Kemal, masaj salonuna gitmediyse de ofisinde yaptığı tek şey Gece’yi düşünmek oldu. Nesli’den gelen telefonu reddetmesi de onu düşünürken nişanlısına yakalanmak korkusuydu. Akşama doğru çalan telefonda arayanın Gece olduğunu gördü. Son mesajı atan Kemal’di ve o yüzden aramıştı. Lise çağlarına mı dönüyordu Kemal? O zaman da böyle masum, tatlı sohbetli ilişkileri olmuştu. Nesli ile olanın ciddiyetinden uzak. Kemal yeteri kadar büyümediği için mi böyle hissediyordu şimdi. Kendini eleştirmese olmazdı zaten.
“Demek son mesaj atan aramaz arama bekler ha. Raconu öğrendiğim iyi oldu,” dedi Kemal şakalaşarak.
“Rezervasyon listesinde adını gördüm. Kızarım diye mi gelmedin?”
“Yo hayır, ben aradım seni, kapsama alanı dışında deyince beni kandırdığını sandım. Numarayı yanlış vermiş bu kız dedim.”
“Çocuk musun be sen? Böyle tuhaf şeyler hep yapar mısın?”
“Yapmam. Her yaptığımı mantıkla açıklarım ben. Bunu açıklayamıyorum. Sana bir adres versem hastane yerine oraya gelir misin?”
“Nereye?”
“Bana…”
“Sana mı? Evine mi?”
“Evet. Sohbet ederiz. Bu defa ben anlatırım. Benim çocukluğum eksik kalmamalı.”
“Senin çocukluğunu birileri mutlaka tamamlamış olmalı. İnanamadım ama. Ninemin uyku ilacı verilince gelsem olur mu?”
“Olur. Sana ne pişireyim?”
“Tok olurum ben zahmet etme.”
“Aç ol. Elim lezzetlidir.”
“Ben yemek seçmem. Sen bilirsin ne istersen?”
Kemal’in evini Gece’nin yüreğini heyecanlı bir hazırlık telaşı sardı. Gece ninesine onun hastane masraflarını ödeyen adamın tuhaf bir şekilde hayatına sızmaya çalıştığını anlatmak istedi ama onun ne diyeceğini biliyordu. Ortalık it kopuk doluydu. Hiç kimseye güven yoktu. Hele eve gitmek en güvensiziydi. Gece birileri ona engel olsun istemiyordu. Ne vardı yani, Kemal kadar düzgün adam mı tanımıştı? Arabasında gecelemişti resmen eli mi değmişti eline? Aslında uykusuzluktan ölüyordu ama onu da görmek istiyordu. Evini de. Kendi evine gidip güzel bir şeyler giyip hazırlanmak isterdi ama hem güzel giysileri pek yoktu. Hem de öyle çok özenmiş görünmek istemezdi. Adamın niyeti temizse ki o adamdan temiz olmayan hiçbir şey çıkmazdı sanki. Gecenin gündüzü…
Ninesinin derin uykusuna daldığı o gece boynuna atkısını doladı, kulağında telefonuna bağlı kulaklığı, adresi internetten iyice araştırmış nereden hangi otobüs geçiyor öğrenmişti. İlk otobüsüne bindi. Oradan inecek ve aktarma yapacaktı. Sonra biraz yürüyecek, metro ile geçecekti. Tekrar yürüyecek… Kısacası ters ve zor bir istikametteydi evi. Bu ona geri adım attırmadı. Heyecanla tepti yolu ve gösterişli bir rezidansın önünde durdu. Tam o anda yeniden aradı Kemal’i.
“Geldin mi Gece?”
“Evet ama buradan içeri nasıl girilir bilmiyorum.”
“Sen geç içeri ben bilgi verdim sana yönlendirme yapacaklar.”
Otellere ait girişlere benzeyen bir yerdi, bir dolu görevli vardı. Asansör, kırkıncı kata çıkacaktı. Kırk kat çıkmak herhangi bir asansörün harcı değildi ve Gece bu zengin asansöründe ne ara kata vardığını anlamadı. Asansörden çıktı, koridora varınca duvarda koca puntolarla yazan kat numarasına baktı. Bu hıza içinden oha dedi, derken dairesinin önünden Kemal seslendi. “Sesime gel Gece.”
“Ne biçim yer be burası?” Adamın dairesinden içine girdi. “İnsan bu kadar zengin olmaz ki? Gelir adaletsizliği bunun adı.” Gülerek içeri aldı onu Kemal. Kapıyı ardından kapattı. Montunu çıkarmasını bekleyecekti ki Gece evin içine daldı. Bir yandan şaşkınca nidalar atıyor bir yandan evin salonunu geziyordu. Mutfağa doğrudan bağlı salonun balkonundaki havuzu görünce elini ağzına kapadı. Hem koskoca bir deniz manzarası hem de balkonunda havuz vardı.
“Beni tut bayılacağım!” diye espri yaptı kendince. “Parayı harcayacak yer bulamazsın be sen, her şeyin var her şeyin!”
“Bazı şeyleri para almıyor.”
Gece arkasını döndü, balkonun sürgülü kapısı açıktı. “Ev soğuyor girelim,” dedi. Montunu çıkardı. Bir vestiyer aradı. Her şey bir yerlere gömmeydi. Mutfaktan da mis gibi kokular geliyordu. “Ne pişirdin?” diye sordu.
“Ne seveceğini bilemedim ama herkes makarna sever diye düşündüm. Sosu farklı. Makarna diye küçümseme.”
Ne küçümseyecekti de şunca gösterişin içinde makarnanın içinden ahtapot bacakları çıkmaması şaşırtırdı zaten onu. Kendi evlerindeki gibi haşlanmış makarnaya lap diye bir kaşık yoğurt konulmadığına emindi. Mutfağa ondan önce geçti. Ahtapot bacağı yoksa da yeşil bir sos yemeğe katılmayı bekliyordu. Diri yeşillikler geniş bir tabağa gelişigüzel doğranmıştı. Pötikare desenli peçeteler, kırmızı suplalar, kocaman kadehler. Gece böyle sofralara da alışkın değildi. Ayaküstü atıştırmalar, tepsiyle ninesinin yatağına taşıdığı çabuk hazırlanan çorba gibi masrafsız, emeksiz işler.
Karşılıklı oturdular masaya. Kemal, ince parmakları ile tuttuğu karıştırma çubukları ile önce makarnayı servis etti sonra da kaşıkla sosları bölüştürdü. Şarap açtı. Gece içmem demedi. Ona verilen viski kadehini de elinde tutup içmediğini hatırladı. Yine öyle yapardı. Sanki aynı şeyi düşünmüşler gibi Kemal:
“İçkine uyku ilacı katılmasından hep korkar mısın?” diye sordu bunun üzerine.
Genç kız yeşilçamdan aşina bu tuzağın başına gelme ihtimalini hiç düşünmemiş değildi. Bakışlarını kaçırdı, muzip bir ifadeyle dudaklarını gevelemeye başladı. Kemal’in bakışları kızın dişlerinin değip durduğu dudaklarında kaldı birkaç saniye. “Söz veriyorum seni kötü emellerime alet etmeyeceğim.”
Kadehine baktı Gece. Zengin şarabı dedi kendi kendine ve bir yudum aldı. Güzel bir şeye benziyordu. Çatalını aldı. Makarnayı doladı ve bu sıralar pek güzel bir şeyle ödüllendirmediği midesine uzun uzun çiğneyerek indirdi. Müstehzi bir tebessüm, hoşluk içinde aydınlık bir ifade. Kemal daha bir lokma bile almamıştı.
“Nereden öğrendin bu sosu?”
“Babam. Yani üvey babam pasta şefiydi benim. Yemek alanında tek bildiği ise bu sostu.”
“Sen üvey baba şiddeti mi gördün?”
Kemal başını iki yana salladı, kadehini aldı, küçücük bir yudum içti. “İyi bir üvey babam vardı.”
“Öz baban?”
“Hapisteydi.”
“Oha sabıkalı bir adamın oğlu musun sen?”
Görebileceği en yüksek perdeden yargıyı o anda hiç gücenmeden karşıladı Kemal. Hikayesini kaleme alan bir yazar gibi sakince yaslandı arkasına ve yaşadıklarını önce kendisi sindirmiş olmalıydı. Sindirdiği kısımlardan başladı. Daha bebekken annesi üvey babası ile dünya seyahati yapıyordu ve Kemal de onlarla birlikte dünyayı gezmişti. Üvey babası Deniz’in aynı zamanda iki kız kardeşinin de babasıydı. Kanserden değil acıdan ölmüştü. Gençti öldüğünde. Acıya dayanamayıp intihar etmişti. Annesi de yakın zamanda Kemal’in öz babası ile evlenmişti. Yıllar sonra kavuşmalı aşk hikayelerini çok severdi Gece. Kemal’in annesi ile babasınınki ise tam bir aşk hikayesiydi. Öyle çok engele göğüs germişlerdi ki. Ancak bu evliliğe Deniz’in pek gönlü yoktu. Annesi ile de arası açılmıştı Deniz’in. Kız kardeşleri bir süre dedelerinde kalacaklardı ama annesi asla bırakmazdı onları. Deniz ise kızların Kemal’in babası ile yaşamalarını istemiyordu. Gece nedenini merak etti? Tecavüzden mi hapis yatmıştı bu adam? Kemal, babasına tecavüzcü yakıştırması yapan bu kıza hiç alınmadı.
“Cinayetten. Öldürmekten daha büyük suçlar da olduğunu hatırlattığın için teşekkür ederim Gece. Bu sıralar kimin oğlu olduğumu sorguluyorum zaten. İnsan en dar zamanlarında ya kendini bulurmuş ya da…”
“Belasını mı?”
Gülüştüler karşılıklı. Kemal, kadehini kaldırdı Gece de kadehini vurdu. “Sen bela mısın? Şu süreçte bulmamın imkansız olduğu seni buldum ben. İyi gelen bir tarafın var. Neşen belki de yaşından kaynaklanıyor bu taptaze enerjin. İlk akşam biraz farklıydın ama sonra dün gece asıl seni tanımak bir şeyleri anlamlandırdı.”
“Bir şeyler ne ki?”
“Bir şeyler işte.” Gece insanlarla açık konuşmayı severdi. Ancak koskoca kanal patronu iki yüz verdi diye tepesine çıkmak olmazdı ki. Tepesine de çıkardı gerekirse. Zihni ne kadar da edepsizdi. Zihninin edepsizliği ile mücadele ederken devam etti Kemal. “İnandığım ne varsa yalanmış gibi hissediyorum Gece. Seninkinin yanında benim hayatım daha kolay görünse de inanır mısın bilmem kolay değil.”
“Senin o hanımefendi nişanlınla mı alakalı bunlar?”
“Yo. Ona da biraz bozuğum ama mevzu onunla ilgili olmayacak kadar derin.”
“Onunla olan yüzeysel mi?”
“Bak ne güzel de yakaladın?”
İşine gelmese ne işi olurdu kelime oyunlarını yakalasın. Herkesin derdi kendine Gece’ninki de en çok kendineydi. Kimsenin onun derdini dert bildiği yoktu ki. Şimdi adamın biri çıkmış hastane parasını ödemiş, sonra ona kırmızı gerebera çiçekleri getirmiş, sonra arabasında muhabbetini dinlemişti. Ertesinde heyecanından duramamıştı. Kendisinden ne farkı vardı, ilk o aramıştı, ilk o mesaj atmıştı. Yemek teklifi de ondan gelmişti. Asma tavanlı avizeye doğru kaldırdı başını, ışıktan kamaşan gözlerini kapattı. Açtığında Kemal orada duruyordu. Bunu neden yaptığını sorduysa da omzunu silkti Gece rüya mı diye baktım demedi.
“Kiminle alakalı senin mevzu söylesene açık açık?”
“Benimle. Dedim ya kendimi arıyorum diye. Seni buldum. Sana iş teklifinde bulunmak istiyorum.”
“İş mi?”
“Masaj yapmak istemiyorsun. Sana masör desinler de istemiyorsun. Sen seni etiketlemeyecek bir yaşam kurmak istiyorsun. Ben sana yapabilirim dediğin herhangi bir işi yaptırırım. Önden eğitimini karşılarım. Sonra da dolgun bir maaş veririm.”
“Ben ne vereceğim?”
“Karşılıksız teklif ediyorum Gece.”
Kimse karşılıksız tekliflerde bulunmazdı. Belki ilk etapta karşılıksız olurdu ancak insan beklentiyle dolu varlıktı sonuçları yıkıcı olabilirdi. Gece, bu teklife gücendi. Ağzını sildi. Makarnanın tadı kaçmış gibi kalktı sofradan. Yüksek tabureden kısacık boyuyla zıplayarak indi adeta. Kemal bakışları ile takip etti onu. Kız salonun ortasına yürüdü, oradan çantasına, bir sigara paketi aldı. Sigara mı içiyordu? Balkona çıktı. Kemal, yatak odasından tv battaniyesi aldı, balkona çıktı, sigarasını kederle tüttüren küçük kadının sırtına örttü. Gece ona bal rengi gündüz gözleri ile baktı, teşekkür etti. Kemal, balkonundaki koltuklardan hemen Gece’nin yanındakine oturdu.
“Üşürsün öyle gelirim ben geç sen!”diye geri göndermeye çalıştı Gece onu.
“Battaniyenden ver biraz.”
Oturduğu yerden kaydı biraz Gece. Adam oracığa sığdı, battaniyenin kanadını aldı. Omuzları birbirine değdi. Bakışları çok yakından tutundu birbirine. İlk bakışlarını kaçıran Gece oldu.
“Nişanlınla ne sorunun var?”
“Yok sorunum.”
“Neden onunla dertleşmiyorsun?”
“Dert çekmeye müsait değil. Annesi ve babasının gözbebeği.”
“Sevmiyor musun onu?”
“Bilmiyorum. Seviyorum herhalde.”
“Kafan mı karışık?”
“Evet ama bu konuda değil. Düşünmüyorum yani Gece. Kafamı karıştıran şeyler babamla ilgili. Deniz ile ilgili. Kızlar. Kardeşlerim. Birileri hayatına dokununca hayatın değişebilir. Babam benim hayatıma dokunduğunda on sekiz yaşındaydım hayatım değişti. Bunun ne denli önemli bir destek olduğunu iyi biliyorum. Sana da bu desteği vermeyi teklif ettim. Belki art niyetli saydın beni. Değilim. Hislerim samimi. İmkanlarımı herkes için kullanmam evet ama senin buna değeceğini hissediyorum.”
Gece bile bunu hissedemiyordu. Belki gerçekten ona istemediği işten kurtulma imkanı verecekti bu teklif ama yine de gözünü karartıp olur diyemiyordu. Birilerine gebe kalmak ağrına giderdi zamanla ve Gece yük olmayı sevmezdi. Kime yük olmuştu ki bu zamana kadar. Sustu. Suskunluğu geceye karıştı. Bir yerlerden neşeli bir kadın kahkahasının sesi geldi. Bu sese kulak kabartıp birbirlerine baktılar. Kemal onun yanağını sıktı. Bunu ilk kez yaptı. Gece garipsedi. Yanağından makas alınarak sevilen bir çocuk bile olmamıştı.
“Niye yaptın bunu?”
“Sevimli geldin gözüme.”
“Yapma bence bana böyle.” Kemal, yineleyecek oldu hareketini başını çekti Gece. “Yapma denileni hep yapar mısın?”
“Uykun mu geldi? Bir terslenmeye başladın.” Balkonun yerine attı Gece izmariti, ayağının altında ezdi. Kirlensin oralar istedi. Bu kadar nizam düzen fazla.
“Sen benimle sevişmek mi istiyorsun?” Kemal irkildi. “Derdin oysa söyle bence.” İnsan derdini bu kadar açıkça söylese dert mi kalırdı? “Mertçe söyle gitsin,” diyerek haykırdı Gece. Sesi iyice bozuktu.
“İsterdim. Ama öncelikli istediğim değil. Neden sorguluyorsun? Neden birinin karşılıksız, beklentisiz sana iyi davranmasını kabul etmiyorsun. Yanağını sıkmam bile mesele. Makarnan yarım kaldı. İş teklif ettim, sanki ahlaksızlık teklif etmişim gibi bir tavırlar.”
“İsterdin. Öncelikli istediğin ne?”
“Gece, dün ne kadar güzel sohbet ettik. Benzer bir an sadece bu kadar.”
“Parası olan adamlar bu kadar yalnız olamaz. Mantıklı değil.”
“Yalnız değilim. Yalnız kalmayı tercih ediyorum. Bundan rahatsız da değilim. Seninle de yalnızken hissettiğim kadar güvendeyim üstelik. Bir şeyleri sadece ana bırakmak yok mu senin hayatında.”
Başını iki yana salladı çocuk kadın. Derin bir nefes çekti içine, ciğerlerinde tuttuğu nefesi yavaş yavaş boşalttı. Kemal’in yüzüne yeniden baktı ve daha açık sordu. “Nişanlınla sevişmiyor musun?”
“Mevzu bu diyorsun yani?”
“Mevzu ne?”
“Kızım sence sevişmek için birilerini bulmam çok mu zor? Mevzu neden bu olsun? Bak sabrım taşacak yeter ama diyeceğim o olacak. Her gün başka bir bacaksız mı çıkıyor senin içinden. Ben dünkünü sevmiştim. Onu çağır o gelsin.”
Sevmiş. Gece’nin zihninde sevgiye dair dönüşler var oldu. Sevgi iyileştirirdi. Sakinleşti. Duruldu. “Kusura bakma,” dedi. Başını adamın omzuna yasladı. “Tetikte yaşatıyor insanı bu hayat. Herkes, her şey bok gibi.”