Sabahın ilk ışıkları odaya süzülürken, Lidya gözlerini açtı. Yabancısı olduğu bu kasvetli odada ne işi olduğunu anlamaya çalışırken yanında uzanan biri olduğunu fark etti.
Hızla yan tarafına döndü. Korkuyla adama baktı yüzünü gördü. Yan tarafında uzanan adam Akın Karaarslanoğluydu.
Kalbi hızla çarpmaya başladı. Akın’ı tanıyordu. Ülkenin en tehlikeli adamıydı. Ama bu yatakta onunla ne işi vardı?
Görünüşe göre Akın hâlâ derin bir uykudaydı. Lidya, kafasının içindeki sis perdesini aralamaya çalıştı. Bir şey hatırlamıyordu. Dünkü balo, Hazal, kahkahalar, içecekler... ve sonra boşluk. Neler olduğunu düşündükçe midesi bulandı.
"Hayır, hayır, bu olamaz," diye kendi kendine fısıldadı.
Gözleri odada gezindi, her şey dağınıktı. Yerdeki kıyafetlerini fark etti. Aceleyle çarşafı üzerinden sıyırdı ve sessizce yataktan kalktı. Yataktan kalkarken kasıklarında derin bir acı ve ağrı hissetti.
Bu ağrı acı, yerdeki kıyafetler ve yataktaki izler her şeyi gösteriyordu.
Gözlerinden yaşlar akarken sessizce kıyafetlerini giyindi ve son bir kez yatakta rahatça uyuyan adama baktı. Akın, her zamanki sert ifadesiyle bile uyurken huzurlu görünüyordu. Ama bu huzurun arkasında nasıl bir tehlike yattığını biliyordu.
Kendi kendine bir kez daha fısıldadı: "Bu geceyi hafızamdan silmem lazım o çok tehlikeli." Dedi ve ardından kapıyı dikkatlice aralayıp odadan çıktı.
Şimdi kaçmalıydı. Ama aklında sorular dönüyordu: Bu nasıl olmuştu? Akın’la aynı yatakta nasıl bulmuştu kendini? Ve en önemlisi, Buna nasıl izin vermişti?
Akşamı hatırlamaya çalıştı ama o sisli boşluk hâlâ her şeyi örtüyordu. Yavaşça otelin koridorunda ilerlerken, bir yandan düşünüyordu.
Lidya, adımları gittikçe hızlanırken kendini tutamayıp sessizce ağlamaya başladı. Koridorun sonunda asansöre vardığında elleri titriyordu. Birkaç kez asansör düğmesine bastı, ama beklerken gözyaşları yanaklarından süzülmeye devam etti.
"Nasıl olur? Bu nasıl başıma gelir?" diye kendi kendine mırıldandı. Gecenin hiçbir detayını hatırlayamamak, bedeninde bir boşluk ve korku hissi yaratıyordu.
Asansör nihayet geldiğinde içine girdi ve bir köşeye yaslanarak aynada kendi yüzüne baktı. Kırmızıya dönmüş gözleri, şişmiş dudakları ve yüzündeki korku ifadesi... Kendini tanıyamıyordu.
Asansör aşağıya inerken, aklı sürekli akşamdaydı. "Bunu bana rızam olmadan mı yaptı? " diye düşünürken içindeki öfke de yavaş yavaş büyüyordu.
Lobiye indiğinde birkaç otel görevlisi ona baktı, ama Lidya kafasını öne eğip hızla dışarı çıktı. Soğuk sabah havası yüzüne çarptığında bir an durdu. Derin bir nefes aldı, ama bu bile boğazındaki düğümü çözmedi. Çantasını sımsıkı kavrayarak adımlarını hızlandırdı ve otelin önünden uzaklaştı.
Ağlamaktan görüşü bulanıklaşmıştı. Gözyaşlarını silerken arabasına bindi. Hızlıca arabayı çalıştırdı ve gaza basarak otelin önünden ayrıldı.
Lidya, otelin birkaç sokak ötesindeki bir parkta durdu ve bir banka oturdu. Ellerini yüzüne kapadı, gözyaşları bir kez daha hıçkırıklarla beraber döküldü. Bu sessiz sabahın içinde yalnızlığı ve çaresizliği tüm benliğini sarmıştı. Hazal’a sorması gereken sorular vardı.
~
Akın, odadaki hafif soğuk havanın tenine çarpmasıyla gözlerini açtı. Gözlerini ovuştururken başındaki hafif zonklama dikkatini çekti. Yatakta yavaşca doğruldu. Dün gece ne olmuştu? Parça parça görüntüler zihnine doluştu. Balo, birkaç içki, ve odadaki seksi bir kadın... Ama sonrası tamamen flu bir boşluktan ibaretti.
Yatağın yan tarafına döndüğünde boş olduğunu fark etti. Derin bir nefes aldı bir an biriyle gerçekten yattığını düşünecekti.
Ama sonra gözleri çarşaflara takıldı. Çarşaflardaki ıslaklık ve leke dikkatini çekmişti. Yüzü anında sertleşti. Eli çarşafa dokundu.
"Kan lekesi?" Diye fısıldadı
Birden zihninde yankılanan sorular birbirine girdi. "Bu ne? Ne yaptım?" diye mırıldandı. Kalbindeki garip sıkışma hissi ile doğrulup oturdu. Çevresine bakındı. Odada garip bir sessizlik hâkimdi, ama içindeki huzursuzluk gitgide büyüyordu. Geçen gece sıradan bir gece değildi, bunu anlamıştı.
Başucundaki telefona uzandı ve saati kontrol etti. Sabah 8.30'du. Kadının bu kadar erken bir saatte gitmiş olması düşündürücüydü. Her şey daha karmaşık hale geliyordu.
Bir süre yatağın kenarında oturdu, sessizce etrafı incelerken zihnini toparlamaya çalıştı. "Bu bir tuzak mıydı?" diye düşündü kendi kendine. Hayatı boyunca tehlikeli oyunların içinde olmuştu ve kimseye tam anlamıyla güvenmezdi. Bu kadın onun parası için onunla birlikte olmak isteseydi kaçmazdı bekler parasını alırdı.
Ama kaçmıştı. Akın bir süre düşündü. Bir tuzağın içine düştüğünü düşünüyordu. Aklına hemen Timur'un ona bu korkunç tuzağı kuracağı geldi.
Ama kadın o bakireydi ve böyle bir kadın kendini hiç tanımadığı bir adamın yatağına atacak kadar alçak mıydı?
Yatağın kenarında gördüğü parlak nesneye elini uzattı. Kadının bıraktığını düşündüğü bilekliği eline aldı. Bileklikte küçük harflerle Lidya yazıyordu.
Akın bilekliği parmaklarında döndürerek derin bir nefes aldı. Kadının adı Lidya olmalıydı. Bu kadını bulmalıydı. Ama önce kendini toplarlaması gerekiyordu. Akın Karaarslanoğlu hiçbir sorunun cevapsız kalmasına izin vermezdi.
Hızlıca banyoya gidip yüzünü soğuk suyla yıkadı. Aynada kendi yansımasına kısa bir süre baktı. Gözlerindeki huzursuzluk, içindeki karmaşayı açıkça yansıtıyordu.
Odaya döndü ve yerdeki kıyafetlerini topladı, üzerini aceleyle giyindi ve cebindeki telefonu çıkararak bir numarayı çevirdi. Aradığı kişi, en güvendiği adamlardan biri olan Akif’ti.
Telefon birkaç kez çaldıktan sonra Akif’in sesi geldi:
"Buyur abi?"
Akın, pencereden dışarı bakarak derin bir nefes aldı. Sesi soğuk ve otoriterdi.
"Akif, otelden çıkıyorum. Hemen buraya gel. Bir işimiz var."
Akif, tereddüt etmeden cevap verdi:
"Tamam abi, 10 dakikaya oradayım."
Telefonu kapattıktan sonra Akın, bir an durdu ve tekrar yatağa baktı. Aklında parça parça olan o görüntüler canlandı. Ne yapıp edip her şeyi öğrenmeliydi.
Otelden çıkarken resepsiyondaki çalışanların ona dikkatle baktığını fark etti. Ancak kimse bir şey söylemeye cesaret edemedi. Akın, hızlı adımlarla otelin önüne çıktı ve sigarasını yakarak beklemeye başladı. Bir yandan geceyi hatırlamaya çalışıyor, diğer yandan bu işin bir tuzak olup olmadığını sorguluyordu.
Birkaç dakika içinde Akif siyah bir arabayla otelin önünde durdu. Camı indirerek Akın’a baktı.
"Abi, nereye gidiyoruz?"
Akın, arabanın yanına yaklaşarak sert bir sesle konuştu:
"Önce karargaha gidelim. Senden buradaki tüm güvenlik kameralarına bakmanı istiyorum özellikle de oda 407'nin bulunduğu kattaki kameralara
Akif, bu tür emirleri sorgulamazdı. Kafasını salladı ve "Tamam abi," dedi. Akın arabaya bindiğinde, hızlıca arabayı çalıştırdı daha sonra buraya gelecek ve işini halledecekti.
Akın, Akif ile arabaya bindiğinde yüzü her zamankinden daha sert ve kararlıydı. Karargaha gitmeleri gerektiğine karar verdi.
Arabada ilerlerken, Akif sessizce direksiyonu çeviriyor, Akın’ın düşünceli yüzünü izliyordu. Akif, patronunun bu kadar aceleci ve gergin olmasını pek sık görmezdi.
Akın sonunda sessizliği bozarak, sert bir ses tonuyla konuştu:
"Karargaha gidelim. Size söyleyeceğim kadın hakkında bir şeyler öğrenmeniz gerek. Otelden kameraları inceleyin, resepsiyonu sorgulayın. Kim olduğunu bulamadan bu işin peşini bırakmayacağım."
Akif başıyla onayladı. "Tamam abi, adamları hemen harekete geçiririm. Bir ipucu buluruz mutlaka."
Kısa bir süre sonra, Akın ve Akif karargaha vardılar. Geniş bir odaya girdiklerinde, Akın’ın adamları ayakta bekliyordu. Her biri, patronlarının ciddi yüz ifadesini görünce dikkat kesilmişti. Akın, masanın başına geçip oturdu ve soğuk bir tonla konuşmaya başladı:
"Dün gece bir oteldeydim. Yanımda bir kadın vardı, ama kim olduğunu bilmiyorum. Yüzünü tam hatırlamıyorum. İsmi Lidya olabilir. Otel kameralarını inceleyin, kadını otelden çıkarken görmüş olmalılar. Ayrıca resepsiyonla konuşun, giriş-çıkış kayıtlarını kontrol edin. Bana adını, kim olduğunu ve nereden geldiğini öğrenin."
Adamlar başlarını sallayarak harekete geçmek için dışarı çıktılar. Akif ise Akın’ın karşısında durarak ona sordu:
"Abi, bu kadın neden bu kadar önemli? Sen kadınlara düşkün bir adam değilsin."
Akın, gözlerini Akif’e dikerek cevap verdi:
"Geceyi birlikte geçirdik ve hiçbir şey hatırlamıyorum. Bu, sıradan bir gece olamaz. Biri beni hedef aldıysa, kim olduğunu bilmem gerek. Ve eğer o kadın bu işin parçasıysa... ona ulaşmam şart."
Akif, bu sözlerden sonra durumu daha iyi anladı ve odadan çıkıp adamların organize çalışmalarını yönetmeye başladı. Akın ise sandalyesinde oturmuş, ellerini masaya dayayarak düşünüyordu. İçindeki huzursuzluk her geçen dakika artıyordu.
Ne yapıp edip o kadını ve o geceye dair her şeyi öğrenmeliydi çünkü Akın Karaarslanoğlu olayları en ince detayına kadar araştıran bir adamdı.
"Seni bulacağım ve neden kaçtığını öğreneceğim" diye fısıldadı.