18 Kayboldum..

1226 Kelimeler
En son hatırladığım şey, bir deftere bir şeyler yazdığımdı. Sonrası yok. Doktorumun, günler sonra bana söylediği şey deprem olduğu idi ve beni ancak iki gün sonra yıkıntıların altından çıkarmışlar. “Ölümün kıyısından dönmüşüm, çok şanslıymışım”, öyle dedi Nagihan hemşire. Erzincan’dan buraya getirilmişim ama; ne bir kimlik, ne geçmişime ve ne de niçin Erzincan’da yaşıyormuşum, tüm bunlara dair tek bir ipucu yokmuş. Bunu anlayamıyorum. Beni bir zamanlar yaşadığım ve artık yıkıntıdan başka bir şey olmayan evimden çıkarmışlar lakin, nasıl başka hiçbir şeye ulaşamamışlar, gerçekten aklım almıyor. Kaybolmuş gibi hissediyorum. Her şeye rağmen yaşamak çok güzel ama, böyle kimsesiz olmakta çok kötü. Bir ailem var mı acaba, Erzincanlı mıyım, bir mesleğim var mıydı ve en önemlisi kimim ben? Hiç olmasa adımı hatırlayabilsem, geleceğime dair yeni umutlar besleyebileceğim. Hafızamı zorluyorum ama hiçbir şey yok. Karanlık, kapkaranlık bir boşluk var sadece ve bu öyle derin bir boşluk ki, ruhuma, benliğime sirayet etmiş durumda. Düşünce dehlizlerinde boğuluyorum. Gözlerimin önüne sadece bir defter ile kalemin, lacivert renkte bir dolmakalemin hayali düşüyor. Tek bir kelime var o defterde görebildiğim. “Kıymetlim!..” Düşünüyorum ve kendimle ilgili tek varsayımım, yazmayı sevdiğim. Sanırım, o defter de benim günlüğüm. Ahh keşke ona erişebilseler. Belki o zaman kim olduğuma dair kesin bilgilere ulaşırım. Günlerdir benim gibi depremzedeleri bu hastaneye taşıyorlar ve gariptir ki, her gelenin yanında bir yakını var. İşte o zaman kimsesizliğim yüreğimi zehirli bir ok gibi saplanıyor. Allah’ım!.. beni de arayanlar var mıdır acaba? Eğer varsa, yalvarırım bir an öncd buldur beni. Her kimse o sevdiklerim, beni onlarla buluştur.. kavuştur sevenlerime.. ~ ~ ~ 30 Aralık 1939.. Sokağımızı tanımakta çok zorlandım. Aklımı kaçırmak üzereydim. Defalarca, ama defalarca kendime beddular ettim. Küfürden nefret eden dilim, günlerdir hiç durmadan kendime küfür etmekle meşgul. Deprem heberini aldığımı o saatlerde yüreğim durdu sanki. Nasıl bırakmıştım ben onları? Gitmesen olmaz mı demişti bana oysa!.. İçine mi doğdu benim güzel yarim? Nerdesiniz ha, nerelerdesiniz? Yüreğimin tam ortasında var olan o yangın, artık tüm benliğime yayılmış durumda. Göz yaşlarım birbirini kovalarken, yuvamız diye bildiğim evimizin viran olduğu görmek, aşkımı, yavrumu o yıkıntıların altında bulamamak çok acı. Dün ayak basabildiğim bu topraklarda kime sorduysam hep aynı cevabı aldım. “Yok ağabey görmedik vallahi!” Kar yağmış, beyaza bürünmüş her yer. Sanki deprem olduğunu gizlemek ister gibi yıkıntıların üstünü bembeyaz bir battaniye gibi örtmüş. Gezdim tüm Kızılay çadırlarını. Dolaştım her bir sokağı.. sokaktan geriye kalan her yeri. Halk perişan.. ağıtların ardı arkası kesilmiyor. Kızım, evladım, kocam, babam, anam.. hıçkırıkların esir aldığı kelimeler bunlar işte. Çaresizliğime, katık oldu ahalinin çaresizliği, korkmuşluğu, acıyla kavrulan yürekleri. Solgun, acı dolu yüzlere eşlik eden yüreklerdeki sızının kardeşi benimde yüreğimde. Bakıyorum öyle evimizden geriye kalanlara ve yüreğim bin parçaya bölünüyor. Depremzedelerin bir kısmı başka illere gönderilmiş. Nereye gideyim, nerede arayayım canlarımı hiç bilmiyorum ki! Allahım yardım et bana.. buldur bir an önce karımı, yavrumu.. buldur bana!.. ~ ~ ~ “Küçük hanım gözün aydın olsun. Seni tanıyan birileri çıktı sonunda,” dediğinde doktorum, on günü geçmişti bu hastaneye getirileli Kalbimi saran sevinç dolu heyecanımla, “Kimmiş efendim?” diye sordum. Nedense utanmıştım ve daha fazla bilgi almak için başka sorular soramamıştım babacan doktoruma. “Eşinmiş.. ve günlerdir seni arıyorlarmış kızım. Öyle dedi beyfendi.” Evli miymişim? İşte buna çok şaşırdım. Görünce belki her şeyi hatırlarsın ha deprem kızı? “Dışarda ve yanına gelmek için benden izin bekliyor. Çağırayım da gelsin. Seni alıp evinizd götürmek istiyor.” Bu son duyduklarımla heyecanım doruk noktasına ulaştı. Doktorum, benim ne kadar heyecanlandığımın farkındaydı. Başımı bir baba gibi okşadığında çok kısa bir an, gözlerimin önünde bir adamın hayali belirdi. Soruyordum sesizce o hayaldeki adama. Babam olabilir misin sen? Bana gülümseyerek bakan doktorumun, aynı anda gözlerinin dolduğunu gördüm. Yanındaki hemşiresine bakıp, “Hadi bakalım, kızımızın kocasını çağır da gelsin, buluşsunlar artık bu çiftimiz,” dedi. Doktorumunda en az benim kadar heyecanlı olduğunu görebiliyordum. Hemşirenin kaldığım geniş odanın kapısına doğru ilerlerleyişini izlerken nefes almayı unuttum. Biraz da korkarak baktığım o kapıdan gözlerimi saniye olsun çekmiyordum. Odadan içeri giren hemşire hanım ve yanındaki yapılı adamı gördüğümde içimdeki umut söndü bir anda. Belki görünce hatırlarım diye nasılda ümide kapılmıştım. Gitgide yanıma yaklaşan o adam hiç tanıdık gelmiyordu ama gözlerinde gördüğüm o sevgi dolu bakışlar, ister istemez dikkatimi çekti. Ayak ucumda duran adama öylece bakıyordum. Benim için bir yabancıydı o ve varlığının hiçbir anlamı yoktu. “Geçmiş olsun,” dedi biraz çekinerek. Ellerine takıldı gözlerim. Titriyordu parmakları ve sanki, heyecandan o ellerini nereye koayacağını bilemiyordu. “Gerçekten benim eşim misiniz?” Sorduğum soru karşısında yüzünden acı dolu bir tebessüm geçti. “Evet, evliyiz. Günlerce seni aradım. Allah’ıma çok şükür ki sonunda bulabildim,” dedi bana. Doğru mu söylüyorsun ha.. kimsin sen, adın ne ki?” “Bana inanmakta güçlük çekmeni anlarım. Doktorun, hiçbir şeyi hatırlamadığını söyledi. Sebebi de kafana darbe almandanmış. Zamanla hatırlamaya başlayacaksın her şeyi. Yeter ki iyi ol.” Yüreğim, inanma ona diye sürekli kulaklarıma fısıldıyordu sanki. Sessiz kaldım, diyemedim bir hiçbir şey. “Ben taburcu işlemlerini halledeyim,” dedi ve tek kelime etmeden arkasını dönüp gitti. Korkuyla biraz ilerde duran doktoruma bakınca, hemşiresi ile birlikte hemen yanıma geldiler. “Bir şey mi oldu kızım?” “Benim kocam olduğuna dair elinde bir kanıtı var mı? Ona dair her şey çok yabancı efendim,” dediğimde tatlı tatlı gülümsedi. “Hemşire hanım sana açıklar şimdi,” dedi ve yine başımı okşadı. Beni hemşire ile yalnız bırakıp, odadaki diğer hastalara bakmak için yanımızdan uzaklaştı. “Bak canım, kocan olduğuna inanmamızın sebebi, bacağının iç kısmındaki doğum lekenin yerini ve şeklini tam olarak bilmesi. Bunu kocan ya da yakın ailenden bir başkasının bilmesi imkânsız. Ayrıca..” dedi ve sustu. Niye sustuğunu biliyordum aslında ve günlerdir aklıma takılıp, beni için için yiyip bitiren o düşünceyi dile getirmesinden korkar oldum. “Bak canım,” dediğinde eliyle omuzumu bana güç vermek istercesine tuttu ve bana doğru biraz eğildi. Doğru kelimeleri bulmaya çalışır gibi bir hali vardı. “Buraya getirildiğinde yalnızdın ama, bir zaman sonra dikkatimizi çeken bir şey oldu. Göğsünden ara ara azda olsa süt geliyordu. Anladık ki bir bebeğin varmış ve eşinde bunu bize söyledi. Lakin canım, bebeğin vefat etmiş. Çok üzgünüm. Başın sağolsun!” Duyduğum bu son sözlerle dünya başıma yıkıldı sanki. Depremi asıl şimdi yaşıyordum. Anneymişim ben.. bir çocuğum varmış ama artık yokmuş ve ben, günlerdir bunu duymaktan deli gibi korkuyordum. Yüreğimi ateşe verdi bu sözler. Göz yaşlarım birbiri ardına yanaklarımı ıslatırken, başımı önüme eğdim. Hıçkırıklarım karşısında Nagihan hemşire bana sarılmaya çalıştı. Hiç bir teselli yüreğimdeki acıyı dindiremezdi ki. Bu gerçekti. Biliyordum, hissediyordum.. ama artık evladım yoktu benim. Onu koruyamamıştım. Keşke ölseydim bende Allah’ım.. ölseydim!.. ~ ~ ~ Bir ay sonra.. “Biraz daha iyice misin Handan?” Her seferinde ona boş gözlerle bakıyorum ve biliyorum, bu onun sinirlerini geriyor ama bu benim elimde değil ki! Handan! Bu isim bana çok yabancı. Bu adam, getirildiğim bu konak hepten yabancı.. Ağa karısıymışım meğer ve Erzincan’a ailemi görmeye gitmişim. O götürmüş hatta beni ve bir gece Erzincan’da kalıp dönmüş. İki gün sonra da deprem olmuş. Öyle dedi bana kocam Nusret ağa. Ailemden herkes ölmüş. İlk zaman söylemeye çekinmiş, zaten bebeğimizin yasını tutuyormuşum. Birde annemi, babamı ve kardeşlerimin ölüm haberinin acısıyla iyice perişan olmayaymışım. Ağzından çıkan her bir söz niyeyse palavra gibi geliyor bana. İnanamıyorum ona bir türlü. Şimdilik bana hiç dokunmuyor. Alçılarım çıkmadı henüz. Gözlerim hep yollarda.. biliyorum ya, biliyorum işte. Bu adam benim kocam falan değil!.. değil de, nasıl bilebilir ki doğum lekemi? İşte bu soru beni deli ediyor. Ahh Allah’ım, şu anlatılanlar gerçek olabilir mi? ~ ~ ~ ~ ~
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE