Ertesi gün, Eylül için kelimenin tam anlamıyla beklemekten ibaretti. Emir'in geleceğini bilmek, evin her köşesini, her gölgeyi bir tehdit unsuruna dönüştürmüştü. Lara'ya olan sözünü tutamamış, ders kitaplarını yakamamış olsa da, onları bir kutuya kilitlemişti. İtaatin görüntüsünü sunmuş ama ruhunu saklamaya çalışıyordu.
Güneş batarken, Eylül camdan dışarı bakıyordu. Kasabanın sakinliği, Emir'in gelişiyle bozulmak üzereydi.
Akşam, hava karardığında, tanıdık motor sesi sokağın başında duyuldu. Eylül'ün kalbi, göğüs kafesini parçalayacak gibi atmaya başladı.
Araba kapısı sesi, ardından Emir'in ağır, emin adımları. Kapının sertçe tıklatılması.
Eylül, titreyerek kapıya yürüdü. Kapıyı açtığında, karşısında Emir'i gördü. Üzerinde siyah bir mont vardı, yüzü kasvetli ve yorgundu; ama gözlerindeki saplantılı parıltı tüm yorgunluğunu siliyordu.
Emir, Eylül'e tek kelime etmeden içeri girdi. Adımlarını evin içine atarken, evin tanıdık sıcaklığı anında soğuk bir tehdide dönüştü. Kapıyı, Eylül'ün yüzüne bakmadan sertçe kapattı.
Eylül, kapının hemen yanında, bir heykel gibi donmuştu.
Emir döndü, gözleri Eylül'ün çaresizliğine kilitlendi. Yüzünde bir avcının avına bakarken duyduğu karmaşık bir özlem ve öfke vardı.
"Kaçabileceğini sandın," dedi, sesi alçak ve gürdü. "Beni kandırabileceğini sandın."
Yavaşça Eylül'e yaklaştı. Her adım, Eylül'ün çaresizliğini katlıyordu. Eylül, geri çekilmek istedi ama kapı arkasında kalmıştı.
Emir, nihayet Eylül'ün dibine geldi. Yüzüne eğildi. Eylül'ün yanağındaki titremeyi hissetti.
"Seni çok özledim, Eylül," diye fısıldadı. Bu söz bir sevgi itirafı değil, sahip çıkma çığlığıydı.
Bir an bile tereddüt etmeden, Emir, Eylül'ün yüzünü elleri arasına aldı ve zorla dudaklarına yapıştı. Öpücüğü sertti, ceza ve özlem karışımıydı. Eylül, başını çevirmeye çalıştı, dudaklarını sımsıkı kapadı. İğrenme ve dehşet bütün vücudunu ele geçirmişti.
Emir, Eylül'ün direnişini hissettiğinde öfkeyle parladı. Dudaklarından ayrılmadan, Eylül'ün alt dudağını sertçe ısırdı.
Acı, Eylül'ün ağzından boğuk bir inleme kaçmasına neden oldu. Dudakları kanarken, acı refleks olarak dudaklarını aralamasına yol açtı.
Emir, bu açılan aralıktan yararlanarak öpüşünü daha da derinleştirdi, baskısını artırdı.
"Bana karşılık vereceksin," diye homurdandı, dudağını Eylül'ün dudağından ayırmadan. "Bana ait olduğunu hissettireceksin. Her dokunuşumda."
Eylül'ün zihninde bir şok yaşanıyordu. Acı, korku, tiksinti… Hepsi birleşti. Direnişi anlamsızdı; acı, boyun eğmeyi zorluyordu. Gözlerinden yaşlar süzülürken, çaresizliğin en derin noktasında o iğrenç öpüşe cılız bir karşılık vermek zorunda kaldı.
Emir, Eylül'ün bu sahte teslimiyetini hissettiğinde öpüşü yumuşadı. Bu, bir zafer anıydı. Geri çekildiğinde, yüzünde kasvetli bir tatmin vardı.
Eylül'ün dudağı kanıyordu. Gözleri yaşlı ve donuktu.
Emir, parmağını Eylül'ün kanayan dudağına sürdü, sonra o parmağı kendi dudaklarına götürdü.
"İşte bu," diye fısıldadı. "Bu benim. Sen benimsin. Şimdi o bana ait olan dudakları sil. Ve odana git. Sen bekleme görevine devam edeceksin. Ben istediğimde gelip sana ait olanı alacağım."
Eylül, Emir'in sözlerine itaat etti. Titreyen eliyle dudağını sildi. Odasına doğru sarsak adımlarla ilerlerken, arkasında bıraktığı tek şey Emir'in zaferle parlayan gözleri ve kanının tadıydı. Biliyordu ki bu gece cehennem daha yeni başlıyordu.
Emir, Eylül'ü odasına gönderdikten sonra evin salonuna geçti. Oturmadı; ayakta, evin loşluğunda bir gölge gibi bekledi. Eylül'ün gözlerindeki dehşet ve dudaklarındaki kanın tadı, onun zehirli tatminini katlıyordu. Biliyordu ki fiziksel yakınlık, Eylül'ün direncini kırmanın en hızlı yoluydu.
Bir süre sonra Emir, elinde tek bir şişe viski ve iki bardakla Eylül'ün odasına yöneldi. Kapıyı bir kez bile çalmadan, kilitli olmadığını bildiği kapıyı açtı ve içeri girdi.
Eylül, yatağın kenarında, sırtı kapıya dönük oturuyordu. Hâlâ o ilk öpüşün şokunu atlatmaya çalışıyordu.
Emir içeri girdi, masanın üzerine viskiyi ve bardakları koydu.
"Kalk," diye emretti, sesi yorgun ama otoriterdi.
Eylül, irkilerek döndü. Emir'in elindeki şişeyi ve yüzündeki ifadeyi görünce ne yapacağını bilemedi.
"Neden buradasın? Ne istiyorsun?" diye sordu Eylül, sesi güçsüzdü.
Emir, alaycı bir şekilde gülümsedi. "Sakinleşmek istiyorum. Ve sen de benimle sakinleşeceksin."
Viskiyi bardağa doldurdu ve diğer bardağı da Eylül'e doğru uzattı. "Al."
Eylül başını iki yana salladı. "Hayır. Ben içmiyorum."
"Biliyorum," dedi Emir, bardağı zorla Eylül'ün eline tutuşturarak. "Ama benden kaçmaya çalışmanın sonuçları var. Ve ben, bu sonuçları en aza indirmek istiyorum. Bu, seni gevşetir. Direncini azaltır. Ve belki… o zaman ne kadar çaresiz olduğunu daha iyi anlarsın."
Eylül'ün elindeki bardak titriyordu. Emir'in onu sarhoş edip kontrolünü tamamen ele alma fikri midesini bulandırdı.
"Bana zarar verme," diye yalvardı Eylül, gözlerinde umutsuzluk vardı.
Emir, kendi bardağını tek dikişte bitirdi. Bardağı masaya bıraktı ve Eylül'ün elindeki bardağı aldı. "Zarar vermek mi? Ben seni koruyorum. İstanbul'da, Lara'nın yanında olduğunda bile sen benim gölgemdin. Şimdi senin kendi evindeyim. Sen, bana aitsin."
Eğildi, Eylül'ün elindeki bardağı zorla ağzına yaklaştırdı. Eylül, yutmamak için çabaladı ama Emir'in gücü karşısında çaresizdi. Keskin alkol, boğazını yaktı. Öksürdü.
"Yavaş," dedi Emir, sesi sakinleşmişti ama bu sakinlik daha da korkutucuydu. "Hepsini içeceksin."
Eylül, Emir'in zorlamasıyla bardağın yarısını bitirdi. Başı dönmeye başlamıştı. Bedenindeki titreme, alkolün etkisiyle biraz hafiflemiş, yerini uyuşukluğa bırakmıştı.
Emir, bardağı masaya koydu. Eylül'ü kollarından tuttu ve yatağa itti. Eylül'ün bedeni yorgunluktan ve alkolün etkisinden dolayı karşı koyamadı.
Emir, yatağa uzandı ve Eylül'ü kendine doğru çekti. Eylül'ün başı, Emir'in göğsüne yaslandı. Bu pozisyon, ilk geceki gibiydi; bir esirin yastığı.
"Seni özledim," diye mırıldandı Emir, saçlarını okşarken. Bu kelimeler, bir zehrin son damlaları gibiydi. "Lara'nın yanında bile senin kokunu aradım. Sen benim bağımlılığımsın, Eylül."
Eylül'ün bilinci bulanıyordu ama hâlâ direniyordu. Dudaklarındaki acı ve kanın tadı, ona Emir'in ne kadar gerçek ve tehlikeli olduğunu hatırlatıyordu.
Emir, Eylül'ün kıyafetlerinin üzerinden onu okşadı. Eylül'ün bedeni, alkolün getirdiği o uyuşuklukla tepki veremiyordu. Gözlerinden sessizce yaşlar süzülüyordu.
"Bırak kendini," diye fısıldadı Emir, sesi şimdi hem şefkatli hem de bir o kadar tehditkârdı. "Bana ait olduğunu kabul et. O zaman ikimiz de huzur buluruz."
Eylül'ün içindeki son direnç kırıntısı, Emir'in zehirli sözleri ve alkolün etkisiyle yavaş yavaş eriyordu. Tek bildiği, Lara'yı korumak için susması gerektiğiydi.
O gece, kasvetli evde, Eylül'ün ruhu bedeninden ayrılmış gibiydi. O, Emir'in kollarında, esaretin en acı ve en çaresiz gecelerinden birini daha yaşıyordu.
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Emir, Eylül'ün yanından kalktı. Yorgun ama doymuş bir ifadeyle Eylül'e son bir bakış attı. Eylül, yatakta kıpırdamadan yatıyordu; gözleri kapalıydı ama uykudan çok baygınlığa yakındı. Emir, Eylül'ün bu halinden memnundu. Direnişi kırmak üzereydi.
Giyindikten sonra, Eylül'ün odasının kapısını kilitlemeden çıktı. Kapıyı aralık bıraktı. Bu, onun için bir gözdağıydı; istese de kaçamayacağını, evin her köşesinin onun kontrolünde olduğunu gösteriyordu. Emir, kahve yapmak üzere mutfağa yöneldi.
Tam o sırada, evin kapısı sertçe vuruldu. Emir, kaşlarını çattı. Bu saatte kim olabilirdi ki?
Kapıya yürüdü ve açtı. Karşısında, tanımadığı, orta yaşlı, gürbüz bir kadın duruyordu.
Kadının yüzü endişeli ve yorgundu; başında renkli bir eşarp, üzerinde ise yöresel kıyafetler vardı.
"Haçan, bura Gülsüm'ün evi de mi?" diye sordu kadın, sesi kasaba şivesiyle karışıktı ve sinirliydi.
Emir'in aklına hemen Lara'nın annesinin (yani Eylül'ün üvey annesinin) ailesinden biri olduğu geldi. "Evet, buyurun. Kimsiniz?"
Kadın, Emir'i baştan aşağı süzdü; gözleri şüpheyle doluydu. "Ben Ayşe. Antalya'dan geliyom. Lara aradı, 'Eylül çok kötü, kasabaya döndü,' dedi. Sen kimsin, ne işin var Gülsüm'ün evinde? Hangi akraba oluyon?"
Emir, maskesini taktı. "Ben Emir, Lara'nın eşiyim. Yani Eylül'ün eniştesi. Eylül'e bakmak için geldim, biraz sarsılmıştı."
Ayşe Teyze'nin gözleri kısıldı. "Enişte mi? Ablasıyla evli de mi, sen bu gızın evinde tek başına kalıyon? Ne biçim iş bu?"
Ayşe Teyze, Emir'i iterek içeri daldı. Mutfaktan gelen viski kokusunu hemen aldı.
"Koku ne böyle? Evde ne işler dönüyo, Emir Efendi?" diye bağırarak evi kolaçan etmeye başladı.
Eylül'ün odasının kapısı aralıktı. Ayşe Teyze kapıya yöneldi ve içeriyi gördü. Yatağın üzerinde, yarı baygın, dağılmış saçlarıyla Eylül yatıyordu.
Ayşe Teyze'nin gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu. Gördüğü manzara, onun için saf bir skandaldı.
"EYLÜL! GIZ!" diye bağırdı.
Sonra gözleri, yatağın hemen yanındaki komodinin üzerinde duran, içinde viski kalmış bardağa ve odanın dağınık haline takıldı. Gördükleri karşısında kan beynine sıçradı.
Ayşe Teyze, hızla Emir'e döndü. Yüzü mosmordu.
"SEN NE YAPTIĞINI ZANNEDİYON, ŞEREFSİZ!" diye bağırdı; sesi evin duvarlarında yankılandı.
Emir, neye uğradığını şaşırdı. Durumu açıklamak için ağzını açtı: "Teyze, dur bir dinle..."
Ayşe Teyze dinlemedi. Eli, Emir'in yüzüne doğru kalktı ve şiddetli bir tokat sesi evin sessizliğini bozdu. Tokadın gücüyle Emir'in başı yana kaydı.
"HAÇAN SENİN EŞİNİN KARDEŞİ O! SENİN NAMUSUN! EŞİNİN YOKLUĞUNDA SEN GIZI TEK BAŞINA TUTUYON DE Mİ?! SEN NASIL EŞİNİN KARDEŞİNE BAKARSIN, NASIL ZARAR VERİRSİN!" diye haykırdı.
Emir'in yüzü öfkeyle kasıldı. Kimsenin ona el kaldırmaya cesaret edemezdi. Hızla Ayşe Teyze'ye doğru bir adım attı.
"Sen ne yaptığını sanıyorsun, deli karı! Defol git bu evden!"
Ayşe Teyze, geri çekilmedi. Gözlerinde, dağların fırtınasını barındıran bir kararlılık vardı.
"Ben mi deliyim? Asıl sen delisin! Ben bu gızı bu evden almadan bi yere gitmem! Bu gız artık benim korumam altında! Bir daha bu eve adımını atarsan, seni benim elinden kimse kurtaramaz!"
Ayşe Teyze, hızla Eylül'ün odasına girdi. Eylül'ü sarsarak uyandırmaya çalıştı. Eylül, gözlerini zar zor araladı; karşısında Ayşe Teyze'yi görünce şaşkınlık ve bir anlık umut hissetti.
"Korkma gızım, ben geldim. Seni bu itten kurtaracağım! Kalk çabuk, gidiyoz!"
Emir, öfkeyle kilitlenmiş bir şekilde kapının eşiğinde duruyordu. Ayşe Teyze'nin beklenmedik gelişi ve cesareti, bütün planlarını altüst etmişti. Tokadın acısı öfkesini katlıyordu.
"O buradan bir yere gidemez! O benim velayetimde!" diye kükredi Emir.
Ayşe Teyze, Eylül'ü ayağa kaldırdı. "Senin kararın bitti, Efendi! Gız benimle geliyo! Şimdi defol git bu evden, yoksa seni polise veririm! Lara'yı da ararım, bu pisliklerini anlatırım! Senin maskeni yırtarım!"
Emir, adeta donup kaldı. Polis ve Lara'nın öğrenmesi tehdidi, onu felç etmişti. Kontrolünü kaybetmişti.
Ayşe Teyze, Eylül'ün kolunu sımsıkı tuttu. Eylül, yorgun ve sarsaktı ama Ayşe Teyze'nin varlığı ona güç veriyordu.
"Hadi gızım, sen benim yanımdasın artık. Korkma," dedi Ayşe Teyze. Eylül, bu kasvetli evden, Emir'in pençesinden kurtulmanın ilk adımını atıyordu. Ayşe Teyze'nin cesareti, onun için bir mucizeydi.