BİR GECE DAHA

1975 Kelimeler
Barlas’ın sesi kulaklarımda yankılanıyordu. Bir an nefes almayı unuttum. Gözlerim genişlemiş, ellerim titremeye başlamıştı. Kelimeler zihnimde uçuşuyordu ama hiçbirini yakalayıp anlamlandıramıyordum. Evlilik? Nikah? Yarın? Bu kelimeler bana o kadar uzak, o kadar yabancı geliyordu ki… Barlas ise her zamanki gibi soğukkanlıydı. Öyle sakindi ki sanki benim şaşkınlığım, benim korkum onun umurunda bile değildi. Bu kararı çoktan vermişti ve o karar değişmeyecekti. "Nasıl yani?" dedim, sesim titriyordu. Barlas rahatça arkasına yaslandı ve gözlerini üzerime dikti. Her zamanki gibi soğuk, mesafeli ve korkutucuydu. "Dün akşam her şeyi kabul ettin." dedi, sesi tok ve kararlıydı. "Daha fazla vakit kaybetmememiz anlamı yok." Kelimeleri öyle net, öyle kesindi ki… Kaçacak yerim yoktu. Beni bir köşeye sıkıştırmıştı. Oysa dün gece sadece… sadece ailemi düşünmüştüm. Sadece onların güvende olması için elimden geleni yapmıştım. Ama her şeyin bu kadar hızlı gelişeceğini, Barlas’ın gerçekten evleneceğim adam olacağını hiç düşünmemiştim. "A-ama—" "Sakın." dedi, gözleri keskinleşirken. "Bundan sonra ne söylersen söyle, beni bu kararımdan vazgeçiremezsin Selen." Nefesim düzensizleşti. Kalbim kafesinden çıkmak istercesine atıyordu. "Sana her şeyin kendi isteğinle olmasını söylemiştim ve sen de bunu kabul ettin." Konuşamıyordum. Boğazım düğümlenmişti. O, soğukkanlı bir şekilde kahvaltısına devam ederken ben ne yapacağımı bilemez halde kalakalmıştım. Gözlerim önümdeki tabağa kaydı ama midem bulanıyordu. Bir lokma bile yiyebileceğimi sanmıyordum. "Yemeğine devam et." Bana bakmadan konuşmuştu ama sesi her zamanki gibi buyurgandı. Önümdeki tabağa baktım. Ellerim fark edilir şekilde titriyordu. "Sözlerimi bana tekrarlatma Selen." Sesi aniden yükseldi. Odanın içinde yankılandı. İrkilerek çatalı elime aldım ve zorla bir lokma ağzıma attım. Yutkunurken boğazımın yandığını hissediyordum. Barlas, benim ne kadar korktuğumu görebiliyordu ama bu onu asla durdurmuyordu. O, soğukkanlı bir şekilde kahvaltısını bitirdiğinde sandalyesini geriye çekti. Ben de hemen arkasından kalktım. Dizlerim hâlâ titriyordu. "Evde istediğin gibi dolaşabilirsin. Şimdi şirkete geçiyorum." dedi ceketini düzelterek. "Bugün gelinliğini seçmen için tasarımcılar gelecek. Zorluk çıkarma, her şeyden haberim olduğunu unutma." Kelimeler üzerine bir taş gibi oturdu. Bunu nasıl yapacaktım? Başımı istemsizce salladım. O da başka bir şey söylemeden sanki her şey olağanmış gibi odadan çıkıp gitti. Kapının kapanma sesi duyulduğunda, içimde tuttuğum her şey boşalmaya başladı. Gözyaşlarım süzülmeye başlamıştı. Ellerinle ağzımı kapatıp nefes almaya çalıştım ama titrememe engel olamıyordum. Görünmez bir zincir boynuma dolanmış gibi nefesim daralıyordu. Burası… burası benim evim değildi. Ama buradan çıkmam da imkansızdı. Titreyerek yemek odasından çıktım ve büyük camları olan salona geçtim. Ayaklarım beni koltuklardan birine taşıdı ve oturduğum anda dizlerimi