Kapı açıldığında gördüğüm şey gerçek miydi, yoksa bu da zihnimin bana oynadığı bir oyun muydu?
Annem… Kardeşim…
Kelimeler boğazıma düğümlendi, nefes almayı bile unuttum. Annem gözleri dolu dolu, derin bir hüzünle bana bakıyordu. Kardeşim Eylül ise yüzünde kocaman bir gülümsemeyle aniden bana doğru koştu.
"Abla!"
Küçük kollarını açıp bacaklarıma sıkıca sarıldı. O an bir süre olduğum yerde kalakaldım. Ellerimi ona uzatmaya korkuyordum sanki, ya bu gerçek değilse? Ya birazdan kaybolurlarsa? Ama o küçük bedeni kollarımın arasında hissettiğimde her şeyin gerçek olduğunu anladım.
Hâlâ donmuş halde anneme bakıyordum. Titreyen dudaklarımdan zorla çıkan kelime, içimde yankılanan fısıltı gibi döküldü.
"Anne..."
Annemin gözleri daha da doldu. O da bana doğru bir adım attı ve bir saniye bile tereddüt etmeden bana sıkıca sarıldı. Burnuma sinen o tanıdık koku içimi daha da acıttı. Gözlerimden birkaç damla yaş süzülmeye başladı, ne olursa olsun annemin sıcak kollarında hâlâ o küçük, kırılgan kızdım.
“Canım kızım...” diye fısıldadı annem.
Titreyen ellerimi sırtına doladım, her geçen saniye biraz daha hıçkırıklarımı bastırmakta zorlanıyordum. Onun karşısına böyle çıkmaktan utanıyordum. Sanki yıllarca görmediğim biriyle buluşuyordum ve o, artık tanımadığı biriyle karşı karşıya kalmıştı.
Annem yavaşça geri çekildi. Avuçlarıyla yanaklarımdaki yaşları nazikçe sildi. “Ağlama, çok güzelsin.” dedi içten bir gülümsemeyle.
Güzel miydim? Beyaz bir hapishanenin içine sıkışmış bir mahkum gibiydim. Güzel olan tek şey, onun burada olmasıydı.
“Anne... Özür dilerim.” diye fısıldadım.
Annem başını iki yana salladı. "Özür dileme, canım kızım. Sen iyi misin? bana onu söyle."
Ne diyebilirdim ki? Gözlerimi kaçırdım, ona rahatlatıcı bir şey söylemek istedim ama kelimeler boğazımda düğümlendi. Oysa annem her şeyi anladı. Titreyen ellerimden tuttu.
“Ne olursa olsun, ben hep senin yanındayım. Sen benim en değerli varlığımsın.” dedi.
İçimde bir yerler sızladı. Onu korumak için susmuştum ama en çok onun sesini duymaya ihtiyacım vardı.
Eylül o an elimi tuttu. “Abla, sen çok güzelsin.” dedi saf bir neşeyle.
Gözlerimi kırpıştırarak başımı salladım. O masum yüzüne baktıkça içimdeki fırtına biraz olsun hafifliyordu. Ama ne kadar sürecekti bu huzur?
Tam o sırada kapı tekrar açıldı ve Barlas’ın adamlarından biri içeri girerek resmi ve sert bir ses tonuyla konuştu.
“Abi nikah başlamak üzere, misafirler salona alınacak.”
Odadaki hava bir anda değişti. Annem bana son bir kez daha sıkıca sarıldı, sonra Eylül’ü de alıp kapıya doğru ilerledi. İkisi de bana son bir kez baktılar, Eylül el salladı.
Kapı kapandığında onları kaybetmiş gibi hissettim. Gözlerim hâlâ yaşlıydı ama artık önümde bir başkası duruyordu.
Barlas.
Gözyaşlarımı silmeye fırsatım bile olmadan yanıma gelip başparmağıyla yanaklarımın ıslaklığını sildi. Gözlerinin derinliğinde bir şeyler saklıydı ama ne olduğunu anlamak imkansızdı.
Derince yutkundum, bakışlarımı ondan kaçırmadan fısıldadım.
“Teşekkür ederim...”
Bu iki kelimenin bile ağzımdan çıkması ne kadar zordu… Ama ona bunu borçluydum, annemi ve kardeşimi görmek bana birkaç dakikalığına da olsa gerçek bir insan gibi hissettirmişti.
Barlas, hiçbir tepki vermeden eğildi ve alnıma uzun bir öpücük bıraktığında öylece kaldım.
“Seni her zaman mutlu edebilirim Selen." dedi alçak ama net bir sesle.
“Ama sakın bana karşı gelme.”
Beni biraz daha süzdü, sonra parmakları yüzümden yavaşça kayarak ayrıldı. Tam o anda kapı çalındı. İçeri giren makyözler hafifçe eğilip konuştu.
“Selen Hanımın makyajını tazelemek için gelmiştik Barlas Bey.”
Barlas başını hafifçe sallayarak onlara onay verdi.
.
Oturduğum sandalyede hareketsiz bir şekilde dururken, makyöz fırçaları yüzümde gezdiriyordu. Ama aslında odadaki en büyük baskıyı o hissediyordu.
Barlas karşımda, elleri cebinde, gözünü bile kırpmadan beni izliyordu.
Makyöz, titreyen elleriyle son dokunuşlarını yaparken sık sık Barlas’a kaçamak bakışlar atıyordu. O kadar gergindi ki yanlış bir şey yapmaktan korktuğu belliydi. Barlas’ın her an, en ufak bir hataya bile tahammül göstermeyecek biri olduğunu biliyordu.
Son fırça darbesini de sürdüğünde, aceleyle geriye çekildi. Başını hafifçe eğerek, titrek bir sesle konuştu.
"Tamamdır efendim..."
Barlas tek bir kelime etmedi, sadece bakışlarıyla onu süzdü. Daha fazla beklemeden başını önüne eğip hızla odadan çıktı.
Derin bir nefes aldım. İçimdeki sıkışmışlık hissi daha da büyüyordu.
Tam o sırada kapı tekrar çalındı. İçeri giren Barlas’ın adamlarından biri saygıyla başını eğerek konuştu.
“Abi hazırsanız nikahı başlatalım.”
Barlas başıyla onay verdi.
Bedenim istemsizce kasıldı. Ellerimi kucağımda sıktım, tırnaklarım avuç içime batıyordu. Nefes almakta bile zorlanıyordum. Bu anın geleceğini biliyordum ama yine de içimde kopan fırtınalar beni ele geçiriyordu.
Barlas, ifadesiz yüzüyle bana döndü ve koluna girmemi işaret etti. Bir an tereddüt ettim. Sonra kaçacak bir yerim olmadığını kabullenerek, derin bir nefes alıp ağır adımlarla yanına yaklaştım. Titreyen ellerimi onun sert, güçlü koluna doladığımda içimde garip bir ürperti hissettim.
Odanın kapısı açıldığında önümde devasa, ihtişamlı bir koridor uzanıyordu. Koyu renk mermerler, yüksek tavanlar ve altın işlemeli sütunlar… Adım attıkça dev avizelerden yansıyan ışıklar parıl parıl üzerimize düşüyordu. Koridorun sonunda büyük, oyma ahşap kapılar açılmıştı ve içeriye bakar bakmaz ne kadar şaşaalı bir törene katılmak üzere olduğumu anladım.
Ayaklarımı yere daha sağlam basmaya çalışarak ilerledim. Ama içimdeki heyecan, midemi düğüm düğüm yapıyordu. Törenin bu kadar büyük olmasını beklemiyordum.
Adım adım ilerledikçe salonun ihtişamı daha da netleşiyordu. Parlayan kristaller, masalardan yükselen mum ışıkları, tavanda asılı devasa avizeler… Bütün bu gösteriş, Barlas’ın gücünü sergilemek içindi. Bu, bir düğünden çok bir gösteriydi. Ve herkes, bu gösteriyi izlemek için burada toplanmıştı.
Barlas'ın kolunda ilerlerken üzerime yapışan bakışları hissedebiliyordum. Aralarında en ağır iş adamları, siyasetçiler ve yeraltı dünyasının en güçlü isimleri vardı. Bu, sadece bir düğün değildi. Bu, gücün ve kudretin bir göstergesiydi.
Nikah masasının önüne geldiğimizde Barlas kolunu çekti. O an bir boşlukta kaldığımı hissettim. Ayakta durabilmek için derin bir nefes almak zorunda kaldım.
Önümüzde, nikah memuru titrek bir gülümsemeyle bizi selamladı. Defterini açarken elleri hafifçe titriyordu. Ve en sonunda beklediğim o an geldi.
Nikah memuru ciddiyetini koruyarak Barlas’a döndü.
"Sayın Barlas Sayhan, hiç kimsenin baskısı altında kalmadan, kendi hür iradenizle Selen Eryıldız’ı eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?"
Salon, nefes bile alınmayacak kadar sessizdi.
Herkes Barlas’ın cevabını bekliyordu. Ve Barlas… En ufak bir tereddüt bile göstermeden başını hafifçe öne eğdi.
"Evet."
O an salonda kopan alkış tufanı, beni adeta olduğum yere çiviledi.
Güçlü iş adamları, zengin misafirler, hatta masalardaki kadınlar bile… Barlas’ın evlendiğini kutluyorlardı. Ama ben… Bütün bunların içinde sadece boğuluyordum.
O alkışların içinde kaybolmuşken nikah memurunun sesi tekrar yükseldi.
"Sayın Selen Eryıldız, hiç kimsenin baskısı altında kalmadan, kendi hür iradenizle Barlas Sayhan'ı eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?"
Nefesim kesildi.
Kimsenin baskısı olmadan mı?
Etrafıma baktım. Onlarca yabancı yüz, bana ne diyeceğimi dikte edercesine bakıyordu. En sonunda gözlerim Barlas’a kaydı. Buz gibi bakışları üzerimdeydi.
Şu an hayır desem ne olurdu?
Ya da desem bile, gerçekten bir anlamı olur muydu?
Barlas bana dikkatlice bakıyordu. Sanki içimde kopan fırtınayı izler gibi. Elini masanın üzerine koyduğunda, parmaklarıyla hafifçe yüzüğüne vurdu. Bu küçük hareket bile bir mesaj gibiydi.
Yutkundum.
Gözlerimi sıkıca kapattım.
Bu, benim hayatımın en önemli anıydı ama ben sadece bir mahkûm gibi hissediyordum.
Bütün salon, benim cevabımı bekliyordu.
Boğazımdaki düğümü çözmek için zorladım kendimi ve neredeyse duyulmayacak kadar kısık bir sesle fısıldadım.
"Evet."
Ama sesimin zayıflığını kimse umursamadı.
Çünkü cevabım duyulur duyulmaz, salon tekrar alkışlarla inledi. Burası onların dünyasıydı. Ve ben, onların kurallarına göre oynuyordum. Alkışlar hâlâ devam ederken nikah memuru, yanımızda dikilen iki adama döndü.
"Şahitlerimiz Sayın Kenan Öztürk ve Sayın Levent Aksoy, bu evliliğe şahitlik ediyor musunuz?"
Başımı çevirdim, şahitlerimle göz göze gelmeye çalıştım. Ama ben onları tanımıyordum bile. Barlas’ın adamlarından başka kim olabilirdi ki?
"Evet." dediklerinde sesleri oldukça netti.
Nikah memuru başını salladı ve elindeki kalemi defterin üzerine koyarak son cümlelerini söyledi.
"O hâlde, kanunlar ve şahitler huzurunda sizleri karı koca ilan ediyorum."
Salonda alkış tufanı koptu. İnsanlar mutluluk çığlıkları atıyor, kimi ellerindeki kadehleri tokuşturuyordu. Fakat ben… Sadece ellerime bakıyordum. Parmaklarımın arasında, Barlas’ın bana taktığı o yüzük duruyordu. Ağır ve soğuk. Tıpkı içinde bulunduğum durum gibi.
Fakat her şey daha bitmemişti.
Nikah memuru hafifçe yana çekildi ve Barlas’ın elimi nazikçe tuttu. O an irkildim ama bir şey yapamadım.
Salonun ortasında, görkemli avizenin tam altına doğru yürürken Barlas’ın eli hâlâ elimdeydi. Bu dokunuşta bir baskı vardı. Tıpkı bana ait olduğumu hatırlatır gibiydi.
Görkemli salonda ışıklar biraz daha loşlaştı. Yumuşak bir piyano melodisi çalmaya başladı. Barlas, elimi bırakmadan belime uzandı. Titreyen ellerimi omuzlarına koyduğumda, aramızda incecik bir mesafe kalmıştı.
Tüm salon bize bakıyordu. Herkes mutluluğumuza şahitlik ettiğini sanıyordu. Ama içimde yankılanan tek şey, çaresizlikti.
Müziğin ritmiyle birlikte dans etmeye başladık. Hafifçe sağa sola salınıyorduk ama benim zihnim bambaşka yerlerdeydi. Her şey gözümün önüne geliyordu. Bu düğünün bir seçim olmadığını, buraya kendi irademle gelmediğimi, hayatımın ellerimden kayıp gittiğini…
Düşüncelerimin içinde kaybolmuşken, aniden Barlas’ın sıcak nefesi boynuma değdi. Vücudum istemsizce irkildi.
"Fazla düşündün."
Kalbim duracak gibi oldu. Ne demek istediğini anlamam uzun sürmedi. Az önce nikah masasında, o tek kelimeyi söylemekte gecikmemi ima ediyordu.
Boğazımdan kuru bir yutkunma sesi çıktı. Gözlerimi yere indirdim, ne diyeceğimi bilemiyordum.
Cevap veremedim.
Beni nasıl susturacağını çok iyi biliyordu.
Aramızdaki mesafeyi daha da azalttı. Ellerini belimde daha sıkı hissettim. Yüzümden geçen her ifadeyi inceliyordu. Kaçacak yerim yoktu.
Müzik devam ederken başını hafifçe eğdi. Dudakları neredeyse kulağıma değecekti.
"İlk ve son uyarımdı Selen." diye fısıldadı.
Gözlerimi sıkıca kapattım.
Kaçış yoktu.
Ben artık Barlas Sayhan'ın karısıydım.