Vezir ve Çelebiyle beraber çıktık evden. Hacer’i verdikleri adamın köyüne gittik. Kendi çapında köyün en güzel eviydi Kamil’in ki.
Kapıdaki kahya bizi görünce koşup geldi yanımıza.
“Buyurun beyim kime bakmıştınız?”
“Kamil’e. Evi burası mı?”
“Evet ama evde yok. Dilerseniz arayayım, müsait olduğunda gelirsiniz sizde” diyip telefonunu çıkardı.
“Kim diyeyim?”
“Ama ben böyle kendimi tanıtmaktan çok sıkıldım” diyip eve doğru yürüdüm.
“Kamil!” diye bağırdım.
“Kamil ağam yok evde” diye koşturdu kahya peşimden.
“Hacer için geldim Kamil! Karını görmek istiyorsan çık evden”
“Beyefendi” diye arkamdan koşturan adamı Çelebi durdurdu.
Kapıya dayanıp bir kez çaldım kapıyı.
“Kamil! Yorma beni!”
Kapı yavaşça açıldı. Karşıma otuzlarının sonunda göbekli bir adam çıktı.
“Kamil sen misin?”
“Evet benim” dedi korkusunu bastırmaya çalışıyordu.
“Karını görmek ister misin Kamil?” diyince pis bir gülümseme yayıldı yüzüne.
“Arabada bekliyorum, beş dakikan var” diyip arabaya döndüm.
Adam beş dakika dahi dolmadan koşarak geldi arabaya.
“Siz gerçekten beni Hacer’e mi götüreceksiniz?”
“Evet”
“Nasıl yapacaksınız? Defalarca denedim gitmeyi ama o deli kadın bir türlü vermedi karımı bana”
“Deli kadın?”
“Bozatlıların kızı işte”
İkinci kez Azadeyi Aladağlı değil Bozatlı olarak duymak sinirimi bozdu.
“Ben o deli kadının hakkından gelmesini bilirim merak etme”
“Size güvenebilirim yani?”
“Seni Hacer’e kavuşturacağım Kamil! Rahat ol” dedim ve arabaya bindi adam.
“Neden böyle bir iyilik yapasınız ki?”
“Deli kadından intikam almak için” diyince Kamil daha da mutlu oldu.
Kamil Hacer’i babasından yüklüce bir miktara satın almış. Düğün yapılıp imam nikahı kıyılmış, gecesinde kız bir yolunu bulup kaçmış ve Azadeye sığınmış.
Adam tüm bunları haklıymış ve mağdurmuş gibi anlatıp durdu yol boyunca.
Neyse ki Azadeyi tekrar göreceğim için keyifliydim de Kamil’in gevezeliklerine tahammül edebildim.
Biz çiftliğin girişine ulaştığımızda Azade tek başına kapıda bizi bekliyordu.
Kapıya açıp indim ve silahımı çektim.
Masmavi bir elbise giymişti, açık değildi hiçbir yeri ama bir şekilde çekiciydi.
Bakışları yine soğuk ve mesafeliydi.
“Kapılarda karşılanıyorum demek” dedim gülerek.
“Neden geldin?”
“Kötü seçimlerinin cezasını çekmen için geldim” diyince kaşları çatıldı.
Arabadan Kamil’in indiğini görünce dişlerini sıkmaya başladı.
“Ne işi var bu şerefsizin burada?”
“Ben sana dedim ki burayı yakar, yıkarım. Kadınlarını da kaçtıkları kim varsa bulur onlara veririm!”
“Aslan! Yapma” dedi. Bana öfkeliydi ama korkuyordu. Hacer için korkuyordu.
“Hacer!” diye bağırdı Kamil.
Bir adım arkamda durdu.
“Sana o kızı vermem!” dedi Azade sinirle.
“Karımı senden almaya geldim Azade. Aslan bey sağolsun dağıttığın yuvamı kuracağım”
“Önce beni öldürmen gerek o zaman!”
“Seninle Aslan bey ilgilenecek!
Hacer!” diye bağırdı tekrar.
Hacer olduğunu tahmin ettiğim kız ağlayarak Azade’nin arkasına yanaştı.
“Tamam, durun”
Azade gözlerini Kamil’den ayırmadan,
“İçeri geç Hacer” dedi.
“Azade abla benim için kendini tehlikeye atma. Ben giderim”
“Aferin benim karıma” dedi Kamil iğrenç bir sırıtışla.
“Aslan bu kadar şerefsiz olamazsın. Adam kızdan on üç yaş büyük! Üstelik kız daha on altı yaşında! Yapma!”
“Ben sana seçim şansı verdim Azade. Ama sen yanlış seçim yaptın. Bu daha başlangıç”
“Seni asla affetmem”
“Umrumda değil”
Azade arkaya baktı. İki araba gelmiştik. Birince Çelebi ve Vezir vardı, diğerinde de İstanbul’dan yeni gelen adamlarım. Hepsi silahlarını çıkarmış bekliyorlardı.
Azade’nin elindeki küçük silahın hiçbir anlamı yoktu.
Çaresizdi, kabullenmekte zorlanıyordu.
“Hadi Hacer” diyip elini içeriye doğru uzattı Kamil.
Azade son kez insaf etmem için baktı gözlerime ama ben sadece güldüm.
Hacer Kamil’e doğru bir adım atacakken elini kapıya yasladı Azade ve çıkmasına engel oldu.
“Tamam” dedi bana.
“Tamam ne?”
“Konağa geliyorum”
“Sözüne güvenmek istiyorum Azade”
“Bozatlıyım ben Aslan. Sözümü çiğnemem”
“Azade sen Bozatlı değilsin, Aladağlısın!”
“Ne? Ne oluyor ben anlamadım?” dedi Kamil.
“Aslan bu adamı buradan götür! Ben de toparlanmaya başlayayım”
“Tamam karıcığım” dedim.
Silahı Kamil’e doğrulttum. O şaşkınca bakıp bir şey söylemek için ağzını açtı ama cevap verecek kadar yaşayamadı.
Azade’nin yüzü sıçarayan kanla kırmızıya bulandı.
Kamil hemen ayaklarımın dibine düşerken bana hala Azadeye gülümseyerek bakıyordum.
Hacer bir çığlık attı, bir kız gelip Hacer’e sarıldı ve içeriye götürdü.
Silahı tekrar belime koyduktan sonra Azade’nin dudaklarına gitti elim.
Çenesini tuttum önce, sonra baş parmağıma dudaklarına bulaşan kanı temizledim. Onu kendime çekip öpmemek için zor tuttum kendimi. Parmağımın değdiği dudakları dudaklarıma hapsetmek istedim.
Azade başını çekti sinirle.
“Beş dakikan var Azade”
“Yarım saat”
“Beş dakika”
“Yarım saat! Cesedi de sen toplarsın” dedikten sonra kapıyı yüzüme kapattı.
“Bunun bedelini de ödeyeceksin Azade” dedim kendi kendime.
Arkamı döndüğümde Vezir ve Çelebi dudaklarını birbirine bastırarak gülmelerini saklıyorlardı.
“Kamil’i kaldırın” diye bağırdım sinirle.
Koca Avcı Aslan bir kadının kapısına kul olmuştu.
Yarım saat arabanın önünde Azadeyi bekledim.
Büyük bir valizle kapıdan çıkarken arkasında ağlayan kadınlar vardı.
Onlara dönüp gülümserken bana dönüp kaşlarını çatıyordu.
Aralarında farklı duygusal bir bağ olduğu belliydi.
Tam karşıma gelip valizini yere bıraktı sertçe.
Kollarını arkasında birleştirdi.
“Seninle konağa geleceğim ama benim evim burasıdır”
“Azade…”
“Kadınlarıma bir daha dokunmayacaksın, beni onlarla tehdit etmeyeceksin. Sık sık buraya geleceğim”
“Geceleri…”
“Gerekirse kalacağım. Eğer konağın ağası benim sen de hanımağa diyorsan evde sözümün üstüne söz istemem”
Sonra kulağıma doğru eğildi.
“Boşanmaktan vazgeçtim sanma Aslan. Her dakika her saniye seni ikna etmek için uğraşacağım” diyip geri çekildi.
Öfkeyle sıktığım dişlerimi gevşettim.
“Heyt be yengeme bak” dedi Çelebi.
Dönüp baktığımda başını eğdi ama susmadı.
Vezir’e doğru eğildi,
“Ama Aslan’a böylesi yakışır diye dedim” dedi. Vezir Çelebiyi dürtünce mecburen sustu.
Azadeye dönüp
“Tamam” dedim.
“Sözüne güvenmek istiyorum Aslan” diyip gülümsedi.
Öyle güzel gülüyordu ki kimyamı bozuyordu bu kadın.
“Aladağlıyım ben Azade, sözümü çiğnemem” dedim onu taklit ederek.
Arabanın kapısını açıp bindi.
Sonunda konağı hanımına kavuşturmak üzere yola çıktık.
Yol boyunca dışarıyı izledi, kimseye dönüp bakmadı tek kelime etmedi.
Konağın önüne geldiğimizde adamların kapıyı açtı.
Arabanın içinde konağa baktı.
Gözlerinden hızlıca geçip giden hüznü görünce rahatsız oldum.
Vicdanımın sesini duymaktan korkup konağa döndüm.
İçeriye adım atmadan hemen önce Azade yanımda belirdi.
Aynı anda içeriye adım attık.
Efsunluydu kesin bu kadın…
.
AZADE
Olmak istemediğim yerdeydim.
Üç yıl önce elimde küçük bir valizle çıkmıştım bu konaktan.
Öfke doluydu içim hala.
Arabadan indim ve Aslanla beraber o soğuk konaktan içeri girdik.
Eski günlerine göre çok farklıydı, bakımsızdı. Aladağların kötü günler geçirdiğini biliyordum ama bu kadarı aklıma gelmemişti. Konağın eski gösterişinden eser yoktu. Bir zamanlar ağaçlarla, çiçeklerle süslü avlu şimdi yamalı taşlarla çırılçıplak kalmıştı.
Boyası yenilenmemiş duvarlar insanın içini karartırıyordu. Merdivenlerin hemen altında büyük mutfak vardı, içeride bir çok çalışan olduğundan gürültülü olurdu ama şimdi orası da neşesini kaybetmişti.
Ben etrafı incelerken Aslan bir kaç adım önüme geçmişti. Peşi sıra takip ettim.
Merdivenleri tırmandık ve büyük salona vardık. Sadece Şevin hanım ve kızı Dilan vardı. İlk önce Dilan farketti bizi,
“Anne” diyip Şevin hanımı uyararak kalktı.
Şevin hanım hemen kalkıp döndü bize. Yüzünde öyle sahte bir gülümseme vardı ki midemi bulandırdı.
“Hoşgeldiniz” diyip sarıldı bana.
“Buyurun oturun şöyle”
Aslan baş köşedeki koltuğa kuruldu. Ben de hemen yanındakine, Şevin hanımın kalktığı koltuğa oturdum.
“Hoşgeldin Azade” dedi Dilan çekinerek.
“Hoşbuldum”
Annesine göre daha samimiydi. Öyle gergin bir ortamdı ki uzun bir süre kimse ilk sözü söyleyemedi.
Salonda aynı evin diğer köşeleri gibi cansızlaşmıştı. Sonunda,
“İyi gördük kızım seni” dedi Şevin hanım. Kızım demesi komik gelince güldüm. Üç yıl önceki küstah Şevin hanım yoktu karşımda, beceriksiz bir yalaka gibiydi. Karşımda eziliyordu sanki,
“İyiydim, çok iyiydim düne kadar”
“Dün?”
“Oğlunuz gelene kadar” dedim açık açık. Şaşkınlıkla yüz ifadesi değişsede bozuntuya vermedi.
“Düzenin bozuldu tabi”
“Yok bozulmadı, bozmayacağız”
“Konağa dönmedin mi yani?”
“Benim evim burası değil”
“Tabi orada uzun süre kalınca, evin gibi bildin orayı”
“Üç yıl Şevin hanım. Üç yıl”
Başını eğip cevapsız kaldı.
“Kahve içer misin?” diye araya girdi Dilan.
“Yok, gerginlik çıkmadan ben odaya çıkayım” diyip kalktım. Aslan’ın bastırdığı gülümsemesini gördüm.
Odadan çıkmadan önce,
“Hala aynı oda mı?”
“Evet” dedi Dilan.
Ağır adımlarla odaya çıktım. Yeni eski odama…