göğsüme çekip sessizce ağlamaya devam ettim. Her şey benden habersiz ilerliyordu. Hiç kimse bana bir şey sormuyordu. Kendi hayatım üzerinde hiçbir söz hakkım yoktu ve her an bir başkası tarafından planlanıyordu. Ben, sadece olup biteni izleyen bir figürdüm. Zorunda bırakılmış, kaçışı olmayan bir hayatın içine hapsedilmiş gibi hissediyordum. Gözyaşlarım süzülüyor, boğazımda yutkunamadığım bir acı düğümleniyordu. Tam o sırada evin içinde yankılanan bir zil sesi duyuldu. Başımı kaldırıp çevreme baktım. Birkaç saniye sonra yanıma bir hizmetçi geldi. "Barlas Bey’in gönderdiği tasarımcılar geldiler Selen Hanım." Onu duyunca midemde bir düğüm oluştu. Kaçış yoktu. Başımı yavaşça salladım, bir şey söylemeye dermanım yoktu. Hizmetçi onayladığımı anladığında yanımdan ayrıldı. Derin bir nefes alıp ayağa kalktım. İki kadın, ellerinde şık dosyalarla içeriye girdi. Üzerlerinde oldukça zarif, kusursuz kıyafetler vardı. Onlara baktığımda, modayla yakından ilgilendikleri belli oluyordu. "Merhaba Selen Hanım. Ben Ela, bu da Zeynep. Barlas Bey bizimle iletişime geçti ve düğününüz için hazırlık yapmamızı istedi." Ela, nazik bir ses tonuyla konuşuyordu. Gülümsedi ama bakışlarında işini ciddiye alan bir profesyonelliğin izi vardı. "Bir an önce provalara başlamamız gerekiyor. Zamanımız oldukça kısıtlı." Onu onaylamak dışında bir seçeneğim yoktu. Zaten bu düğünde benim ne düşündüğümün bir önemi yoktu. Başımı salladım ve hizmetçiler eşliğinde evin birinci katındaki bir odanın önüne geldik. Kapıyı açtığımda, gördüğüm şey karşısında neredeyse küçük dilimi yutuyordum. Burası küçük bir gelinlik mağazasına dönüştürülmüştü. Askılar, kutular ve özel koruma torbaları içinde onlarca farklı gelinlik vardı. Odanın içinde beyazın her tonu vardı; inci beyazı, kırık beyaz, krem… Bir köşede duvaklar, eldivenler ve aksesuarlar dizilmişti. Raflarda ise lüks ayakkabılar ve zarif kutular içinde gelin taçları bulunuyordu. Tasarımcılardan biri bana doğru döndü. "Barlas Bey, her şeye sizin karar vereceğinizi söylediği için biz de elimizdeki en iyi gelinlikleri buraya getirmeye karar verdik. Eğer özel bir model isterseniz, hemen tasarlayıp dikime başlayabiliriz." Boğazım kurudu. Tek kelime edemedim. Gözlerim hâlâ gelinlikler arasında dolaşıyordu. Her biri özenle işlenmiş, kristallerle süslenmiş, inanılmaz derecede pahalı ve gösterişliydi. Bazılarının etekleri metrelerce uzunlukta, bazıları ise devasa kabarıklıktaydı. Daha önce adını bile duymadığım ünlü markaların imzaları bu elbiselerdeydi. Bir kez daha paranın ne kadar güçlü olduğunu anladım. Barlas’ın sahip olduğu servet, imkânsız diye bir şey bırakmıyordu. Sadece bir gün içinde, bir evin odasını lüks bir gelinlikçiye çevirebiliyordu. Derin bir nefes aldım ve zar zor kelimeleri toparladım. "Sade bir gelinlik istiyorum. Çok fazla taşlı, süslü ya da kabarık olmasın. Vücuduma otursun. Mümkünse derin bir dekoltesi olmasın, özellikle göğüs kısmında… Ama zarif dursun." Tasarımcılar şaşkın bir şekilde birbirlerine baktılar. Onların gözünde, bu kadar zengin ve güçlü bir adamla evlenen bir kadının çok daha abartılı bir şeyler tercih edeceğini düşünüyorlardı, eminim. Ama ben… Hayatımın bana ait olan son parçasını korumaya çalışıyordum. "Anladım." dedi Ela, not alarak. "İsterseniz sizin için birkaç seçenek gösterelim ya da özel bir tasarım hazırlayalım?" Düşünmek için birkaç saniye bekledim. Ne fark ederdi ki? Elbise ne olursa olsun, bu düğün benim kararım değildi. Ama yine de içimde bir yer, her şeyin içinde kendimden bir şeyler bırakmak istiyordu. "Özel bir tasarım istiyorum." dedim. Ela ve Zeynep başlarını sallayarak hemen çalışmaya koyuldular. Önce vücut ölçülerimi aldılar, ardından kumaşları seçmeye başladılar. Beyaz satenin pürüzsüz dokusu tenime değdiğinde içimi garip bir his kapladı. Bu gerçekten oluyordu. Ben gerçekten gelinlik seçiyordum. Gelinlik, omuzları hafif düşük, uzun kollu ve belden aşağısı hafifçe açılan zarif bir model olacaktı. İnce bir dantel detayı, elbiseye klasik bir hava katacaktı ama abartıya kaçmayacaktı. Üzerinde herhangi bir büyük taş ya da gösterişli süsleme olmayacaktı. Sade, zarif ama şık… Her şey seçildiğinde tasarımcılar hemen dikime başlamaları gerektiğini söyleyerek ayrıldılar. Onlarla geçen saatler beni fazlasıyla yormuştu. Ama odama gitmek istemedim. Bu evde dolaşabilme hakkım vardı. O yüzden salona geri indim. Geniş koltuklardan birine oturdum ve başımı yasladım. O kadar yorgundum ki göz kapaklarım ağırlaşmaya başladı. Gelinlik… Düğün… Nikah… Bunları düşündükçe içimde bir boşluk oluşuyordu. Kaçışım yoktu. Ne söylesem, ne yapsam bir şey değişmeyecekti. Bilinçsizce gözlerim kapandı. Son düşüncem, kendimi içinde bulduğum bu kaderden nasıl kaçabileceğimdi. . Üstüme örtülen yumuşak kumaşın sıcaklığını hissederek gözlerimi araladım. Uykunun sersemliğiyle birkaç saniye etrafıma boş boş baktım. Loş ışık, geniş salon ve üzerimdeki örtü… Sonra gözlerim, tam karşımda oturan Barlas'ı gördü. Beni izliyordu. Bir şey söylemedi, ama gözlerindeki ifadeden benim uyanmamı beklemediğini anladım. Üzerimdeki örtüyü biraz aralayarak yavaşça doğruldum. Uzanıp uyuyakaldığımı ancak şimdi fark ediyordum. "Uyuya kalmışım…" dedim, sesim biraz kısık çıkmıştı. "Önemli değil." dedi Barlas, her zamanki sakinliğiyle. Yanıma oturduğunda arkasına yaslandı, bir kolunu rahatça kenara attı. Oturuşundaki rahatlık ve kendine güven, her zamanki gibiydi. Ben de oturduğum yeri düzelttim ama aramızda biraz mesafe bıraktım. Uyumadan önce de buradaydım, ama şimdi Barlas'ın varlığı sanki daha da baskın hissediliyordu. Gözlerini benden ayırmıyordu. "Günün nasıl geçti?" diye sordu bir süre sonra. Yutkundum. Günüm mü? Hangi açıdan bakarsam bakayım, bugünün tamamı benim için bir karmaşaydı. "Tasarımcılar geldi." dedim gözlerimi kaçırarak. "Günün çoğu gelinlik seçimiyle geçti." Barlas başını hafifçe salladı. "Nikah çok kalabalık olmayacak." dedi, sanki içimdeki tüm endişeler önemsizmiş gibi. "L'Opulence Otel’de olacak." Başımı kaldırıp ona baktım. L'Opulence… Bu ismi duymuştum. Şehrin en ünlü ve en lüks otellerinden biriydi. Herkesin ulaşamayacağı, özel davetlerle girilebilen, yalnızca yüksek profilli isimlerin kaldığı bir yerdi. Orada yapılan her etkinlik, her davet ses getirirdi. Düğünümüzün neden orada olacağını şimdi anlamıştım. Bu, onun için bir gösteriydi. Yeraltı dünyasında, iş çevrelerinde, düşmanlarının ve dostlarının olduğu tüm çevrelerde, Barlas Kara’nın evlendiği bilgisi yayılacaktı. Hiçbir şey söylemedim. Ne diyebilirdim ki? Barlas birkaç saniye sustuktan sonra, sesi biraz daha sertleşerek devam etti. "Nikahta beni sinirlendirecek hiçbir şey yapma." Sesi soğuktu. Gözlerindeki sert ifade, yapacağım en ufak yanlışın bile onu öfkelendirebileceğini söylüyordu. Yutkundum ama yine de hiçbir şey söylemedim. Barlas bir süre beni süzdü, sonra ayağa kalktı. Kapıya yönelirken duraksadı. "Yatak odasında hoşuna gitmeyen bir şey varsa değiştirebilirsin." dedi arkasına bile dönmeden. Sonra kapıyı açıp dışarı çıktı. Önce ne demek istediğini anlayamadım. Ama birkaç saniye sonra, beynime bir şimşek gibi çarpan farkındalık, vücudumu buz gibi yaptı. Yatak odası… Beraber kalacaktık. Bunu düşünmemiştim. Nikah, düğün, kağıt üzerindeki evlilik… Hepsini gözümün önüne getirmiştim ama… Aynı odada olacağımızı, aynı yatağı paylaşacağımızı, Barlas’ın gerçek bir evlilik yaşayacağını kesinlikle düşünmemiştim. Ve Barlas… Barlas, böyle bir evlilikte geri duracak bir adam değildi. Bacaklarım titredi. İçimde bir panik yükseldi. Bütün vücudum donmuş gibiydi, yerimden bile kıpırdayamıyordum. Kaçabileceğim hiçbir yer yoktu. Tam o sırada, kapının önünden bir ses duyuldu. Hizmetçilerden biri kapıyı hafifçe araladı. "Akşam yemeği hazır Selen Hanım." Hızlıca gözlerimi kırpıştırdım. Boğazım kurumuştu. Zorla yutkundum ve başımı hafifçe sallayarak onayladım. Yavaşça ayağa kalktım, ama dizlerim hâlâ zayıf hissediyordu. İçimdeki korku ve endişeyi bastırmaya çalışarak yemek odasına doğru ilerledim. Barlas oradaydı. Masanın başında, her zamanki gibi sakin ve soğukkanlı duruyordu. Gözleri beni bir an süzdü ama hiçbir şey söylemedi. Ben de sessizce yerine oturdum. Yemek boyunca konuşmadık. Sadece çatal bıçak sesleri ve ara sıra hizmetçilerin tabakları değiştirdiği anlarda çıkan ufak tefek sesler vardı. Ben neredeyse hiçbir şey yiyemedim. Lokmalar boğazımda düğümleniyordu. Bütün yemek boyunca düşündüğüm tek şey, odama gittiğimde karşılaşacağım gerçekle nasıl başa çıkacağım oldu. Barlas, yemeğin son lokmasını bitirip peçetesini kenara bıraktığında gözlerini bana çevirdi. "Çalışma odamdayım." dedi, sesinde her zamanki gibi kesin bir ton vardı. Sonra hiçbir şey eklemeden sandalyesinden kalktı ve odadan çıkıp gitti. Ben ise masada birkaç saniye daha öylece oturdum. İçimde tarif edemediğim bir sıkıntı vardı. Bu ev… Beni boğuyordu. Etrafıma göz gezdirdiğimde, devasa camlardan arka bahçeye doğru baktım. Burası… bambaşkaydı. Gecenin karanlığında, özel ışıklandırmalarla aydınlatılmış devasa bir bahçe uzanıyordu. Havuzun suyu, ışıkların altında parlıyor, oturma alanları sıcak bir davetkarlık yayıyordu. Evden tamamen farklı bir cennet gibiydi. Oraya çıkmalıydım. O an tek istediğim şey, biraz olsun nefes alabilmekti. Sandalyemi hafifçe geri çektim ve yavaş adımlarla arka bahçeye açılan büyük cam kapıya ilerledim. Ellerim soğuk metal kulpa dokunduğunda içimde tuhaf bir huzur hissettim. Sessizce kapıyı açıp dışarıya doğru bir adım attım. Ama tam o anda, yüzüme çarpan soğuk hava tüm bedenimi sarsarak derin bir nefes almama sebep oldu. Bu hava bile içimdeki sıkıntıyı hafifletmeye yetmişti. Ancak huzurum sadece birkaç saniye sürdü. Yanımda aniden bir adam belirdi. Korkuyla küçük bir çığlık attım ve hızla ona döndüm. Adamın sert ifadesini ve koyu renk takım elbisesini görünce kim olduğunu hemen anladım. Barlas'ın adamlarından biriydi. "Bahçeye çıkmanız yasak Selen Hanım." dedi, sesi katıydı. Kaşlarımı çattım. "Sadece biraz hava almak istiyorum." dedim. "Burada yeterince güvenlik var. Biraz dolaşıp rahatlamaya ihtiyacım var." Adam başını hafifçe iki yana salladı. "Barlas Bey'in emri olmadan hiçbir şey yapamayız." Sanki tüm vücudum gerilmişti. Derin bir nefes aldım, ama bu sefer bana iyi hissettirmedi. Çenem istemsizce sıkıldı. Hiçbir şey demeden içeri geri adım attım ve kapıyı arkamdan kapattım. Bu hep böyle mi olacaktı? Bu evde attığım her adımın Barlas’tan habersiz olamayacağını, her hareketim için izin almam mı gerekiyordu? Sadece bahçeye çıkmak istemiştim. Birkaç dakika nefes almak… Biraz olsun yalnız kalmak… Ama bu bile mümkün değildi. Barlas'ın çalışma odasına gidip onu rahatsız etmek aklımın ucundan bile geçmiyordu. Ama peki, bu evde vakit nasıl geçecekti? Resim mi çizecektim? Kitap mı okuyacaktım? Televizyon mu izleyecektim? Burada ne yaparsam yapayım, hep aynı sonuca varıyordum. Benim hayatım artık benim değildi. Tüm bunları düşünürken bir anda düğün geldi aklıma. Düğün… Hiçbir zaman büyük bir düğün hayali kurmamıştım. Ama hayalimdeki düğün… Ailem yanımda olurdu. Sevdiğim adam elimden tutardı. Annemin gözleri yaşarır, kardeşim gülümseyerek bana bakardı. Güzel, küçük ama mutlu bir düğün olurdu. Şimdi ise… Tam tersi. Tanımadığım insanlar. Sevdiğim kimse yanımda olmadan. Ve… tehlikeli bir adamla evlenirken. Göğsümde bir acı hissettim. Gözlerim dolmuştu. Birkaç damla yaşın yanaklarımdan süzüldüğünü fark ettiğimde, hızla elimle sildim. Zayıf görünmek istemiyordum. Bu evde gözyaşlarımın kimsenin umurunda olmadığını biliyordum. Derin bir nefes aldım ve hızlı adımlarla odama yöneldim. İçeri girdiğimde, kapıyı arkamdan sessizce kapattım ve sırtımı ona yasladım. Üzerimdeki kıyafetleri çıkarıp rahat bir pijama giydim. Normalde uykumun gelmesi için saatlerce yatakta dönmem gerekirdi ama şimdi… Yeni uyanmış olmama rağmen, kendimi yatağa attım ve gözlerimi kapadım. Bu, sorunlardan kaçmanın tek yoluydu. Hiçbir şey düşünmemek… Hiçbir şey hissetmemek… Sadece, uyumak.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE