Kahvaltıdan sonra Cesur’u da alıp çıktım evden. Deponun önü daha da kalabalıklaşmıştı.
Dün geceden sonra kapıdaki adam sayısını arttırmıştı Vezir.
Gece Gürsoy ailesinin köpekleri gelip biraz gürültü çıkarmıştı.
“Vezir! Çelebi!” diye bağırıp yanıma çağırdım.
“Hoşgeldin Aslan” dediler bir ağızdan.
Çelebi sağ elini sargıya almıştı. Dikkatle bakınca,
“Adamın bıçağı kesmiş, bende sonradan fark ettim” diyip güldü.
“Akşam giderken beni neden almadın abi?” dedi Cesur trip atar gibi.
“Kollanmaya ihtiyacın olmadığı zamana kadar bekle”
“Yine de gelseydi keşke, çok eğlendim vallahi” dedi Çelebi.
“Tekrar gelecekler Aslan. Gürsoyların büyük oğlu Erhan şehir dışındaymış, bugün dönüyor. Muhtemelen o geldiğinde tekrar gelecekler ve bu kez daha büyük fırtına koparacaklar”
“Gelsinler bakalım, biz misafir severiz”
“Biraz sakin karşılayıp konuşup anlaşabiliriz Gürsoylarla. Sonuçta haklıydık”
“Bizim şuan siyaseye ihtiyacımız yok Vezir. İnsanlara kendimizi anlatmamız gerek! Karşımıza çıkmaya korkmaları gerek.
Neyse bu konu çok uzadı. Bugün Cesur’a bir başlangıç yapalım diyorum”
“Zevkle” diyip güldü Çelebi.
“Benimle başlayacak” diyince hevesi kursağında kaldı.
Ceketimi çıkarıp sandalyeye koydum.
“Hadi bakalım Cesur, marifetini görelim”
“Ne yapacağız abi?”
“Gücünü göreceğiz”
Gömleği de çıkarıp attım.
“Hadi” diyip deponun ortasına geçtim. Cesur çekingen adımlarla geldi ortaya.
“Ne yapacağım şimdi?”
“Bana tüm gücünle saldır”
“Abi ama…”
“Hadi Cesur”
“Abi yapamam ki”
“Tamam, basit bir yumruk at o zaman”
“Abi”
“Hadi Cesur sadece bir yumruk”
“Ama”
“Cesur!”
Cesur cılız bir yumruk salladı, hızlıca geri çekilip savuşturdum.
“Kız gibi değil Cesur”
Cesur derin bir nefes alıp bir daha denedi. Yine yavaş kaldı ve geriye çekildim.
“Yavaşsın”
“Abi sana nasıl vurayım of!”
Orta şiddetli bir yumruk attım Cesur’a. Geriye doğru sendeleyip bağırarak yüzünü tuttu.
“Benim sana vurduğum gibi” dedim.
Cesur acıyla biraz hırslandı. Daha sert bir yumruk salladı. Havadaki yumruğunu yakalayıp ittim geriye.
“Tekrar”
Derin bir nefes alıp tekrar denedi. Kolunu kollarımın arasına alıp sıkıştırdım.
Öfkeyle tekrar denedi. İlk yumruğunu başarısız olunca sol eliyle denedi.
Ama sağ koluna göre daha güçsüz olduğu için cılız kaldı ama yüzümü bulabildi.
Yumruğu vurduğu anda pişman oldu,
“Abi pardon, ben…”
“Güzel” diyip güldüm.
“Ama yavaş ve güçsüz.
Hadi tekrar” dedim.
Saatlerce Cesur’u çalıştırdım.
Öğlen yorgunlukla çöktüm sandalyeye.
“Abi seçimi ne zaman yaptıracağız?” dedi Çelebi hevesle.
“Daha çok yolu var”
“Seçim?” dedi Cesur merakla.
Cesur hala kendine gelememişti ama hevesliydi ve eğlenebilmişti.
“Savaş baltanı seçeceksin” dedi Çelebi.
“Abartma lan! Hepimizin çok iyi kullandığı aletler var. Mesela abininki muşta” dedi Vezir.
“Abin uygun gördüğünde hepsini dizeceğiz önüne bakalım sen ne seçeceksin”
Çelebi menüyü sayarkan Vezir’e bir mesaj geldi.
“Aslan”
Bu ses tonunu biliyorum, alarm tonu.
“Azade Gürsoy konağındaymış”
“Ne! Ne işi varmış!”
“Bilmiyorum”
“Kaçırmışlar mı?” dedi Çelebi.
“Kaçırsalar konağa mı götürürler. Belli ki başka bir iş var” deri Vezir.
Ceketimi aldım ve hızlıca çıktık. Çıkarken tüm adamlarıda yanıma aldım.
Hiç bir kavgama kadınları karıştırmamıştım bugüne kadar. Karıştıranlara da acımamıştım.
Şimdi eğer bu işe karımı karıştırmışlarsa acıma duygumu daha da körelteceklerdi.
Son gaz gittik Gürsoy konağına. Arabadan iner inmez büyük bir kalabalık karşıladı bizi.
Onlar silahlarını çekemeden bizimkiler çekti.
Adamlar çekildi ve konağın kapısını ayağımla itip ve içeriye girdim.
“Azade!” diye bağırdım.
Bir kahkaha sesi geldi. Azade’nin sesine benzettim.
“Azade!” diye bir kez daha bağırdım peşimde büyük bir kalabalıkla içeri girdim.
Tekrar yükselen kahkaha sesine doğru gittim.
Büyük bir odada karşılıklı iki koltukta Azade ve orta yaşlı bir adam oturuyordu.
İkisi de başını çevirmiş bana bakıyordu.
İkisinin de yüzünde keyifli bir gülümseme vardı.
“Azade” dedim şaşkınca yanlarına girerken.
“Hoşgeldin Aslan” diyip kalktı ayağı ve gelip yanağımdan öptükten sonra adama döndü.
“Erhan beyle tanışmıyor musun değil mi?” derken beni ona doğru çekti.
Vezir’in bahsettiği Erhan Gürsoy…
Ayağı kalktı ve bana elini uzattı.
“Erhan Gürsoy”
“Aslan Aladağlı” dedim ve sıkıca tuttum elini.
“Erhan beyle çarşıdaki satmayı düşündüğü dükkanı hakkında konuşuyorduk bizde” dedi Azade.
Daha önce görmediğim kadar neşeli ve keyifliydi.
“Dükkan mı?” dedim anlamayarak.
“Evet Aslan, şu çarşının orta yerindeki beğendiğin dükkan” diyip dürttü beni.
“Evet, tabi”
Ne oluyor burada!
“Aslında satmayı düşünmüyordum” dedi Erhan.
“Erhan bey ben ağzınızdan bir kere tamam lafını almıştım”
“Tamam Azade tamam”
Azade’ye direk adıyla mı hitap etti bu adam.
Azade hemen elimi tuttu ve uyarır gibi sıktı.
“Aslan Erhan bey sana karşı çok mahçup” diyip sözü Erhan’a bıraktı.
“Evet Aslan. Bizim damat bir densizlik yapmış, neyseki olay tam olarak büyümeden Azade gelip anlattı.
“Azade hanım” dedim sertçe.
“Efendim?”
“Azade hanım” dedim her hecesinin üzerine bastırarak. Adamın gülümsemesi silinse de sakinliğini korudu.
“Neyse ki Azade hanım olay büyümeden gelip anlattı. Yakın zamanda Selim gelip özürünü dileyecek”
“Kapıma gelmesin sakın”
“Evet özüre gerek yok, Selim’i tekrar anmaya da gerek yok”
“Siz nasıl isterseniz” dedi adam Azadeye bakarak.
Adamın asılmak gibi bir niyeti yoktu ama fazla kibardı.
Azade’nin efsununa kapıldığı belliydi.
“Bu vesileyle tanışmış oldunuz ve ticaret yapacaksınız. Artık önümüze bakalım” dedi Azade.
“Gidelim mi artık Azade?”
“Tamam Aslan, sen nasıl uygun görürsen” dedi uysalca.
“Çarşıdaki dükkan için yarın konuşuruz. Sizide aile olarak yemeğe beklerim” diyip bana elini uzattı Erhan.
Ben tepkisizce bakarken Azade gülümsedi.
Adamın elini sıktıktan sonra hızlıca Azadeyi alıp dışarı çıkarttım.
Kapıda Cesur, Vezir ve Çelebi silahlarını çekmiş bekliyordu.
“Aslan?” dedi Vezir ve yanımıza geldi.
“Konağa gidiyoruz”
“Ne oldu?”
“Konağa Vezir!” dedim bağırarak.
Öndeki arabaya Azadeyle beraber bindik, başka kimsenin binmesine izin vermeden gaza bastım.
“Yavaş” dedi Azade.
“Sen ne yaptığının farkında mısın Azade! Gürsoyların konağına gitmek ne demek!”
“Başından bir bela eksilttim işte Aslan!”
“Sana mı kaldı beni kollamak! Üstüne vazife mi bildin!”
“Aslan teşekkür etmen gerekiyordu bağırman değil”
“Sen beni çiğnediğinin farkında mısın Azade! Bir de teşekkür mü bekliyorsun”
“Seni çiğnemedim Aslan, sadece yardımcı oldum”
“Etme! Bana yardım falan etme!”
“Bağırıp durma bana!”
“Sen az önce beni ne hale düşürdün biliyor musun lan!”
“Durdur arabayı!” diye bağırdı.
“Beni diğerleriyle karıştırma Azade! Ben abilerine, babana, abime benzemem!”
“Dur dedim”
Durmadan sürmeye devam edince direksiyona sarıldı. Azade’nin hamlesiyle sağa doğru savrulduk. Direksiyonu sıkıca turup sola çektim.
“Dur demiştim sana” dedi hırsla.
“Tamam tamam çekil!” dedim ve otoyolda savrulan arabanın kontrolünü sağladım.
Sonra da hızlıca durdum. Araba durur durmaz indi Azade. Bende arkasından indim.
Arkamızdaki tüm arabalar durdu ve adamlar inmeye başladı.
Azade bomboş otoyolda hızlıca yürümeye başlamıştı. Herkes şaşkınca bize bakıyordu. Sabır çektim ve
“Azade!” diye bağırıp peşine gittim.
Bir kaç büyük adımla yakalayıp kolundan tuttum.
“Azade!”
“Bırak!”
Kendime doğru çektim iyice.
“Bu kadar suçluyken bir de tavır mı yapıyorsun!”
“Suçlu değilim Aslan”
“Suçlusun ulan basbaya suçlusun işte”
“Selim’in söylediklerini ve senin yaptıklarını öğrendim. Çözüm yolunu beğenmeyip el koydum. Şuan Gürsoylarla aran iyi ve çarşının en güzel dükkanını alabileceksin!”
“Azade senden yardım istemedim. Benim çözüm yollarımı sorgulama! İşlerime karışma!” diye bağırdım.
“Adam benim hakkımda konuşmuş! Konu benim! Çiftliğimdeki kadınlarımdan bahsetmiş”
Bu halinin beni tahrik etmesi hiç normal değil!
Tüm adamlarım bizi izliyordu dikkatle.
“Arkanızı dönün” diye bağırdıktan sonra Azadeye döndüm.
“Sen yardım ettiğini sanıyorsun ama tek yaptığın beni çiğnemek Azade. O adamın gözünde damadından hiçbir farkım yok! Kavga ettiği adama karısını yollayan bir şerefsizim!”
Sinirle çattığı kaşları gevşedi.
“Aslan” dedi daha sakin bir sesle.
“Adamın karşısında karısının eteklerine saklanan biriyim. Senin buraya geldiğinden haberim olmadığını anlamadı mı sanıyorsun! Karısına sahip çıkamayan kavgacı adam oldum Azade”
“Aslan benim niyetim”
“Niyetinin önemi yok Azade. Sonucu önemli!”
“Sonuçta dükkan”
“Sikmişim dükkanını. Ben Aslan Aladağlıyım Azade. Bunların ağababasını İstanbul’da kapıma köle ettim şimdi karımın arkasına saklanıyor oldum!”
“Aslan…” dedi sessizce. Pişman olmuştu.
Gözlerine takıldım yine.
Kayboldum kehribar dünyasında.
Otoyolun ortasında kalabalığın arasında bir sessizlik oldu, dünya durdu.
İyice eğildim Azadeye doğru.
Nefesini tutmuş heyecanla bakıyordu.
Gözleri dudaklarıma kayınca cesaret buldum.
Dudaklarımız arasındaki milimlik mesafeyi kapattım.
Alt dudağını dudaklarımın arasına hapsettim.
Öyle güzeldi ki tadı..
Balkız, bal gibiydi dudakları.
Tadına vardıkça daha fazlasını istedim.
Azadeyse öylece donup kalmıştı.