Mommy

1299 Kelimeler
Odaklanmaya çalışırken, iki kurt Brandan'a doğru atağa geçmişlerdi bile. Brandan birinin ensesine dişlerini geçirdiğinde, salonda tüm bedenimi ürperten, olağanüstü bir uluma duyuldu. Bu kez Brandan'ın adı tezahüratlarla söylenirken, gözlerimle kraliçeyi aramaya başladım. Belkide konuşmalı ve uzlaşmaya çalışmalıydım. Olayların daha fazla kontrolden çıkmasını istemiyordum. Tekrar keskin bir uluma duyduğumda Brandan'ın dönerek düştüğünü gördüm. İki yaratık üstüne saldırdığında biri boğazına dişlerini geçirdi. Brandan daha çok bağırıp olduğu yerde mücadele ederken, diğeri bacağını tutuyordu. "Kesin şunu!" Diyerek bağırdığımda, Brandan'ın ayağına dişlerini geçiren kurt, onu bırakıp kalabalığın arasında gözleriyle beni buldu ardından hızla koşmaya başladı. Vidney kolumu tutup beni geriye doğru çekiştirmeye başladığında, taş kesilmiş gibiydim. Anlaşılan benden ümidi kesince, az önceki tavrından vazgeçmişti. "Tanrı aşkına, koş Nora!" Büyük bir çarpma sesi ardından uluma duyduğumda, gözlerimle Brandan'ın olduğu yere baktım. Yoktu. Hızla kalabalığa bakarken, uluyan kurtun, salonu aydınlatmak için kullanılan duvardaki meşalelerden biriyle yandığını gördüm. Tekrar bana saldıracak olan kurt'a baktığımda aramızda çok az bir mesafe kalmıştı. Ateşin çatırtı sesleri, kanımı hareketlendirirken yine aynı öfkeyi hissediyordum. Kolumu çekiştirmeye devam eden Vidney'i sertçe ittiğimde duvara çarpıp, inleyerek yere düştü. Bakışlarım tekrar kurtu bulduğunda arkasında Brandan'ı gördüm. Başkalarıda vardı. Yolunu kapatıp bana ulaşmasını engelleyen beş kurtun arasından direk bana bakıyordu. Hırlayarak aralarından geçmek istediğinde, onu ortalarına alıp alanını daraltmaya başladılar. Brandan koşmak için hareketlendiğinde hepsi birden saldırmaya başladı. Acı içinde uluması salonda yankılanırken, kulaklarım seslere karşı hassaslaşmaya başladı. Nabzımı, yanan kurtun çatırtı seslerini, solumda duran uzaktaki bir adamın yutkunma sesini... Hepsini, herşeyi duyuyordum. Korkuya karışmış kan kokusu alıyordum. Sırtımdaki mühür, alev almış gibi yanarken, dizlerimin üstüne düştüm. Ellerimden destek alarak başımı kaldırdığımda, herşey kırmızıydı. Kurt geriye doğru savrulduğunda bunu kimin yaptığıyla ilgilenemeyecek kadar acı çekiyordum. Seramik zeminden ellerimi çekerken uzayan tırnaklarım tiz bir ses çıkardı. Brandan'ın dönüşerek eski halini aldığını gördüm. Etrafını sarmış kurtların ortasında bilinçsizce yatıyordu. Gözlerim bu kez kraliçeyi aradı. Ortalarda görünmüyordu. Öfkeyle soluduğumda, dudaklarım arasından çıkan ateşle herkes geri çekilip, koşarak salonu terketmeye başladı. O an kraliçeyi gördüm. Hızla üstüne doğru ilerlemeye başladığımda beynimin içinde ahenklenen o sesi duydum. "Kana duyduğun arzuyu bastırman gerekiyor Nora. Kendine hükmet aksi halde bir kez daha affın olmayacaktır." Tanrıça İsis'in sesinin verdiği sakinlik bedenimdeki öfkeyi hızla yokederken renkler yavaş yavaş eski halini almaya başladı. Kraliçenin önünde durduğumda, korkuyla bir kaç adım geriye gitti yinede bakışlarında aynı soğukluk vardı. "Bu kargaşayı sonlandırın. Kimsenin zarar görmesini istemiyorum." "Sadece benim tarafımda olup olmadığını bilmek istiyordum Nora. Görüyorum ki krallığımı ateşe verme niyetindesin." Başımı olumsuz anlamda sallarken, "Asla böyle bir düşüncem yok." Dediğimde, yüzüme dikkatle baktı. "Sana nasıl güveneceğim?" "Sizin krallığınızdayım. Burada size zarar vermem mümkün değil." "Bana zaten zarar veremezsin Nora. En fazla bir kaç yeri ateşe verirsin hepsi bu, ancak ben krallığımda sükunet istiyorum ve sana ceza vermediğim taktirde adaletim sorgulanmaya başlanır. Bu baş kaldırmaya kadar gider. Anlıyor musun?" Sessizliğimi koruyarak yüzüne baktım. "Kabul ediyor musun?" Dedi. "Ediyorum." "Benden zeki olduğunu düşünüyordum Nora." Ayaklarım altında kırılan kuru dalların sesi, durmam ile kesildi. Bakışlarım ormanlık alanda beni yalnız bırakmayan Vidney'e döndü. "Benim yerimde olsan sen ne yapardın?" Dediğimde tereddüt etmeden, "Onu orada öldürürdüm." Dedi. Başımı iki yana sallarken, "Ben canavar değilim Vidney." Dedim ardından yürümeye devam ettim. Bizi bu ıssız ormana kraliçe göndermişti. Aslında sadece beni göndermişti ancak Vidney'in ısrarları karşısında onunda benimle gelmesini kabul etti. "Emin misin? Salonda harikalar yaratıyordun Nora. Hatırladığım kadarıyla en son beni duvara fırlatmıştın." O anlar gözümün önünde belirdiğinde, sıkıntıyla nefes verdim. "Kontrolden çıkmıştım, isteyerek yaptığım bir şey değildi. Çok üzgünüm." Dediğimde koluma ufak bir yumruk sallarken gülüyordu. "Bilmediğim şeyler söyle Nora." "Tanrıları gördüm." Dedim. Vidney abartılı bir tavırla ağzını açarken, aşkınca yüzüme bakıyordu. "Tanrı'm! Tanrı'm..." diyerek bağırırken, "Bak bunu asla tahmin etmezdim. Nasıl oldu? Nasıl görünüyorlardı? Sana zarar verdiler mi?" Sorularını üst üste sıralıyordu. "Sakin Vidney. Bu kadar çok soru soracağını bilseydim söylemezdim." "Nasıl söylemezsin. Bu çok önemli." Derken kendi kendine konuşuyor gibiydi. Aniden bana baktığında heyecanla ellerini çırptı. "Aman Tanrı'm Nora, bu bir mucize." Elime yerden bir dal alıp yürümeye devam ederken, Vidney'in bu haline gülüyordum. Aslında bulunduğumuz durum içler acısıydı. Ceza olarak gönderildiğimiz orman, Vidney'in dediğine göre tehlikenin ana merkezi gibiydi. Aklıma Brandan geldiğinde, bir anda yüzüm düştü. En son odasına Kraliçenin hizmetkarları yardımıyla bıraktığımızda, vücudunun belli yerlerinde yaralar vardı. Kötü görünüyordu. Ve yine Vidney'in dediğine göre bu yaralar onun için ufak sıyrıklardı, bir kaç saate kendine gelirdi. Ancak uyandığında bizi bulamazsa bu çok daha büyük bir sorun olacaktı. Vidney gözümün önünde elini sallarken, "Yine nereye daldın Nora?" Diye söyleniyordu. "Önemsiz şeyler. Sen ne diyordun?" "Kraliçe bizi buraya ne için gönderdi?" Dediğinde alayla güldüm. "Birşeyin kalbini istiyor ama neyin olduğunu söylemedi. Bizim bulmamız gerekiyor." Şaşkınlıkla kaşları yukarı kalkarken, "Bu kadın delirmiş." Dediğinde bende onun gibi düşünüyordum. "Ne olduğunu bilmediğimiz bir şey bulmamızı istiyor, saçmalık. Başka birşey söylemedi mi, izlememiz gereken bir yol gibi." Dediğinde Kraliçenin yüzü ve soğuk gülümsemesi gözlerimin önünde belirdi. • "Peki nasıl bulacağım?" Dediğimde yüzüme soğuk bir ifadeyle bakıp, gülümsedi. Sarı saçlarıyla, solgun teni ölü gibi görünmesine neden oluyordu. "Sessizliği takip et Nora. Kuşlar ötmeyi bıraktığında ve ağaçlarda tek bir dal bile kıpırdamadığında yaklaşmış olacaksın." • Hatırladıklarımı Vidney'e anlattığımda, tedirginlikle ağaçların sıklaştığı ormanlık alana baktı. Kuş sesleri gelmiyor, tek bir dal bile kıpırdamıyordu. "Burası fazla soğuk değil mi?" Dediğinde bulunduğumuz durumun onu korktuğu için böyle hissettiğini biliyordum. Bende öyle hissediyordum. Soğuktu. "Bir an önce şu deli saçmasını bulup, gidelim buradan." Dediğimde başını sallayıp adımlarını hızlandırdı. "Nora." Vidney'ın kısık sesiyle yüzümü ona döndüğümde, onun bakışları arkamda bir yere odaklanmıştı. Burnuma gelen çürük et kokusuyla, tenimden bir ürperti geçti. Soğuktu fazlasıyla soğuk. "Bu da ne böyle?" Dediğinde yavaşça başımı arkaya çevirdim. Olduğum yerde taş kesilirken, dudaklarım arasından tüm gücümle çığlık atmaya başladığımda, kolumda Vidney'in elini hissettim. "Hemen gidiyoruz buradan!" Kolumu çekiştirirken, dudaklarımdan haykırırcasına çıkan "Anne!" Kelimesiyle aynı hızda ona doğru koşmaya başladım. "Lanet olsun!" Diyerek bana yetişmeye çalışan Vidney kolumu tekrar yakalayıp sertçe ona dönmemi sağladı. "Nora o annen değil." "Bunu bilemezsin. Onu tanımıyorsun!" Dedikten sonra kolumu, elinden kurtarmaya çalıştım. Bakışlarım ise annemdeydi. Onu burada kaybetmek istemiyordum. Tanrı'm buraya nasıl gelmişti, anlamıyorum. Kolumu bırakıp yüzümü avuçları arasına aldığında, kanımda kaynamaya başlayan öfkeyi hissediyordum. Bu kadar çabuk öfkelenmemeliydim. Şu an olmazdı. "Anlamıyorsun, o annen değil." Dediğinde ellerini yüzümden sertçe ittim. "Bırak beni Vidney." Dediğimde sesimde açıkça tehdit tınısı vardı. "Kahretsin Nora! Anlamıyor musun bu bir tuzak." Vidney'in çaresiz haline bir süre baktıktan sonra, "Bunu nereden biliyorsun?" Dedim. "Bu ormanda herşey senin aleyhine işler. Delirerek ruhunu ve gücünü teslim edecek kadar aciz bir hale gelmeni sağlar. Adı bu yüzden Ölüler ormanı." Vidney'i dinlerken bakışlarım hala orada olup olmadığını merak ettiğim, anneme döndü. Yüzündeki gülümsemeyle bize doğru geldiğini gördüğümde, Vidney'e döndüm. "Annem olmadığını nereden biliyorsun? Onu daha önce hiç görmedin. Tanrım Vidney sen beni bile tanımıyorsun ki!" Yüzündeki hüzünlü ifadeyle bir süre yüzüme baktı ardından yanıldığımı düşünüyormuş gibi başını iki yana sallarken, "Seni senden bile iyi tanıyorum Nora. Üzgünüm." Dedikten sonra bize yaklaşan anneme döndü. "Cadılarla arkadaşlık kurmamalısın Nora." Annemin sesiyle ona döndüğümde gülümsemesinin yerini çatık kaşları almıştı. "O kötü biri değil anne." Dediğimde, başını iki yana sallayarak "Yanılıyorsun tatlım. Cadılara asla güvenmemelisin." Dedikten sonra aniden elini Vidney'in boynuna atıp, sıkmaya başladı. "Kes şunu, canını yakıyorsun!" Diyerek elini Vidney'in boynundan çekmesi için tuttuğumda, teninin soğukluğu karşısında ürperdim. Vidney'in ayakları yerden kesildiğinde, yüzü morarmaya başlamıştı. Ne kadar çırpınsada, gittikçe daha da kötüleşiyordu. "Sen benim annem değilsin." Dediğimde kısık çıkan sesimle, bunu daha çok kendi kendime söylüyor gibiydim. Yüzünü bana döndüğünde olağanüstü bir güçle Vidney'in boynunu sıkmaya devam ediyordu. "Ben sadece bizi korumaya çalışıyorum Nora." "O halde bırak onu. Vidney kötü biri değil!" Diyerek öfkeyle bağırdım. "Bu Cadı olduğu gerçeğini değiştirmiyor tatlım." Gülümseyerek yüzüme baktığında, onu vazgeçiremeyeceğimi anlayarak olağan gücümle kollarını tutup çekerek Vidney'i ellerinden zorlukla kurtardım. Annemin bakışları ise artık düşmancaydı. Vidney dizleri üstüne yere düştüğünde, öksürük krizine girmiş gibiydi ve nefes almakta zorlanıyordu. Ellerini boynuna götürüp ovalarken, başını kaldırıp anneme baktı. "Usuń swoje serce!" Vidney'in sert sesiyle bu kez annem dizleri üstüne yere düştü. Kemiklerinin kırılma sesini duyuyordum. Korkuyla olanları izlerken göğüs kafesinin kemikleri, derisini delip dışarı doğru açıldı ardından kalbi yere düştü.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE