5."Balkan Kızı"

2177 Kelimeler
"Abi! Abi iyi misin?" Alaz'ın telaşlı sesinin ardından herkes telaşla Aras'ın başına doluşmuştu. Bende oturduğum yerden ayaklandım ve ona baktım yutkunarak. Aras'ın yüzü kıpkırmızı olmuş nefes alamıyor gibiydi. "Arabayı hazırlayın lan!" Kadir telaşla bağırırken Asaf ve Cenk çoktan Aras'ı kaldırmışlardı destek olarak. Kan lekelerini çok net görürken titreyen ellerimi dudaklarıma götürdüm. "Alaz burada kal kızla biz haber vereceğiz sana." Asaf hızlı hızlı konuşurken Alaz kafa salladı. Onlar dışarıya çıkınca titreyen parmaklarım ile bu sefer sandalyeyi tutup sıktım elimi titremeyi durdurmak için. "istersen otur?" Alaz koltuğu gösterirken kafa sallamakla yetindim. Rengimin attığına emindim. Geçip koltuğa oturduğumda Alaz derin bir nefes aldığını işittim. "Su getireyim." Alaz mutfağa gidince gözlerimi kapadım sıkıca ve direklerimi dizlerime koyup ellerimle yüzümü kapadım. Neden hayatım bu kadar zor olmak zorundaydı? Alaz elinde su ile gelmiş bana suyu uzatmıştı. Sessizce alıp suyu içerken sakinleşmek için derin bir nefes aldım. "Dik kafalı herif! Eğer inat edip beni sırtlanmasaydı olmayacaktı böyle!" Ben kendi kendime homurdanırken suyu önümde ki siyah sehpaya bıraktım. Kafamı yere eğdim ve ellerimle alnımı tuttum. *** Saatler geçmiş gece yarısı çoktan olmuştu. Karşı koltukta Alaz otururken oda benim gibi sessizce bekliyordu gelecek haberi. Bana neyse. Gözlerimi can sıkıntısı ile etrafta dolandırdım bu gece tam yirmi üçüncü kez. Dış kapının açılma sesi ile Alaz yerinden fırladı. Ben istifimi bozmadan koltukta oturmaya devam ederken kulağım onlarda bekliyordum. "Nasıl oldun abi?" "İyiyim iyiyim." Aras'ın geçiştirici iki kelimesine göz devirdim. "Ne olmuş?" "Fazla yormuş kendini dikişleri de zedelenmiş." Bu kez konuşan Asıf'tı. "Abi dikkat et kendine ya." "Tamam, oğlum iyiyiz dedik." Gözlerimi kapadım açtım ve usulca yerimden kalkıp ona doğru ilerledim. Kolunda Kadir barzosu vardı. Gözleri beni takip etti. Onun karşısında durduğumda boğazımı temizledim. "Geçmiş olsun." Gözlerini gözlerime dikince kaçırdım gözlerimi. "Sağ ol." Kafamı salladım ve onlara daha fazla bakmadan yanlarından geçip gittim. Merdivenlerden yukarıya çıkarken sıkıntılı bir nefes aldım. İşim vardı bu evde bu insanlarla. *** Yine aynı batma ile araladım gözlerimi. Gece lambasının aydınlattığı loş odanın duvarına diktim gözlerimi saatin kaç olduğunu anlamak için. 03.24 Derin bir nefes aldım ve gözlerimi yatağın diğer tarafına çevirdim görmeyi beklediğim şeyi görebilmek için. Yine buradaydı. Umut... Dudaklarım kıvrıldı, şeytanın yüzünde alevlerden güller açtı o an. Bir kez daha şeytanla birlik olmuş Umut'un siluetini görebilmek için aklımı yitirmenin eşiğine getirmiştim. "Umut, geldin mi?" Elimi usulca uzattım ve dokunamadan elimi Yastığımın üzerine indirdim. Biliyordum, gidecekti dokunursam. "Sen hep gel, beklerim ben. "Umut'un silueti hareketsizce yanımda yatarken yüzünde bir gülüş belirdi. "Bekler misin?" Umut'un silueti benimle konuşunca geçen gecelerde de olduğu gibi hevesle salladım kafamı. "Ne zamana kadar?" Ben dudaklarımı aralayıp 'sonsuza kadar' diyecektim ki Umut'un silueti uzaklaşmaya başladı benden. Elimi uzattım onu tutabilmek için, ellerim değmedi havada ki hayale. Hızla yerimden doğruldum ve uzanmaya çalıştım ona. "Umut! Umut gitme!" Ona ulaşamamanın verdiği acı ve sinirle çığlık attım ve git gide benden uzaklaşan siluetin ardından yataktan kalktım. Siluet balkona açılan cam kapının önünde dururken bir çığlık daha firar etti dudaklarımdan gözyaşlarım arasında. Cam kapıya doğru koştum ve ona sarılmanın umudu ile kollarımı ona uzattım. Umut yine uzaklaşmaya başlayınca hiç düşünmeden ona atıldım ve o an beni kendime getiren camların kırılma sesleri ile gerçek dünyaya girdim. Kendimi camların üstünde otururken bulurken bir hıçkırık kaçtı dudaklarımdan, ardından gelen çığlıklar döküldü gözyaşlarım arasında. Gözlerimi kan içinde kalan kollarımda ve bacaklarından gezdirirken odamın kapısı açıldı gürültü ile. Ağlamam daha da şiddetlenirken bedenimin havalandığını hissettim. "Ne yaptın Balkan kızı sen kendine?" Aras'ın sesi kulağıma ilişince iç çeke çeke ağlamaya başladım. "Umut gelmişti tutamadım onu gitti." Bedenim baştan aşağı acırken gözlerim kararmaya başlamıştı. Bu kadar acı fazla gelmişti bünyeme. Bilincim kendiliğinden kapanırken son hatırladığım şey kafamın Aras'ın sert omuzlarına düşmesiydi. *** Bedenime batan iğne gibi sızılarla araladım bu kez gözlerimi. İstemeden dudaklarımdan bir inleme döküldü. "Canın yanıyor değil mi?" sesin geldiği yöne kafamı çevirdim. Aras yattığım yatağın yanında bulunan tekli koltukta oturuyordu. Camdan görebildiğim kadarıyla güneş doğmak üzereydi, kızıllık vardı gökyüzünde. Aras'a çevirdim tekrar gözlerimi. Dirseğini koltuğun koluna koymuş işaret ile orta parmağı ise şakağında düşünceyle bana bakıyordu. "Acıyor." Zorlukla konuştum. Kolumu kaldıracak halim dahi yoktu sanki. "Normal. Tüm bedeninden cam kırıkları çıktı yaklaşık bir saat önce." Acınacak haldeydim resmen. "Anladım." "Anladın? Kendini boğmaya kalktın aldım buraya getirdim ölme diye. Bu sefer de kendimi mi parçalayayım dedin? Bu sefer nereye gitmek istersin Balkan kızı?" "Bana şöyle deme!" dişlerimin arasında tıslarken Aras alayla güldü. "Şuan konumuz bu mu?" diye sordu şaşırmış ve biraz da öfkeli çıkıyordu sesi. "Umurumda değil! Bana bir daha öyle deme, koru mesafeni!" Aras'ın gülümsemesi daha da yayıldı yüzünde. "Ölüm cidden sana cazip geliyor olmalı balkan kızı." Üstü kapalı beni tehdit eden Aras aklı sıra bana gözdağı veriyordu. "Ölüm hiç bu kadar güzel gelmemişti kulağa. "En az onun kadar sinir bozucu bir şekilde gülmeye çalıştım. Bedenimde ki acılar bu adama laf sokmamdan önemli değildi şuan. Adamın gülümsemesi bile sinirimi hoplatıyordu. "Beni pamuk gibi yatağımdan kaldıran senin çığlıklarındı balkan kızı. Hiçte sevinç çığlıklarına benzemiyordu." Elimin altında ki çarşafı sıktım ve donuk bakışlarla ona bakmaya başladım. "O zaman git yat geri pamuk gibi yatağına ne duruyorsun?" "Şuan benim yatağımda uyumasaydın kabul edebilirdim." Gözlerim irice açılırken o kafasını iki yana salladı. Odayı istemsizce tararken gerçekten benim kaldığım oda olmadığını gördüm. Yine ve yine siyah ve gri ağırlıklı bir odaydı. "Ben mi dedim buraya yatır diye? Hem senin dikişlerin zedelenmedi mi, ne bu kucağa almalar falan? Doktor kendini yormayacaksın dedi ne diye kucağına alıyorsun?" "Keşke araya bir teşekkür de sığdırsaydın balkan kızı o kadar şey dedin. Sen camların üstünde kuş gibi titrerken insanlık namına kucakladım daha fazla parçalama kendini diye." alttan alttan laf sokmasına mı sinir olsam diline düştüğüme mi bilemedim. Ama yine de haklıydı. Biraz fazla kaba davrandım. "Peki, teşekkür ederim oldu mu? İzin verirsen şimdi kendi kaldığım odaya gitmek istiyorum." ben yatakta hareketlenirken her tarafıma iğne batıyormuş gibi hissettim ve acıyla yüzümü buruşturdum. "Yat yerine boşuna getirmedim buraya. Odanın kapısı yok sabah ayazı içerde, bu yaraların üstüne donma birde başıma da hasta olma." Kalkabileceğimi sanmıyordum zaten. Ben sıkıntılı bir nefes verip kendini yatağa bırakırken gözlerimi Aras'a çevirdim. "Git artık ne duruyorsun?" Aras'ın kaşları havalanırken ben kaşlarımı çattım. "Yine çok kibarsın Balkan kızı." Alayla konuşan Aras dil çıkarmamak için zor tuttum kendimi. Dil çıkarsaydım o dili yutma ihtimalim kaç olurdu? Bu Yunan öküzü bana dilimi kuşbaşı yapıp yedirir gibi bir his var içimde. "Gerçekten çık Aras, yalnız kalmak istiyorum." İhtiyacım vardı buna. Kendimle oturup hesaplaşmaya ihtiyacım vardı. Kafayı yemek üzereydim ve bu sadece bana zarar veriyordu. Henüz mantığımı kaybetmiş değildim ama çok yakında onu da kaybedecektim biliyordum. "Yalnız kalınca kendinden özür mü dileyeceksin?" gayet ciddi bir sesle konuşan Aras ile gözlerimi kaçırdım. "İsteyerek bir şey yapmadım. Camdan geçmeyi de ben istemedim." derin bir nefes aldım gözlerimi tekrar ona diktim. "Kafamın içinde sesler var. Umut geliyor aklıma sonra silueti. Konuşuyor benimle. Çığlık çığlığa sesler yankılanıyor odamda gece olunca. Sonra o siluet gidiyor. Bazen Kafamı ellerimin arasına alıp bende bağırmaya başlıyorum, bazen kendimi yataktan atıp arkasından gitmeye çalışıyorum. Muhtemelen deli olduğumu düşünüyorsun." Aras sessizce beni dinlerken dudaklarımı birbirine bastırdım. Ne zaman ağladığım onu bile fark etmedim. Gözyaşlarım yanaklarımı ıslatırken elimin tersi ile sildim onları. Anlık bir ürperti geçti içimden ve içim titredi. "Ama uyanıkken iyiyim. Umut'ta hep benimle kalıyor. " Aras oturduğu yerden doğruldu ve direklerini dizlerini koyup elleri birleştirdi. "Fark etmiyorsun belki ama Umut senden zaten gitti. Kendini avutman sana zarar balkan kızı." Sesim içime kaçmış bir şekilde konuştum. "Gitmedi." "Deli misin bilmem ama eninde sonunda iyileşeceksin. Hiç bir yara ilk günkü gibi kalmaz, kabuk bağlar ve zamanla o yara soyulup kaybolur." Aras ayakucuma uzandı ve pikeyi eline alıp kollarıma kadar örttü. Ben şaşkınlıkla ona bakarken o gözlerimi bana çevirdi. "Emanetine iyi bakmazsam Umut kızar. Yat şimdi balkan kızı iki saat sonra yeni bir gün başlayacak" Aras sessizce odadan çıkarken derin bir nefes aldım. Aras'ın kişiliğini cidden anlayamamıştım. Bir dengesizlik yapıp insana katil gibi bakıyor, birde merhameti tutup insanı iyileştirmeye bakıyor. Manyak herif! *** Pekâlâ, nasıl kalkacaktım bu yataktan? İki saat uyumuş biraz olsun kendimi toparlamıştım ama bu yataktan nasıl kalkacaktım bilmiyordum şuan için. Bu evde niye hiç kız yok ya? Hepsi erkek bunların! Ben kendi kendime söylenirken odamın kapısı açıldı ve gördüğüm kişi ile dudaklarım aralandı. Reva! Hain Reva! "Gel buraya gel hain arkadaş!" "Kızma kızım ya senin iyiliğini istedim ben. Bak işte yine kendine zarar vermişsin ya evde tek olsaydın?" Reva yanıma geldi ve dolu gözleriyle yatağın yanına çöküp elini alıma götürdü. Orada hissettiğim acıyla yüzümü buruşturdum. Orada da yara vardı belli ki? "Senin nasıl haberin oldu? Hayırsız kocan evde değil mi de geldin?" "Dün gece gelmedi yine. Sabahta Asaf Bey aradı ve senin yaralandığını söyledi. Yardıma ihtiyacın olabilirmiş. Asaf bey geldi sabah beni aldı." "Asaf mı? Nereden geliyor bu ince düşünceler?" Hayretle Reva'ya bakarken Reva gülümsedi. "Gayet de ince bir adam. Bana bir kabalığı olmadı." "O zaman bana bir garezleri var bu evde ki erkeklerin." "Dilin hiç susmadı geldiğinden beri değil mi?" Reva gülerek bana bakarken ben gözlerimi kaçırdım. "Kaba davranışların şimdi açıklandığını varsayıyorum." Ben Reva'ya göz devirirken Reva güldü ve çantasını yatağın üzerine bırakın kollarımın altından tuttu beni. "Üç deyince." Reva üçe kadar saydı ve daha sonra beni yavaşça kaldırdı yattığım yerden. Yavaşça ayaklarımı yere saldım ve oturdum. "Yaralar kabuk bağlayana kadar su değdirmemeni doktor söylemiş. Duş alamazsın bu yüzden, yaralarına dikkat ederek yüzünü yıkayalım sonra giydirelim seni." Ben usulca kafa salladım ve Reva'nın yardımı ile yataktan kalktım. Yaralarım acısa da sızlanmadım çocuk gibi. "Benim kaldığım odaya gidelim halledelim. Burası o adamın odası rahat değilim." Reva bana anlamayarak bakarakken omuz silktim ben. Kendi odama geldiğimde yüzümü yıkadım ve Reva yardım etti giyinmeme. Üstüme rahat etmek için bir şort ve askılı giydim. Yaralarıma baskı yapmasın diye giydim bunları. Aras'ın dediği kadar vardı. Tüm vücudun yara içindeydi, bunlarla kurtulduğuma seviniyorum. Reva beni yavaşça merdivenlerden indirdi. Salona girdiğimizde herkesi kahvaltı masasında buldum. Bu evde erkek görmekten kusacaktım yakında. Reva beni usulca masaya otururken herkesin gözü bendeydi. "Kendimi öldüremedim bu sefer keseyim demişsin." Gülen Barzoya bak sen. Sahte bir gülüş ile ona güldüm ve bu sırada masadakiler gülmemek için zor tutuyorlardı kendilerini. "Evet, nasıl iyi geldi anlatamam sende dene pişman olmasın bay barzo. Al jileti bileklere bileklere vur, insan rahatlıyor." Barzo hayvan gibi gülerken dişlerimi sıktım. Hepsi kaba bunların be insanlıktan nasibini almamış hödükler. Yanımda oturan Reva sessizce kahvesini içen Aras'a baktı. "Aras Bey, çok yakın bir arkadaşımız Dilem'i görmek istedi izin verirseniz buraya gelip görebilir mi?" Muhtemelen Mahir'di. Beni görmek isteyecek başka arkadaşım yoktu etrafımda çünkü. Birde Selin vardı ama onun şuan bunu düşüneceğini düşünmüyorum. "Kızsa gelsin, erkekse gelmesin" Aras'ın dediği şey ile kaşlarım havalandı. Ne diyor bu Yunan öküzü yine ya? "Neden kızsa gelsin nikâhına mı alacaksın?" Benim kaşlarım havalanırken Aras gözlerini bana çevirdi. "Bana kız yokmuş gibi. Ben ne yapayım kızım senin arkadaşlarını hepsinin dili uzunsa senin gibi başıma bela alamam." Söylenen Aras'a gözlerimi belerttim o sırada Reva gözlerini kıstı. "Aşk olsun!" Sessizce yanımda söylenen Reva'ya döndüm. "Sen niye alınıyorsun kızım sanki seni alacak adam evlisin sen evli." Ben sessizce homurdanırken Reva göz devirdi. "Ben sanki ona alındım bana ne kız elin adamından. Dili uzunmuş arkadaşlarının ona alındım," diye somurtuk biraz da öfkeli bir sesle konuştu. "Ay sanki senin dilin uzun alınıyorsun? Senin dilin uzun olsa o şerefsizi çekmezsin." "Konu dönüp dolaşıp nasıl Tarık'a geliyor ben anlamıyorum." "Bak hala koruyoruz o şerefsizi!" Biz Reva ile sessiz bir tartışmaya girince Kadir barzosunun sesiyle sustuk. "Abi, bence akıl hastanesi daha makuldü Dilem Hanım için." Gözlerimi hızla Kadir'e çevirdim. "Sende geleceksen seve seve giderim barzo. Koğuş arkadaşı oluruz." Masadakiler bu konuşmalardan sıkılmışçasına söylenirken ben önümde ki çaydan yudumladım. *** Kadir barzosu ve Cenk masada dosyalarda bir şeyler yaparken Asaf ortalıklarda görünmüyordu. Aras ise önünde ki kahve ile Cenklerin oturduğu masada oturmuş telefon ile uğraşıyordu. Biz ise Reva ile koltuk takımında oturuyor sessizce konuşuyorduk. Kadir'in telefonu çaldı ve Kadir telefonunu açtı. "Mahir mi?" gözleri bizi bulurken Reva ile ben anında ona döndük. "Abi Mahir diye bir adam dışarıda Dilem hanımı soruyormuş arkadaşıymış." Aras gözlerimi kaldırıp bize bakarken kaşlarını çattı. O sırada merdivenlerden Asaf indi. "Erkek olmaz demiştik diye hatırlıyorum." Reva hızla yerinden kalktı ve ellerini arkasından birleştirdi. "Yani? Ne olacaktı ki saçmalamayın. Mahir Umut'un çocukluk arkadaşı hem. Kadir bey lütfen Mahir'i içeriye alsınlar," dedi. Ben heyecanla yerimde dikleştim ve derin bir nefes aldım. Kapı çalınınca Reva koşarak gidip kapıyı açtı. Gözlerim Mahir'i tararken kocaman güldüm. Reva hızla Mahir'e sarıldı. "Tamam, yeter hasta olan benim bana sarılsın." Reva, Mahir'den ayrılınca Mahir güldü ve bana doğru ilerledi. "Beni özlediğini duydum, bende hemen geldim." Mahir bana doğru ilerlerken kollarımı ona açmıştım. Mahir bana sarılınca gözlerimi sıkıca kapadım. Burada Umut olsaydı kesin en çok ben özledim yakışıklım derdi. Mahir Umut'un çocukluk arkadaşı, Umut sayesinde tanışmıştık onunla. Mahir yoktu burada. Ablası doğum yapmıştı bu yüzden Japonya'ya gitmişti. Umut öldüğünde gelmek istese de engel olmuştuk. Ablası büyütmüştü onu, bu yüzden elinden almak istemedik o anı onun. Mahir benden ayrıldı ve yaralarımda göz gezdirdi. "Ne yapıyorsun sen kendine Dilem. Umut görse çok üzülür." "Biliyorum..." "O zaman daha fazla kendine zarar verme. Umut bunu isterdi, çünkü Umut seni gözünden sakınırdı." "Çünkü Umut benim hem şeyimdi. Babam, annem ve dostum. Beni hep Göz bebeğim diye severdi, oda öyleydi benim için." "Siz birbirinizin kimsesizliğiydiniz," dedi Mahir elini saçlarımda gezdirerek. "Öyleydik ve hâlâ değişen bir şey yok. O hâlâ benimle." dedim ağlamamaya çalarak. "Bak burada." dedim sol elimi sol göğsümün üzerime götürüp kalbimi tutarken. Bazen vefa bir insana verilmiş en büyük armağandır.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE