20 Çıkmaz sokaklar.

1739 Kelimeler
Aylar öncesi.. Hastane.. “Nasılmış durumu abamın, düzelecek miymiş Nursen?” “Daha iyiye gidiyormuş ağam. Kalp krizi az vurmuş, geçmiş. Nurkal ağam, hepmizin ciğerini yaktı, geçti. Ehh kaç yıllık karısı. Kaldıramadı yüreği. Birde evdekiler dedikodu yapmışlar, sözde sen onu kendine hatun yapacakmışsın. Bunu da duyunca hepten üzülmüş, korkmuş olmalı.” Ağam, son söylediklerimle az kalsın delirecekti. Tutamadım yine çenemi. Bu boş boğazlığım bir gün birinin ya da benim başımı yiyecek Allah koruya. “Eve gidince o dilleri kesmeyi bilirim ben! Yengeme göz koyacak kadar kansız değilim ben! Bunu herkese söyle!” Çok sinirlenmişti ve hemen bir sigara yakıp deli gibi art arda nefesler çekmeye başladı. Etrafı hızlıca tarayan öfke ateşiyle yanan gözleri gözlerimi buldu. Korkumdan kaçırdım bakışlarımı ve başımı önüme eğdim. Sessizliği hayra alamet değildi. Böyle sessiz kaldığında Allah’tan korkar gibi korkarım ondan. Az önceki salaklığımı unutturmak için kıvranıyordum ve tam kopasıca dilim bir şeyler söyleyecekti ki, o önce davrandı. “İçerde sırf karılar mı var, göremem mi yengemi ha?” Sorduğu soruya ne cevap vereyim şaşırdım. Zaten adamın sinirini bozmuştum, birde şimdik koskoca Durukan Aşireti’nin ağasına, “yok olmaz!” da denmez ki. Arap saçına dönen aklıma hemşire düştü. Gidip ona sormak gerekirdi. En iyisini o bilirdi. Yok derse ağamda kükremezdi herhalde. “Ağam ben hemşireye sorup geleyim,” dedim ve onu odanın kapısında yalnız bırakıp koşmaya başladım. Ziyaret saati olduğu için görebilirmiş ama, fazla kalmayaymış. Hemşirenin söylediklerini yanına döndüğüm abime hemen bildirdim. Birlikte odaya girdik. Ağam, hiç etrafa bakma adeti yokken daha odaya girer girmez pencere tarafında yatan hastalara baktı. İkimiz yengemin yanına doğru ilerlemeye başlamıştık ki, ağamın dönüp yine cam tarafına bakması dikkatimi çekti. O kısımdaki yataklarda hiçbir şey hatırlamayan, Erzincan’da olan depremde yıkılan evinin altından çıkarılıp getirilmiş genç bir kadın ve birkaç yaşlı nene yatıyordu. Yengeme, evlenip evimize geldiği günden beri “aba” diyen ağabeyim, “Abam nasılsın? daha iyisen inşallah,” diye sorunca, yengem hafif tebessüm etti ve, “Sağlığan duacıyam ağam, çok şükür eyiyem,” dedi. Yengem, daha birkaç gün hastahanede kalmaya devam edecekti. Biraz konuştuktan sonra ağam, “ben gelirem sonra gene abam,” dedi ve birlikte odadan çıkmak için harekete geçtik. Vallah, Erzincanlı kadına kafayı takmış ağam. Gizli gizli o kadına baktı yine ama, şimdi kadının Allah’ı var..garibim, düşmüş canının derdine. Gelen giden cam şişedeki serumuna basıyor ağrı kesiciyi. Kendinden geçmiş öyle yatıyor. İçime kurt düştü bir kere. Bakalım dışarı çıkınca bana ne diyecek diye düşünüyordum ki ağam, “O kadına ne olmuş öyle her yeri sargılı, kaza mı geçirip?” diye sordu. “Yok ağam. Garibanın teki. Erzincan’daki depremden kurtulanlardan işte o da, buraya getiripler ama, Allah vermeye aklı gidip. Hiçbir şey hatırlamıyı ki. Arayanı soranı da yok. Kalmış işte ele hastahane köşesinde.” Beni dikkatle dinleyen ağam, düşünceli düşünceli hafiften çıkmış kara sakallarını sıvazladı. “Bak bakalım, geleni gideni olacak mı? Göz hapsinde tut onu!” Niye ki diye soramadım tabii. Sorsam, kemiklerimi kırar vallah. Allah bu işin sonunu hayır getire inşallah! ~ ~ ~ Ya kalbime, ya da beynime bir kurşun sıkıp öldürselerdi ya beni. Kandırılmıştım ve bunu kulaklarımla duymuştum. Odamdan çıkmamak için kendimi zor tutuyordum. Nasıl bir vicdansızlıktı bu Allah’ım? Böyle bir ahlaksızlığı ancak zalimler yapardı. Zulümdü bana bu yapılan. Gözlerimden akan yaşları silerken, hıçkırmamak için dudaklarımı olanca gücümle ısırıyordum. Elimin karnıma gittiğini farkettiğim anda, gebeliğimden utandığımı hissettim ve sonra bir ses dedi ki, “Yapma!.. annen gibi olma!” Annem mi? Niye böyle dedin sen şimdi Firuze? Artık emindim. Benim adım kesinlikle Firuze idi. Acıyla kavrulan bir hıçkırık koptu dudaklarımdan. Korkuya kapıldım haliyle. Gözüm kapı aralığındaydı ve kahretsin ki, o iki canavar da duydular sesimi. Nusret pisliğinin yönünü odama çevirip, hızlanan adımlarıyla geldiğini gördüğümde aklım başımdan gitti. Hemen koştum, yatağıma uzandım ve sırtımı kapıya döndüm. Uyuyor numarası yapmaktan başka çarem yoktu ama, asabım ziyadesiyle bozulmuştu. Bedenimin titremesine engel olamıyordum. Odaya girdiğinde artık kapıyı nasıl hızlı açtıysa, geriye giden kapı hızla yan tarafındaki dolaba çarptı. “Kalk laan! Uyuyor numarası yapma!.. Gebertirim şimdi seni şuracıkta. Kapı mı dinler oldun sen haa?” Beni kolumdan tuttuğu gibi yatağımdan kaldırması bir oldu ve ben daha kendimi korumaya fırsat bulamadan yanağıma tokatı bastı. Canım çok acımıştı ama ses edemedim. Ahh Allah’ım!.. Sakin kalabilmek ne zordu? “Yok ağam, kapı dinlemek ne haddime?” Güç bela söylediğim sözlere inanmadığı her halinden, bana şüpheyle bakan o siyah gözlerinden çok belliydi. “Ulan ağzıma sıçtığımın karısı, niye hıçkırdın o zaman ha? Sağır mı, aptal mı sandın sen beni?” Daha yeni yeni kendine gelmiş ve kırığı ancak iyileşmiş kolumu öyle sıkıyordu ki, acıyla çığlık atamamak için kendimle mücadele veriyordum. Beni durmadan sarsarken, küfür üstüne küfür ederek bas bas bağırıyordu. Korkuyordum ama onun bedenime uyguladığı kahrolası güçten, ya da öfkesinden değildi ki korkum. Amansız bir korku, ilk korkumun üstüne benliğime sahip olurken, asıl çekindiğim şey, sabrımın tükenmesindendi. Dudaklarımı ısırarak mühürledim. “Konuş laan, doğruyu söyle bana! Ne duydun?” “Ağam yapma böyle, gebe o unuttun mu?” Kardeşinin sözleri bile onu sakinleştirmeye yetmedi. Ben sürekli inkâr etsemde, söylediklerime inanmadığı gün gibi ortadaydı. Ah Allah’ım!.. nasıl bir çilem var benim böyle? Deli gibi çarpan kalbimin vuruşları insafsızca kulaklarımı doldurmuştu. Bir suçlu gibi başım önümdeydi. Sandım ki, sessiz kalırsam ve konuşmazsam sakinleşir, yakamı bırakır kocam olacak şeytan!.. ama yok, hiddeti her geçen saniye artıyordu. Emindi işte, benim konuşulanları duyduğumdan fazlasıyla emin olmuştu. İdrakinde olduğum başka bir şey de, aslında kızgınlığı benden ziyade, kendisineydi. Sadece acısını benden çıkarıyordu. Böyle aciz kalmak, ona karşı gelememek canımı çok yakıyordu. Sabrım tükenmek üzereydi. İçimden bildiğim tüm duaları okuyordum. Daha fazla susamamaktan, bir anda şuurumu yitirip ona saldırmaktan ölesiye korkuyordum. Dayanmalıydım ama ah ne zordu sabredebilmek. Korku sadece bende değildi. Onda da korku dağları sarmıştı. Gerçeği öğrenmiş olmamdan ölesiye korkuyordu. İkimizde biliyorduk. Bu saatten sonra ölümüne olsa ilk fırsatta kaçacaktım. Beni birden geriye doğru itince dengemi kaybettim ama bebeğim aklıma düşünce, çok şükür ki son anda yere düşmekten kurtuldum. Pislik herif tüm öfkesiyle üstüme gelmeye başlayınca, kardeşi onu engellemeye kalktı. İtilip kakılmaktan o da aldı nasibini. Kan beynime fırladı bir anda. Böylesi korkmaktan utandım. Kimdi ki o, kimdi? Karşımda bir ırz düşmanı vardı ve benim zayıflığımdan faydalanmıştı. “Yeteeeer! Allah belanı versin senin, yeteer! Duydum evet duydum. Her söylediğinizi duydum. Sahtekâr herif!.. kandırdın beni. Benim acizliğimden faydalandın. Namussuzsun sen! Irz düşmanısın sen!” Boğazımı kanatırcasına bağırarak söylediklerim karşısında bildiğim çıldırdı. “Senin geçmişini sikmezsem, beni Van’ın ortasında siksinler! Haram bundan sonra yaşamak sana! Lan sen bana teşekkür edeceğin yerde bir de bana dil mi uzatırsın haa? Bıraksaydım seni oralarda kim bilir kimler geçecekti üstünden Allahsız, kitapsız karı seni!..” Duyduğum hakaretlerle, küfürlerde dirayetimi iyice kaybettim ve benliğime geri dönen gücümü körükleyen öfkemle, bir anda ona saldırdım. O siyah saçlarına yapıştım. Yetmedi, tırnaklarımı yüzüne geçirdim. Beni yakaladığı gibi yatağıma fırlattı. Tutunamadım ve dengemi yitirerek yatağın diğer yanına çok sert düştüm. Düşerken de başımı hızla taş zemine çarptım. Odayı Nursen’in feryatları doldurmuştu. Bacaklarımın arasından sızan sıcaklığın kanım olduğunu biliyordum ama tepki veremiyordum. Gözlerimi kırpıştırarak etrafıma bakınmaya başladım. Yerden kalkmak istediğimde, yanıma diz çöken ve hiç durmadan ağlayan Nursen’i görür gibi oldum ama birden her yer karardı. Gündüz vakti bu ne karanlıktı böyle? “Ağam kanaması var, bebeği düşüreceek!” Kulakarımda var olan o uğultunun içinde derinden gelen bu sözleri duyduğumda, nefes almak istemedim. Yine mi evladı mı kaybedecektim? Kimden olursa olsun bir can taşıyordu o bebek ve aslında bana aitti. Şimdi ise beni terk etmeye hazırlanıyordu. Doğrulmaya çalışırken, “Kıpırdama bacım, kurbanın olam kıpırdama!” diye yalvaran Nursen’i, yanımdan itmek istedim ama, hiç gücüm yoktu. O vahşi karanlık yerini dumanlı bir ışığa terk ettiğinde, zor da olsa görümcem olacak baş belasının yüzünü gördüm. Dudaklarımdan, “Allah ikinizinde belasını versin!” sözleri döküldü ve hızla karanlığa çekildim. ~ ~ ~ Günler sonra.. Artık sadece evde değil, odamda da hapistim. Ben kendimden geçince, eve köyün ebesini getirmişler. Otacı mıymış, neymiş? Yapmış bir şeyler bana ve her nasıl olduysa kanamam kesilmiş. Bebeğim hala bedenimde ve büyümeye devam ediyor. Odama bir tek Nursen’in girmesine izin var. Onunla ağası haber göndermiş. Kıymetli olan ben değilmişim, çocuğuymuş. Doğunca oğlu, bana yüzünü göstermeyecekmiş. Elbet göğsü süt dolu birisi bulunurmuş. Benim sütüm oğluna harammış. Hiç ses etmeden dinledim bunları az önce. “Handan, vallaha ben bunları sana söylemek istemem. Ben de senin gibi anayan. Biliyem, senin yüreğinde ateş var şimdik, ama söylemesem ağam beni öldürür.” Tüm öfkemle yüzünde gezindi gözlerim. “Neden bana bu zalimliği yaptınız, nasıl yaptınız ha? Hiç mi yüreğin sızlamadı senin?” Ağlıyordum yine. Bütün bedenim sarsılarak ağlıyordum hemde. Nursen’de ağlıyordu. “Kurbanım olayım, sen benim bacımsın artık. Gece uyku uyuyamaz olmuşam.. sen zannedisen benim vicdanım rahattır. Heç değil hem vallah, hem billah! Görisen işte, zalımdır benim ağam. Acımaz ne sana, ne bana ne de Allah’ın başka bir kuluna. Senin hastahanede yattığın o günlerde yengemde ordaydı ve seninle aynı odadaydı. Kızıda yengemin yanında kalırdı. İşte yengemi görmeye geldiğimiz o gün seni de gördü. O dakka vurulmuştu sana, anlamıştım. Seni kafaya takmıştı, ne yapıp edip alacaktı. Feriştahı gelse vazgeçmezdi.Günlerce haber bekledim, benim yeğenden. Bizi hatırlarlar diye de bir daha hiç hastahaneye gelmedik. Bize haber gönderen de işte yeğenimiz Zeynep’ti. bir gelenin, soranın olur seni diye dört göz kesildi kız ama, hiç kimse gelmemiş. Ben yine de ağamı vazgeçirmeye çalıştım. Birkaç kez ona, “ağam yapma! Kader zaten vurmuş ona. Birde şimdi biz böyle bir şey yaparsak iki yakamız bir araya gelmez,” diye çok yalvardım ama dinletemedim işte. Planını kurmuştu ve iş sadece doktoru, hemşireyi inandırmaya kalmıştı. Hasta bakıcı senin üstünü değiştirmeye geldiğinde bizin kız dikkat kesilmiş. Hatta fırsat bu fırsat demiş, yanınıza yanaşmış. Kadına yardım teklif etmiş ve o da kabul etmiş. O zaman görmüş işte bacağının içindeki doğum lekesini. Haber gönderdi bize, böyle bir durum var diye. Bekledik biraz yine ve sonunda birgün ben sanki Erzincan’dan gelmişim gibi yaptım. Gelinimizi ararmış gibi hemşire ile konuştum ve arada doğum lekenden söz ettim. Zor ikna oldu ve işte gerisini bilirsin zaten.” Bir solukta anlattığı bu şeytanlığı dehşete kapılarak dinledim. “Git yanımdan, hemen git! Allah gelsin sizin hakkınızdan.” Duramadı yanımda. Göz yaşlarına boğulmuştuk ikimizde ve odamın kapısından çıkıp giderken dönüp bana baktı. “Sen bir gün beni affetsende, şunu bil ki bin sene de geçse üstünden, ben affetmem kendimi bacım.” Dokundu sözleri yüreğime, acıttı o pişmanlığı ruhumu ama en çok; evet en çok kaderime terk edilmişliğim yaktı kavurdu tüm benliğimi. Vazgeçecek miydim her şeyden, hayatımdan? Boyun eğecek miydim yoksa bende onlar gibi plan üstüne plan mı yapacaktım? Bekleyecektim. Bir gün hafızamı kazanana kadar ya da bebeğimi doğurana kadar sabredecektim ve onu da alıp buralardan kaçacaktım. Yoksa ölüm vardı bu topraklarda bana, çıkmaz sokaklarda, esir hayatı yaşamak vardı. ~ ~ ~ ~ ~
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE