3."İntihar"

2930 Kelimeler
• 1 ay sonra • "Sensizliğimin üzerinden günler geçti Umut. Günlerdir nefessizim ben. Hani sen senin için ölürüm diyordun ya... Öldün Umut. Biliyorum belki benim için değil ama niye benim içinmiş gibi hissediyorum derinlerde? O kadar neşeli biriydin ki sanki ölüme bile gülümseyerek gitmişsin gibi." Düşüncelerimle acıyla geziniyordum. Sadece bir yudum aldığım soğumuş kahveyi camın kenarına bıraktım ve üzerimde ki hırkaya biraz daha sarıldım. Gözlerim uykusuzluktan mı ağlamaktan mı yanıyor bilmiyordum ama gözlerimin yanması bir kez daha ağlama isteğimi körüklüyordu. "Balım." Reva'nın varlığını yine arkamda hissettim ve daha sonra elleri omuzlarımı buldu. Biliyordum benim için endişeleniyordu. Şu günlerde elimden ağlamaktan bir şey gelmediği için o da benimle ağlıyordu artık. Günlerdir yanımdan ayrılmıyor, bir an olsun yalnız bırakmıyordu beni. Reva iyi gün değil, daha çok kötü gün dostuydu. İyi gününde yanında pek bulamazsın Reva'yı, o hep kötü günler yanında bitiverir. Reva, benim geçmişime dair ikinci güzel şey. Ben 1992 savaşı nedeni ile Bosna Hersek'i terk etmiş bir aileden geliyorum. Savaşta tüm akrabalarımızı ve tanıdıklarımızı kaybetmişiz. Aile büyüklerimiz öldüğünde geriye sadece Annem ve babam kalmış. Onlarda İstanbul'a göç etmişler. Birkaç yıl sonra ben doğmuşum. Gerçek soy ismimiz Miroslav ama Türkiye'ye göç ettiğimizde babam soy ismimizi değiştirmek istemiş ve Özil olmuş. Neden bunu yaptı bilmiyorum hâlâ. Annem ve babam birbirlerinden çok farklı iki kişiydi, zaten görücü usulü bir evlilikmiş. Babam Elvis Miroslav, ikinci adıyla Elvis Özil 2008 yılında annem yüzünden öldü. Babam bize daha iyi bir hayat verebilmek için ve annemin daha çok para kavgalarını bitirebilmek için harç borç topladığı paralarla bir ortaklığa girmişti. Babam çok saf bir adamdı maalesef. Annem ise çok şeytan bir kadındı. Babamın ortak olduğu adam Namık Çetin yaptığı tüm anlaşmaları babam üstünden yapmış ve o anlaşmaların altında kirli işler yatıyormuş. Babamın üzerinden uyuşturucu ticareti yapan Namık, babamı bir sürü borcun altına da sokmuş. Babam bir gece bunu öğrendiğinde onun hakkında her yerde arama kararı çıkmıştı çoktan. Aynı gece Annem Lamia Miroslav, yani Lamia Özil Babamın Ortağı Namık'ı o zamanlar anlamadığım bir nedenden eve almıştı. O geceyi hatırladığımda alaylı bir gülüş belirdi dudaklarımda. O gece annem elime sadece iki lira para sıkıştırıp beni dışarıya atmıştı ve eve gelmememi söylemişti. Çocuk aklıyla annemin babamı ortağı ile aldatacağı aklıma gelmezdi. Sadece on iki yaşındaydım ve annemi seviyordum. Kadın tam bir şeytandı, annem olduğu için midem bulanıyor artık. Ben Ekim ayı ortalarında, üzerimde ince bir ceket ile merdivenlerde oturup ısınmaya çalışırken babam bitmiş bir halde eve gelmişti. İlk defa babamı öyle çaresiz görüyordum. Beni dışarıda görünce şaşırmış ve önümde diz çöküp soğuktan buz tutmuş, kanımın çekilmiş olduğu yanaklarımı büyük avuçlarına almıştı. Bana neden içeride değil de dışarıda olduğumu sormuş yanaklarımı ısıtmaya çalışmıştı kendince babam. O an bilmeden bir ateşe körükle gitmişim meğer. Namık amcanın bize geldiğini ve annemin dışarı çıkmamı istediğini söylemiştim. Babamın o an ki yüz ifadesini unutamıyordum. Dağ gibi babam sadece bir saniyede çökmüştü. Anlamıştı olanları ama inanmak istemiyor gibiydi. Bana ne duyarsam duyayım içeriye girmememi söyleyen babam o gece son kez alnıma ve saçıma öpücük kondurup ölümüne gitmişti. Babam içeriye girdiğinde evimizden kavga sesleri yükselmişti. Ama her zaman olduğu gibi babamı dinlemiştim ve içeriye girmemiştim. Ben elimle toprağa işaret parmağım ile bir ev resmi çizerken her şeyden habersiz, babama bir namlu doğrulmuştu. Evden art arda iki el silah sesi duyulduğunda korku ile çığlığım yankı yapmıştı mahallede. Sonra... Sonrası babam mezara girmiş, Namık'sa bulunmamak üzere kaçmıştı. Yıllarca annem ile yalnız yaşadık ve her günüme lanet etmiştim. Babamın ölümünün ardından annem ile yeni bir eve taşınmış ve orada Reva ile tanışmıştım. O benimle arkadaş olmak istiyor ben ısrarla onu reddediyordum. Annem iyice raydan çıkmıştı. Her gece eve farklı bir adam girip çıkıyordu. Zamanla annemin ne işi yaptığını anladığımda intihar etmeye kalkmıştım. İpten Reva almıştı beni. O andan sonra ölüme kardeş olmuştuk biz. Yıllarca bu böyle devam etti. Her gece eve farklı bir adam gelir ve ben korkudan odamın kapısını kilitleyip kulaklığımı takardım onları duymamak için. Mahallede annemin adı Orospuya, benim adım Orospunun kızına çıkmıştı. Mahallede yürüyemez olmuştum artık. Genç bir kız olarak yolun ortasında orospunun kızısın sen diyerek beni taciz etmeleri o kadar gurur kırıcıydı ki kendimden nefret ediyordum. Kâbus gibiydi... Okulda kimse beni sevmezdi, onlara göre ben annem gibi orospuydum çünkü. Yanımda olan yine bir kişi vardı oda Reva idi. Ailesi benimle konuşmasın diye onu okula bile göndermemişti ama o yine de benden vazgeçmemişti. Benim masum bir genç kız olduğumu tek gören Reva idi. On sekiz yaşıma geldiğimde evden kaçtım. Daha fazla dayanamıyordum yaşadığım hayata. Evden kaçtığımda annemin umurumda bile olmamıştı. Aramamıştı bile beni. İlk kaçtığımda sokaklarda yatmak zorunda kaldım. Bir hafta sokakta kaldığımda sonunda yine serseriler tarafından tacize uğradım gece yarısı ve o an Umut ile yollarımız kesişti. Beni kolları altına aldı bir hayat verdi bana. Umut'un evinde kalmaya başladığımda onun dünyanın en iyi adamı olduğu düşünmüştüm. Sonra sevgili olduk ve birbirimizin her şeyi olduk. On dokuzuncu yaş günümde annem zarla zorla Reva'dan Umut ile yaşadığımız yerin adresini almış ve kucağında bir bebek ile çıka gelmişti. Benim evden kaçtığım vakitlerde hamileymiş meğer. Babası kim belli bile değil onun demesine göre. Bebeğe bakmayacağını ve benim yağlı kapıyı bulduğumu söyleyerek kucağıma bırakmıştı kardeşimi. On dokuz yaşında kucağımda bir bebek ile ne yapacağımı bilememiştim. Umut'un onu istememesinden korkmuştum. Gidecek bir yerim yoktu çünkü. Ama umduğum gibi olmadı Umut ona da bana da sahip çıktı. Kimliği bile çıkmayan kardeşimin ismini Hazer Yiğit Kayalı koymuştum. İlk isimlerimizin birbirine benzemesini istemiştim. Yiğit ismini koyma nedenim ise yiğit ve mert biri olmasını istediğim içindi. Umut ona soy ismini vermesini sorun etmedi. Anne adında benim adım, baba adında Umut'un adı geçiyordu. Sonra birden Sosyal Hizmetler Kurumu hayatımıza girdi. O zamanlar Yiğit sadece iki yaşındaydı. Etrafta ki komşularımız bizde bir gariplik olduğu düşüncesi ile hakkımızda araştırma yapmış. Evli olmadığımızı ve bebeğin aslında oğlum değil kardeşim olduğunu öğrenmişlerdi. Sosyal Hizmetlere haber verdiklerinde zor günler geçirmiştim. Yiğit'i elimden aldıklarında hayatım bitmiş gibi hissetmiştim. Umut Yiğit'i alacağımıza dair söz vermişti ama sözünü tutamadan oda gitmişti hayatımdan. Yiğit şu an üç yaşındaydı ve bir yetimhanedeydi. "Daha ne kadar böyle yemek yemeyeceksin Dilem?" Reva elini omzumda gezdirdi ve eğilip saçlarıma bir öpücük kondurdu. "Umut seni böyle görse çok üzülür biliyorsun değil mi?" Reva'nın ne söyleyeceğini tahmin etmiş gözyaşlarımı eski yerini almıştı. Gözyaşlarım yanaklarımdan süzüldüğü sırada kafa salladım. "Biliyorum." "O zaman iki lokma bir şey geçsin ağzından Dilem." Usulca oturduğum koltuktan kalktım ve Reva'ya döndüm. "Tost istiyorum," dedim mahzunca yüzüne bakarak. Umut tostu çok severdi. Her sabah kahvaltıda mutlaka yerdi. "Tamam, hemen hazırlıyorum." Reva koşa koşa mutfağa gidince sehpanın üzerinde ki paket çarptı gözüme. Neydi ki bu? Günlerdir açmak bile gelmemişti aklıma. Pakete doğru gittim ve sehpanın üzerinden alıp Açık mavi koltuğa oturdum. O sırada Reva gelince önce ona sonra Reva'ya baktım. "Bu ne?" sehpa üzerinde ki paketi aldım ve inceledim. "Bilmem, açsana." Kafa salladım ve usulca paketi açtım. Elime geçen kâğıtlar ile kaşlarımı çattım. Bu evin tapusu ve banka kartı vardı zarfın içinde. "Ah Umut... Ah yürek yaram." Ben acıyla mırıldandım ve gözlerimi ikimizin olduğu fotoğrafa diktim. *** • Maur Aras • Islak saçlarımı karıştırdım ve gözüm siyah sehpanın üzerindeki sigara paketine çarptı. Pakete doğru yürüdüm ve tereddüt etmeden elime aldım. İçinden bir dal çıkardım ve dudaklarımın arasına sıkıştırdım. Kaldığım odanın kapısı açıldı ve içeriye Asaf girdi. "Canına kastın mı var?" homurdanan Asaf siyah koltuğa kuruldu ve bacağını bükerek diğer bacağının üzerine koydu rahatça. "Ne zaman canıma kastım olmadı ki?" diye söylenerek karşısında ki koltuğa kuruldum ve başımı geriye doğru atıp sigaramı yaktım. "Hastaneden çıkalı ne kadar oldu da içiyorsun hemen? En azından içmek için bir ay bekleseydin." Asaf durmadan dır dır ederken içime bir duman çektim ve dışarıya verdim dumanı. "Çabuk toparladım bünyem güçlü," dedim onun söylenmelerini tınlamayarak. Ama o itiraz etti. "Bünyen güçlü olabilir ama ağır bir ameliyat geçirdin Aras, en azından bir ay yatsaydın yatağında." "Asaf, karım gibi dır dır yapmayı kesip sadede gelecek misin?" Ben ona ters ters bakarken o göz devirdi ve oturduğu koltukta diklendi. "Bizim çocuklar Artemis ile ilgili bir şeyler bulmuşlar. Sanırım Rusya'da ki bir adreste tutuyorlarmış." Şaşırmıştım. "Rusya mı?" Diye sordum. "Hector neden Rusya'yı seçsin ki Artemis'i saklamak için?" derin bir nefes aldım. "Bu da bir bit yeniği var." "Ona ne şüphe.. Ne yapalım?" diye bana akıl danıştı. Biraz düşünür gibi yaptım. Çenemi kaşıdım. "Çocukları gönder bir ne olup bitiyor iyice baksınlar. Hector'un amacı Adonis'in elinden o belgeleri almak, Artemis'e zarar veremez. O belgeler Adonis'in elindeyken cesaret edemez." "Tamam, halledeceğim." mırıldanan Asaf bana doğru eğildi oturduğu yerden. "Aras, şeyi ne yapacağız?" diye sordu endişeyle. Kafamı neyi der gibi salladım ve sigaramdan bir nefes daha içime çektim. "Neyi?" "Dilem'i. Yani Umut Dilem'i sana emanet etti ya hani. Bir ay oldu kız düzeleceğine daha da kötü oluyor," dedi. Sıkıntılı bir nefes çektim içime ve ıslak saçlarımdan geçirdim parmaklarımı. "Farkındayım. Uzaktan izlemeye devam edin siz. Acısı çok taze, Umut'un kalbini taşıyorken onun karşısına çıkmak sadece daha fazla kanatır yarasını.Asaf yavaşça kafa salladı ve bir kaç dakika sessizce durduk. "Bazen seni anlayamıyorum." Asaf'a kafamı kaldırıp baktım. "Bazen o kadar gaddar ve acımasız oluyorsun ki etrafında ki her şeyi yakıp yıkıyorsun. Ama bazen de ince ince düşünüp merhametini gösteriyorsun," dedim. Oysa o hemen bana itiraz etti. "Ben herkese hak ettiğini verdim Asaf, ne eksik ne fazla." Söylediklerine kalben inanıyor gibiydi. "Her şey bir yana bana soracak olursan Dilem ile karşı karşıya gelmeyi geciktirme Umut böyle isterdi." Cevap vermeden sigaramı küllüğe söndürdüm. Haklıydı. "Yarın buna bir son verip balkan kızına baş sağlığına gitmeliyim artık." Ben sıkkın bir nefes aldım ve o sırada Asaf tekrar güldü kızaran gözleriyle. "Umut'u severim hatta çok severim ona saygısızlık gibi olmasın ama-" diyen Asaf işaret parmağını alt Dudağında gezdirdi arsızca. "Şimdi onun kalbini taşıyorsun ya, Dilem ile karşıya karşıya gelince hızlı atar mı? Sonuçta aşk kalpte yaşar." Duyduğum şey ile kararan gözlerimi diktim Asaf'a. "Şerefsizlik yapma Asaf! Saçma sapan konuşma, Dilem bana emanet edildi!" Dişlerimi sıktım ve daraldığım için siyah tişörtümü yakasını çekiştirdim. Gülümseyip arkasına yaslanan Asaf'a kaşlarımı çattım. "Asaf, arlanmadın abicim sen ama ben artık bıktım, sana sövüyorum sen sallamıyorsun ama günahı bana yazılıyor şerefsiz!" Asaf'a durmadan saydırmaya devam ederken gevşek herif inadıma yapar gibi gülüyordu. Hata bende ki soktuğumun çocuğuna yüz verdim bu kadar. Asaf'tan alaylı bir gülüş çıkınca içimden sabır çekmeden edemedim. "Tamam, kardeşim ne kızıyorsun ya şakada mı yapmayalım?" "Yapma Asaf yapma! Umut'u mezarında ters döndürdün it oğlu it!" diye bağırdım kızarak. Asaf da paketten bir sigara alıp yaktı ve o sırada odanın kapısı açıldı. Kapıya doğru baktım ve bize doğru gelen Alaz'ı gördüm. "Odamı kerhaneye çevirdiniz iyice yolgeçen hanı gibi elini kolunu sallayan geliyor!" diye söylendi. Sözlerini sakınmıyordu hiç. "Aşk olsun Aras abi ben kimse miyim?" Alaz abisinin yanına oturdu ve bana yandan gülüşünü attı şerefsiz. "Siz iki kardeş," dediğim sırada kapı bir kez daha açıldı. Bu sefer bu odaya elini kolunu sallayarak girebilecek dört kişiden ikisi geldiğine göre ve Cenk'te salonda olduğuna göre üçüncü kişinin kim olduğunu tahmin edebiliyordum. "Bir hain dışında başka biri bu şekilde elini kolunu sallayarak girse bu odaya, üzerine beton döküp bahçeme heykel diye dikerim biliyorsunuz değil mi?" "Yav anlattım ya neden annene söylediğimi." Odaya yeni giren Kadir savunmaya geçince onu duymam azlıktan geldim. "Bilmez miyiz abicim pek seversin sen bizi." Alaz'ın boş muhabbetine tepki bile vermedim. "Sen niye okulda değilsin lan?" Alaz'ın fıçasını görmezden gelen Asaf soran gözlerle kardeşine baktı. "Ders boştu buraya geldim kaçak prensimizi görmeye," diye ukalaca konuştu. Gözlerimi dosyadan kaldırdım ve Alaz'a baktım. "Sen bu ara iyice raydan çıktın Alaz elimde kalacaksın yakında! Fazla zorlama istersen bu prens seni yatağının prensesi yapar," diye uyardım. Abisi gibi gevşekçe gülen Alaz kolunu koltuğun arkasına attı ve iyice yayıldı. "Gözünün bende olduğunu biliyordum ama üzülerek söylemeliyim ki ben kadınlardan hoşlanıyorum." Koltuğun kolundaki kül tablasını aldım ve Alaz'a doğru fırlattım. Son anda eğilen Alaz'ı es geçen kül tablası duvara çarptı. "Gevşek herif!" diye söylendim. *** Elimde Umut'a ait olan bilekliği evirip çevirirken yanımda oturan Reva ayağa kalktı. Gitme vakti gelmişti artık. "Evde tek kalabileceğine emin misin sen? Biliyorsun gitmem gerekmese gitmem ama mecburum." Reva'ya anlayışla baktım ve kafa salladım. "Biliyorum, git sen o şerefsizden azar işitme birde benim için. Günlerdir nasıl yanımda kalabildin ona şaşırdım zaten." Ağlamaktan yanan gözlerimi ovaladım belli biraz yanması geçer diye. "Günlerdir evde yok çünkü. Haftalığımı aldı ve kumara koştu, yine parası bitmiştir gelir eve artık." Sıkıntı ile konuşan Reva'ya üzülerek baktım. "Ah be Reva! Yaktın kendini şu adamla." Arkadaşıma içim giderek baktım ve yerimden kalkıp yanına gittim. "Beni her zaman arayabileceğini biliyorsun?" Reva bana kafa salladı ve bileğindeki toka ile saçlarını topladı. "Eğer bir şey olursa beni ara," dedi içten bir duyguyla. Sesindeki samimiyeti anlamamak imkânsızdı. Reva'ya inanmayan bakışlarla baktım. "Bu durumda en son arayacağım kişi sensin Reva. Asıl o it sana bir şey yaparsa ara beni," dedim biricik arkadaşıma. Reva bir şey demedi ve dolan gözleriyle yüzümü inceledi. "İyi olacaksın değil mi?" diye mahzun bir ifadeyle sordu. Beklenti ile bana bakan Reva'ya kafa salladım usulca. "İyi olmaya çalışacağım. " Reva dış kapıya doğru gitti ve bende arkasından gittim. "Benim ardımdan kapıyı pencereyi kitle kim o demeden açma. Yemek yaptım dolapta duruyor yemeyeceğini biliyorum ama yersen ısıt öyle ye." Reva'nın bu anaç tavrı herkese kendini sevdiriyordu. Haddinden fazla şefkatliydi Reva. Titreyen sesimle Reva'nın sözünü kestim. "Reva, o adamdan boşan ne olur." Reva bir kaç saniye ses etmedi ve ardından gözlerini kaçırdı. "Bunu yapamayacağımı biliyorsun öldürür beni." "Asıl böyle ölüyorsun Reva. Bir hata yaptın yirmi yaşında bu herifle evlendin sadist manyağın teki çıktı. Ya sana uyuşturucu kafasıyla bir şey yaparsa? Reva sen de gidersen dayanamam ben." Ben kollarımı sıkıca ona doladım ve hüngür hüngür ağlamaya başladım. O kadar çok korkuyordum ki Umut gibi kardeşim de beni bırakıp gidecek diye aklım çıkıyordu. "Hiç bir şey olmayacak korkma. Ses etmediğim de o kadar da canımı yakmıyor hem alıştım artık. En son karıştığında Umut'un başına bela olmuştu sakın sen karışma Dilem," diye beni uyardı. Arkadaşıma sarılı kollarımı çözdüm ve ondan ayrıldım. Gözyaşlarımı sildim. "Bu adam karnındaki bebek ölsün diye seni arabanın altına itti ne biliyorsun bir daha yapmayacağını Reva?" diye endişemi gizleyemediğim bir ses tonuyla sordum. Elimde değildi, çok endişeleniyordum onun için. "Biliyorum, çünkü artık hamile kalmayacağım. Hamile kalmazsam da bunu yapmasını gerektirecek bir şey olmaz," diye beni ikna etmeye çalıştı garibim. İnanmadım tabii. Acılı bir tebessüm belirdi Reva'nın yüzünde. "Asıl sen kendine iyi bak beni düşünme. Yarın evden erken çıkarsa gelirim yanına." Minnetle gülümsedim dostuma ve ellerimdeki ellerini sıktım. "Teşekkürler kardeşim," dedim içten, her harfinde sevgi tüten bir sözcükle. *** Bir gün daha geçmişti Umut'suz. Elimdeki vasiyeti tekrar tekrar okurken yaşlı gözlerimi çevirdim masmavi denize. Evimizin biraz ilerisindeki sahildeydim. Umut'la ilk tanıştığımız yerde. Üzerimde ki kar beyaz elbise uçuşurken ben tekrar tekrar okuyordum vasiyeti. Elimdeki kâğıdı kendime yaklaştırdım ve dudaklarımı bastırdım kâğıdın üzerine. Kâğıt elinden süzülüp denize düştü ve gözlerimi kapadım yavaşça. Bedenimi koyuverdim ve izin verdim derin sulara girmesine. Derin sulara battığım an gözlerimi sıkıca kapadım açmamak için. Dudaklarımı araladım çabuk ölmek için. Suyun ciğerlerime dolduğunu hissediyordum ve bu bana mutluluk veriyordu. Ben derin sularda ölümümü beklerken gür bir erkek sesi yankılandı kulaklarımda. "Dilem!" *** Boğazımın yırtılırcasına acıması ile gözlerimi araladım zorlukla. Nefes aldıkça boğazımın batmasına kaşlarımı çattım. Kokusundan da anladığım üzere bir hastane odasındaydım. "Dilem! Şükür uyandın." Reva'nın sesini duyunca kafamı oraya çevirdim. Telaşla yanıma gelen Reva saçımı okşadı. "İyisin değil mi? Çok korkuttun beni Dilem. Nasıl böyle bir şey yaparsın?" Karşımda ağlayan Reva'ya ağlama demek için dudaklarımı aralamıştım ki acıyan boğazımla geri kapadım dudaklarımı. *** "Çok fazla su yutmuşsun Dilem, ölüyordun be arkadaşım." Ağlayan Reva elinin tersi ile gözlerini sildi. "Seni kurtaran Aras'mış." Ben anlamayarak Reva'ya bakarken Reva gözlerini kaçırdı. "Umut'un ka-" "Anladım!" boğazımın acısını umursamadan sözünü kestim Reva'nın. Duymaya bile tahammül edemiyordum bunu, canım yanıyordu. Allah'ın belası adam niye kurtarmıştı ki beni! "Yaklaşık iki gündür yatıyorsun güzelim. Seni kurtarırken çok fazla zorlamış Aras suda dikişlerini, dikişleri kanamış oda yatıyor günlerdir." Ben omuz silktim ve yerimden doğrulmaya çalıştım. "Dur dur kalkma ne istiyorsun?" diye sordu bana yardım etmek için, telaşla. "Evime gitmek!" istiyorum dedim canımı dişime takarak. Kararlıydım, evime gidecektim. "Üzgünüm ama bu mümkün değil." Duyduğum sesle kafamı kapıya çevirdim. Aras ve tanımadığım bir adam içeriye girmiş bize doğru ilerlemeye başlamışlardı. Umut'un ölümünden sonra ilk kez gördüğüm Aras ile gözlerimi kaçırdım ve titreyen ellerimi sıktım. "Ne saçmalıyorsun, evime gideceğim ben." Tekrar yataktan çıkmak için hareketlenmiştim ki o bariton sesini yine duydum. "Bende mümkün değil dedim. Bir daha intihar etmeyeceğine dair sana güvenmiyorum. Açık olayım Umut seni bana emanet etti yani seni güvende tutmak benim görevim." Sinirle soludum bir anda. Öfkeyle homurdandım. "Sen-" "Yani ben Umut'a verdiğim sözü tutacağım ve Emanetini güvende tutacağım. Toparlayana kadar misafirim olacaksın, ben ne zaman iyi olduğuna ikna olursan yol senindir sonra ne istersen yap." Sözümü kesen Aras'a şaşkınlıkla bakarken o bana bakmayıp Reva'ya baktı. "Asaf ile gidip Dilem'in eşyalarını topla ihtiyacı olacak," dedi ne yaptığını bilen ve kendinden emin bir halde. Ben şaşkınlıkla Aras'a bakmaya devam ederken söylediklerini anlayıp sindirmeye çalışarak yutkundum. Ne diyordu bu manyak herif? Peynir ekmekle kafayı mı yemişti? En az benim kadar şaşkın olan Reva kafa sallayınca daha da büyüttüm gözlerimi. "Ne münasebet! Evime gideceğim ben!" diye itiraz ettim şiddetle. "Bende misafirim olacaksın dedim. Umut'un yazdıklarını okudun değil mi? O halde inat etme can güvenliğinden emin olacağım kısa bir zaman sadece," diye karşılığını vermede gecikmedi Aras. Nasıl bu işi çözebilecektim acaba? Bilmiyordum. Şaşkın ve kızgındım. Asaf ve Reva odadan çıktıklarında öfke ile dişlerimi sıktım. Umut'un kalbini taşıyan bu adamla aynı evde kalmak asıl intihardı bana ne diyordu bu adam. "Sen delirmişsin böyle bir şey olmayacak!" Beni duymam azlıktan gelen Aras ile öfke ile bağırdım. "Odanı hazırladılar eve gidip dinlenebilirsin." "Sen ne can güvenliğinden bahsediyorsun ya! Asıl ben seninle aynı evde kalırsam ölürüm! O taşıdığın Umut'un kalbi ve sen Umut değilsin asıl intihar bu!" Aras ile gözlerimiz birbirine kilitlenirken titreyen ellerimle acıyan boğazımı tuttum ve sonunda gözlerini kaçıran ilk ben oldum. "Farkındayım... İkimizde aynı acıyı çekeceğiz ama bu Umut'un emanetinden önemli değil. Alışmak zorundasın buna, çünkü uzağında veya yakınında nerede olursam olayım sen Umut'un emanetisin ve bende nefesim yettikçe sahip çıkacağım o emanete"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE