Weird Kiss

1610 Kelimeler
Şok olmuş bir halde, hissettiğim acı ve öfkeyle delirmişçesine bağırırken, yere çöküp sırtımı ağacın pürüzlü yüzeyine yasladım. Kollarım arasına başımı alıp, bağırarak ağlamaya devam ederken Vidney'in başımda bir şeyler söylediğini duyuyordum ancak anlamıyordum. Yüzünü görmek sesisi bile duymak istemiyordum. Aksi halde onu her an öldürebilirdim. Elleriyle kollarımı yüzümden sertçe çektiğinde, görüşüm kırmızılaşmıştı. Öfkeyi damarlarımın içinde akan kanın her zerresinde hissediyordum. O da bunu anlamış olmalı ki geri çekildi. Ya da ben bu yüzden çekildiğini düşünmüştüm. Oysa nedeni bambaşkaydı. "Bu da ne böyle?" Görüş açıma giren cesedin annemle uzaktan yakından ilgisi yoktu. Tanrı'm Vidney haklıydı. Beyaz uzun saçları ve çürümüş derisiyle midem tepetaklak olmuştu. Ağacın dibine kusmaya başladığımda Vidney saçlarımı tutuyor, bir taraftanda sorumu cevaplıyordu. "Senin gücünü ve ruhunu almak isteyen iblislerden sadece bir tanesi. Burada bunlardan çok daha fazla var." Ağacın pürüzlü yüzeyine alnımı dayayıp, bir süre soluklandıktan sonra başımı kaldırıp yüzüne baktığım. Yüzündeki üzgün ifade beni daha çok üzerken, onu tehlikeye attığım için kendime kızıyordum. Kollarımla sarılıp sarsılarak ağlamaya başladığımda, yerde yatan kişinin annem olmamasına ise içten içe seviniyordum. Vidney eliyle sırtımı sıvazlarken kısık bir sesle, "İyi olucaksın." Dedi ardından geri çekildiğinde onunda ağlamış olduğunu gördüm. Yaşları elinin tersiyle silerek, yalandan neşeli bir ifadeye büründü. "Gözümle görmesem ağladığına asla inanmazdım. Bunu gittiğimde Brandan'a anlatacağım!" "Abartma Vidney, herkes ağlayabilir." "Sen herkes değilsin bukalemun." Dediğinde gözlerimi devirdim. Beni fazla yüceltiyordu ve bundan hiç hoşlanmadığımı bir ara söylemeliydim. "Herneyse kraliçenin istediğinide bulduğumuza göre artık gidebiliriz." Dediğinde bahsettiği beni seçen iblisin kalbiydi. "İstediğinin bu olduğuna emin misin?" Başını sallarken üzerindeki elbisenin eteğinden ufak bir kumaş yırttı. Ardından yerdeki çürümüş kalbi kumaş yardımıyla elleri arasına aldı. "İblisin seni bulacağını ve kandırmak isteyeceğini biliyordu. Ben bir cadıyım iblislerlerin güçlerine yakın güçlerimiz var." Dedikten sonra gözlerini devirdi. "Bu yüzden iblisler cadılardan pek haz etmezler ancak sen eşi benzeri olmayan bir güçsün. Kraliçe belkide bu yüzden gelmemde bir sakınca görmedi. İblisin seni seçeceğini biliyordu." Söyledikleri mantıklı geliyordu ancak bir yerlerde eksikler vardı. "Sen gelmeseydin, ölücektim." Dediğimde yandan bir bakış atıp, sahte bir bilmişlikle "Muhtemelen." Dedi. "Yinede kraliçenin senden istediği şey kalpti. Bir iblisi öldürmek için kalbini çıkarmak gerekir Nora. Ya o kalbi çıkaracak ve iblisi öldürecektin yada ölecektin." Başımı iki yana sallarken, kraliçenin kurduğu kumpası düşünüyordum. "Yinede bu o an aklımın ucundan bile geçmezdi üstelik annem gibi görünüyordu. Onun iblis olduğunu bile bilmiyordum." Dediğimde gülümsedi. "Sen hatırlamıyor olabilirsin Nora, ancak eski yaşamında çok bilgiliydin. Kraliçe hafızanın o dönemleri hatırlamadığını bilmiyor. Eskiden olsa böyle bir tuzağa asla düşmezdin. Bu halinle ölüme gönderilmiş oldun ancak eskiden olsa yalnızca zamanından çalan bir cezadan ibaret olarak görürdün." Söyledikleri mantıklı gelmeye başladığında anlamıştım. Evet beni seçmişti çünkü Vidney'in dediğine göre ejdere dönüşebilen başka bir varlık daha yoktu. İblisler her kılığa girselerde, bu sadece ilizyondu. Varlığın gücünü, ruhunu almadıkları sürece taşıyamazlardı. Kraliçe ise beni bizzat ölüme göndermişti. Gücümden dolayı seçileceğimi biliyordu ve öylede olmuştu. Yaşadığım durum, trafik kazası geçirip hafızasını yitirmiş başarılı bir öğrenciye sorulan zor sorular gibi fazlasıyla trajikomikti. "Bu güç başıma büyük belalar açıcak gibi görünüyor." Dediğimde, ormanlık alandan çıkmak üzereydik. "Bu yüzden öldüğünü varsayarsak öyle görünüyor." Aklıma gelen şeyle adımlarım durduğunda, Vidney'de durdu ardından bana döndü. "Nasıl öldüm?" Bakışları donuklaşırken, yüzüme bir süre öylece bakmaya devam etti. Sorduğum soru benide korkutuyordu ancak öğrenmek istiyordum. Geçmişle ilgili herşeyi bilip, aynı hatalara düşmemek... "Asla bilmek istemezsin Nora." 5.BÖLÜM Krallığa döndüğümüzde kraliçenin bulunduğu salona hızlı adımlarla ilerliyorduk. Geçirdiğim duygusal sarsıntı her ne kadar beni etkilesede, yol boyunca Vidney'in şakaları ve üstüme atmakla tehdit ettiği iblisin kalbi sayesinde, kendime fazlasıyla gelmiştim. O çürük kalbin bana değdiğini düşünmek bile midemi bulandırıyordu. Büyük salona giriş yaptığımızda yükselen seslerle aslında yeni bir kargaşanın ortasında olduğumuzu anlamam uzun sürmedi. "İki tane kadını yalnız başına nasıl oraya gönderirsiniz!" Diyerek bağıran Brandan'ın çevresini sarmış dört genç adam vardı. Kraliçe elini kaldırıp onları durdurduktan sonra oturduğu tahttan kalkıp, Brandan'a doğru yürümeye başladı. "Bu sıralar emirlerimi fazla sorgulamaya başladın Brandan. Bir an önce farkında olmanı umuyorum." Ayak seslerimizle bakışlar bize döndüğünde, Brandan'ın rahat bir nefes aldığını gördüm. Kraliçe ise gülümseyerek bize bakıyordu. Anlaşılan Vidney yine haklıydı. Brandan çıldırmışa benziyordu. "Bizde sizden bahsetiyorduk. Hızlı geldiniz." Dediğinde Vidney kumaş parçasına sarılı kalbi kraliçeye uzattı. Kraliçe dört adamından birine kalbi alması için işaret verdiğinde, adamlardan biri Vidney'den kalbi alıp, kumaş parçasını açarak kraliçeye taktim etti. Yüzündeki soğuk gülümsemeyle bakışlarını baktığı kalpten bana çevirdi. "Güzel iş çıkarmışsınız bayanlar." Dediğinde Vidney alayla güldü. Kraliçenin bakışları kısa bir an onu bulsada fazla üstünde durmayarak Brandan'a döndü. "Sana bir tavsiye vermek istiyorum Brandan." Derken Yüzündeki soğuk gülümseme kayboldu. "Bayanları asla hafife alma. Biz kadınlar bir İblis'in kalbini sökecek kadar tehlikeli varlıklarız." Brandan alayla gülerek, aşağılayıcı bir bakış attı. "Tavsiyelerinizi cinsiyet ayırmadan vermenizi öneririm. Nora yerine bir başkası olsaydı, ölmesi kaçınılmazdı." Derken sesinde kraliçeye karşı belirgin bir öfke vardı. Arkasını dönüp salonun çıkışına ilerlerken, kraliçenin bakışları Brandan'dan hiç haz etmediğini açıkça belli ediyordu. Brandan'ın bilmediği şey ise Vidney olmasaydı ölümümün kaçınılmaz olduğuydu. Dizlerimi hafifçe kırarak selam verdikten sonra Vidney'le birlikte Brandan'ın peşinden gitmeye başladık. ⚔️ Darius masaya sertçe elini vurduğunda, karşısındaki üç kişi korkuyla birbirlerine bakmaya başladılar. Tek istekleri odadan sağlam çıkmayı başarabilmekti. Darius'un öfkesi ise bunun aksinin olacağı sinyallerini veriyordu. Dişleri arasından "Bir tane kadını getiremediniz öyle mi?" Diyerek tıslar gibi konuşurken, odada Darius'un sesi dışında tek ses çıkmıyordu. "Farkındalığa bile ulaşamamış bir yaratığın en aciz anını değerlendiremediniz." Derken karşısındaki zenci kadına yaklaştı. "Öyle mi?" "Efendim arkadaşları son anda önümüze çıktılar." Solunda konuşma cesareti gösteren genç adama baktı. Zenci onun kadar cesaretli davranamamıştı. Darius gece karası gözlerini en iyi adamı zannettiği bu zavallı, dönüşebilen kurt adama çeviri. "Kaç kişiydiler Jades?" "İki efendim." Derken bunu zorlukla söylemiş, sesi titremişti. Darius sıktığı dişleriyle isterik bir şekilde gülümserken eliyle üçünü gösterdi. "Ve siz, iki kişiyi alt edemediniz." Başını iki yana sallarken üçüne arkasını dönüp klas, ahşap çalışma masasına oturdu. Genç cadı bir adım öne çıkarak, Darius'un görüş açısına girdi. "Efendim bir şans daha verirseniz bu kez..." Darius masaya sertçe elini vurduğunda genç cadının sözü yarım kaldı. "Canın için mi şans istiyorsun, yoksa ejder için mi?" Dediğinde genç kadın Darius'un öfkesi karşısında daha fazla konuşamadı. Zaten canı için şans istediğini bu odadaki herkes biliyordu. Koyu kahve tonlarındaki ahşap masasının çekmecesini açıp, gümüş hançerinin kabzasına uzandı. Gümüşün soğukluğunun ardından damarlarında dolaşan enerji ve beynindeki çığlıkların verdiği hazla kırmızıya bürünmüş gözleriyle, karşısında ona korkuyla bakan 3 kişiye döndü. "Yeteneksizliğinizin bedelini ödemeyeceğinizi düşünmediniz umarım." Yüzündeki şeytani gülümsemeyle ve kan kırmızısı gözlerinin etkisiyle karşısında taş kesilen üçlüye bakıyordu. Ölüm korkusu odanın her yerini sarmış sadece Darius'u etkilemiyor gibiydi. Kafasının içindeki çığlıklara bir yenisi daha eklenirken, hançerin üzerindeki kanı çekmeceden çıkardığı kumaş mendil parçasıyla temizledi. Aklında ise tek bir şey vardı. Bu işi artık başkalarına bırakmak yerine Siyah ejderi bizzat kendi yakalayacaktı. Büyük odanın köşesinde bulunan boydan aynanın karşısına geçip, elini yeni çıkmış sakallarında gezdirdi. Yüzünde şeytani bir bilgelik vardı. Sesi ise sabırsızdı. "Bedeller er yada geç ödenir, küçük Nora. Er yada geç..." ⚔️ "Tanrı aşkına Nora madem cezayı kabullenecektin, neden kargaşa çıkardın!" Brandan durmak bilmez bir şekilde bahçede yürürken, gergin bir tavırla elini saçları arasından geçirdi. Yerde ki ufak taşa sertçe tekme savurduktan sonra bana döndü. "Kontrollü davranamadım, o an kendimi tanıyamıyordum." Dediğimde Vidney'de bana destek çıktı. "Yapma ama Brandan, Nora'yı tanımıyormuş gibi konuşuyorsun. O hep böyleydi." Aslında tam olarak destek çıkmamıştı ancak bu da yeterliydi. Brandan isterik bir şekilde gülerken, "Sen bana Nora'yı mı anlatıyorsun." Gülmesi kesilip yerini çatık kaşlara bıraktığında, yüzünde sorgular bir ifade vardı. "Nora çoğunlukla kontrolsüz olsada, zekasıyla her seferinde cezadan yırtmayı başarırdı." Derken yaptığı imayı Vidney'de bende çok iyi anlamıştık. "Sizin tanıdığınız Nora olmadığımı söylemiştim Brandan, üstü kapalı imalara gerek yok. Her zaman açık konuşulmasından yanayım." Kaşları yapmacık bir hareketle yukarı kalkarken, "Öyle mi güzelim? Ne ima ediyorum gerçekten merak ettim." Tavrına karşı neden bu kadar alıngan olduğumu bilmiyorum, ancak şu an oturup ağlamak istiyordum. Sanırım gün boyu yaşadığım olaylar duygusal olarak çöküntü yaşamımı sağlamıştı. "Hadi Brandan, bana nereden baktığını görebiliyorum. İkimizde biliyoruz ki senin inanılmazlıklar yaratan sevgilin falan değilim. Sizi hala hatırlamıyorum, üstelik sizin bahsettiğiniz herkesi aşağılayan, o kızla uzaktan yakından ilgim yok." Sesimin titremesini zorlukla engelledim. Vidney'in elini kolumda hissettiğimde bana destek çıktığını anlayabiliyordum. Başıma gelenler hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Kontrolden çıkan güçlerim ve bolca düşmanım vardı. Düşündüğüm zaman en azından dünyada öldürülmek istenen biri değildim. Üstelik orada bana değer veren bir annem vardı. Burada ise hiç kimse, yapayalnızdım. "Bak güzelim." Dediğinde elini çenemde hissettim. Başımı yukarı kaldırıp yüzüne bakmamı sağladığında o ana kadar tuttuğum yaşlar, bu anı bekliyormuş gibi teker teker akmaya başladılar. "Üzülmen için söylemiyorum. Şüphe ettiğin saçmalıkları kafandan sil at. Sen eskidende merhametliydin. Başına gelenlerin hepsi eski yaşamını hatırlamadığından dolayı oluyor. Kendini koruyacak bilgiye sahip değilsin. Eski Nora burnunun dikine giderdi, ancak olayları başlattıktan sonra bir şekilde sıyrılırdı. Evet aranızda farklar var ancak senin o olmadığına dair hiç bir zaman şüphem olmadı. Sanki dünyada burnun sürtmüşte buraya uysal bir kedi gibi geri dönmüş gibisin. Bu halinide seviyorum, o halinide seviyordum." Çenemde duran eliyle yanağımı okşarken, onu uzaklaştırmamak için kendimle savaşıyordum. Sevgisini görebiliyordum ancak aynı sevgiyi ben hissedemediğim için bundan rahatsızlık duyuyordum. "Senin şüphen olmayabilir Brandan ancak ben buraya bir tür ceza için gönderildim. Bilmediğiniz şeyler var ve aslında bende tam olarak öğrenebilmiş değilim. Tanrı'ların karşısına geçip soru soramıyoruz ne yazık ki. Sadece o kız ben değilim." Brandan duyduğu şeyle kaşları şaşkınlıkla yukarı kalkarken "Tanrı'lar?" Dedi. Başımı sallarken "Onları gördüm." Demekle yetindim. "Nora bana biraz anlattı, yinede bu anlattıkları burada bir geçmişi olmadığı anlamına gelmiyor. Dediği gibi onlara soru bile soramamış. Anlayacağın fazlasıyla karışık konular Brandan." Brandan sıkıntıyla bir nefes verirken, aniden elimi tuttu. Yüzüne şaşkınlıkla bakarken ne olduğunu anlamadan dudaklarını dudaklarımda hissettim. "Bu." Derken hala yüzlerimiz çok yakındı. Nefesini dudaklarımda hissederken, kilitlenmiş gibiydim. Tek bir tepki bile gösteremiyordum ancak acilen göstermem gerektiğini biliyordum. "Saçmaladığın tüm o kelimelerle yorduğun dudakların için." Ardından göz kapağıma ufak bir öpücük kondurduğunda, "Bu da sevgilim, önemsiz konular için gözlerinden gelen yaşların telafisi. Ne olursa olsun bir daha asla ağlamanı istemiyorum."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE