünden sonra başlayan psikolojik ve fiziksel işkenceyi anlattı. Dudağındaki yara kanıt olarak gösterildi.
Lara'nın adının ve Emir'in "aile itibarı" tehdidinin geçmesi, olayın ciddiyetini artırdı. Polis, derhal soruşturma başlattı ve Emir hakkında yakalama kararı çıkartıldı.
Eylül'ün yaşadığı travma çok derindi. Polisin yönlendirmesiyle bir uzman psikiyatrist ile görüşmeye başladı. Terapi sürecinde annesinin kaybı, Emir'in baskısı ve yaşadığı dehşet yavaş yavaş yüzeye çıktı. Psikiyatrist, Eylül'ün ciddi bir travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) yaşadığını ve güvende hissedebileceği bir ortama ihtiyacı olduğunu belirledi.
Ayşe Teyze, Eylül'ü yanına almak istiyordu ama polis ve sosyal hizmetler yetkilileri, Eylül'ün yasal koruma altına alınmasının daha doğru olacağını söyledi. Aile içi taciz ve tehditler göz önüne alındığında, devletin gözetimi şarttı.
Bir hafta süren hukuki ve psikolojik değerlendirmelerin ardından Eylül, sosyal hizmetler yetkilileri tarafından alındı. Devlet koruması altına giren Eylül'ün, yeni ve güvenli bir ortamda yaşaması kararlaştırıldı.
Eylül, gözleri yaşlı ama Ayşe Teyze'ye minnettar bir şekilde veda etti.
"Gızım, merak etme. Ben seni hep arayacağım, hep yanında olacağım. Bu pisliklerin hepsini unutacaksın. Söz veriyom," dedi Ayşe Teyze, onu sımsıkı kucaklarken.
Eylül, bir süre sonra, daha önce yetimhane olarak bilinen, ancak artık modern bir çocuk destek merkezi olan bir tesise yerleştirildi. Yeni bir çevre, yeni insanlar ve en önemlisi Emir'in ulaşamayacağı kalın duvarlar arasında.
O, artık bir kurbandı ama aynı zamanda hayatta kalan biriydi. Geçmişin gölgelerinden uzak, ruhunu yeniden inşa edeceği, zorlu ama umut dolu bir yolculuğun başlangıcındaydı. Yetimhane, onun için bir son değil, özgürlüğe giden yolda ilk adımdı.
Lara, İstanbul’a dönmüştü ama kalbi rahat değildi. Emir’in telefondaki öfkesi onu şoke etmişti. Kocasının, Eylül’ün sadece kasabada kalma isteğine bu kadar sert tepki vermesini anlayamıyordu. Emir, eve geldiğinde konuyu hiç açmamış, soğuk ve mesafeli davranmıştı. Lara bunu, kontrolünün elinden alınmasına yoruyor ve kendini suçluyordu.
Ertesi gün her şey normalleşmiş gibiydi. Öğleden sonra Lara, mutfakta bir şeyler hazırlarken telefonu çaldı. Arayan, Ayşe Teyze’ydi.
"Alo, Ayşe Teyze, sen misin? Nasılsın?" dedi Lara, şaşkınlıkla.
Ayşe Teyze’nin sesi telefonda hiddetli ve hüzünlüydü. Şivesi, öfkesinden dolayı daha da belirginleşmişti.
"Ben iyi de, sen iyi misin, gızım? Senin gözün kör de mi! Kör müsün sen!"
Lara, şaşkınlıkla durdu. "Ne diyorsun, Ayşe Teyze? Ne oldu?"
"Haçan ne olacak! Senin o 'kocam' dediğin namussuzun yaptıklarını diyorum! Gızımın burnundan fitil fitil getirdi, getirmiş! Ben seni aradım, 'Eylül kötü' dedin. Meğer her şeyin suçlusu senin yanındaki pislikmiş!"
Lara’nın kalbi hızlandı. Elindeki bıçağı tezgâhın üzerine bıraktı. "Neyden bahsediyorsun, teyze? Emir mi? Ne yapmış?"
"Ne mi yapmış? O sapık! Senin gızı, Gülsüm'ün gızını, kendi evinizde rehin almış, taciz etmiş! Ben yetiştim, gızı o pisliğin elinden aldım. Şimdi polisler sormuyor mu sana, 'Senin kocan bu suçu nasıl işler!' diye!"
Lara’nın beyninde şimşekler çaktı. Dünyası, tek bir anda paramparça olmuştu. Taciz. Rehin. Polis.
"Hayır… Hayır, yalan söylüyorsun! Emir… Emir öyle biri değil! O Eylül’e destek oldu!" diye bağırdı Lara, sesi titriyordu. İnkâr, ilk refleksdi.
"Destek mi? Gızın dudağı yara içinde, alkolle uyuşturulmuş, ben bulduğumda kendi yatağında yarı baygındı! Ben polisi aradım! Şimdi gız devlet korumasında! Sen hâlâ o herifin avukatlığını mı yapıyorsun! Aç gözünü! O pislik, seni de gızı da kandırmış!"
Lara, dizlerinin üzerine çöktü. Nefesi kesilmişti. Telefon elinden kaymak üzereydi. Ayşe Teyze'nin sesi, uzaktan gelen bir uğultu gibiydi.
"Polisler onu arıyor! Yakalama kararı var! O namussuzun maskesi düştü! Sen hemen o evi terk et, kendine gel! Gızın hayatını mahvetti o herif!"
Lara, telefonu kapattı. Gözleri, mutfak fayanslarında Emir'in gölgesini aradı. Yalanlar, bir anda binlerce cam parçası gibi etrafına saçılmıştı.
O an kapı zili çaldı. Ardından evin kapısı çalındı. Gelen sesler, normal bir misafir gelişi gibi değildi.
Lara, titreyerek kapıya yürüdü. Kapıyı açtığında karşısında sivil polisler duruyordu.
"Bayan Lara Hanım mı? Emir Bey evde mi?" diye sordu memurlardan biri, resmi bir ifadeyle.
Lara, sesi zar zor çıkarak fısıldadı: "Neden… Ne oluyor?"
"Hakkında ağır suçlamalar var. Kendisini gözaltına alacağız."
Olay, kısa sürede İstanbul'un iş ve magazin çevrelerine bomba gibi düştü. Büyük holdingin genç ve başarılı yöneticisi olan Emir’in gözaltına alınması geniş yankı uyandırdı. Ancak haberler, olayın hassasiyeti ve mağdurun çocuk oluşu nedeniyle gizlilik esasına uygun olarak yayımlanıyordu.
Lara, televizyonu açtığında altyazıda geçen haberi gördü.
SON DAKİKA: Aile İçi İstismar Skandalı!
"İstanbul merkezli bir holdingin üst düzey yöneticisi olan E. B. (Emir’in baş harfleri), küçük yaştaki baldızını taciz ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlamalarıyla gözaltına alındı. Mağdur kızın, eniştesi tarafından hem psikolojik hem de fiziksel şiddete uğradığı, olayın mağdurun teyzesi tarafından polise bildirilmesi üzerine ortaya çıktığı belirtildi. Mağdur kızın kimliği (Eylül), 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu gereğince gizli tutulmaktadır. Mağdur kız, devlet koruması altına alındı."
Lara, gözyaşları içinde ekrana baktı. E. B.… Eniştesi tarafından tacize uğrayan küçük kız. O, Eylül’dü.
Tüm bu süre boyunca Emir ona hayatlarının en büyük yalanını yaşatmıştı. Annesini kaybettikten sonra Eylül'e gösterdiği ilgi, şefkat değil, saplantı ve kontrol arzusuydu. Lara, kalbinde tarif edilemez bir acı ve öfke duydu; hem kardeşi için hem de yıllarca bir canavarın kollarında yaşadığı için…
O an, Emir'in tüm yalanları, sahte sevgisi, hatta kasabadaki evlilik yıldönümü bile birer ihanet anıtı olarak Lara'nın zihninde yükseldi. Dünya, onun için artık asla eskisi gibi olmayacaktı.