Gece, mutfağa geçti adamın ardından. Kemal, tek başına yapabileceğini söyledi. Elini kirletmesine gerek yoktu. Gece bir duvara yasladı sırtını onu izledi. Yemekleri çöpe döküşünü, onca aç insan varken, yeseydi keşke biraz, ses etmedi ama. Çöp öğütücülü bir evde bu çöpler nereye giderdi acaba? Çöp öğütücülü bir ev mi görmüştü sanki daha önce? Her halta fevri davranıp duruyordu. Bu fevrilik onu aç da bırakırdı. Belki o zaman bir musibet bin nasihatten iyidir sözü tecelli olur aklı başına gelirdi. Gerçi ninesi derdi ki bunlar hep toyluktan, sen bir otuzunu geç, olgunlaşır, nasıl da sakinlersin. Biraz da karakter meselesiydi sanki hı, şu adam doğuştan olgun değilse Gece de hiçbir şey bilmiyordu.
“Ben yüzeysel ve anlık yaşamak isteyen biri değilimdir.” Ani bir kararla biraz evvel Kemal’i reddedişini kendi penceresinden anlatmaya başladı. “Seninle benden de ciddi bir şey çıkmayacağına göre bence biz bir daha görüşmeyelim. Şimdi bu saatte gidemem ama sabah gideyim, sen de beni arama bir daha.”
Kemal, ellerini yıkayıp mutfak havlusunda kurularken Gece söylediklerinin adamdaki karşılığını bekledi. Öyle ağır çekimdeydi ki tavırları meraktan yeter be söyle ne söyleyeceksen dememek için kendini zor tutuyordu. Havluyu rafına bırakan Kemal, Gece’nin hemen önünde durdu.
“Haklısın. Ben de aslında kontrolsüz bir adam değilimdir Gece. Bu sıralar hayatım biraz karışık. Yanlış anlama lütfen beni.” Genç kız başını salladı. “Güzel bir kızsın. Etkileyici bir neşen de var. Tatlı bir fındık kurdu gibisin.” Çapkın bir tebessüm dudağının kenarında asılı kaldı. Adama kanı kaynayan Gece az önce ne kadar da doğru bir karar verdiğini anladı. Bu adamla ne olacaksa olsun olan ona olurdu. Rüzgârı bile ayağa kaldırmazdı bir daha. “Senden hoşlandım.”
“Hoşlanmak hafif bir his. Geçer. Yol yakın demektir.”
“Açık sözlülükte Gece gibi ol.”
“Evet ama doğrular bunlar. Ben de kendimi böyle koruyorum. Yoksa ohoo peşimde kimler kimler…”
Gece’nin şakasına birlikte güldüler. Gülüşmenin ardından Kemal elini kadının omzuna koydu. Şefkatle gözlerine baktı. “Seninle benden ciddi bir şeyler de olabilirdi Gece. Olmadı ise sebebi hayatımda biri olması. Başka bir şey değil. Bu arada iş teklifim geçerli.”
“Ben iş teklifin bana bir süre daha seninle görüşme ihtimali vereceğinden senin teklifin ne kadar cazip olursa olsun, istemiyorum.”
“Görüşmeden de halledebiliriz.”
“Teşekkür ederim. Sana minnet borcum büyümesin. Bak senin dilinden söyleyeyim: Lütfen!”
Lütfen her kapıyı açacak değildi. Açtı. Kemal, ısrar etmedi. Bugünden sonra hiç görmeyeceği bir kızın sevmediği bir işi yapmayı sürdüreceği hayatı için üzüleceğini biliyordu. Onun hayatına dokunma ihtimali varken bu kafa karışıklığında ona zarar verme ihtimalinin daha ağır basacağından da elbette korkuyordu. Üstelik bu korkular karşılıklıydı da. Kemal, hayatındaki hata yapma lüksünü bir kez daha kaybedip yeniden iyi çocuk oldu.
***
Annesi ile babası çocuklarının, İrfan’ın da katıldığı bir akşam yemeği organize etmişlerdi. Altay, bir çiftlik evi yaptırmıştı yıllarca en ince detayına kadar tasarlayıp Öykü ile evlendiğinde yaşamayı planladığı evi için ilk misafirlerini ağırlamak üzere o gece dünürlerini de davet etmişti. Deniz yoktu ve herkes biliyordu ki bu çerçevede asla olmayacaktı. Kemal ise sözsüz bir mesafe koymuştu hem annesine hem de babasına. Birileri ona çok büyük yalanlar söylemiş, dört dörtlük bir mağdur portresi çizmiş, herkesi inandırmışlardı. Kemal yalanların insanı değildi. Onun hayatındaki her yalan doğrularından azaltıyor gibiydi ve bir şeyleri değiştirecek cesareti o kadar yoktu ki. Düzeninden vazgeçebilir miydi? Babasını affedemeyeceğini söyleyebilirdi. Her şeyden önce onu o kadar seviyordu ki, bu sevgi ağır yaralar almış da olsa bugün yine de yerine koyabileceği kimsesi olmadığını düşünüyordu Kemal. İrfan dedesi üvey babasının yadigarıydı, Deniz en yakınıydı ancak babasının yeri sarsılmaz bir taht gibiydi. Bu vazgeçemeyiş sessizliğe ve huzursuz bir mesafeye dönüşüyordu şimdi de. Onun keyifsizliği nişanlısının dikkatinden kaçmadı. Ancak diğer herkes Kemal’in çok konuşmamasına alışkın olduğu için biraz da yorgun herhalde diyorlardı. Eylül ile Elif her zamanki gibi cıvıl cıvıldılar. Altay onlar için ayrı ayrı oda yaptırmıştı. Kızlar bu odaları gösterirken “Altay babam…” demişlerdi Kemal’e. Ortak baba… Deniz olsa ne kadar ağrına giderdi. Benim babam dümdüz bir adamdı, o katile baba diyor kardeşlerim diye kahrolurdu. Allah’tan Deniz burada değildi. Deniz artık onların yaşamında olacak gibi de değildi.
Tüm gece keyifsizliğini fark ettiği nişanlısı ile biraz çiftliği dolaşmak için dışarı çıkmak istedi Nesli. Çok soğuk dediler, olsun dedi. Bu kadarcık da baş başa kalamayacaklar mıydı? Kemal kıza eşlik etti, itirazsız. Nesli, kışlık mantosunu vestiyerden getirtti. Çıktılar. Yürüyüş boyunca düğün için düşündüğü yerlerden bahsetti Nesli. Ne zaman gidip bakabilirdi onunla Kemal. Kemal bu sıralar yoğundu ama Nesli eler de son kararını bildirirse oraya gidip bakarlardı. Bir de Kemal böyle uzun uzun bakmaları sevmiyordu. Ev için de bir iç mimar ile anlaşmıştı, Nesli. Ünlü biriydi. İsmini söylüyordu ve Kemal tanımadığı için nasıl tanımazsın diye şaşırıyordu. Kemal o kadar sıkılıyordu ki başka bir şeylerden bahsetsin diye içinden dualar ediyordu. Nesli ise mütemadiyen aynı şeylerden bahsediyordu. Organizasyon şirketi isimlerinden… Sandalyelerin renginden… Şamdan konseptinden. Girişte çalacak müzikten. Gelinliğinin provalarından. İçerisi buradan daha iyiydi beni niye çıkardın be kadın diye bağırsa yeriydi.
Sustu.
Hep yaptığı gibi. Tastamam bir hafta evvelinde bıraktığı küçücük bir çocuk kadın sonrasında yanında büyümüş ama hayattaki tüm derdi maddesel olan bir kadınla evliliğine dair ön detayları konuşuyordu. Ön detaylar şamdanlardı.
“Balayından bahsetmiyorsun?” dedi o esnada Kemal.
“Ee demiştik ya yurt dışı seyahati diye. Ben sen ayarlayacaksın haber vereceksin diye düşünüyorum. Bakmışsındır herhalde.”
“Bakmadım Nesli. Unuttum da zaten ben onu. Evlenince sevişir miyiz ondan da emin değilim. Balayını düşünemiyorum bu güvensizlik ortamında…”
Nesli irkildi. Kemal böyle laflar etmezdi. Kaba saba… Ne biçim bir soru ne anlamsız bir kaygı konusuydu bu. “Sende bir şeyler var zaten hissediyorum ben neyin var söyler misin bana?” Nesli adımlarını durdurdu nişanlısını karşısına aldı. “Benim eve gidelim diyorsun kabul etmiyorum diyeyse eğer bu konudaki hassasiyetimi biliyorsun.”
“Üzerine atlamamdan korkuyorsun!”
“Rica ederim Kemal ne alakası var? Babamları da biliyorsun zaten onları utandıracak bir şey yapmak istiyorum. Yoksa seni çok seviyorum ben sevgilim, bilmiyor musun?”
Bilmiyor muydu? Seni çok seviyorum sözünün içi bomboş bir hal aldı. Kemal, üşüdüğünü söyledi. İçeri dönecekti. Nesli bu tavrına gücendi. Suratını astı. Yürürken sessiz kalarak tafra yaptı ancak içeri girer girmez güler yüzlü bir maske takındı. Bunu nasıl beceriyor diye düşündü Kemal? Benden bile daha kontrollü. Yemek masası toplanmış kahveler içiliyordu. Hizmetli kadın onların da kahvesini getirmek üzere mutfağa geçti, Kemal Elif’in yanına geçti, kız kardeşinin dizini sıktı. “Sen de mi kahve içiyorsun? Kararırsın bak.” Elif kıkırdadı. “Olsun kara kızlar daha güzel oluyorlar zaten.”
Gece gibi. Esmer şeker tadında. Tadına bakmış gibi. Telefonunu çıkardı cebinden. Kahve geldi o esnada, alıp orta sehpaya bıraktı. Deniz’e mesaj attı. “Senin kız biliyordur, Gece’nin ninesi iyileşmiş mi?” diye yazdı. Kahvesini bırakıp telefonunu kurcalayan Kemal’in bu halini bir tek Nesli merak etti. Altay ile Yakup hararetli bir konu konuşuyorlardı. Öykü de Nesli’nin sıkıcı annesini sessizce dinliyordu.
“Taktın sen de bu kıza.” Yazılı bir cevap geldi telefonuna. Kemal, gizlenmeyecekti. Deniz, onun açığını bulup çıkaracak ve onu yargılayacak kişi değildi.
“Taktım. Öğrenir misin benim için?”
Deniz’in cevabı biraz gecikti. Kahvesini gözü telefonunda içti Kemal. Eylül, üçü birlikteyken bir fotoğraf çekip sosyal medyaya koydu. Elif fotoğrafta kendini beğenmedi. Kemal’in abileri olduğuna inanmayan okul arkadaşları için paylaşılan bir fotoğrafta buna takılan kardeşine sataştı Eylül. Öykü, dünürünün sohbetini bölüp kızlarını uyardı. Kızlar sustu. Kemal bir tane daha çekinmeyi önerdi. Derken telefonuna bir mesaj daha geldi.
“Evden tedavisi sürüyormuş.”
Kardeşlerinden müsaade isteyip yeni bir mesaj daha yazdı Kemal. “Bana ev adresini öğrenir misin?”
Şimdi fotoğraf çekinebilirlerdi. Elif beğenene kadar tekrar edeceklerdi.