KARANLIĞA ADIM

1479 Kelimeler
Saatler gibi hissettiren dans nihayet sona erdiğinde içimde bir rahatlama hissettim ama bu rahatlık uzun sürmedi. Barlas, elimi kavrayarak beni de yanında sürükleyerek davetlilerin arasına karıştı. O, güçlü ve kendinden emin adımlarla insanlarla sohbet ederken, ben hala olup biteni sindirmeye çalışıyordum. Gözlerim sürekli salonun içinde annemi arıyordu ama onu bir türlü göremiyordum. Sanki herkes, her şeyin farkındaymış gibi bana tek kelime dahi etmiyordu. Yüzüme gülümsüyor, nazik bir şekilde başlarını eğiyorlar ama konuşmalarını yalnızca Barlas’a yönlendiriyorlardı. Bir süre sonra elimde olmadan başım döndü, kalabalığın içinde sıkışıp kalmış gibiydim. Tam o sırada Barlas, elimi sıkıca tutarak beni başka bir masaya doğru çekti. O an gözlerim masadaki tanıdık bir yüze takıldı ve kalbim hızlandı. Doruk. O gece, Barlas’ı ilk gördüğüm o korkunç gecede karşılaştığım Doruk. Bir an nefesim kesildi. Gözlerimi ondan alamazken, Doruk diğer misafirlerin yapmadığını yaptı ve bana döndü. "Tebrik ederim." dedi, gözlerimin içine bakarak. Yutkundum. Sesi, diğer herkesin aksine samimi ve bir o kadar da derindi. Ne düşüneceğimi bilemezken yalnızca başımı hafifçe eğip fısıltıyla "Teşekkür ederim." diyebildim. Barlas'ın elinin avucumda biraz daha sıkıldığını hissettim. Gerginliği havaya yayılmış gibiydi ama yüzüne baktığımda her zamanki gibi soğukkanlıydı. Hiçbir tepki vermedi, yalnızca sohbetini kaldığı yerden devam ettirdi. Gecenin geri kalanı da böyle geçti. İnsanlar gelip gittikçe, ben farkında olmadan onlarca kişiyle tanışmıştım ama aklım hep tek bir yerdeydi. Annem. Onu görebilecek miydim? Bir daha konuşabilecek miydim? Zaman geçtikçe gözlerim daha da umutsuzca etrafı tarıyordu ama ne kadar baksam da annemi bir daha göremedim. Artık düğün sona ermişti ve insanlar yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı. Barlas, elimi sımsıkı tutarak beni salonun çıkışına doğru yönlendirdi. O an içime bir ağırlık çöktü. Kalbim göğüs kafesimden çıkacakmış gibi atıyordu çünkü farkına vardım ki... Bu gece onunla aynı eve gidecektim. Aynı odada kalacaktım. Aynı yatağı paylaşacaktım. Bu düşünceler beynime saplanırken, salondan dışarı çıktık. Dışarıda bekleyen lüks arabayı gördüğümde nefesim daha da sıklaştı. Kapılar açıldı, Barlas beni içeri yönlendirirken elimi bir an bile bırakmamıştı. İçimde tarifi mümkün olmayan bir korku ve belirsizlikle arabaya bindim. Bu gece gerçekten bitmeyecek gibiydi. İlk defa bir araba yolculuğunun hiç bitmemesini istiyordum. Barlas ise yanımda, her zamanki gibi rahat ve umursamaz bir şekilde oturuyordu. Onun için sıradan bir geceydi, ama benim için... Benim için korkunun vücut bulmuş haliydi. Artık resmî olarak onun karısıydım. Bu gerçekle yüzleşmem gerekiyordu. Ama içimde bir şey, sürekli çığlıklar atıyor, bu durumu kabullenmek istemiyordu. Ya bana istemediğim şeyler yapmaya zorlarsa? Ya ona karşı koyamazsam? Onun bana dokunması bile kalbimin sınırlarını zorluyordu. Bu düşünceler zihnimi ele geçirirken, araba birden durdu. İçimde bir boşluk oluştu, sanki zaman durmuştu. Etrafıma bakındım. Çoktan eve gelmiştik. Şoför hızlıca inip kapıyı açtığında derin bir nefes aldım. Kendimi sakinleştirmeye çalışarak arabadan indim. Ayaklarım yere bastığında, ellerimin titrediğini fark ettim. Hiç durmadan eve doğru yürümeye başladım. Kapıyı açıp içeri girdiğimde, arkamdan gelen yavaş ama güçlü adımları duyabiliyordum. Adımlarımı hızlandırmak istesem de nereye gideceğimi bilmiyordum. Şimdi ne olacaktı? Kendi odama mı gidecektim? Bu evde bana ait bir oda var mıydı? Tam bu düşüncelerle duraksadığımda, arkamdan yaklaşan Barlas’ı hissettim. Elini belime koyduğunda içim ürperdi. Hiçbir şey söylemeden, beni merdivenlere doğru yönlendirdi. Koridorun sonuna kadar yürürken ayaklarımın altındaki halı bile beni yutacakmış gibi geliyordu. Burası Barlas’ın evi, Barlas’ın koridoru, Barlas’ın odasıydı. Benim değil. Kendi odamın önünden geçerken, içimden bir ses geri dönmemi söyledi ama ayaklarım hareket etmeye devam etti. Barlas önümde durup kapıyı açtığında bir an duraksadım. İçeri girmeden önce odanın içine şöyle bir göz attım. İşte burası yeni hapishanem. Derin bir nefes alıp içeri girdim. Koyu renk mobilyalar, şık ama fazlasıyla iç karartıcı bir dekorasyon… Aynı onun gibi. Odanın içinde iki kapı daha vardı. Birinin banyoya, diğerinin giyinme odasına açıldığını tahmin ediyordum. Etrafı incelemeye devam ederken Barlas üzerindeki ceketini çıkardı, koltuğun kenarına attı. Sanki olan biten hiçbir şey onu etkilemiyormuş gibi rahattı. "Duşunu al, kıyafetlerin dolapta." dedi. Sesindeki emir tonu tüylerimi diken diken etti ama sadece başımı eğerek onayladım. Ona fazla bakmak istemiyordum. Beni izlemesini bile kaldıramıyordum. Banyoya gitmeden önce kıyafetlerimi almak istedim. Onun karşısına bir kez daha havluyla çıkmaya niyetim yoktu. Adımlarımın titrediğini fark etmemek için kendimi zorlayarak giyinme odasına yönelttim. Kapıyı açtığımda gözlerim büyüdü. Her şey kusursuz bir düzen içindeydi. Barlas’ın takım elbiseleri, kravatları, saatleri, ayakkabıları… Her şey milimetrik bir titizlikle dizilmişti. Ama asıl şaşırtan şey, bana ait olan kısımdı. Bir duvar boyunca uzanan raflarda benim için alınmış kıyafetler, ayakkabılar, çantalar ve takılar vardı. Sanki buraya ait olduğumu kabullenmem için özel olarak hazırlanmış gibiydi. Boğazıma bir yumru oturdu. Bu kadar kısa sürede nasıl…? Sorular zihnimi kurcalasa da fazla düşünmemeye çalıştım. Hızlıca lila renkli bir pijama takımı ve iç çamaşırlarımı alıp banyoya yöneldim. Banyo, koyu renk mermerlerle kaplı geniş bir alandı. Her şey fazlasıyla lükstü. Ama burada olmanın verdiği garip his içime oturdu. Ne kadar büyük olursa olsun, burada nefes almak bile zordu. Üzerimdeki ağırlıkla aynaya baktım. Gelinliğim... Hâlâ üzerimdeydi. Saçlarımı çözmek için elimi kaldırdığımda, bir anda durdum. Gelinliğin fermuarı vardı. Arkamdaki fermuara ulaşmak için elimle birkaç hamle yaptım ama parmaklarım ona yetişemedi. Tekrar denedim. Bu sefer daha sertçe... Omzumda bir acı hissettim. İçimden küfrettim. Ne yapacaktım şimdi? Barlas’tan mı yardım isteyecektim? Mideme bir sancı girdi. Onun yanına gitmek bile istemezken bunu nasıl söyleyebilirdim? Ama... Bütün gece bu gelinlikle de kalamazdım. Derin bir nefes alıp tekrar denedim. Yine olmadı. Dudaklarımı kemirerek aynaya baktım. Gözlerim çaresizlikle doluydu. Kendi kendime fısıldamaya başladım. "Sakin ol Selen. O senin kocan. Bundan sonra elinde sonunda seni görecek. Utanmana gerek yok." Ama bu cümleleri tekrar ederken bile yanaklarımdan sıcak bir utanç dalgası yükseldi. Başka çarem yoktu. Yavaşça banyo kapısını araladım. Barlas, odadaki koltukta oturmuş, telefonuna bakıyordu. Ne yaparsam yapayım, o hep rahattı. Titrek bir sesle "Barlas." dedim. Beni duyunca gözlerini telefondan kaldırıp bana baktı. Bakışlarındaki o ağır ifade midemi sıkıştırdı. Derin bir nefes aldım ve neredeyse fısıltıyla konuştum. "Fermuara ulaşamıyorum." Bunu söyler söylemez, yanaklarım alev aldı. Barlas gözlerini benden ayırmadan ayağa kalktı. Ben hemen banyoya geri çekildim. Buraya gelmek zorunda olduğunu bilmek bile midemi bulandırıyordu. Barlas banyoya adım attığında, devasa banyo bir anda küçücük bir kutuya dönüşmüş gibi hissettirdi. Beni köşeye sıkıştırıyor gibi değil, varlığıyla her şeyi dolduruyor gibiydi. Arkamı dönmek istemedim ama mecburdum. Yavaşça arkamı döndüğümde, omuzlarıma düşen saçlarımı nazikçe bir kenara çekti. Nefesim kesildi. Soğuk parmakları tenime değdiğinde istemsizce irkildim. Yavaşça fermuarı aşağı çekmeye başladı. Kumaş gevşedikçe, çıplak sırtıma yayılan serinliği hissettim. Bütün kaslarım gerildi. Elbise omuzlarımdan kaymaya başladığında kollarımı hızla göğsümde birleştirdim. Sanki bir an bile açıkta kalsam, nefes almayı unutacaktım. Ellerini sırtımdan çekmesini beklerken, stresten dudaklarımı kemiriyordum. Her saniye işkence gibiydi. Ama o, inatla acele etmiyordu. Parmakları sırtımda geziniyor, sanki her santimi ezberler gibi yavaş hareket ediyordu. Fermuarın tamamen açıldığını hissettiğimde, içimde bir rahatlama oldu ama bu sadece saniyelikti. Çünkü o hâlâ arkamdaydı. Ben elbisemi sıkı sıkı tutarken, o aniden ellerini belime indirdi. Bütün vücudum dondu. Nefes bile almadan öylece durdum ama o, beni kendine doğru çekti. Sırtım, sert göğsüne yaslandı. Bütün vücudunu sırtımda hissediyordum. Çenesi yavaşça omuzuma yaslandığında, nefesim boğazımda düğümlendi. Yeni çıkmaya başlamış sakalları, omzuma ve boynuma batıyordu. İçimde garip bir ürperti yükseldi. O batma hissi, tüylerimi diken diken etti. Refleks olarak kıpırdandım, ondan uzaklaşmaya çalıştım ama o, belimdeki kavrayışını gevşetmedi. Tam karşımdaki aynaya bakmamaya çalışıyordum. Ama dayanamadım. Gözlerim istemsizce ayna ile buluştu ve onu gördüm. Barlas. Bana bakıyordu. Gözleri koyu, ifadesi ağır ve… tehlikeliydi. Kıpırdamayı bıraktım. Gözlerimizi ayırmadan birkaç saniye boyunca öylece kaldık. İçimde bir şey sıkışıyordu. Ona bakmaya devam ettikçe nefes almak zorlaşıyordu. Sonra, yavaşça eğildi. Nefesi boynumu yalayıp geçti. "Duşunu al." diye fısıldadı. "Seni bekliyorum." Tam o an boynuma uzun, sıcak bir öpücük bıraktı. Bütün vücudum titredi. İçimden kaçmak istedim ama hiçbir yerim hareket etmiyordu. Barlas, yavaşça geri çekildiğinde, gözlerim hâlâ aynada onun gözlerindeydi. Barlas hiçbir şey söylemeden banyodan çıktı. Ama o gitmiş olsa bile, banyodaki havada hâlâ onun kokusu vardı. Nefesim hâlâ düzene girmemişti. Derin bir nefes aldım ama bu bile beni rahatlatmadı. Burnuma dolan koku, nefes aldıkça ciğerlerime işleyen o keskin parfüm… Tırnaklarım istemsizce gelinliğimin ince kumaşına gömüldü. Bu şeyin üstümde daha fazla durmasına tahammül edemeyeceğimi fark ettiğimde, aceleyle sıyırıp çıkardım ve kendimi duşa attım. Soğuk su. İhtiyacım olan tek şey buydu. Bütün sinirlerimi uyuşturacak, içimde fırtınalar koparan o hissi susturacak tek şey. Duş başlığını soğuk ayara getirdiğimde, suyun vücuduma çarpmasıyla irkildim. Ürperdim ama geri çekilmedim. Kollarımı göğsümde kavuşturup suyun üzerimden akmasına izin verdim. Kalp atışım hâlâ düzensizdi. Zaman kavramımı kaybetmiştim ama en sonunda biraz da olsa rahatladığımı fark ettim. Soğuk su, zihnimi de vücudum kadar uyuşturmuştu. Alnımı mermer duvara yaslayıp gözlerimi kapattım. Ne kadar burada durabilirdim? Keşke burada uyuyabilsem… Uzun süre suyun altında kaldıktan sonra pes edip duşumu tamamladım. Ne kadar kaçmaya çalışsam da sonunda oraya, odasına, ona gitmek zorundaydım. Duş kabininden çıktığımda havlumu alıp vücuduma sıkıca sardım. Bedenimin hala hafif titrediğini hissediyordum ama bunun soğuk su yüzünden mi yoksa başka bir şeyden mi olduğunu bilmiyordum. Yanımda getirdiğim saten pijamaları aldım ve hızlıca üzerime geçirdim. Pijamalarımı düzelttikten sonra aynaya döndüm. Gördüğüm yansıma… Yabancıydı. Gözlerim hafif kızarmış, tenim soğuk suyun etkisiyle solgunlaşmıştı. Yorgundum. Buradan çıkmak istemiyordum. Ama sonra… Kapının tıklatılmasıyla irkildim. Ne kadar süredir burada olduğumu bilmiyordum ama bu... Artık banyodan çıkmamı gerektiren bir işaretti. Derin bir nefes alıp kendimi toparladım. Kaçmak için bahanem kalmamıştı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE