Lidya, apartman kapısını zar zor açıp içeri girdiğinde adeta nefes nefese kalmıştı. Hatırlayamadığı bir gecenin ağırlığı omuzlarına çökmüş, yüzüne solgun bir ifade bırakmıştı. Kapıyı kapatır kapatmaz sırtını duvara yasladı ve derin bir nefes aldı. Ancak bu, içinde büyüyen sıkışmayı gidermeye yetmedi.
"Ne yapacağım?" diye mırıldandı kendi kendine. Başını ellerinin arasına alarak yere çöktü.
Zihni, o geceyi tam olarak hatırlamak için bir ipucu arıyordu, ama her şey karanlık bir boşluk gibiydi. Hazal’la baloda oturmuştu, sonra birkaç içecek sonrası tamamen bir sis perdesi. Ve sabah yatağında uyanmış olduğu o adam...
Akın Karaarslanoğlu.
Ülkenin en tehlikeli adamlarından biriydi ve onunla geceyi nasıl paylaşmış olabilirdi? Bu, tamamen mantık dışıydı.
Lidya, derin bir nefes alıp kendini toparlamaya çalışarak ayağa kalktı. Yavaşça yatak odasına yürüdü ve aynanın karşısına geçti. Solgun yüzüne baktığında, gözlerinin çevresindeki koyu halkalar dikkatini çekti. Kendini tanıyamıyordu. Kendi bedeninde bile yabancı hissediyordu.
O acımasız adam tüm gece boyunca vücuduna dokunmuştu. Hızlıca çantasını yatağın üstüne fırlattı ve koşarak banyoya girdi kendini temizlemek o gecenin tüm anılarını silmek istiyordu
Suyun sıcaklığını açtı ve ellerini yüzüne götürerek duruladı. Sanki akan su, bedenindeki korku ve suçluluk hissini de alıp götürecekmiş gibi hissediyordu.
Üzerindeki kıyafetleri aceleyle çıkarıp duşun altına girdi. Su, başından aşağı akarken gözlerini kapattı ve bir süre öylece kaldı. Ama ne kadar temizlenirse temizlensin o adamın dokunuşunu hissediyordu sanki
Yaklaşık yarım saat duşun altında kaldıktan sonra havlusunu üstüne sararak banyodan çıktı. Kurulandı ve aceleyle üstünü giyindi.
Hazal'ı aramak için çantasına uzandı. Telefonunu alacaktı ta ki çantasından düşen ikili bilekliğin diğerinin olmadığını fark etti.
Hızla çantayı karıştırdı ama bulamayınca sinirle çantayı kenara fırlattı. Bilekliği
otel odasında unutmuş olmalıydı. Bu düşünceyle tüyleri diken diken oldu. O bilekliği bulmaları demek, onun kim olduğunu öğrenmeleri anlamına geliyordu.
"Ne yapacağım şimdi?" diye kendi kendine söylendi. Kalbi hızla çarpmaya başladı. Akın gibi bir adam, böyle bir ipucunun peşini bırakmazdı. Akın’ın sadece ismini duysa bile çevresinden duyduğu kadarıyla kötü bir insan olduğunu biliyordu.
Bir yandan kendine kızıyordu: "O baloya gitmemeliydim neden evimde oturmadım ki!"diye yakındı.
Lidya, bir süre yatağında oturduktan sonra, başını kaldırıp kararlı bir şekilde mırıldandı.
"Ne olursa olsun, beni bulmasına izin vermeyeceğim ama ilk önce Hazal’ı aramam gerek"
Hızlıca telefonunu aldı ve arkadaşını aradı. Gece onunla başlamıştı. Hazal bir şey biliyor olmalıydı.
Telefon birkaç kez çaldıktan sonra Hazal’ın enerjik sesi duyuldu:
"Canım, günaydın! Bu saatte ne oldu böyle?
Lidya, birkaç saniye durakladı. Ne diyeceğini düşünüyordu. Ama sonunda dayanamayıp söyledi.
"Hazal, bana ne olduğunu anlat! O gece ne oldu? Hatırlamıyorum Ben neden evde değil de otel odasında uyandım."
Hazal, bir an sessiz kaldı. Ancak sessizlik kısa sürdü ve ardından kahkaha atarak konuştu:
" Lidya, panik yapma! Sana yanlışlıkla alkollü kokteyl vermişim hepsi bu. Sonra işim çıktı ayrılmak zorunda kaldım"
Lidya'nın kaşları çatıldı. Hazal’ın bu kadar rahat tavırları ve sözleri onu daha da sinirlendirmişti.
"Hazal, sen ne dediğinin farkında mısın? Ben nasıl alkol içmiş olabilirim ve sen beni o durumdayken nasıl yalnız bırakırsın bu mu senin arkadaşlığın " diye bağırdı.
Hazal’ın sesi aniden ciddileşti. Ama yine de kontrolünü kaybetmemeye çalışıyordu.
"Lidya, bir sakin ol. Sadece bir karışıklık kötü bir şey olmadı ya ne abarttın!"
Lidya, sinirle telefonu daha sıkı kavradı. Hazal’ın bu kadar rahat davranması onu şüphelendirmişti. Arkadaşının tavırları normal değildi.
"Bitti Hazal senin gibi iğrenç bir arkadaşa ihtiyacım yok ve kovuldun" dedi Lidya sert bir tonda.
Hazal, bu sefer savunmaya geçti.
"Lidya sen ne-"
Ve telefon kapandı. Lidya sinirle telefonu kapatmış ve Hazal'ın boş sözlerini dinlemek istemiyordu.
Hazal’ın tavırları, içinde hem öfke hem de hayal kırıklığı yaratmıştı. Arkasına yaslandı ve derin bir nefes aldı. Hazal’ın sergilediği hareket tamamen gözünde bitmişti. Artık bundan sonra Hazal defteri kapanmıştı.
~
Bu sırada Akın ve adamları da karargâhta hummalı bir şekilde çalışıyordu. Akif, patronunun masasının yanında durup elindeki notları incelerken ciddi bir ifadeyle konuştu:
"Abi, otel kameralarından doğru düzgün bir şey çıkaramadık. Resepsiyonda da Lidya isminde bir giriş kaydı yok.
Akın, masanın üzerinde duran dosyalara göz gezdiriyordu. Bir isim, bir yüz ya da bir ipucu… Hiçbir şey bulamamak onun öfkesini daha da artırıyordu. Gözlerini Akif’e dikti:
"Bu kadın bir hayalet değil. O otelden çıktıysa birileri onu görmüştür. Çevredeki kameralara bakın, taksi şoförlerini sorgulayın. Ne gerekiyorsa yapın onu bulacaksınız!"
Akif başını sallayarak odadan çıktı ve diğer adamlarla konuşmaya başladı. Akın, derin bir nefes aldı ve arkasına yaslandı. O gece zihninde bir boşluktu, ama içgüdüleri ona bunun sıradan bir gece olmadığını söylüyordu. Kadının kim olduğunu ve bu işin arkasında kimlerin olduğunu öğrenmek zorundaydı.
Bir yandan zihninde beliren sorularla boğuşuyordu: "Bu bir tuzak mıydı? Eğer öyleyse, neden?" Akın için bu, yalnızca bir gecelik bir mesele değildi artık. Bu işin arkasında ne olduğunu öğrenmek, onun için bir onur meselesine dönüşmüştü.
Adamlarından biri içeri girdi ve Akın’a doğru eğilerek konuştu:
"Patron, otelin arka bahçesindeki bir güvenlik kamerasında bir kadını ağlayarak arabaya binerken gördük. Bahsettiğiniz kadın olabilr Araba plakasınıda teşhis ettik"
Akın gözlerini kısıp başını salladı. "Daha ne duruyorsunuz hemen öğrenin. Bu sefer de bir şey bulamazsınız kelleniz köpeklere yem edeceğim!" dedi sert bir şekile
Zaman daralıyordu, ve Akın kararlıydı. Kadının izini sürmek ve ne olduğunu öğrenmek için her şeyi yapmaya hazırdı.
~
Timur, ofisinin karanlık köşesinde oturmuş, elindeki sigarayı yavaşça masanın kenarına bastırarak söndürdü. Karşısında duran adamına baktı, yüzünde sinsice bir gülümseme belirdi. Elleri, masanın üzerinde duran bir bardak viskiye uzandı. Bir yudum aldıktan sonra hafifçe arkasına yaslandı.
"İyi iş çıkardın," dedi sakin ama bir o kadar da sert bir tonla. "O kadının bilgilerini değiştirmen tam zamanında oldu. Akın’ın kadını bulamaması gerekiyordu."
Adamı, başını eğerek hafifçe gülümsedi. "Elimden geleni yaptım, efendim. Otelin kayıtlarıyla oynadık. Adı da, görüntüleri de değiştirdik. Şimdi kimse o kadını bulamaz."
Timur, bir an sessiz kaldı, yüzündeki gülümseme daha da yayıldı. Gözlerini kısarak adamına bakarken, " O Akın iti bu işin peşini bırakmaz siz yinede dikkatli olun" dedi.
Daha sonra, oturduğu yerden doğrulup pencereden dışarı baktı. Şehir, gece karanlığında ışıldıyordu. "Akın Karaarslanoğlu," diye mırıldandı kendi kendine. "Abini geberttim şimdi sıra sende"
Arkasını dönüp adamına sert bir bakış attı. "Bu işi sıkı tut. Kadının gerçek kimliği ortaya çıkarsa plan bozulur. Akın'ın yalnızca yanlış bilgilere ulaşmasını sağla. Gerekirse daha fazla adamını devreye sok."
Adam başını eğerek "Emredersiniz, efendim" dedi ve hızla odadan çıktı.
Timur ise sinsice gülümsemeye devam etti. Bu plan, Akın’ı hem zihinsel hem de stratejik olarak köşeye sıkıştıracaktı. Şimdi sabırla beklemesi gerekiyordu. Oyun başlamıştı.
~
Bir hafta geçmişti. Lidya, bu süre boyunca bir şekilde normal hayatına devam etmeye çalışmıştı. Her sabah mağazasını açıyor, müşterilere gülümsüyor ve sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. Ancak içinde fırtınalar kopuyordu. O gece ile ilgili her ne kadar Hazal’dan bir şey öğrenememiş olsa da, içine düşen şüphe giderek büyüyordu.
Lidya, mağaza'nın camdan dışarı baktı ve derin bir nefes aldı. "Her şey normale döndü," diye kendini ikna etmeye çalışıyordu. Ama ne kadar denese de bu huzursuzluk peşini bırakmıyordu.
Bu sırada Akın hâlâ o geceyi araştırıyordu. Adamları bir hafta boyunca oteldeki görüntülerden taksi şoförlerine, hatta çevredeki güvenlik kameralarına kadar her yeri taramıştı. Ancak ellerinde hâlâ bir isim ya da net bir bilgi yoktu. Kadın adeta yer yarılmış da içine girmiş gibiydi.
Karargâhın loş ışıklı odasında, Akın elinde bir sigarayla sessizce düşünüyordu. Akif, karşısında durup rapor verirken bile onun yüzündeki sert ifadeyi yumuşatmayı başaramıyordu.
"Abi, ne yazık ki hâlâ bir iz bulamadık. Kadın otelden çıktıktan sonra izini kaybettirmiş. Araba plakasından da düzgün bir şey çıkmadı. Ya birileri bilerek izini sildi ya da bu kadın gerçekten profesyonel biri."
Akın, sigarasını masanın kenarına bastırarak söndürdü ve soğuk bir sesle konuştu:
"Kim olduğunu, neden orada olduğunu öğreneceğim. Bunu çözene kadar kimse rahat etmeyecek. O kadın sıradan biri değil."
Akif, başını sallayarak odayı terk etti. Akın, derin bir nefes alıp arkaya yaslandı. Zihninde hâlâ o geceye dair parçaları birleştirmeye çalışıyordu. Ama hissettiği tek şey, kontrolünden çıkan bir durumun sinir bozucu ağırlığıydı.
~
Hazal, şehrin lüks bir restoranında Timur’la buluşmuştu. Üzerinde pahalı bir elbise, yüzünde ise sinsice bir gülümseme vardı. Timur karşısında oturuyor, elindeki şişeyi masaya koyarken keyifli bir şekilde konuşuyordu.
"İyi iş çıkardın, Hazal. Lidya’nın hiçbir şeyden şüphelenmediğinden eminim."
Hazal, hafifçe gülümseyerek bardağını kaldırdı. "Sana söyledim, Timur. O beni asla sorgulamaz. Her zaman olduğu gibi, bana tamamen güvenir."
Timur, masanın üzerine bir zarf bıraktı. "Söz verdiğim gibi. İşte paran. Akın’ın o gece beni bulamaması yeterince eğlenceli oldu. Şimdi onun kafasını biraz daha karıştırmaya başlayacağız."
Hazal, zarfa uzanırken gülümsemesi daha da derinleşti. "Onun bu kadar kolay bir av olacağını tahmin etmemiştim. Ama beni hiç ilgilendirmez. Önemli olan, paramı almış olmam."
Timur, başını hafifçe eğerek sinsice gülümsedi. "Sen işini yapmaya devam et. Eğer bu plan kusursuz yürürse, bu işten daha çok kazanç elde edersin."
Hazal, aldığı parayı çantasına koyarak ayağa kalktı. "Benim işim burda bitti zaten Lidya ile olan arkadaşlığımız sona erdi. O yüzden sizinle birdaha da karşılaşmak istemem herkes yoluna"
Timur, arkasına yaslanıp Hazal’ın gidişini izlerken keyifli bir kahkaha attı. Akın ve Lidya’nın bu oyunun içinde birer piyon olduğunu biliyordu. Şimdi ise sıradaki hamlesini yapmaya hazırlanıyordu.
"Sende kaç küçük fare daha senin başına bela sarmadım" dedi ilerleyen Hazal’ın arkasından sırıtarak.