19 Hüzün çiçekleri..

1435 Kelimeler
Kıymetlim.. aslında benim ilk kıymetlim sen değilsin, bunu garip bir şekilde biliyorum. Bazen bir görüntü beliriyor hafızamda. Kendimi yatağımda sana bir şeyler karalarken görüyorum ve sanki İstanbul’dayım. Kız Kulesi’nin ardından batan güneşin hayali tamamlıyor o resmi ve sonrasında yine derin bir boşluk. Kıymetlim, bundan sonra en az önceki kadar değerli olacaksın ve saklımda kalacaksın. Tek dert ortağım, güvenip kalbimi açabileceğim biricik dostum olacaksın. Ahh canımın içi, biliyor musun birkaç ay önce getirildiğim şu kocaman konak; benim için bir yuva değil.. olamadı, zannımca hiçbir zamanda yuvamdaymış gibi hissetmeyeceğim. Burası benim için sadece bir hapishane ve ben, içinde kimi beklediğini bilmeden, ama hiç ümidini yitirmeden o gelip beni kurtaracağına inandığım insanı bekleyen bir mahkûmum. Yüzünü hiç hatırlayamadığım, ara sıra kokusunu hissettiğim gerçek sevdiğimi bekliyorum. Biliyorum ya, biliyorum işte. Benim bir sevdiğim, belki de kocam var ve onu her düşündüğümde, yüreğimdeki sızının biraz olsun dindiğini hissediyorum. Tatlı bir sıcaklık kaplıyor yüreğimi onun hayali varlığı ile derin bir şevkat hissediyorum. Acaba bana nasıl hitap ederdi? Mutlaka bir sevgi sözcüğü kullanmış olmalı. Gözümden akan yaş yine sayfanı ıslattı kıymetlim. Ağlıyorum işte.. aklıma evladım düştü. Zaten onu düşünmediğim vakitlerin sayısı öyle az ki. Onu her düşündüğümde göğüslerim sızlıyor. Sütüm çekildiği halde, canım çok yanıyor. Kız mıydı yoksa erkek mi, adı neydi, kaç yaşındaydı benim kuzum? Çok yalnızım burda.. yoksa hep mi yalnızdın ha Firuze? Kalem elimdeb düştü bir anda. Son yazdığım o kelama, o isime kocaman açılmış gözlerimle bakarken, adeta nefesim kesildi. Adım Firuze miydi yoksa benim, niçin o ismi yazdım ki böyle birdenbire? Kapıldığım heyecan silsilesi, kalbimden yola çıkarak inanılmaz bir hızla tüm bedenimi kuşattı. Sanki vücuduma elektirik verilmişti. Deli gibi titriyordum. Defalarca fısıltı halinde bu ismi söyledim ve söyledikçe kendime çok yakın hissettim Firuze’yi. Birilerine söylese miydim? Yok.. Sakın!.. kimseye söyleme dedi aklım, onu dinle dedi yüreğim. Burda hiç kimseye güvenemezdim. Bu büyük bir hata olurdu. Özellikle Nusret ağa hiç bilmemeliydi. Zaten son günlerde iyice garipleşti. Sürekli çok sinirli ve bana kızgın bakar oldu. Biliyorum elbette bu kızgınlığın nedenini. Büyük bir hevesle bedenime sahip olacağı günü bekliyor. Alçılarımın çıkması iştahını daha da arttırmış durumda. “Üstüne kuma gelsin istiyorsun herhalde Handan?” Bas bas bağırarak söylediği bu sözler aslında hiç umrumda değildi. Keşke kuma mıdır nedir onu getirse de benimle ilgili hayallerinden vazgeçse. Bana Handan demesinden de nefret ediyorum ama korku belasına sesimi çıkaramıyorum. Geçen gün kızkardeşi Nursen, “Ağam, biraz gezdirsek mi Handan’ı? Hazır alçıları da çıktı, onun içinde bir değişiklik olur,” dedi ama dediğine, diyeceğine hemen pişman edildi. Az kalsın dayak yiyecekti. Nusret ağa, oturduğu sedirden bir anda ayağa fırladı ve kızın üstüne adeta bir canavar gibi yürüdü. “Yıkıl karşımdan çok bilmiş!” Evi inleterek söylediği bu sözleri evdeki herkesin duyduğunun farkındaydık. Nursen’in teklifine böylesine büyük bir tepki vermesine çok şaşırmıştım ve bir o kadar da ondan korkmuştum. Ne diye kıza o kadar çok kızmıştı ki? Nursen’in dediği gibi aslında biraz dışarı çıkmaya çok ihtiyacım vardı ama avluya, hatta bahçeye bile çıkmam yasaktı. Bu garip yasaklar ister istemez Nusret ağa domuzundan daha çok şüphe etmeme neden oluyor. Kahrolası herif, dün gece aniden kaldığım odaya geldiğinde ödüm koptu. “Yarına kızlar seni hazırlayacaklar. İmam nikâhı kıyılacak!” dedi ya, aklım iyice karıştı. “Nikâhsız mıydık biz?” diye sorunca olanca hiddetiyle üstüme yürüdü ve beni yatağımın kenarına sıkıştırdı. “Aptal aptal konuşma!.. hafızan gitmiş ya, nikâh belki düşmüştür. O sebeple yeniden kıyılacak nikâh. Zina mı edeyim seninle?” Yüzü yüzüme o kadar yakındı ki, ağzından öfkeyle fırlayan o tükürük zerrelerini hissettim ve ölesiye ondan tiksindim. Hele bana dokunacak olması fikrinden nefret ediyordum. Susmak zorunda kaldım, oysa içimde deli fırtınalar kopuyordu. Bir an onu öldürmek istedim. Yüzüme bakan gözlerinde sevgi yoktu. Derin bir şehvet vardı sadece. Eliyle göğsümü tutmaya yeltenince korkuyla, “Haklısın ağam, istersen dokunma bana. Buda zina sayılmaz mı?” dedim hemen. Bir an gözlerimin içine şüpheyle baktı ve sonra çok şükür ki geri çekildi. Kalbim deli gibi çarmıştı ve şimdi, o anları düşününce yine kalbimin vuruşları hızlanırken, aynı anda da mideme kramplar girmeye başladı. Yerimde oturamaz, odamda duramaz oldum. Her an birilerinin gelip, “Hoca efendi geldi, artık seni hazırlayalım hanım yenge,” demesinden ödüm kopuyor. Onunla nikâhlanmayı hiç istemiyorum ki. Keşke kaçmaya fırsatım olsaydı. Odamın içinde ileri geri kaç kez yürüdüm Allah bilir. Her geçen saniye korkum artar oldu. Kulağım sürekli dışarda gelecek seslerde. Duymak istemiyorum o adım seslerini. Aklım öyle karışık ki, ne düşüneceğimi şaşırmış durumdayım. Şu yaşamak zorunda kaldığım zor, çok zor dakikalar keşke bir kabus, bir rüyadan ibaret olsaydı ve uyanıp, gözlerimi açtığımda kendimi gerçek sevdiğim her kimse onun yanında bulabilseydim. Bunun için hayatımı verirdim. Nerdesin ha, niye gelip bulmuyorsun ki beni? ~ ~ ~ Mayıs 1940.. Kıymetlim, çok yorgunum ve baharın geldiği şu günlerde yemyeşil kırlarda açtığını hayal ettiğim papatyalara inat, gönlümde art arda hüzün çiçekleri açıyor. Ne gelen var, ne de beni arayan, soran. Artık umudumu yitirdim ve kaderime razı oldum. Belki de kendini kandırdım, durdum. Belli ki, ben gerçekten Nusret ağanın karısıymışım ve o Firuze ismi de, kim bilir okuduğum hangi hikâyeden kalmış aklımda. Gözümün yaşı dinmez oldu. Beni sürekli ağlarken bulan kocam olacak dağ ayısı, iyice kabalaştı. Hiç hastanede onu ilk defa gördüğüm o gözleri sevgi dolu adama benzemiyor. Şimdi bana hepten yabancı. Direndim, çok direndim ona ve hatta bunun için dayak bile yedim. “Sen benim adımı karıya mı çıkaracaksın ha? Yeter sana sabrettiğim. Bitti gitti deprem de, yas tutmakta. Kucağına aldığını hatırlamadığın çocuğun yasını tutmaktan vazgeç. Erkeğim ben! Karı değil! Bu gece hazır ol!” demişti bir ay önce bana ve dediğini yaptı. Bedenime sahip olurken, dokunduğu her noktam kaskatı kesildi. Kendime, “yapma böyle!.. o zaten senin kocanmış. Değişen hiçbir şey yok!” dedim, durdum ama işte gönlüme söz geçiremedim. İşi bitipte üstümden kalkınca banyoya koştum ve dakikalarca kustum. Masumdum ben ve masumiyetimi kaybetmiştim. Sessiz sessiz ağlıyordum. Çaresizliğime, bahtsızlığıma ağlıyordum. “Dene be Firuze, onu sevmeyi dene. Yoksa her gün ölüm sana,” dedi aklım ama, o akıl değil miydi zaten bana sürekli Nusret ağanın bir yabancı olduğunu söyleyen ve ben şimdi o yabancının bebeğini taşıyorum karnımda. Gebe kaldığımı öğrenince bayram etti. Bu kadar sevinmesine de bir anlam veremedim ama bu bebek, benim kurtarıcım oldu sanki. Nusret ağanın beni düşündüğü yok ama, bebek için ziyadesiyle tedirgin. “Oğluma iyi bak!” Tek söylediği bu bana ve bende her defasında içimden ona geber diyorum. İster istemez yine düşünüyorum, her ne kadar kadere boyun eğmiş olsamda sorgulamaktan vazgeçemiyorum. İki ay oldu evleneli ve gebe kaldığımı söylediğimde dahi beni doktora götürmedi. Eğer hastahaneye gidebilseydim, ne yapıp edip doktorumu görecektim ve kocam olacak yaban ile ilgili şüphelerimi dile getirecektim. Yüreğimde ilk gün filizlenen o şüphe, zaman zaman etkisini yitirsede, varlığını hep koruyor. Bir şey var bilemediğim ama ne? Kıymetlim, seni yine döşemenin içine saklayayım. Bir gün ele geçirecek olursa seni biterim ben. Zaten bu hapishaneye getirildikten birkaç gün sonra defter kalem isteyince, şüpheyle bakmıştı bana. “Resim çizerim belki.. onun için istedim,” demiştim ve kuşkusunu azaltmaya çalışmıştım. Arada bir sırf o daha çok şüphelenmesin diye hiç istemesemde sayfalarından koparıp resimler yapıyorum işte. Aklıma geldi de güldüm şimdi. Geçen gün de bir at resmi çizdim ve altına, “Bak Ali bak. Ata bak!” yazdım ve sonra hemen korkuya kapılıp Ali’nin adını değiştirip, Nusret yazdım. Birde bunun için ondan azar işitmek istemedim. Her şeye kızıyor zaten. Onun şüphelerini kaldıracak gücüm kalmadı. Hem neden benden şüphe ediyor ki? ~ ~ ~ Görende iş adamı zanneder. Alt tarafı bir ağasın işte. Yine çekilmiş çalışma odasına, bas bas bağırarak telefonla konuşuyor. “Kimmiş lan kimmiş? öğrenemediniz mi adını ne bok olduğunu kitabını siktiğimin herifinin? Deli gibi bağırmaya devam ediyordu ve ister istemez dikkat kesilmiştim. Bir adamdan söz ediyordu ve belli ki, bu adam her kimse onun canını fazlasıyla sıkıyordu. Aklımı yakan bir düşünce, kanımın damarlarımda hızla akmasına neden oldu. Bedenim ateşler içinde kalırken, heyecandan nefesim kesilir gibiydi. Yoksa benimle iligili biri miydi bu adam, yakın zamana kadar beklemekten vazgeçmediğim hayalimdeki sevdiğim miydi? Odamın kapısını çok az araladım. Gördüğüm kadarıyla koridora çıkmıştı ve çıldırmış gibi bir ileri bir geri gidip geliyordu. Nursen’in merdiven başında belirdiğini gördüm. “Gel kız buraya!” diye emredince, kız kardeşinin ona doğru koştuğunu gördüm. “Hayır olsun ağam?” “Sen birilerine şeyden bahsettin mi kız?” Nefesimi tuttum. O şey ben mi oluyordum? Heyecandan her an düşüp bayılabilirdim. Sessiz kalmaya çalışırken, ikisine daha çok kulak kabarttım. Ağızlarından çıkacak tek bir söz belki de kaderimi değiştirecekti. Nursen, ağasının neyden söz ettiğini elbette anlamıştı ve korkuyla, “Yok ağam. Vallaha billaha kimseye hiçbir şey demedim. Hemşireyi kandırana kadar akla karayı zor seçtim, kadını Handan’ın görümcesi olduğuma zor ikna ettim,” dediğinde kalbim göğsüme yumruk attı sanki. Ah Allahım biliyordum ya, biliyordum.. Nasıl bir oyunun içine düştüm ben böyle! Aklımı koru ne olur? ~ ~ ~ ~ ~
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE