Ağır adımlarla odaya çıktım. Yeni eski odama…
Odanın her bir köşesinde dağılmış Aslan’ın eşyaları vardı. Yatağın üzerindeki nevresim takımı darmadağınıktı ve odada ağır bir koku vardı.
Beni çıldırtacak her şey vardı bu odada.
İlk iş pencereleri açtım sonuna kadar.
Aslan girdi odaya.
“Gerçekten bir aslan ini burası. Burada yaşayan bir insan olamaz” dedim.
Umursamadan geldi yanıma, tam önümde durdu.
“Bu konağın hanım ağası sensin. Sözün üzerindeki tek söz benimkidir.
Bozatlı değil Aladağlı olduğunu…
Azade günlerinin bittiğini…
Karım olduğunu aklından çıkarma!
Ben istediğimi alırım Azade, her zaman aldım. Bazen güzellikle bazen zorla. Beni zorlama”
İyice yakışlaşıp üzerime eğildi.
“Ve Azade boşanmayı aklından çıkar” dedi.
İkimizinde yüzünde aynı gülümseme vardı.
Savaş başlamıştı ve meydan okuyorduk.
Aslan odadan çıkarken hala bıraktığı yerde bekliyordum.
“Her istediğini alamayacağını öğreneceksin Aslan, zamanla”
Ama bu odanın koku benim tüm asabımı bozuyor!
Odadan çıkıp mutfağa indim. Beni görünce ayaklandılar hemen.
“İki kişi gelsin, tüm temizlik malzemeleride getirin” diyip çıktım tekrar odaya.
Ben ortalığa yayılan kıyafetleri toparlarken iki kadın geldi ellerinde temizlik malzemeleriyle.
Benim bir şey söylememe gerek kalmadan toparlamaya başladılar.
“Azade hanım, Aslan ağam odaya girmeyin dedi diye…”
“Aslan ağa odayı ahıra çevirmeden kullanmayı öğrenmeyi de bilseymiş o zaman” diyince genç olan kız güldü.
“Ben burada olduğum sürece bu oda her gün sabah ben odadan çıkar çıkmaz temizlenecek”
“Tamam gelin hanım” dedi genç kız.
“Gelin hanım sizin burcunuz ne?” dedi diğeri gayet rahat bir tavırla. Yanındaki hemen koluyla dürtüp bir şeyler söyledi ve susup işine döndü.
“İsimleriniz neydi?” diyince çekindiler, şikayet edeceğim sandılar muhtemelen.
“Esma” dedi yirmilerindeki kız.
“Gülay” dedi burcumu soran, kırklı yaşlarda hafif toplu olan kadın.
“Başak burcuyum Gülay hanım”
“Bak belli zaten titizliğinizden, ben dediydim” dedi Esmaya dönüp.
“Abla tamam, sus artık” diyip kendi aralarında konuşa konuşa çalışmaya devam ettiler.
Epey bir vakit aldı odayı toparlamak ama sonunda tertemiz oldu. Tabi bu sırada bende yorgunluktan mahvolmuştum.
Helin kendi yerleştikten sonra gelebildi yanıma.
“Bu konak epey değişmiş”
“Evet, ölü toprağı var üstünde”
Helin kulağıma doğru eğilip,
“Sen bir sıkımlık canları var diyince inanmamıştım ama cidden öyleymiş” dedi.
Dışarıdaki valiz dikkatini çekti,
“Bu valizi yerleştireyim mi?”
“Hayır, onlar dağ evine gidecek yine”
“Neden?”
“Aceleyle yanlış koyulmuş. Orada kalması gerekenler var”
Helin son düzenlemeleri yaparken ben de bir havlumu alıp duşa girdim.
Tüm yorgunluğumu ılık suyla atmaya çalıştım. Banyodan çıktığımda oda tamamlanmıştı.
Üzerime siyah kalın askılı bir bluz ve diz altı pileli bir etek giydim.
Parfümler arasından seçim yapmaya çalışırken kapı açıldı ve Aslan girdi içeri.
Aynadaki yansımadan göz göze geldik. Odaya göz geçirdikten sonra valiz baktı.
Parfümü sıktıktan sonra yerimden kalkıp Aslan’ın karşısına geçtim.
“Hoşgeldin” diyince valizden gözlerini ayırıp bana baktı.
“Valiz ne için?”
“Dağ evine geri gidecekler var”
“Geri gitmek?”
“Orada olması gereken, oraya ait olanlar var. Benim gibi”
Aslan güldü.
“Azade sen ben bana aitsin”
“Göreceğiz” dedim ve odadan çıktım.
Salona girdiğimde masa hala hazır değildi.
Gülay’ı görünce
“Neden masa hazır değil?” dedim.
“Şevin hanım bir şey dememişti bizde kurmadık”
“Bundan sonra kimseye sormayın Gülay hanım. Her gün aynı bu saatte kurun”
“Ama gelin hanım Şevin hanım demişti ki…”
“Artık kararları ben veriyorum Gülay hanım” dedim.
Kapının hemen önünde Şevin hanım, kızı ve gelini dikilmiş bizi izliyordu.
Ağızlarını açıp bir kelam etmediler. Gülay onların sessiz kaldığını görünce,
“Tamam hanım ağam” dedi.
Arkama baktığımda Şevin hanımın sertçe yutkunduğunu gördüm. Gülüyordu ama ellerini yumruk yapmıştı.
En azından itiraz edip beni uğraştırmadı.
Yarım saat içinde sofra hazırlandı. Hazırlanırken başına durup izledim.
Çalışanlar eskiden beri yanlarındaydı zaten, usül biliyorlardı ama gevşek çalışıyorlardı. Benim gelişim onları bunaltacaktı belli ki. Masa hazır olunca herkes geldi.
Aslan masanın baş köşesine geçti. Sol yanına ben oturdum, tam karşıma sağ yanına da Şevin hanım oturdu. Onun yanına gelini ve torunlarını geçerken benim yanıma Aslan’ın kardeşleri Dilan ve Cesur geçti.
“Afiyet olsun” dedi Aslan ve herkes yemeğe başladı.
“Yarın öğlen Gülsüm hanımlar gelecekler” dedi Şevin hanım.
“Erteleyin” dedim tabağımdan başımı kaldırmadan.
“Ne-Neden?” dedi şaşkınca.
“Misafir ağırlayacak durumda değiliz”
“Nasıl yani? Neden, ne var ki?”
“Çok şey var Şevin hanım. Biraz bekleyin benim işim bitsin, misafirlerinizi öyle çağırırsınız”
“Ama söz verdim, sen geldin diye…”
“Geldiğimi görmelerini değil hissetmelerini istiyorsanız dediğimi yapın” dedim. Bu sertliğim herkesin gerilmesine sebep olsada kimse cevap veremedi.
“Tamam” dedi Şevin hanım uysalca ve yemeğine devam etti.
Yemek bittiğinde koltuğa geçip oturduk. Sessizliği tek bozan Seyran ve Azat’ın oyun sesleriydi.
Aslan dalmış uzaklara bakıyordu sadece.
Helin salona girdi.
“Azade hanım, telefonunuz” diyip elime verdi.
Helin’in ağzından hanım lafını duymaya hala alışamamıştım, hem garip hem komik geliyordu.
Annemler aramıştı defalarca. Hala da çalmaya devam ediyordu.
Telefonu alıp çıktım salondan. Kapıya çıkar çıkmaz,
“Konağa döndüğünü öğrenmiş annenler”
“Belli”
“Açmayacak mısın?”
“Yarın yanlarına gideceğim”
“Merak edip kapıya dayanmasınlar”
Abime yarın konağa geleceğim diye mesaj atıp telefonu kapadım.
“Sen yerleştin mi?”
“Yerleştim” dedi keyifsizce.
“Ne oldu?”
“Yok bir şey”
“Söyle”
“Buranın odaları pek boğuk, penceresiz falan”
“Penceresiz mi? Konakta penceresiz oda yoktu ki”
“Varmış demek”
“Göster bakayım”
“Şimdi yorgunsun, yarın bakarsın”
“Göster dedim”
“Azade sorun çıkmasın, geldi şikayet etti olmasın”
“Göster!”
“Tamam” diyip önden yürümeye başladı Helin.
Mutfağın hemen yanında diziliydi personel odaları. Helin’in girdiği kapıyı görünce şaşırdım. Eskiden erzak odasıydı diye hatırlıyorum.
Arkasından girdim odaya. Küçücük bir hücreden farksızdı.
“Bu ne böyle!”
“Biraz karanlık tabi” o
“Burası oda falan değil” dedim. Sinirle sesim yüksek çıktı.
Kapının önüne toplandı çalışanlar. Gülay hanımla Esma öndeydi, yanlarında yine genç bir kız ve Gülay hanım yaşlarında bir kadınla bir de yaşlıca adam vardı. Korkuyla bakıyorlardı bana.
“Hanım ağam bir şey mi oldu?” dedi Gülay hanım.
“Helin’e bu odayı mı verdiniz Gülay hanım?”
“Boş bir o odamız vardı” dedi.
“Burası bir oda değil!”
“Tabi küçük ama” dedi kekeleyerek.
“Anlaşıldı, işimiz çok” diyip Helin’e döndüm.
“Bu gecelik kal, yarın eşyalarına asıl odana taşıyacaklar!” dedim.
“Değil mi Gülay hanım?” diyince Gülay hanım korkuyla başını salladı.
“Güzel, çekilebilirsiniz” dedim.
Hızla dağıldılar.
“İlk günden kötü olmasaydın”
“İlk saniyeden itibaren kötü olacağım diye geldim zaten. Gözün kulağın açık olsun, bunlar her şeyi bilip, duyar. Haberleri en çok bunlardan alacağız”
“Tamam, uçan sinekten haberim olur benim” diyip güldü.
“Hücrende iyi akşamlar” diyip çıktım. Salona uğramadan direk odama çıktım.
Dolaptan geceliğimi aldım, banyoda mı odada mı giyinsem diye düşünürken Aslan odaya geldi.
Bende kararımı böylece verdim. Banyoya girip üstümdekileri çıkarıp kirli sepetine attım. Geceliği giydim ve aynaya baktım.
İlk kez biriyle uyuyacak olmamın gerginliği sardı. Ellerim buz gibiydi ama avuçlarım yanıyordu sanki. Suyu açıp ellerimi yıkayıp boynumu,bileklerimi ıslattım. Sakin görünmeye çalışarak çıktım banyodan.
Aslan içeri girdiğimi farkedince elindeki telefonu bir kenara bıraktı. İlgiyle bana döndü, sanki çıplakmışım gibi baştan aşağı süzdü.
“Giyinmek için banyoya girmeme gerek yok karıcığım” diyip güldü.
Üzerime doğru gelmeye başladı.
“Benim olanı benden saklama” derken karşıma dikilmişti.
“Hala kendimi sana ait hissetmiyorum demek”
Elleri yavaşça ellerimi buldu.
Öyle belirsiz yakınlıktaydı ki eli hem dokunuyor hem dokunmuyordu sanki.
“Nikah cüzdanı bana ait olduğunu söylüyor” derken ellerimden bileklerime doğru kaymaya başladı. Sanki bir tüy parçası vücudum da geziniyordu.
Nabzım hızlanmaya başlasa da duygusuz kalmaya çalıştım.
“Nikah cüzdanı benim rızam olmadan bana sahip olabileceğini söylemiyor” dedim zorlanarak.
Yüzü yüzüme yaklaştı, dudaklarımız arasındaki mesafeyi kapattı.
“Rızan olmadan mı?” dedi fısıldayarak.
Şuanki titremem sözlerimi yalanlıyordu. İstemsizce kapandı gözlerim.
Omuzundaki eli boynuna doğru çıktı. Eli değdiği an gerilip elinin üzerine doğru eğdim boynumu.
Diğer eliyle saçlarımı geriye attıktan sonra iyice eğildi boynuma. Nefesi boynuma çarptı.
“Rızan yok mu Azade?”
Sertçe yutkundum.
“Yok” diyebildim zorlanarak.
Boynuma nazik bir öpücük bıraktığında kalbim yerinden çıkacak gibiydi.
“Kalp atışlarını duyabiliyorum Azade”
Adımı daha önce hiç böyle seslendirebilen olmamıştı.
Uyuşturuyordu sanki sözleri.
Derin bir nefes aldım ve bir adım geriye çekildim. Aslan oyuncağıyla oynayan bir çocuk gibiydi.
Keyifle gülüyordu.
Benim açtığım mesafeyi kapattı tekrar.
Üzerime doğru tekrar eğilmişti ki telefonu çaldı.
Bu anı telefon bozmasa ikinci kez kaçabilecekcek miydim emin değilim.
Aslan önemsemeden gözlerime bakmaya devam etti.
“Aslan telefon” dedim. Ama yine oralı olmadı. Telefon bir kez daha çalmaya başlayınca sinirle bir nefes alıp gözlerini yumdu. Sessizde küfrettikten sonra yatağın başındaki telefonunu aldı.
“Ne var lan! Ne var!” diye gürledi.
İstemsizce gülmeme sebep oldu bu hali.
“Gürsoylar mı?”
“…”
“Kaç kişi?”
“…”
“Tamam, geliyorum” diyip bana döndü.
“Devam edeceğiz Azade, kurtulduğunu sanma sakın”
“Bugün şans benden yana demek” diyip güldüm.
Koltuğa bıraktığı ceketini alıp çıktı odadan.
Kendimi yatağa bıraktığımda derin bir nefes aldım ve az önceki gerginliği üzerimden atmaya çalıştım.
Aslan’ı beklemeli miydim karar veremedim. Zaten ait olmadığım bir yatakta olduğumdan saatlerce uyku tutmadı biraz da beklemiş oldum.
Sabaha karşı güneş doğarken Aslan hala gelmemişti ve bende daha fazla direnemeyerek uyuyakaldım.
Gözlerimi açtığımda Aslan hemen burnumun dibinde yatıyordu. Biriyle uyumaya alışık olmadığımdan sıçrayarak kalktım.
Aslan kıpırdamadan yatmaya devam etti.
Dün akşamdan kalan kıyafetleri üzerindeydi ve gömleğinde bolca kan vardı,midemi bulandırmaya yetecek kadar çok.
Sessizce çıktım yataktan. Dolaptan kıyafetlerimi aldım, banyoya gitmek için adım attığım anda Aslanla çarpıştım.
Korkuyla bir çığlık attım. Aslan hemen belime sarılıp ağzımı kapattı.
“Azade sessiz ol, herkesi uyandıracaksın!” dedikten sonra yavaşça ağzımdaki elini çekti.
“Aslan sen az önce uyuyordun” dedim nefes nefese.
“Nabzın azıcık hızlansa duyar uyanırım Azade!”
Belimdeki eli aşağı doğru indi, başını hafifçe aşağı kaydırınca aramızda sıkışan göğüslerimi gördü.
O göğüslerimi görürken ben üzerindeki kanları görüyordum.
“Aslan!” dedim tiksinerek ve kollarından kurtuldum.
“Bir daha bu şekilde yatağa girme, bana da dokunma”
Üzerine göz gezdirdi ve bana hak vererek kafasını salladı.
Gömleğin düğmelerini hızlıca açmaya başladı.
“Aslan dur!”
“Ne?” dedi. Yaptığı şeyi biliyordu, benimle eğleniyordu yine.
“Off!” diyip banyoya girip giyindim.
Ben çıktığımda Aslan’da giyinmişti.
Saate baktıktan sonra beraber kahvaltıya inmek için çıktık odadan.
“Gürsoylarla bir sorun mu var Aslan?” diye sordum. Kaşlarını çatıp,
“Yok”
“Ama dün…”
“Bunlarla ilgilenmene gerek yok Azade. Sen konakla ilgilen” dedi ve salona girdi.
Mutfağa gidip Helin’i kenara çektim.
“Gürsoylarla Aslan’ın arasında bir şey olmuş, gece apar topar çıkacak kadar ciddi”
“Öğrenmeye çalışırım”
“Annemlerin konağındakilerle konuş, onlar daha erken öğrenmiştir”
“Tamam”
Aslan’ın işlerini karıştıralım biraz bakalım…