4."Yunan Öküzü"

1574 Kelimeler
Sessizce camdan dışarıyı izlerken içten içe öfkeden deliriyordum. Bu Aras denilen adam kendinde bu hakkı bulduğu gibi zorla da beni bu arabaya bindirmişti. Ne sanıyordu ona boyun eğeceğimi mi? Bu Ülkede polis var elin kırosu gelip elini kolunu sallayarak alıkoyamazdı kimseyi. Şuan susuyorsam yanımda oturan adamlardan korktuğum için değil tabi ki. Konuşurlarken birbirine seslendikleri isimlerden anladığım kadarıyla yanımda Cenk ve Asaf oturuyordu. Arabayı kullanan Kadir adında daha orijinal bir kıroyken yanında ise Yunan öküzü oturuyordu. Reva'nın da alacağı olsun eşyalarımı getirip adamın eline verdi resmen. Ona soracağımı biliyorum ama ben. Şu an elim kolum bağlı bir durumdaydım ve delirmenin eşiğindeydim resmen. Kendimi kurt sürüsünün arasında kalmış kuzu gibi hissediyordum. Arabanın durması ile kaşlarımı olabildiğince daha da çattım ve kollarımı birbirine bağladım. Yunan öküzü ve diğerleri arabadan inerken ben hala olduğum yerde oturuyordum. Benim olduğum tarafın kapısı açılınca irkildim ve kapıyı açana baktım. Yunan öküzü! "İn." Ürkütücü bir sakinlikte 'in' derken yiğitliğe leke sürdürmeyerek omuz silktim. "Seni burada ömür boyu tutmayacağım. Ne zaman ki psikolojin intihar etmeye meyilli olmayacak kadar iyileşir, o zaman gidersin. Şimdi zorluk çıkarmada in," dedi benim inatlaşmamdan bıkmış bir vaziyette. Aras kollarını göğsünde bağladı. Kollarının gerilmesi ile damarlı kasları şişti. Beyinden fazlası kas! "Umut seni bana emanet etti şimdi in! Sabrımı zorlama benim," diyerek ayak diretti inmem için. Kelimeleri bastıra bastıra söyleyen Aras ile dişlerimi sıktım. "Senden nefret ediyorum ya! En kısa zamanda gideceğim bu evden!" "İnşallah, bir gün," diye mırıldanan Aras daha da bozulmuştu sinirimi. Ben öfkeyle arabadan inerken kapının önünde ki adamlar bize bakıyorlardı ciddiyetle. Film çeviriyoruz sanki! Adamlar benden başka her yede gözlerini dolaştırmaya başlayınca Aras yanımdan geçip gitti evin siyah kapısına doğru. "Ya istemiyorum diyorum niye anlamıyorsunuz? Evime gideceğim ben, Umut var o evde!" diye bağırdım her an ağlayacak hissi veren sesimle. "Adamlarımdan çıkarma sinirini." "Doğru senden çıkarayım!" dur diye kızdım. Aras cevap dahi vermeden açılan kapıdan içeriye girdi ve Kadir denen barzonun evi işaret etmesi ile gözlerimi kıstım. "Pis eşkıyalar!" Kadir denen adam şaşkınlıkla bana bakarken Asaf'ın kaşları havalanmıştı. Cenk denen kazulet ise kaşlarını çatmış muhtemelen bana laf söyleyecekti. Ama ben ne yaptım? Bir şey söylemesine izin vermeden hızla eve doğru ilerledim. İçeriye girdiğimde yunan öküzü ortalıklarda görünmüyordu ve kapıda ise genç bir kız vardı beni karşılayan. "Hoş geldin." Kafa sallamakla yetindim kıza ve o ise bana eliyle yukarıya uzanan merdivenleri gösterdi. "Bu taraftan." Kız merdivenleri önden çıkarken ben takip ettim. Merdivenlerin tam sağında bulunan odaya giren kız ile bende odaya girdim. "Burada kalacaksın." Siyah ağırlıklı oda ile yüzümü buruşturdum. Tek giysi dolabı ve makyaj masası beyazdı onlarda muhtemelen ben geleceğim için sonradan konulmuştu. Yatak ise bordo idi. Siyaha ne kalmış oda siyah olsaymış. "Oda ben kasvetliyim diye bağırıyor." Ben mırıldanırken kız gülümsedi. Muhtemelen on sekiz yaşlarında olan kızda göz gezdirdim. Masmavi gözleri, siyah omuzlarında olan saçlarının aralarında mavi renk boya, burnunda zarif halka bir hızması ve narin bedeni olan bir kızdı. "Ben Dilem." Kıza elimi uzatınca kız gülümseyip elimi sıktı. "Bende Çiçek. Cenk'in kardeşiyim." "Bu yunan öküzü hep böyle görgüsüz müdür?" Çiçek'in kaşları havalanırken ben odanın içinde tur attım. "Aras abi mi? Bilmem ben pek fazla konuşmam onlarla nasıl biri olduklarını bilmiyorum." "Abin onlarla yakın gibi sen niye konuşmazsın ki?" "Hiç denk gelmeyiz çünkü biz, binde bir." "Anladım." Çiçek işaret parmağını ile saçını kulağının arkasına sıkıştırdı. "Şey... Başın sağ olsun bu arada. Şeysin sen, o emanet kız." Gerginlikle konuşan Çiçek'te göz gezdirdim ve düğümlenen boğazım ile yutkundum. "Teşekkürler." Kısık sesimi ben bile zor duyarken odanın kapısı tıklatılıp açıldı. Cenk içeriye benim bavulumla girince göz devirdim. Nasılsa yakında gideceğim ne bu zahmet ya. "Çiçek, hadi abicim git artık sen, burada işin bitti." Çiçek abisine kafa salladı ve bana döndü. "Ben yarın tekrar geleceğim o zaman görüşürüz." Ben Çiçek'e zoraki bir şekilde gülümsedim ve kafa salladım. "Onlar pek yemek yemez o yüzden bu evde yemek pişmez ama yine de sen hastasın diye ben yaptım birkaç şey dolaba koydum acıkırsan yersin." İnce düşünceli kıza kafa salladım ve o ise el sallayıp odadan ayrıldı Cenk ile beraber. Ben iç çektim ve bavuluma doğru ilerleyip fermuarını açtım. Karşıma çıkan resim ile gülümsedim. Neyse ki Reva akıl etmişti bunu koymayı. Resmi aldım ve yatağın başucunda ki komedine doğru ilerleyip resmi üzerine koydum. *** Kapımın çalınması ile uykulu gözlerimi araladım ve yataktan doğruldum. "Evet?" "Yemek hazır da onu diyecektim." Mırıl mırıl konuşanın barzo olduğunu anladım diyeceğim de şuan mırıl mırıl olan hali barzoluktan çok uzaktı. "Yemeyeceğim." Ben yatağa geri yattım ve gözlerimi kapadım. "Abim dedi ki; eğer gelmezse burada kalma süresi uzar aynen söyle dedi." Ben sinirle yerimden doğruldum ve çemkirdim Barzo'ya doğru. "Söyle o abine çok bekler burada kalmamı! Sevgilimin kalbini aldı birde onunla aynı masada yemek mi yiyeceğim!" Ben ağzıma geleni düşünmeden söylerken odanın kapısı açıldı ve içeriye giren Aras ile yutkundum istemsizce. "Bir, ben git diyene kadar buradasın. İki, sevgilinin kalbimi ben almadım, kalbini de seni de o emanet etti bana. Ve üç, ikimizin açısından da aynı çatı altında kalmayı çekilebilir yapmak adına zorluk çıkarma çünkü kibarlığımı kaybetmek üzereyim ki emin ol kibar olmayan halimi görmek istemezsin. " Beni tehdit mi etti o! "İstemezsin. " Onu onaylayan Kadir daha da sinirimi tepeme çıkarırken dişlerimi sıktım. "Çok merak ediyorum ya göstersene kibar olmayan halini!" Ben dikime dikime giderken Aras bana doğru ilerlemeye başladı. Benim gözlerim büyürken yataktan kaçmaya çalışmıştım ki beni belimden tuttu ve birden kaldırdı. Dudaklarımın arasından art arda çığlıklar yükselirken Aras beni çoktan omzuna atmıştı. Nasıl ameliyatlı ya bu? "İndir beni! Çabuk beni indir diyorum Allah'ın barzosu!" ben Aras'ın sırtına yumruk atarken onu etkiliyormuş gibi gözükmüyordu. Bu beni daha da hırslandırırken arkamızdan gelen Kadir'i gördüm. Pişkin pişkin gülüyor birde Barzo! "Barzo sen değilsin," dedim Aras'a hitaben. "Sensin!" işaret parmağım ile Kadir'i gösterirken Kadir bozuldu ve yüzü düştü. Ben zaferle dil çıkardım ona ve bu sefer bir yumruk daha attım Aras'ın sırtına. Bu sırada merdivenlerden iniyorduk aşağı. "Çünkü abiniz bir Yunan öküzü! Var mı yanlışım?" Aras duyduğu şey ile durunca istemsizce yutkundum. Beni boğazlama ihtimali yüzde kaç? "Yunan öküzü?" Aras beni sırtından tek eli ile hızla indirince gözüm karardı ve sendeledim. Aras bana öldürücü bakışlar atarken ben gözlerimi kaçırdım ve etrafta gezdirdim. Kadir, Cenk, Asaf ve tanımadığım bir çocuk bizi izliyordu. Bunlar çete mi ya her gittikleri yerde birlikteler. Ha bir çete eksikti berbat hayatımda oda oldu! "Bak Balkan kızı, kaşınıyorsun!" Bana Balkan kızı diyen Aras ile hızla gözlerimi ona diktim. Nereden biliyordu bu benim Bosna Hersekli olduğumu? "Sen... Bir dakika ya sen nereden biliyorsun benim Bosna Hersekli olduğumu?" Aras bana cevap vermeden yemek masasına doğru gitti ve en başa oturdu. Diğerleri de yerlerini alınca ben hâlâ cevap bekliyordum. "Otur." Bana yine Emir veren Aras'a tahammülüm kalmamış gibi ayağımı yere vurdum. "Yeter ya yeter! Madem kararlısın beni burada tutmaya o zaman bana emir vermeyi kes! Benim senin sürüne benzemem!" dedim masadaki adamları işaret ederek. "Bence de yeter. Umut için sabretmeye çalıştıkça daha da asileştin. Bana öküz deyip yaşayan tek insansın, bence şükret. Şu depresyon mudur her ne halta o dönemi atlatana kadar buradasın. Beğen beğenme. Şimdi otur ve yemeğini ye." Diye emretti. Ben güldüm sadece o an. O kadar sinirim bozulmuştu ki. Bu olanlarla uğraşmaktan Umut'un yasını bile tutamıyordum. Resmen acınacak haldeyim. Vaz geçmişlikle kollarımın birbirine bağladım. "En erken ne zaman giderim evime?" "Artık intihar meyillinin olmadığına ben karar verince." Aras elinde ki çatalı tabağın kenarına bıraktı ve bana baktı. Diğerleri sessizce duruyorlardı. "Sen yaşa ki Umut'un ölümü daha kıymetli olsun değil mi? Onun yerine de yaşa ki o mutlu olsun." Gözlerimin dolması ile düğüm düğüm olmuş boğazımla yutkundum. Psikolojimin iyi olmadığım farkındayım. Son bir aydır sürekli uykumdan uyanıp Umut'u görüyordum başucumda. Henüz bunun mümkün olduğunu düşünecek kadar kafayı yememiştim ama yine de yemek üzereydim. Çünkü gece yarısı Umut'un hayaliyle konuşacak kadar çökmüştüm. "Peki." Vazgeçişle kabul etmeme şaşırmış olacak ki kaşları havalandı. Ben bile bana şaşırdım o nasıl şaşırmasın. Ben derin bir nefes aldım ve masaya doğru ilerleyip Aras'ın çaprazına oturdum. "Çiçek mi yapmış bunu?" dedi Aras lazanyadan deli gibi yerken. Yavaş yemesi için uyaracaktım ki sonradan bana ne diyerek omuz silktim ve tabağıma döndüm. "Evet, beceriklidir bizim bücür," diyen Cenk güldü ve yemeğinden yedi. "Çiçek kim?" "Cenk'in kardeşi. Çocuk daha ama on parmağında on marifet." Tanımadığım çocuk Aras gibi boğularak yerken kafamı iki yana salladım. Bunlar hayatlarında yemek yemedi mi anlamıyorum ki. "Çoluk çocuğa niye yemek yaptırıyorsunuz o zaman?" Çocuğun gülerek sorduğu şey ile Cenk ona döndü. "Alaz, sus ve zıkkımlan kardeşim." Böylelikle tanımadığım çocuğun adı da netleşti. Alaz'mış. "Oğlum kızı görsen nazar boncuğu gibi." Kadir gülerek Alaz'a baktı. "Anlamadım." Alaz hâlâ olayı anlamaya çalışırken. "Anlama Alaz önüne dön." Asaf dik dik Alaz'a bakarken, Alaz göz kırptı ona. "Belki kızı kendime alırdım abi ne taş koyuyorsun?" sessizce söyleyen Alaz'a göz devirdim. İyi ki Cenk denilen eşkıya duymamıştı. Ve sürünün çapkını da belli etti kendini böylelikle. Ben sessizce tabağıma odaklanmışken iç çektim. O sırada kulağımda Aras'ın kısık sesle inlemesi geldi. Ona doğru döndük hepimiz. Kalbini tutmuş acı ile yüzünü buruşturmuştu. "Abi ne oldu?" ilk Alaz yerinden fırlarken bende meraklanma yerimde kıpırdandım. "Sanırım hastaneye gitsek iyi olacak." Çatallaşmış sesi ile zorlukla konuşan Aras'ın yüzü bembeyaz oldu. Herkes ayağa kalkarken masada ben hala oturuyordum. "Faruk arabayı hazırlayın hastaneye gideceğiz!" diye bağırdı Asaf. Neyi vardı Yunan öküzünün? "Sanırım dikişlerim açıldı." Aras'ın siyah tişörtünde gördüğüm ıslaklık ile çığlık attım. Benim yüzümden mi olmuştu? "Ne diye alıyorsun be adam sen beni omzuna?" dedim sinirle. "Ay kanıyor bu!" diye bağırdım. "Doğru diyor kız." Dedi Cenk. "Ne gerek var böyle kahramanlıklara dik başlı biri için," diyen Cenk'e gözlerimi kısarak baktım. "Ne diyorsun sen be?" dedim ona hitaben. Adam sanki beni gömmek için zaman kolluyordu. "Lan şu an konumuz bu mu?" dedi Asaf bağırarak. "Adamın dikişleri kanıyor."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE