EYFELİN IŞIKLARI ALTINDA

1492 Kelimeler
Selen gözlerini yavaşça araladığında odanın içine yayılan loş ışıkta gözleri saate takıldı. Neredeyse saat beşti. Kalbindeki huzursuz çarpıntıyı bastırmaya çalışarak derin bir nefes aldı. İçinde anlamlandıramadığı bir heyecan ve endişe vardı. Sonunda yavaşça yataktan kalktı ve banyoya yöneldi. Soğuk suyun yüzüne değmesiyle birlikte uykusunun son kalıntılarını da üzerinden attı. Banyodan çıkıp kıyafetlerin olduğu bölüme geçti. Parmakları kumaşların üzerinde gezindi. En sonunda gözleri siyah, simlerle kaplı, hafif göğüs dekolteli ve uzun eteğinin bir yırtmacı olan elbiseye takıldı. Düşük kollu bu elbise, hem zarif hem de büyüleyiciydi. Elbisesine uygun ince topuklu ayakkabıları ve küçük, zarif bir çanta seçti. Dışarının soğuk havasını düşünerek dolabın köşesinde duran beyaz kısa kürkü aldı. Aynanın karşısına geçtiğinde saçlarına ve makyajına odaklandı. Saçlarını alttan dağınık bir topuz yaparak yüz hatlarını ön plana çıkardı. Makyajını fazla abartmadan ama gözlerini belirginleştiren yumuşak tonlarda tamamladı. Saat yediye yaklaşırken odasına döndü ve pencerenin önünde durdu. Paris'in büyülü manzarası gözlerinin önünde serilmişti. Eyfel Kulesi'nin ışıkları şehri aydınlatıyor, gecenin içinde parıldıyordu. Selen uzun süre bu büyüleyici manzarayı izledi. Derin düşüncelere dalmışken, arkasından gelen kapı açılma sesiyle irkildi. Yavaşça arkasını döndü. Barlas kapının eşiğinde durmuş, simsiyah takım elbisesiyle karanlığın içinden çıkmış gibi göz alıcı görünüyordu. Güçlü ve etkileyici duruşu, varlığını her köşeye hissettiriyordu. Ama Selen’in gözleriyle buluştuğunda, bakışlarındaki karanlık parıltı daha da yoğunlaştı. Selen’in güzelliği Barlas’ın nefesini kesti. Siyah elbisesi, ince vücut hatlarını kusursuzca sarmıştı. Barlas’ın içinde yoğun bir arzu dalgası yükseldi. Selen o kadar etkileyiciydi ki, onu bu odadan dışarıya çıkarmak istemiyordu. Şu anda sadece ikisinin olduğu, dünyadan uzak bir yerde olmak istiyordu. Selen’in çekingenliği ve masumiyeti, içindeki karanlık arzuları daha da körüklüyordu. Birkaç derin nefes alarak kendini toparladı ve ağır adımlarla Selen’e doğru ilerledi. Selen, Barlas’ın gözlerinde yanan o gölgeyi fark edince kalbi hızla atmaya başladı. İçini bir heyecan kapladı. Barlas, güçlü ellerini Selen’in ince beline yerleştirdi ve onu kendine doğru çekti. Nefesi Selen’in yüzünde hissediliyordu. "Çok güzelsin " diye fısıldadı. Selen’in yüzü utançla kızardı. Bakışlarını kaçırdı, kalbi göğsünden çıkacak gibiydi. Barlas, eğilerek Selen’in açıkta kalan boynuna hafif bir öpücük bıraktı. Teninin sıcaklığına dokunmak onu çıldırtacak gibiydi. Ama kendini tutmalıydı Derin bir nefes aldı ve yüzünde hafif bir gülümsemeyle, hiçbir şey belli etmeyerek, "Hadi çıkalım." dedi. Kolunu nazikçe Selen’e uzattı. Selen, gözlerinde gördüğü duyguyu anlamaya çalışarak koluna girdi. Birlikte odadan çıkıp otelin kapısına yöneldiler. Otelden çıktıklarında her zamanki gibi Barlas’ın adamları etraflarını çevrelemişti. Barlas’ın en güvendiği adamlarından biri hızlıca öne atılıp lüks arabanın kapısını açtı. Selen içindeki heyecan ve gerginlikle birlikte yavaşça araca bindi. Barlas hemen ardından yerleşti ve kapı kapanırken Selen’in elini sahiplenici bir şekilde tuttu. Sert ama nazik bir tutuştu bu. Barlas’ın dokunuşunda tuhaf bir sıcaklık vardı, ona karanlık gelen bir dünyanın ortasında sığınılacak bir liman gibi. Araba ağır ağır ilerlerken Selen etrafındaki Paris sokaklarını izlemeye çalışsa da Barlas’ın elinin sıcaklığına odaklanmaktan kendini alamıyordu. Araba sonunda yavaşladı. Selen’in kalbi hızla çarpmaya başladı. Camdan dışarı bakıp nereye geldiklerini anlamaya çalıştı. Kapılar açıldığında soğuk Paris havası yüzüne çarptı. Ayakkabılarının topukları taş zeminde yankılanırken Selen başını kaldırdı ve devasa Eyfel Kulesi’ni gördü. Gözleri büyüdü. Ama tuhaf olan bir şey vardı. Etrafta tek bir insan bile yoktu. Paris’in en ünlü simgesi bomboştu. Tam o anda Barlas sessizce yanına geldi ve parmaklarını Selen’in ellerinin arasına geçirerek sıkıca tuttu. “Gel.” diye fısıldadı derin sesiyle. Selen, onunla birlikte Eyfel Kulesi’ne doğru adım atarken içindeki heyecan ve şaşkınlıkla karışık hislerle doluydu. Barlas’ın adamları çevrelerini sarmış, her köşede dikkatlice çevreyi izliyorlardı. Ama Barlas ve Selen için dünya sadece o andan ibaretti. Eyfel Kulesi’nin asansörüne bindiklerinde Selen hâlâ etrafına bakıyordu. Asansör yukarı doğru hareket ederken Selen camdan dışarı bakıyor, Paris’in ışıkları gözlerinin önünde küçülüyordu. Barlas ona bir an bile bakmaktan vazgeçmemişti. Asansör nihayet durduğunda kapılar açıldı ve Selen nefesini tuttu. Bütün Paris ayaklarının altındaydı. Işıklar denizi gibi şehri aydınlatıyordu. Ama Selen’in gözleri hemen karşısındaki manzaraya takıldı. Kulede sadece bir masa vardı. Özenle hazırlanmış, mum ışıklarıyla aydınlatılmış, etrafı zarif çiçeklerle süslenmişti. Selen, şaşkınlıkla Barlas’a döndü. “Burayı… bizim için mi kapattın?” diye sordu, sesi titreyerek. Barlas çarpık bir gülümsemeyle ona yaklaştı. Elini nazikçe tuttu, dudaklarına götürüp yavaşça öptü. “Senin için.” diye fısıldadı. Selen’in kalbi hızla çarpmaya başladı. Böyle bir anı asla hayal bile edemezdi. Dünyanın en ünlü yapılarından birini sadece kendisi için kapattırmıştı. Barlas onu masaya doğru yönlendirdi, zarif bir hareketle sandalyesini çekip oturmasına yardımcı oldu. Selen sandalyeye oturduğunda gözleri hâlâ manzaradaydı ama zihni Barlas’ın az önce yaptığı harekete takılı kalmıştı. Paris ayaklarının altındaydı, ama asıl başını döndüren Barlas’ın kendisiydi. Barlas da karşısındaki sandalyeye yerleşti. Garsonlar sessizce gelip yemekleri masaya koyduktan sonra gözden kayboldular. Yalnızca ikisi ve büyüleyici Paris manzarası kalmıştı. Selen yemeğine göz ucuyla baktı ama iştahı yoktu. Dalgın gözlerle manzarayı izliyordu, düşünceleri karmakarışıktı. Çatalını eline alıp yemeğinden bir lokma aldı ama sonra yine manzaraya döndü. Barlas bu durumu fark etmişti. Kaşlarını hafifçe çatarak ona baktı. “Ne düşünüyorsun?” Selen irkildi, ardından utangaç bir şekilde bakışlarını Barlas’a çevirdi. Gözlerinde karmaşık duygular vardı. Elleriyle çatalını oynatmaya başladı. “Sadece…” dedi, kelimeleri toparlamaya çalışarak. “Bütün bu olanlar bana çok farklı geliyor.” Derin bir nefes alıp verdi. Bu romantik an ona kendisini açmak için bir fırsat sunmuştu. “Ben… babamı çok küçük yaşta kaybettim.” diye başladı. Gözleri hafifçe dolmuştu ama güçlü kalmaya çalışıyordu. “Annem ve kardeşimle kaldık. O günden beri… sabah akşam çalışıp onlara bakmak zorundaydım. Çocukluğumu hiç yaşamadım. Hep güçlü olmak zorundaydım… çünkü başka seçeneğim yoktu.” Barlas, gözlerini bir an bile ondan ayırmadan sabırla dinliyordu. Yüzünde alışılmışın dışında bir yumuşaklık belirmişti. “Ve şimdi buradayım.” diye devam etti Selen, Paris’in ışıklarına göz gezdirerek. “Bütün bu olanlar bana o kadar uzak geliyor ki… Sanki bu hayat benim değilmiş gibi.” Barlas bir süre sessiz kaldı. Sonra elini uzatarak Selen’in ellerini tuttu. “Artık benim eşimsin, Selen,” dedi kararlı bir tonla. “Seni mutlu etmek için her şeyi yapacağım. Ne gerekiyorsa.” Bu sözlerle Selen’in kalbi garip bir şekilde ısındı. Güvende hissetti ama aynı zamanda içinde garip bir heyecan da vardı. Barlas’ın sözleri samimiydi ama aynı zamanda sahipleniciydi. Bir süre sessizlik oldu. Paris’in ışıkları ikisinin de gözlerinde parlıyordu. Sonunda Barlas tekrar konuştu. Sesi daha derin, daha içten geliyordu. “Bu yaşa kadar her şeyi tırnaklarımla kazıyarak buraya geldim.” dedi. Gözleri sertleşmişti ama Selen’e bakarken yumuşuyordu. “Hayat bana hiçbir şeyi kolay vermedi. Gücümü, servetimi, saygıyı... hepsini kendim aldım. Bu hayatta tek bir ailem var ve artık o sensin.” Selen bu sözleri duyunca boğazında bir düğüm hissetti. Barlas’ın gözlerinde gördüğü o içtenlik, onu derinden etkilemişti. Kendisini böyle sahiplenmesi, içini kıpır kıpır etti. Kalbi hızlıca çarpmaya başlamıştı, elleri terlemişti ama gözlerinde hafif bir gülümseme belirdi. O sırada içeride yankılanan yumuşak ama etkileyici bir dans müziği ortamı doldurdu. Barlas önündeki peçeteyi alıp dudaklarını yavaşça sildi. Gözleri Selen’e odaklanmıştı. Hiçbir şey söylemeden ayağa kalktı ve ağır adımlarla Selen’in yanına geldi. Derin, kararlı bakışlarıyla Selen’in gözlerinin içine baktı ve elini ona uzattı. Dudaklarından tek bir kelime bile dökülmedi, ama bakışları her şeyi anlatıyordu. Selen’in kalbi hızla çarpmaya başladı. Ne istediğini anlamıştı. Hafifçe gülümsedi ve çekingenlikle elini Barlas’ın eline koydu. Barlas güçlü elleriyle onun narin elini kavradı ve onu ayağa kaldırdı. Birlikte, Eyfel Kulesi’nin tepesinde, yıldızların altında dans etmeye başladılar. Bu dans, düğün gecelerindeki o gergin ilk danstan çok farklıydı. Selen’in içindeki korku ve endişe yerini, tuhaf bir huzura bırakmıştı. Bu kez sadece ikisi vardı, Paris’in ışıkları ayaklarının altındaydı ve zaman durmuş gibiydi. Barlas, Selen’i belinden tutmuş, onu kendisine doğru tamamen çekmişti. Aralarındaki mesafe neredeyse yoktu. Selen, Barlas’ın gözlerine bakmakta zorlanıyordu; hâlâ ondan çekiniyor, ama aynı zamanda bu yakınlık ona huzur veriyordu. Barlas hafifçe başını eğdi ve alnını Selen’in alnına yasladı. İkisi de gözlerini kapattı. O an dünya sessizleşti. Selen’in burnuna Barlas’ın keskin ve baştan çıkarıcı kokusu doldu. Kalbi öyle şiddetli atıyordu ki Barlas’ın bunu duyacağından emindi. İlk kez Barlas’ın dokunuşu ona yabancı gelmiyordu. Aksine, içini ısıtan bir huzurla dolmuştu. Sanki yıllardır beklediği bir andı bu. Barlas, Selen’in yüzünü biraz daha yaklaştırdı. Dudakları neredeyse değecek gibiydi. Gözlerini araladı ve Selen’in gözlerindeki masumiyeti izledi. Kalbinin en derinlerinden gelen bir dürtüyle, kafasını hafifçe yana eğdi ve dudaklarını Selen’in dudaklarına bastırdı. Selen’in nefesi kesildi. Beklediği an buydu. Kalbi göğsünden çıkacak gibiydi. Barlas’ın dudakları yumuşak ve sabırlıydı, ama aynı zamanda tutkuluydu. İlk başta biraz acemice olsa da, Selen de karşılık verdi. Dudakları titriyordu ama cesaretini toplayarak ona uyum sağlamaya çalıştı. Bu karşılık Barlas’ı delirtmişti. İçindeki arzuyu artık saklayamıyordu. Selen’in beline daha da sıkıca sarıldı ve öpücükleri daha derin, daha tutkulu hale geldi. Dudakları arasında dans ederken, kalpleri aynı ritimde atıyordu. Selen’in elleri istemsizce Barlas’ın gömleğine uzandı, parmak uçlarıyla onun göğsüne hafifçe dokundu. O an, tüm dünya onlar için durmuş gibiydi. Sadece ikisi Eyfel Kulesi’nin tepesinde, Paris’in büyüsü altında birbirlerine aitlerdi. Barlas sonunda öpücüğü sonlandırdığında, ikisi de derin nefesler alıyordu. Göz göze geldiler. Selen’in yanakları alev alev yanıyordu. Barlas ise onun bu masum ve utangaç halini izlerken, içinde büyüyen karanlık duygularla savaşıyordu. "Sen... benim her şeyimsin." diye fısıldadı Barlas, sesi derin ve anlam yüklüydü. Selen, Barlas’ın gözlerinde gördüğü tutkuyla başını hafifçe salladı. O an, hissettiği tüm duygular karma karışıktı; korku, heyecan, tutku ve belki de doğmakta olan bir aşk. Dans devam etti. Paris ayaklarının altındaydı ama onların dünyası sadece birbirlerinden ibaretti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE