5

1438 Kelimeler
           Bir kadının başı omzunda olunca erkek kısmı gücünü kaybettiyse bile yeniden toplardı. Solmuş bir çiçeğin yaprağa tutunup yeniden canlanması gibi… Bir şarkı vardı dilinde Gece’nin, geceye adanmış gibi, sesi de güzeldi hani. Annesi gibi pavyonlara düşse oradan sesiyle ünlenir, leş ağızlı heriflerin ne de güzel eğlencesi olurdu. Kadına şöyle gönlünce yaşamak haramdı bu dünyada. Şarkı söylemek istedi mi ya meşhurdu ya fahişe. Sezen Aksu seviyordu, Gece. Çok kederli buluyordu onun şarkılarını. Kemal ise hayatın kederinden yorulmadık mı neden kederli şarkı dinleyelim diye düşünüyordu. Gece yorulmamıştı. Bazen yorgun hissediyordu belki ama sonrasında halledilmez gibi gelmiyordu mesele. Genelde de o mesele geçince. Bak o kadar yaygara kopardın hepi topu şu kadar süre sana sıkıntı verecekmiş diyordu.  Kalbinde incecik bir sızı vardı Kemal’in. Üstünü örttüğü ne varsa ayazda kalmıştı. Yanlış kararlar, görmezden geldiği bir dolu şey. Erdemleri vardı. Doğruları. İllaki yapılmalı ya da yapılmamalı dedikleri. Elini tutmaktan öte gitmediği bir kadına örneğin; sadakatle bağlıydı. Kalbi bir duygu değildi de zaruri bir duyguydu sanki. Doğru insan olmanın gerekliliğiydi sadık olmak. Hata yapmaktan hep kaçmak düşmüştü payına hep. Çünkü o annesinin de aslan oğluydu. İdeal çocuğu. Kemal başkaydı, Kemal yapmazdı, incitmezdi, hoyrat davranmazdı, düşüncesizlik etmezdi. Kemal’in hakkı yok muydu peki bir kere de olsa hata yapmaya.              “Burada yat bu gece,” dedi Kemal, şarkı bitince, biraz da sohbet ettikten sonra. Gece, başını adamın omzundan kaldırdı. Bu teklifin içeriğini merak eder gibi sorgular baktı. “Misafir odam yok ama yatak odamı verebilirim. Salonda da ben yatarım.”            “Üç vesayet değiştirmemiş olsam giderim derdim. Salonda ben yatacaksam kalayım.”            Öyle rahat edecekti madem, ısrar etmedi Kemal. Bir battaniye, çarşaf ve yastık getirdi. Salondaki köşeli geniş koltuğa çarşafı serdiler birlikte.            “Benim giysilerim seni yutar ama yine de kıyafetlerinle rahat edemezsin, sana giyecek bir şeyler vereyim.”            “Bana yedek diş fırçası da verir misin? Varsa tabii…”            “Var var, gel vereyim.”            Gece, adamın peşine takılıp banyoya girdi. İstiflenmiş yedek fırçalardan birini uzatan Kemal’in elindeki paketli fırçayı almadan: “Neden bu kadar çok yedekledin?” diye sordu.            “Lazım oluyor diye.”            “Burası senin garsoniyerin mi?” Gece’nin hiç görmediği şekilde şen bir kahkaha attı adam. Ne kadar ciddi bir soru sormuştu oysa kadın niye komik gelmişti ki ona.            “Bu eve gelen ilk kız sensin Gece.”            “Nişanlın?”            “Babası izin vermez.”            “O ne be? Köylü mü bunlar?”            Hafif, olgun bir tebessümle fırçayı genç kadının eline tutuşturdu. Köylerde yetişen kızların ailevi baskılara maruz kalmasının genel olarak görülüp görülmediğini bilmiyordu ama Nesli farklı bir ailede büyümüş olsaydı bu denli katı kurallara bağlı olmak zorunda olmayabilirdi bunu biliyordu.            “İlginçmiş. Evlenin de kurtulun bari.” Macundan sıktı fırçaya Gece, dişlerini fırçalamaya başladı. Adam baş ucunda dikiliyordu. Banyo aynasından adamın arkasında onu izleyişini izleyerek dişlerini fırçalarken eli ayağına dolaştı Gece’nin. Bu adamı anlayana kadar kendini çıkmaz bir yola sokacaktı. Adam, istenilen adamdı. Sahip olduğu her şey her kadını cezbederdi ve Gece’nin en büyük talihsizliği ise sahip olduğu maddi imkanların dışında adamın da insanı çeken bir yakınlığı vardı. İki arkadaş olarak da kalabilirlerdi. Arkadaşların da bir ortak dünyası olurdu fakat. Yine de arkadaşlıkla idare edebilirlerdi birbirlerinin yanında iyi zaman geçirdikleri için. Gece de bir zamanlar da olduğu gibi platonik takılırdı.            Cem Tarık. Platonik sevip sevip karşılık bulduğunda siz o evde mi oturuyorsunuz diye ondan uzaklaşan Şükran Öğretmenin oğlu. Bu ev mi sizinki, çok eskiymiş mi demişti? Öyle bir şeyler… Oysa ne de güzel zaman geçiriyorlardı. Sonra da senin annen dansözmüş doğru mu deyip nokta koymuştu o güzel zamanlara. Ama şimdi bu adama her şeyi baştan anlatmıştı ki. Masördü. Dansöz annenin kızıydı. Babası geceydi. Gitmedi ise gitmeyecekti. Arkadaşız işte diyecek süründürecekti. Sıkılacaktı. Hanımefendi nişanlısı bu kızı nereden buldun diyecekti? Bir de aralarında tuhaf bir çekim vardı şimdi. Yok muydu? Gece’ye göre vardı. Aynadan tekrar baktı adamın bakışlarına. Deli gibi dikilmiş, hareket etmeden bakıp duruyordu. Musluğu açtı hiç rahatsız da olmuyordu adam, ağzını çalkaladı, iğrenmiyor muydu da? Onun bile bazen ağzındaki köpüklerden kendi kendini iğrenç bulduğu olurdu. Bir kâğıt havlu rulosu uzattı adam.            “Çok kibarsın,” dedi Gece şakayla karışık.            “Gel sana giyecek bir şeyler de vereyim.”            Kemal’in yatak odası, bir giyinme odası, ufak bir ebeveyn banyosu ve yataklı kısımdan oluşuyordu. Tek başına üç bölümlü bir ev gibiydi. Yatağı odanın tam ortasında ve kocamandı. Tek başına yatıyordu madem burada neden bu kadar büyüktü ki? Adam giyinme odası olan bölüme girdiğinde Gece yatağa bakarak bunu düşünüyordu. Adam yanına döndü ona giyecek bir şeyler uzattı. Nişanlısına değil kendisine aitti giysiler. Bu eve bir kadın giriyor olsa kendi gibi ufak tefek bir kadına koca adam kıyafetleri vermezdi herhalde.            “Ne kadar zamandır nişanlısın?” diye sordu Gece.            “Bir yıl oldu.”            “Bir yıldır sadakat yeminiyle kimseyle hiçbir şey yaşamadın mı?”            “Öyle oldu.”            “O zaman çok aşıksın sen!”            “Değilim. Ben hiç âşık olmadım.”            Ne kadar da net söylemişti Kemal, bir an kendi itirafına irkildi. Hiç âşık olmamıştı elbette ve zaten aşk aşırı bir duyguydu, ona göre de değildi. Öyleyse neden hayıflanmıştı içten içe. Deniz’in sözlerinden mi, babası için âşık olmadığı kadınla evleneceğini söylemişti hani… Deniz haklıydı. Hayırlı evlat olmanın dozunu kaçırmış ne istediğini ne isteyebileceğini unutmuştu. Deniz hayırsız evlattı da ne oluyordu sanki annesi en çok onun için üzülse de en çok onu düşünmüyor muydu? Düşünse babası ile evlenir miydi? En çok babasını düşünüyordu. Onlar aşıktı. Aşk her şeyi affediyordu. Kimin şarkısıydı sahi bu? Bu kız bilirdi kimin şarkısı? Yaşamının zorluğuna rağmen enerjisi dipdiriydi. Gerçekti, kanlı canlı.            “Ben olmuştum bir kere,” dedi Gece bağrına bastığı giysilerle salona dönerken. Giysileri yatacağı koltuğun başına koydu. Kemal’in geri döneceğini tahmin ediyordu. Adam salondaki tek berjere geçti. Gece de yatacağı koltuğun kenarına oturdu.            “Cem Tarık. Şükran Öğretmen’in oğlu. Kendisi okulun en popüler yüzüydü. Her şeyin bir numarası oydu. Lisede işte. Bir süre uzaktan sevdim ben onu sonra o da bana ilgi göstermeye başladı. Olmadı ama. Annem dansöz diye ve evimiz virane diye istemedi benimle arkadaşlık etmeyi.”            Kemal, hazin bir öykü dinlemiş gibi hissetmedi. Gece’nin kalbindeki geçmişe çıkan aşka dair hisleri kıskandığını hisseti.            “Senin de böyle hikayelerin yok mu?” diye sordu Gece, saçlarını bir yanından topladı, tek omzundan göğüslerine doğru saldı. Kemal, kızın yakasının v kesiminden göğüs çatalına o gece birkaç kez daha olduğu gibi kısacık bir an baktı ve gözlerini anında Gece’nin güzel gözlerine çevirdi. “Bir barda kavga çıkarmıştım lise sonda birlikte olduğum kız için.”            “Sen kavga eder misin ya?”            “Etmem. Etmiştim. Karakolluk olmuştuk. O zaman üvey babam yaşıyordu. Babam da beni nüfusuna almamıştı. Babam kızmaz diye onu çağırmıştım. Polisler siz bir şeyi değilsiniz diye kabul etmemişti babamı. Çok ağrıma gitmişti.”            “Kız ne oldu?”            “Okul bitince bitti. Öylesine bir şeydi işte,” omzunu silker gibi yapıp arkasına yaslandı Kemal. Mutfak öylece duruyordu, toplamak lazımdı ama şimdi sohbeti bölmek olurdu böylesi. Kız uyudu mu geçer toplardı? Uyurken de izlerdi biraz. Bu kız uyurken başka biri olur muydu? Daha masum. Daha güzel. Daha görülesi.            “Halbuki elini sallasan ellisi…” diyerek gamsız bir rol çizdi Gece. Kemal’in ikili ilişkileri barındıran hayatını ölesiye merak ettiğinden bahsedemezdi.            “Sallarım şimdi ellisini birden ağırlamak zorunda kalırız.” Güldüler karşılıklı. “Açıkçası Gece, son zamanlarda biraz bu konuda yanlış mı yaptım diye düşünüyorum? Nesli senin de söylediğin gibi çok hanımefendi.”            “Sen de çok beyefendisin.”            “Teşekkür ederim de böyle mi olmalı, kopyala yapıştır insanlar… Şimdiki aklım olsa bu yola girmezdim. Yaşın geçiyor diyordu annem o mu etkiledi acaba beni?”            “Senin annen nasıl biri çok merak ediyorum ben?”            “Göstereyim sana!”            Kemal yerinden kalkıp Gece’nin yanına geçti. Yine birbirlerine çok yakındılar. Telefonundan annesine ve babasına ait fotoğraflar çıkardı. Gece, annesi için bin türlü iltifatlar etti. Ne kadar güzeldi, etkileyici, büyüleyici… Kız kardeşleri de pek benzemiyordu annelerine ne tuhaf. Her kız biraz benzerdi oysa annesine. Gece gibi… Kemal aynı babasıydı. Kemal’in sinekkaydı tıraşlı yüzüne dikkatle baktığı bir esnada yeniden Altay’ın sakallı resmine döndü ve tekrar Kemal’in yüzüne dönüp işaret parmağını adamın çenesindeki çukura değdirdi. “Bundan babanda da var mı?”            Kemal’in içi titredi. Bacaklarında karıncalanma hissi, dilinde damağında kuruma. Kadınsız kaldı diye mi oluyordu şimdi? Kadınsız kalmak onda böyle hislere gebe değildi ki, sersemlemişti resmen.            “Baban dedim,” derken parmağını çekmedi Gece. “Bu çukur onda mı var? Annende yok çünkü.”            “Seni öpebilir miyim Gece?” Genç kız sustu. Bu suskunluk evet anlamına gelebilirdi belki ama Kemal bekledi. Sessizce.            “O zaman niyetinden şüphe ederim.”            “Peki,” kalktı adam yanından. Gece içten öfke duydu kendine. Öpse ne olurdu? Adam nişanlıydı. Başkasıyla evlenirken arkasından mı ağlayacaktı? Arkasında tıkır tıkır bir işler. Dönüp baktığında bulaşıkları topluyordu. Yeryüzünde bundan bir tane vardı ve onu da cici bir kız mı kapmıştı? 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE