Tanıtım.
Kadir Ağa kapıyı kapatır kapatmaz yanıma doğru yaklaştı. Koca gölgesi üzerime düşüyor, nefesimi kesiyordu. İri elini yanağıma dayadı, parmakları sert ve sıcaktı.
Burnuma onun ağır, ter parfüm, tütün ve güç karışımı kokusu geldi.
"Seni ilk gördüğüm günden beri içimde bir ateş yanıyor Leyla," diye homurdandı, sesi odanın sessizliğinde top güllesi gibi patladı. "O ince belini, o dolgun kalçalarını düşünmekten kafayı yemek üzereydim."
Başını eğdi, dudaklarıyla boynumu, sonra omuzlarımı ısırarak gezindi. Tenimde acıyla karışık bir sıcaklık yayılıyordu. Elini göğsüme bastırdı, avucunun kaba sıcaklığıyla göğüslerimi sıktı.
"Bana teslim ol," diye soludu kulağıma. "Bütün o güzel vücudunla bana ait olacaksın."
Diğer eliyle eteğimi dizlerimin üzerine kadar çekti, soğuk hava ve onun yakıcı bakışları arasında kaldım. İstemeye istemeye vücudum ona karşılık veriyor, içimde utanç verici bir ıslaklık yayılıyordu.
“Seni sikmek istiyorum,” dedi.
“Kadir Ağa…”
“Benden 10 yaş küçüksün ama dayanamıyorum Leylaaaaa!”
O anda zevk almaya başladım. Onun o sıcaklığında kayboldum.
“Seni istiyorum, kahrolsun istiyorum.”
Daha fazla dayanamadım. İç çamaşırını çıkarıp eline verdim, elimden alıp ağzına götürdü ve sertçe ısırdı.
“Köyün en ateşli kızı mısın sen?” diye sordu.
“Sana aidim sadece.”
“Sadece bana ait olacaksın,” dedi ve göğsümü emmeye başladı.
"Kadir Ağa..." diye fısıldadım, ama bu sefer bir itiraz değil, bir teslimiyetti sesim.
Adım, onun ağzında bir küfür, bir dua gibiydi. "Leylaaaaa!"
O koca, sert eli, şimdi bir dilmiş gibi geziniyordu tenimde. Parmak uçlarının bıraktığı izler, görünmez yanıklardı.
Göğsüme bastırdığı avucunun sıcaklığı, kalbimin atışlarıyla bir olmuş, bedenimi titreten bir davula dönüşmüştü. İstemeye istemeye, evet, ama artık isteyerek veriyordum kendimi.
“Sıcaksın.”
İçimde yayılan o utanç verici ıslaklık, bir zafer alayının bayrağı gibiydi; en karanlık, en gizli tarafımın ona teslim olduğunun kanıtı.
"Bana teslim ol," demişti. Ve ben oluyordum.
Diğer eliyle eteğimi dizlerimin üzerine çekişi, sadece bir kumaşın hareketi değil, bir örtünün kalkışıydı.
“Seni sikmek bana zevk veriyor Leyla,” dedi.
Soğuk hava, çıplak tenimle buluştuğu an, ürperdim. Ama onun bakışları daha yakıcıydı. O bakışlarla ısınıyor, eriyordum. Gözlerimi kapadım.
Artık koca gölgesinin altında, onun nefesinin sıcaklığında, ter kokusunun ağır buğusunda kaybolmak istiyordum. Bu korkunçtu, yasaktı, ama bir o kadar da gerçek.
"Seni becermek istiyorum," sözleri odanın duvarlarında yankılanmış, sonra içimdeki en ilkel yere saplanmıştı. Bir hakikatti bu. Kaba, sade, insafsız.
Ama bir şey daha vardı; beni, sadece Leyla olarak değil, bir kadın olarak gören, isteyen bir açlık. Köydeki diğerlerinin beni gördüğü gibi değildi bu. Onlar ince belimi, dolgun kalçalarımı fısıltılarla anarlardı. O ise haykırıyordu. Sahipleniyordu.
İç çamaşırımı çıkarıp ona uzattığım an, sadece bir eylemin başlangıcı değil, bir ruhun teslimiyet belgesiydi. Onu elimden alıp ağzına götürdü, sertçe ısırdı.
“Seni becermek hep hayalimdi,” dedi.
Gözlerimin içine bakıyordu. O an, o pamuk parçası, benliğimin bir uzantısı gibiydi. Onu ısırışı, beni işaretliyordu.
"Köyün en ateşli kızı mısın sen?" diye sordu.
Cevap, aklımdan geçen değil, ruhumdan taşandı: "Sana aidim sadece."
Bu bir yalandan çok daha fazlasıydı. O anda, o odada, o baskının altında, gerçeğin ta kendisiydi.
Tüm benliğim, tüm varlığım, o ana ve o adama aitti. Köyün en ateşli kızı değildim. Sadece onun ateşiyle yanabilen bir kızdım.
"Sadece bana ait olacaksın," dedi ve bu bir emir değil, bir ant gibi geldi kulaklarıma. Sonra göğsümü emmeye başladı.
Acı, hazzın içinde eriyor, her dokunuş, her ısırık, her nefes, beni daha da çözülmüş, daha da sahip olunmuş kılıyordu. Gözlerim yeniden kapandı. Artık Kadir Ağa'nın gölgesi değil, kendisiydi üzerimdeki. O iri, kaba, güçlü beden, benim ince, narin bedenimin üzerinde bir kalkan, bir zırh gibiydi. Dışarıdaki dünyadan, ahlaktan, yargılardan koruyor beni.
Zihnim, bir an için, köy meydanında güneşin altında otururken bana bakan gözlerini getirdi.
O zamanlar korkutucu gelmişti. Şimdi o bakışların arkasındaki ateşi anlıyordum. O ateş, şimdi beni yakıyor, ama aynı zamanda ısıtıyordu. İçimdeki boşluğu dolduruyordu.
Elleri, sırtıma, belime kaydı. "İnce belin," diye homurdandı, dudakları göğsümden ayrılıp boynuma yürürken. "Aklımdan çıkmıyordu. Rüyalarıma giriyordun."
Ben de itiraf ediyordum sessizce. O gölge, sadece korku salmamıştı bana. Bir merak, bir çekim de vardı.
Gücü, vahşi doğası, beni korkuttuğu kadar cezbetmişti. Şimdi o vahşiliğin tam ortasındaydım ve korkmuyordum. Aksine, kendimi evimde gibi hissediyordum.
"Leyla," diye fısıldadı kulağıma, sesi bir zamanlar patlayan top güllesi gibi değil, uzak bir gök gürlemesi gibiydi. "Vücudun... her yerin... benim."
Evet. Onundum.
Onun avuçlarının izi, dudaklarının ısırığı, nefesinin nemiyle benimdi. Ona doğru daha da yaklaştım, ellerimle o geniş, sert omuzlarına dokundum.
"Dayanamıyorum," diye inledi, alnı alnıma değmişti. Terimiz birbirine karışıyordu. "Boşalacağım..."
Cümlesini bitiremedi. Onun yerine, eteğimi tamamen çekti ve kendini bana doğru bastırdı.
Hazır olduğumu biliyordu. Çünkü ben de dayanamıyordum. O an, dünya sadece o odadan, o yataktan, o iki bedenden ibaretti. Zaman durmuştu. Utanç, ahlak, korku... Hepsi o kapının dışında kalmıştı.
İçime girdiğinde, bir çığlık koyverdim. Acı ve zevk birbirine öyle karışmıştı ki, hangisinin nerede başlayıp nerede bittiğini ayırt edemiyordum.
“Ah…” dedi.
“Ah…” dedim.
“Leyla!!!!”
Bu, bir yıkılış ve aynı anda bir var oluştu. Kadir Ağa'nın kollarında, onun ağırlığının altında, ben, Leyla, parçalanıyor ve yeniden inşa ediliyordum. Her hareketi, beni daha derinden kazıyor, içimdeki en gizli hazineyi ortaya çıkarıyordu.
"Kahrolsun istiyorum," demiştim ona. Evet, kahrolasıca bir istekti bu. Beni yok ediyor, ama aynı zamanda var ediyordu.
Gözlerimi açtım, onun yüzünü görmek istedim. Yüzü gergindi, gözleri karanlıkta iki kor gibi yanıyordu. O da kaybolmuştu bu fırtınanın içinde. Ve ben, onun kayboluşunun bir parçasıydım.
"Benimsin," diye homurdandı, her şiddetli itişle birlikte. "Benim. Hep. Benim."
Ve ben, her seferinde, "Evet," diye karşılık veriyordum, nefes nefese, parçalanmış, ama bir bütün olarak. "Evet."
O gece, o odada, Kadir Ağa'nın kollarında, sertçe sikildim.
“Benimsin,” dedi ve üzerime yığıldı.