3

2235 Kelimeler
Tek başına kaldığı boğaz manzaralı dairesinde öğle vaktine uyandı Kemal. Gece ne kadar içmişti de bu saatte uyanmıştı ki… Aslında hiç içmemişti. Peki neden? Her şeyi bir anda hatırladı. Telefonu kapattıktan sonra bilinçaltının onu hastanenin önüne sürüklediğini hatırladı… Hastanede yaşlı kadının telefonundaki bilgilerinden adını vererek oda numarasını aldı. Yeniden hastane dışına çıktı ve yolun karşısındaki çiçekçiden bir demet jerbera çiçekleri aldı. Çiçeklerin adını o anda çiçekçiden öğrendi. Çiçekçi gerbera demişti. İnternetten elinde çiçekle yürürken çiçeklerin j ile söylenir halini buldu. Asansörü bekledi, kata vardı, oda numarasını buldu ve kapıyı hafifçe tıklattı. Pencere önündeki koltukta ayaklarını uzatmış bir şekilde bir kitap okuyordu Gece. Kitap okuyan masör kız. Onu tanımamıştı sanki. Ayağa kalktı, kalkarken yerdeki terliklerini giydi. “Rahatsız ettim,” dedi Kemal. Gece o an tanımış gibi bir farkındalık ifadesi takındı. Kitabın kaldığı sayfanın arasındaki parmağını çekti ve kitabı koltuğa koydu. Yeniden içeri giren adama döndü. “Siz. Kemal Bey hoş geldiniz.” Abi iken Bey olmak da güzeldi doğrusu. “Geçmiş olsun ziyaretinde bulunmak istedim. O akşam biraz kaba olmuştu kapıdan bırakıp kaçtım.” Yatakta cihazlara bağlı uyuyan kadını gördü. “Pardon…” diye fısıldadı. Normal ses tonunda cevapladı Gece. “Merak etmeyin duymaz o, ilaçla uyutuyorlar. Geçin şöyle buyurun.” Kemal çiçekleri uzattı. “Senin için aldım,” dedi. Nine için demedi, hasta için demedi. Gece kırmızı gerbera çiçeklerini kucakladı. Bir adam onun için çiçek alıyordu. Bu hangi anlama gelmeliydi?            “Teşekkür ederim. Ayakta kalmayın.” Kemal sırtındaki ceketi çıkardı. Gece’nin kitabının yanına oturdu. Kalın bir cinayet romanı okuyordu Gece.            “Stephan King sever misiniz?”            “Evet eskiden severdim. Sanırım senin yaşlarındayken.”            Gece, adamın yaşını nasıl tahmin ettiğini düşündü. Biraz toy görünüyordu herhalde. Bu yüzden de insanlar onu dikkate almıyordu. “Hastane masraflarını siz ödemişsiniz. Ben o akşam sizin iyi bir insan olduğunuzu anlamıştım ama çok canım sıkkındı böyle pek rahat edemedim arabanızda da. Kusura bakmayın olur mu? Nineme de anlatmıştım sizi. Tanımak çok istiyordu. Belki demiştim hastaneden çıkınca bir şekilde ulaşırız nine diye. Biraz evvel gelseydiniz.”            “İçiyordum gelemedim. Çay. Efkara iyi gelir.” Gülümsedi kız. Bu defa o süklüm püklüm hali yoktu. Sıcak hastane ortamından bunalmış, yanakları hafif kızarmış, üzerinde kısa kollu bir tişört, altında bir eşofman altı, ayakları terlikli… Bu kadar doğalken bu kadar güzelse bu kızı birileri süsleyip püslese. Hadi dedi Kemal itiraf et kendine, bu kızın gözleri çekti seni bu hastaneye. Nesli’den ret yiyince çıktın geldin sanki hemen kollarına atılacak şuncacık kız. Hem aldatmak olur mu? İhanet olur mu? Olur dedi Kemal aynı sese aynı sesle cevap vererek.            “Size çay ikram edebilirim.”            “Çok içtim, teşekkür ederim.”            Nezaketle ağırladılar birbirlerini. Sözler çarpıştı tebessümler gibi. Yine de rahat edemez bir çay dökerdi Gece ama su ısıtıcısında çay demlenince çay gibi olmuyordu ki.            “Sen akşamları burada gündüzleri masaj salonunda mısın?” Başını salladı kız. “Okumuyor musun?”            “Açık öğretimden edebiyat. Bitirince formasyon alıp öğretmen olabilirim belki.” Kemal, kızın hayallerine imrendi. Küçücük. İçi dolu. Gerçekleşmesi muhtemel. Tutunuyordu hayata sıcacık. “Sizi ben birine benzetiyordum o akşam da ama bilememiştim. Siz şu kanalın sahibi olan Kemal Günaydınmışsınız. Gizem Abla deyince bir şaşırdım. Dünya küçük değil mi? Biz daha küçüğüz ama ünlü biri gelsin bize yardım etsin. Hayırsever biri olduğunuzu biliyordum ama birkaç kere bazı haberlerinizi görmüştüm.”                       Kemal bu övgüleri duymazdan geldi. “Kaç yaşındasın?” diye sordu genç kıza.            “Yirmi iki. Ocakta bir yaş daha alacağım ama. Kova burcuyum.”            Burçlar. Kadınların en sevdikleri. Burçlardan anlamayan bir adam ne diyecekti ki şimdi. Hmm kova burcu kadınların da gözleri ne güzelmiş mi? Demedi bir şey. Burçlarla ilgili de konuşmayacaktı.            “Siz?” dedi kız. Eyvah dedi Kemal burcumu soruyor. Çiçekleri işaret etti Gece. “Bu çiçeklerin anlamını bilir misiniz?”            Umuyordu ki Kemal güzel anlamları olsun çiçeklerin. Kız anlatmaya koyuldu. Ağzında gözlerinin renginde bir bal var gibiydi döndükçe dönüyordu dilinde. Saflık, neşe, masumiyet anlamı taşıyormuş bu çiçekler. Senin gibi diye geçirdi içinden Kemal diyemedi. Şimdi gecenin köründe yirmi iki yaşında ayağı terlikli bir kıza asılmak hem de ona maddi bir yardım yapmışken karşılığını ver bakalım der gibi, yok olmazdı. Sustu.            “Sizin bir de nişanlınız var değil mi? O da çok güzel. Ne kadar asil?”            “Ne kadar?” diye sordu Kemal içerleyerek. Gece bu soruyu anlamadı, ciddi ciddi mi soruyordu yoksa alay mı ediyordu adam bilemedi. Pot kırdığını düşündü biraz da mahcup oldu. Geçen gece fazla suskun bu gece fazla patavatsız. “Bu masörlüğe nereden merak sardın sen?” Dudaklarını büktü kız. “Söyle canım, iş iştir. İnsan her şeyden önce emek vererek para kazanmalı. Sen yanlış bir iş yapmıyorsun ki?”            “Öyle bakmıyorlar ama. Ya iğreniyorlar ya da bizi şey sanıyorlar.”            “Ney?”            “Öyle işte. Öyle sanıyorlar.”              Kemal’in de yorumu gibi o yolun yolcusu. Değilim diyordu işte kız. Olsa ne fark ederdi ki Kemal de biraz dinlenmeye, müsait bir limanda mola vermeye gelmemiş miydi? Kız o yolun yolcusu olsa belki birkaç sefer sonra yatağına alırdı onu. Nesli’ye çatır çatır ihanet ederdi, öyle masum ayakları, babam kızar pozları… Öfkesini içinde bastırdı kız.            “Boş ver canım sen kim ne sanıyor? Ben çok gençsin diye dedim. Okumak da istiyormuşsun ya.”            “Ninem hasta olunca, kanser dediler. Bu masörlüğün parası iyi dediler. Eğitim için de güzel kızları seçiyorlarmış. Gizem abla bizim mahalleden sen güzelsin dedi sana iş verirler. Müşteri de sever dilin de tatlı. Gel sana eğitim aldıralım. Ninenin masraflarına ancak böyle bir işle katlanırsın. Ne yapayım? Sonra o kadar da fena olmadığını anladım. Evet insanlar kötü gözle bakıyor ama ben düzgünce işimi yapıyorum çıkıyorum. Hem sadece erkekler değil ki kadınlar da oluyor. Bir de bu sektörde yabancı kadınlar almış yürümüş, o yüzden de kötü gözle bakıyorlar. Yabancı kadınlar illaki namussuz olacak. Ne alaka halbuki?”            “İyi mi gerçekten parası?” Sırf merakından sordu bunu Kemal. Sonra rahatsız oldu yüzünü buruşturdu. Sorulacak soru mu şu dedi kendi kendine.            “Yani? Bazen müşteriler bahşiş de veriyor. O tamamen senin. O yüzden paralı müşteri yarışına giriyor kızlar. Özellikle erkekler veriyor bahşiş. Kadınlar daha kaprisli oluyor. Siz hiç masaj salonuna gittiniz mi?” Gülümseyerek başını iki yana salladı Kemal. “Bizimkine gelin. Bakın ben size kart vereyim. İsterseniz önden randevu da alıyorsunuz.”            “Kimden istersek ondan mı alıyoruz?”            Gece yanlış bir hamlede bulunduğunu anladı. Adam etkileyiciydi pekâlâ ama hastane masraflarını karşılayan bir hayırseverden fazlası olamaz mıydı? İçinde bir ateş parladı. Öfke yüzüne yükseldi. Suratını astı. Kart vermekten aniden vazgeçti odanın ortasında ayakta kaldı.            “Ben demiştim sandığınız gibi değil. Hele ben hiç öyle biri değilim. Gidin isterseniz,” dedi. *** Kemal, böyle bir muamele ile karşı karşıya kalacağını bilmiyordu. Şaşkındı elbette biraz da kendine ve karşısındaki kıza öfkelenmişti. Kendini ne sanıyordu ki? Kalktı ayağa. İki çift laf etmeye bile gerek görmeden gitmeye kalktı. “Yine de yaptığınız iyiliğe karşı nankör addetmeyin beni borcum neyse öderim,” dedi o esnada Gece. Kemal, geri döndü. Kız burnunun dibindeydi. Biraz ufak tefekti. Gösterişi duru güzelliğindeydi. “Yanlış anladın Gece, “dedi Kemal. “Ben de öyle biri değilim. Erkekleri de hemen öyle sanıyorlar.” Gece’yi kendi silahı ile vurdu. Kemal gülümsedi. Gece de başını eğdi, mırıl mırıl özür diledi. “Önemli değil. Bahçeye kadar geçirmek ister misin beni?” İsterdi. Sırtına bir mont geçirdi. Saçları montun içinde kaldı çocuksu bir çabayla saçlarını çıkardı. Ellerini montunun cebine kattı. Odadan çıktılar, Gece kapıyı ardından çekti. Asansör kapısında durdular. Birbirlerine bakıp durarak. Kimse yeniden konuşmaya başlamak istemiyordu. Asansör kata geldi, içine girdiler. Yine bakındılar ve yine sustular. Kemal arabasının yerini gösterdi, geçmiş olsun dileklerini iletti. Gece arabasına kadar eşlik etmek isteyince Kemal onu da kabul etti. Arabanın başında derdini anlatmaya koyuldu Gece. “Çabuk yükselirim ben. Benim anne tarafım romandır. Genetik miras rahmetli de çok öfkelenirdi. Öldü de annem, iki sene oldu. Kanser falan değil ama. Cinayete kurban gitti. Benim biraz ondan bu kadar tersimin tutması. Babasız da büyüdüm ben. İnsan bir başına olunca hemen bir savunma mekanizması geliştiriyor. Bir de bize hemen yutulacak lokma gözüyle bakıyorlar. Romanız ya. Annem de dansçıydı benim. Yumuşattım da dansöz yani. Öyle olunca diyorlar bunlar öyle böyle. Değilim ama. Olsam derim öyle. Niye gizleyeyim de? Ben ekmeğimin derdindeyim. Gizem Ablaya sor inanmazsan. İşim olmaz vallahi billahi. Ninemden başka da kimsem yok zaten. Öyle olsam bir erkek olmaz mı hayatımda? Git bak evime bomboş. Anladın mı yani işim olmaz? Trakyalıyız biz. Bizim oranın insanı mert olur. Neyse o. Gizli saklı yapmazlar yani. Sen nerelisin bilmiyorum da severim ben kendi insanımı. Sen de iyi insansın. Sen dedim ama. Size alışkın değilim ki. Beyli yerlerde çalışmadık ki. Hep ağzı gevşekler. Önceden de tezgahtarlık yaptım ben. Kızmadın değil mi sen bana? Yaptığım iyilik gözüne dizine dursun demedin.” “Demedim.” “Sağ ol be. Rahatladım. İnsan kırmaktan korkan çok kırılır der ninem ama şimdi sana kıracak kadar kaba olmayı yediremedim.” Kemal, istemsizce kızın omzuna dokundu. Teselliye ihtiyacı olduğu çok açıktı. “Arabaya gelsene, üşüdüm biraz. Anlat bana bakalım anneni kim niye öldürdü?” Annesi, yıllarca pavyonlarda dans etmişti Gece’nin. Geceden peydahladım seni diyerek de kızının adını Gece vermişti. Bir babası yoktu Gece’nin. Mutlaka vardı da kim bilmiyordu işte. Ninesi annesi gibi değilmiş, çamaşırcılıkla bakmış çocuklarına. Onun da çocuğunun biri, Gece’nin dayısı takmış bıçağı birine hapis yatmış yıllarca. Sonra da kaybolmuş gitmiş uğursuz herif. Nine kalmış bunlarla. Dürüst kadınmış. Bir tanısa Kemal nasıl severmiş nasıl? Yalan yoktu Gece’nin dilinde. Ona anlat diyen herkese de anlatmazdı ya hikayesini Kemal ile bir hukukları vardı şimdi. Onların hastane masrafını karşıladığı gibi de kelli felli zengin adamdı hani. Zenginle düşman olmaya gelmezdi. Adamın koynuna kız mı yoktu da ona asılsın besbelli iyiliğindendi. Zaten Gece ona baktı mı yüzünden akan insanlığa doğru çekiliyordu. Erkeğin hası derdi ninesi talih kuşudur insana. Erkeğin hasıydı sanki Kemal, hanımefendi nişanlısı için de talih kuşu besbelli. O anlatırken ilgiyle dinliyordu. Az bulmuyordu. Yargılamıyordu. Bir de belli belirsiz tebessüm ediyordu ne de güzel akıp gidiyordu Gece’nin içine gece gece. Bazen de merakından soruyordu adam, heyecanı hiç bitmiyordu hikâyenin. Tüm çocukluğunu anlatsa anlatırdı Gece. Çamaşır leğeninde yıkanışını anlatmıştı bir. Çok fakirlik gördüklerini. Paraya yine de tamah etmediğini. Mevzunun para değil baht olduğunu da söylemişti. O anlattıkça koltuklara yayıldılar. Kemal derdini unuttu. Gece anlattıkça derdine gömüldü. Saatler geçti. İnsanlar, araçlar, renk değişti hayatta. Kemal kollarını bağlamış hafifçe kaykılmıştı. “Uyuyacaksın be,” dedi Gece. “Sus da git kızım desene…” Demedi Kemal. Toparlandı. Esnedi ağzını kapatarak. “Çok güzel anlatıyorsun. Masalcı abla olsana sen.” “Hayat hikayeme masal mı dedin sen?” Annesinin bir sevgilisi vardı. Adı Cevdet. Cevdet’in bir köpeği vardı adı Talaş. Telaş derdi ona ufakken Gece. Telaş içinde bir hayvandı zaten. Cevdet ona beyaz çikolatalar alırdı. Başını okşardı. Gece küçükken onu babası sanırdı. Bir kere gafletle ona baba deyip diyemeyeceğini sormuştu da o da kendi çocukları olduğunu zaten birilerinin babası olduğunu daha fazlasını istemediğini söylemişti. Böyle mi denirdi baba hasreti ile yanana? Ve bu hikayenin neresi masaldı. Gece belki dalgaya alıyordu anlatırken ama buram buram acı kokuyordu tüm hikaye ve Kemal acıdan nemalanır gibiydi. Kendi hayat hikayesinin en çirkin yanları düşüyordu aklına. “Yine görüşelim biz Gece. Sohbetini çok sevdim. Sen bana masal anlat ben uyuyayım.” Alıngan değildi Gece. Güldü bir tek. Kemal telefonunu çıkardı cebinden uzattı kıza. Kız telefonu aldı ama bilemedi ekran kilidini nasıl açacak. Kemal uzandı, Gece’nin burnunun dibine girdi. Oha dedi içinden bir ses Gece’nin neden bu kadar yakınken bu kadar heyecan yaptım ben. Kilidi açtı. Ekranda adamın bir başına yandan profilli fotoğrafı vardı. Fotoğraf mı daha yakışıklıydı adam mı? Hem adama hem fotoğrafa ayrı ayrı baktı Gece. Ağzının suyu aktı adeta. Bir erkeğe sulanıyor olması alışkın olduğu şey değildi. O annesi gibi olmamak adına hiçbir erkeğe yüz vermezdi. Çünkü annesi gözlerinin önünde sevgilileri tarafından defalarca dövülmüş o kadındı. Yine onlardan biri tarafından da öldürülen o kadındı. “Yaz numaranı!” “Arayacak mısın ki sahiden?” “Ee ben teklif ettim ya neden soruyorsun arayacak mısın diye?” “Ne bileyim? Kocaman patron adam…” yazdı numarasını. Umut doldu içi. Aradığında ne diyecekti. Böyle muhabbet mi edeceklerdi arabanın içinde? Ne de güzel olmuştu. Bu kadar keyifli bir başka anısı var mıydı Gece’nin? Kemal’in yoktu. Şimdi biliyordu ki Kemal gencecik bir delikanlı gibi geceyi hatırladığında yüreği kıpır kıpırdı. Gece’yi hatırladığında sabırsızdı. Telefonuna uzandı. Rehberde Gece ismini buldu ve aramaya bastı. Telefon kapsama alanı dışındaydı. Numarasını yanlış vermişti. Bilerek. İyi de neden? Kemal kalktı. Hayal kırıklığı doldu içinde. Çocukça buldu bu halini ama öteleyemedi. Bir duş alıp zamana bıraktı düşüncelerini, düşünceler demlendikçe iyileşmedi. Deniz’i aradı. Ondan masaj salonunun nerede olduğunu ve adını söylemesini istedi. Deniz şaşırmıştı. “Hayırdır abi?” dedi. “Şu kız Gece, orada mıdır?” “Hayırdır abi?” “Görmek istiyorum.” Kaba bir kahkaha patlattı Deniz. “Hani nişanlıydın sen?” “Deniz, sen benden yana mısın?” “Her zaman abi. Yalnız kızın o taraklarda bezi yok dedi benim Gizem. Abine yaparız dedin diye ses etmedim ama dedi, kızın erkek arkadaşı bile yokmuş. Namuslu masör. Olamaz mı?” “Neden olmasın?” dedi Kemal tatlı bir huzur içinde. Deniz masaj salonunun adını verdi. Adresi de mesaj attı. Kemal vakit kaybetmedi, salondan Gece isminde bir masörü evine istediğini söyledi. Bu masör eve hizmet vermiyordu. Başkasını gönderebilirlerdi. Kemal onu istiyordu. Salon ise bu konuda masörlerin tercih yaptığını söyledi. Öyleyse randevu oluşturmak istiyordu, bir saat sonraya. Kız doluydu. İki saat sonra boştu. İki saat geçer mi be? Hazırlandı çıktı. Dışarıda bir şeyler yedi. Oyalandı. Oyalandı. O esnada telefonuna mesaj geldi. “Eğer geldiysen üç kere benim de. Ben mesaide telefonumu kapalı tutuyorum. Numaran kayıtlı değil ama sen olduğunu tahmin ettim.” Mesaja cevap verdi Kemal: “Benim. Benim. Benim.”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE