Selen yüzünde hissettiği hafif öpücüklerle uykusundan ağır ağır sıyrıldı. Gözlerini açmaya çalışırken içini garip bir his kapladı. Bu öpücüklere alışıyor muydu? Daha önce böyle uyandırılmamıştı ve Barlas'ın varlığı artık onu şaşırtmıyordu. Göz kapaklarını araladığında hemen yanı başında onu izleyen Barlas’ı gördü.
"Uyan artık." diye mırıldandı Barlas, sesi sabahın sessizliğinde bile net ve otoriterdi. "Balayına gideceğimizi unuttun mu?"
Selen’in uykusu bir anda kaçtı. Gözleri tamamen açıldığında Barlas’ın ne kadar yakınında olduğunu fark etti. Uykunun sersemliğiyle dudaklarını ısırdı. "Ben… çanta hazırlayamadım."
Barlas gözlerini hafifçe kıstı, alaycı bir ifadeyle başını yana eğdi. "Sorun değil. Kalacağımız yerde ihtiyacın olan her şey var."
Selen gözlerini kaçırarak yorganı daha sıkı tuttu. "Arabayla mı gideceğiz?"
Barlas’ın dikkati çoktan dağılmıştı. Selen’in saçlarıyla yavaşça oynamaya başlamıştı. "Hayır, uçakla."
"Saat kaçta kalkıyor?"
Barlas, parmakları arasında Selen’in bir tutam saçını dolarken gözlerini ona dikti. "Ben ne zaman istersem"
Selen bir şey diyemedi. Bu tabii ki de onun kurallarına göre olacaktı. Barlas havaalanını bile istediği gibi kullanabilecek güce sahipti.
Barlas eğilip Selen’in saçlarına bir öpücük kondurdu. "Beş dakika içinde aşağıda ol." Sonra doğrulup yataktan kalktı ve odadan çıktı.
Selen, Barlas’ın her fırsatta emir vermesine alışmıştı. O böyle bir adamdı. Derin bir nefes alarak hızlıca yerinden kalktı ve banyoya girdi. Elini yüzünü yıkadıktan sonra diğer sabah rutinlerini tamamlayıp aşağı indi.
Kahvaltıyı sessizlik içinde yaptılar. Barlas tek kelime etmese de Selen onun bakışlarını üzerinde hissediyordu. Yemeğini bitirdiğinde tekrar yukarı çıkıp hazırlanmak için odasına döndü.
Dışarı soğuktu. Balayı için nereye gittiklerini bilmese de şık görünmek istedi. Siyah ince bir külotlu çorap giydi, üzerine kısa siyah bir etek seçti. Daha önce markasını bile duymadığı pahalı kazaklardan birini aldı ve üzerine geçirdi. Üzerine aldığı kabanla birlikte topuklu botlarını da giydi. Kendini böyle görmeye alışık değildi, ama hoş görünüyordu.
Son bir kez aynaya baktıktan sonra Barlas içeri girdi. Bakışlarını Selen’in üzerinde gezdirdi. Uzun uzun onu süzdü, eteğin fazla kısa olduğunu fark etti ama bu sefer bir şey söylemedi.
Barlas vakit kaybetmeden giyinme odasına gitti. Birkaç dakika sonra siyah bir kazak ve siyah bir pantolon giymiş halde geri döndü. Üzerine siyah kabanını da geçirdi. Selen, Barlas’ı ilk defa bu kadar farklı ve şık görüyordu.
"Hadi çıkalım." dedi Barlas.
Selen’in elini tuttu ve odadan birlikte çıktılar. Evden çıktıklarında bahçede bekleyen adamlar hızlıca kapıları açtı. İkisi de arka koltuğa oturduğunda şoför, havaalanına doğru yola koyuldu.
Selen oturduğunda eteği biraz daha yukarı kaymıştı. Hafifçe çekiştirip düzeltmeye çalıştı.
Barlas onun rahatsızlığını fark etmişti. Bakışları kısa bir an Selen’in bacaklarına kaydı ama belli etmeden hemen gözlerini başka yöne çevirdi. Elleri kucağında duran Selen’in eline uzanarak sıkıca tuttu.
Havaalanına vardıklarında, Selen tüm alanın büyük bir güvenlik önlemi altında olduğunu fark etti. Barlas, bir şey yapmasına gerek kalmadan, doğrudan özel uçağına yönlendi. Havaalanında arama yoktu, prosedür yoktu, bekleme yoktu. Çünkü burası Barlas’ın dünyasıydı ve onun kurallarına göre işliyordu.
Selen içindeki tuhaf hissi bastırmaya çalışıyordu. Lüks, ihtişam, her şeyin fazlasıyla gösterişli olması… Hayatında hiç uçağa binmemişken, şimdi özel bir jetin merdivenlerini çıkıyordu.
İçeri adım attığında geniş ve sofistike dekora sahip kabin onu büyüledi. Rahat deri koltuklar, tam donanımlı bir bar… Barlas, onun hafifçe duraksadığını fark edip belinden tutarak yönlendirdi. Selen’i yumuşak deri koltuklardan birine oturttu. Kendisi de yanındaki yerini alırken, Selen’in elini sıkıca kavradı. Onu bir saniye bile yalnız bırakmaya niyeti yoktu.
Selen, kalbinin hızlandığını hissetti. Barlas onun endişesini fark etti. Baş parmağıyla elinin üstünü nazikçe okşadı.
Selen kemerini bağlamaya koyuldu. Ancak titreyen elleri yüzünden tokayı bir türlü yerine oturtamıyordu. Tam uğraşırken, Barlas hızlı bir hareketle eğildi ve onun kemerini taktı.
Uçak pistte hareket etmeye başladığında, kalbi neredeyse yerinden çıkacak gibi attı. O ana kadar dışarıdaki gerginlik yüzünden uçak korkusunu unutmuştu, ama şimdi… Şimdi bu dev metal yığınının havalanacağını bilmek bile ona yeterince ürkütücü geliyordu.
Parmaklarını farkında olmadan Barlas’ın eline geçirdi. Barlas, diğer eliyle Selen’in yüzünü kendine çevirdi ve başparmağıyla yanağını okşadı.
Uçak gürültüyle yükselmeye başladığında, içindeki korkuyu bastırmak için onun elini daha da sıkı tuttu. Barlas, başını eğip saçlarına küçük bir öpücük bıraktı.
Selen, yavaşça gözlerini araladı. Artık gökyüzündeydiler. Her şey yolundaydı. Selen ne kadar süredir havada olduklarından bir haberdi. Nihayet anons yapılıp inişe geçileceği anlaşıldığında, nefesini tuttu. Bu sefer kalkışa nazaran daha sakin bir iniş oldu. Ayaklanıp uçaktan inmek için hazırlanmaya başladılar. Barlas, Selen’in kabanını kendi elleriyle giydirdiğinde, boynuna küçük bir öpücük kondurdu. Selen daha buna tepki bile veremeden el ele uçaktan indiler.
Selen merakla etrafına bakındı, ancak nerede olduklarını tam olarak anlayamamıştı. Barlas’ın gücü her yerde olduğu gibi burada da kendini gösteriyordu. Önlerine gelen lüks arabaya bindiler.
Yol boyunca Selen pencereden dışarıyı izledi. Zaten yol da tenha ve oldukça özeldi. Barlas yine her şeyi ayarlamıştı. Araç nihayet büyük bir otelin önünde durdu.
Beraber arabadan indiklerinde, otelin önüne doğru yürümeye başladılar. Barlas’ın adamları çoktan gelip yerlerini almıştı. Otelde her zamanki gibi kuş uçmuyordu. Dünyanın neresine giderlerse gitsinler, Barlas’ın bu güce sahip olması Selen’i hâlâ şaşırtıyordu.
Asansöre bindiklerinde Barlas en üst kata bastı. Selen heyecanla beklemeye başladı. Asansör kapısı açıldığında, buranın bir kral süiti olduğunu anlamak için sadece koridora bakması yetmişti. Lüks, gösterişli ve her detayın ince ince işlendiği bir tasarım vardı. Barlas hiç vakit kaybetmeden elini sıkıca tutarak odalarına doğru ilerledi. Kapıyı açıp içeriye girdiklerinde, Selen’in nefesi kesildi. Önündeki manzara onu adeta büyülemişti.
Tavandan yere kadar uzanan devasa camlar, geniş ve son derece şık döşenmiş oda… Ama en çarpıcı olan şey, tam karşısında yükselen Eyfel Kulesi’ydi. O kadar yakındı ki, sanki elini uzatsa dokunabilecekmiş gibi hissetti.
Bir an için nefesi kesildi. Gözleri kocaman açılmıştı, heyecanla cama doğru ilerleyip kuleye baktı. Arkasından Barlas’ın geldiğini duysa da gözlerini devasa yapıdan çekemedi.
Barlas, Selen’in beline sarılarak onu göğsüne çekti, yüzünü tamamen Selen’in boynuna gömdü. Selen hâlâ büyülenmiş gibi kuleye bakıyordu.
“Birkaç gün burada kalacağız, sonra başka bir yere geçeceğiz.” diye fısıldadı Barlas.
Selen şaşkınlıkla kafasını çevirip ona baktı. “Başka bir yere mi? Nereye?” diye sordu.
Barlas her zamanki gibi cevap vermedi, sadece hafifçe gülümsedi. Sonunda derin bir nefes alıp Selen’den biraz uzaklaştı. Saatlerdir yoldaydılar ve bir şeyler yemeleri gerekiyordu.
“Üzerimizi değiştirip yemeğe inelim, sonra istersen biraz dışarıda dolaşırız.” dedi Barlas.
Selen başıyla onayladı, hâlâ üzerindeki şoku atamamıştı. Barlas, onun kıyafetlerinin olduğu kısma götürdüğünde, Selen ikinci bir şok yaşadı. Evinde olduğu gibi burada da dolap tıklım tıklım kıyafetler, çantalar, ayakkabılarla doluydu. Hepsi onun içindi.
“Giyin, bekliyorum.” dedi Barlas ve onu orada bırakarak odadan çıktı.
Selen bir süre olduğu yerde durup etrafına baktı. Sonra dolabı açıp kıyafetlere göz gezdirmeye başladı. Üstüne, Paris’in şıklığına uygun, zarif ve sıcak tutacak bir kombin seçti. Hafif makyajını tamamladıktan sonra derin bir nefes alıp Barlas'ın üzerini değiştirmesini bekledi ve birlikte odadan çıktılar.
Otelin lüks restoranına indiklerinde etrafta çalışanlar dışında hiç kimse yoktu. Selen, içinden bu durumun her zaman böyle olup olmadığını geçirirken, Barlas'ın varlığıyla bunun pek de şaşırtıcı olmadığını düşündü.
Barlas, Selen’in sandalyesini çekip onu nazikçe oturttuğunda, hemen bir garson yanlarına geldi. Barlas siparişlerini verirken Selen, onun bu rahatlığına ve özgüvenine hayranlıkla baktı. Fransızca bilmemesine rağmen Barlas'ın sesi ve tavırları, kelimeleri anlamasa bile Selen’i büyülemeye yetmişti. Garson hızlıca yanlarından ayrıldığında Selen, çevresine dikkatlice bakmaya devam etti. Barlas ise gözlerini bir an olsun ondan ayırmıyordu. Onun her hareketini izliyor, en ufak tepkisini bile kaçırmamak için gözlerini bile kırpmıyordu.
Çok geçmeden Fransa’ya özgü harika kokular yayan yemekler önlerine geldi. Barlas, şarabını yudumlarken Selen içki istemedi. Sessizlik içinde yemeklerini yediler. Fakat bu sessizlik rahatsız edici değildi. Aksine, ikisinin de varlığıyla dolu, anlam yüklü bir sessizlikti.
Yemek bittikten sonra el ele dışarı çıktılar. Paris sokaklarında yürürken Selen, etrafı dikkatlice inceliyordu. Paris’in ihtişamı karşısında büyülenmişti. Sokak lambalarının ışığı, kafelerin önünde oturan insanlar, loş ışıklar altında fısıldaşan çiftler... Romantizmin başkentine adım attığını şimdi daha iyi hissediyordu. Ancak Barlas’ın adamları onları bir an olsun yalnız bırakmıyordu. Birkaç adım geriden geliyor, sürekli çevreyi kontrol ediyorlardı. Bu durum Selen’i biraz tedirgin etse de Barlas’ın elini sıkıca tuttuğunu hissedince içinde garip bir güven oluştu.
Etraftaki insanların meraklı bakışlarını üzerinde hissediyordu. Barlas gibi dikkat çeken, karizmatik bir adamın yanında olmak kaçınılmaz olarak ilgiyi üzerine çekiyordu. Ama Barlas umursamaz görünüyordu. Sadece onunla ilgileniyordu.
İki saat kadar dolaştıktan sonra otellerine geri döndüler. Odaya girdiklerinde Barlas, Selen’in elini bırakmadı. Aksine onu kendine doğru çevirdi. Gözleri, karşısındaki güzel kadını süzüyordu. Selen, Barlas’ın gözlerindeki karanlığı ve sahipleniciliği hissettiğinde bir an duraksadı.
“Biraz dinlenmelisin.” dedi Barlas, sesi her zamanki gibi otoriter ama bir o kadar da yumuşaktı. “Akşam yedide yemeğe çıkacağız.”
Selen, başıyla onu onayladığında Barlas eğilip dudağına küçük bir öpücük kondurdu. Ancak geri çekilmedi. Bir kez daha öptü. Sonra bir kez daha... Ve bir kez daha. Selen’in nefesi kesilmişti. Kalbi hızlanmış, vücudu ateş gibi yanmaya başlamıştı. Barlas’ın dokunuşları, dudaklarının sıcaklığı onu tamamen ele geçiriyordu. Barlas ise kendini zorlukla tutuyordu. Onu öptükçe daha fazlasını istemekten kendini alıkoyamıyordu. Ama tam zamanında geri çekildi. Derin bir nefes alarak geriye doğru birkaç adım attı.
Selen ise olduğu yerde kalakalmıştı. Kalbi göğsünden çıkacakmış gibi atıyordu. Heyecandan avuç içleri terlemiş, yanakları alev almıştı. Hala nefesi düzensizdi. Barlas hiçbir şey söylemeden odadan çıkarken Selen, titreyen elleriyle kabanını üzerinden çıkardı. Birkaç saniye boyunca ne yapacağını bilemedi. Sonra hızlıca üstüne rahat bir şeyler giyip yatağa geçmeye karar verdi. Henüz öğle vakitleriydi, akşam yediye daha çok vardı. Biraz uyku, yaşadığı bu yoğun duyguların etkisini azaltmasına yardımcı olabilirdi.