7

1220 Kelimeler
Bazı değerler vardı. Hasta ziyaretine giderken çiçek götürülürdü. Bir demet daha gerbera çiçeği. Bu defa da kırmızısı. Çiçek biraz Gece’ye alınmış gibi oluyordu. Yaşlı kadın ne yapsındı çiçeği o yoksullukta, belki de ona bir kasa narenciye almak lazımdı. Öyle de siz açsınızdır meyveye paranız yetmiyordur demek istemiş gibi görünebilirdi. Kaba olmak korkusuna bomboş gitmek de. Çiçek vardı ya. Bu kadar düşünür müydü Kemal, basit basit meseleleri. Neyse usul neyse yapar geçerdi her zaman. Gece’ye yaranmak için ne yapacağını şaşırmıştı işte. Kız son derece açıktı oysa demişti ki sen nişanlısın ben de geçici hevesler için müsait biri değilim. Böyle bir kız hiç değilim. Adres, Gizem’in oturduğu sokağın başındaydı. Daha çok müstakil evlerin bulunduğu epeyce eski, kırık dökük bir sokaktı. Çatılardan dumanlar yükseliyordu. Evin bir avlusu yoktu. Demir soluk gri kapısı karanlık sokağa bakıyordu. Değnekçiler burayı mesken tutmamıştı. Evin dibine park etti arabayı. Çiçeğini aldı, aracını kilitledi. Ve demir kapıya vardı. Bir zili yoktu kapının. Hafifçe tıkırdattı. O sırada saatine baktı. Geç miydi biraz? Saat 11:00’de neyin ziyareti. İçeri girmemesi daha doğru olurdu. Nineni görmeye geldim hevesinden de vazgeçse iyi olurdu. Çünkü bu heves asıl isteğinden uzaklaştırıyordu onu. Asıl istediği Gece’ydi, asıl isteği ise onun yakınlığıydı. Kapının ardından ışık yandı. Kemal’in yüreğinde de ışık yandı. Kapı açıldı. Gece onu görür görmez şaşkınca irkildi. “Sen niye geldin?” dedi doğrudan. Sen dedi. Bir kere Kemal dese, hiç adıyla hitap etmemişti ki. Eşitlerdi isimle hitap. Eşitlenmek istiyordu Kemal. Çok istiyordu. “Sana çiçek getirdim.” Gece adamın elinde tuttuğu kırmızı çiçeklere baktı. “Bunlar solup gidiyor, boşuna alıyorsun.” Çiçeği kabul etti yine de. “Ev adresimi nereden buldun?” “Biraz konuşabilir miyiz?” “Üstüm başım müsait değil.” Çoraplarının içine sokmuştu pijamalarının paçalarını. Kemal gülmemek için kendini zor tutuyordu. Gece bu halinden utanıyor gibi değilse de biraz çekiniyordu işte. “İçeri gelmek ister misin diyeceğim ama saat çok geç. Ne konuşacağız?” “Bir on dakikanı ayırır mısın bana?” “Bekle.” Kapıyı kapatmadan içeri uzandı. Çiçekleri bıraktı. Sırtına, cepli, yaşlı işi bir hırka geçirdi, Ayağına spor ayakkabılarını giydi. Kapının içinden anahtarı çekip aldı kapıyı çekti. “Ninem uyuyor, çabuk söyle.” “Araba sıcak olur.” “Arabaya binmek istemiyorum, orada uzar. On dakika dedin. Lütfen ne söyleyeceksen söyle ve git. Bu mahalleye böyle arabalarla gelinmez ki. Yukarıdaki otoparkçı çocuklar orada korur arabanı. Burada patlatırlar vallahi.” “Olsun. Ne yapalım olursa da olur.” Sabırsızca kollarını bağlayıp ayaklarını yere vurmaya başladı Gece. O zaman daha fazla uzatmaması gerektiğini anladı Kemal. “Ben hep seni düşünüyorum Gece. Koca adam deme. Koca adamım ama çok tuhaf bir saplantıya dönüştün içimde sen. Reddettin beni diye falan değil. Yani öyle egolu bir manyak değilimdir ben. Sebeplerini haklı da buldum üstelik. Kendini koruma çabanı takdir de ettim. Takdir etmek daha iyi değil tabii insanda bir hayranlık uyandırıyor bu sefer de. Yaşam enerjin, çaban, hayatta kalma mücadelen. Bir şekilde ucundan tutman. Açık öğretimden okulu bitirip öğretmen olma umudun. Bir başına yaşlı kadına bakıp tüm gün çalışıp yeniden hastaneye dönüşün fedakârca. Yalnızlığın benden beter ama ben senden beter durumdayım. Bir arayıştayım. Boşlukta. Sen anlamışsın. Anlamlandırmışsın. Anlamlandırman ayrı hayranlık serpti içime. Çok çok başka bir duyguda olunca anlatması da zor. Nesli’yi sevmiyorum ben. Eminim sevmiyorum. Senden sonra ise hiç sevmiyorum. Ne yapacağım ki ben onunla? Şamdanların boyunu ölçüyor Gece. Şamdanın uzunluğu ne kadar önemli ki? Hep nizami, hep mükemmel, hep…” “Bunları ona söyledin mi?” “Hayır.” “Bana neden söylüyorsun? Buraya gelip de nişanlın hakkında atıp tutunca aa yazık çok mutsuz deyip sarılacak mıyım sana? Öyle bir şey yok Kemal.” Kemal, dedi. Eşitlendik, iyiye işaret dedi içinden bir ses. Belki de bu cesaretle genç kızın kolundan tuttu. “Bana fırsat versen Gece, olmaz mı?” “Ne fırsatı? Ninem çok kötü. Hastaneden çıkardılar çünkü tedavinin işe yaramadığını söylediler. Ölmesini bekleyin dediler kısaca. Ne fırsatından bahsediyorsun?” “Özür dilerim.” Bir anda dinmedi elbette Kemal’in heyecanı. Sadece üzüntüsüne üzüldü. “Bu durumda elbette daha saçma sapan benim hallerim. Affet. Ninen için ne yapabilirim?” “Hiç. Gitmeni istiyorum sadece. Yapılacak olanı yaptığın için minnettarım sana da. Ayrıca çok hoşsun. Gerçekten. Yani ilgin ve sözlerin bana iyi hissettirdi de. Ama benden o arada deredeki adama merhem olmaz. Ben annem gibi olmak istemediğimden eminim. İkinci kadın olmayı da kabullenmem. Bu şekilde aşağılandığım bir şeyin içine de girmem.” “Ayrılırsam…” “Ayrılırsan mı?” Gece, kolundaki eli ilk kez hissetmiş gibi baktı o ele. Yüzük takmayan nişanlı adam eli. “Belki…” “Çocuk musun sen? Koca adam.” “Çocukluktan değil. Çocukluk olur mu diye korkmaktan benimkisi?” Geri çekildi Gece. Kolu adamın avucunun hissinden çekildi. Arkasını döndü kadın, bir söz daha etmeden eski kapının kilidini açtı, bir kez daha ondan tarafa dönmeden gitti. Mağlup bir geceye uzandı Kemal. Boğazında yumruk gibi bir hisle. Kısaca ayrılırsan gelmeye hakkın var yoksa yok demişti. Sözün özü buydu. Arabasına geçti. Bir süre tek başına döneceği her yer gözünde büyüdü. İrfan’a gitse… Dede olarak değil dost olarak görse onu anlatsa meseleyi. Geç olmuştu, varmışsa eve yatmış olabilirdi. Yatmasa ne olacaktı, İrfan artık çatışmadan yorulan o adam değil miydi? Deniz meselesinde bile geride durup da hep Kemal’e yıkmıyor muydu meseleyi? Rotasını asi adam Deniz’e çevirdi. Gitmeden evvel aradı, evinde bir kadın misafir bulunma ihtimali vardı. Kemal bunun önlemini alarak Deniz’in yalnız olduğunu öğrendi. Deniz o gidene kadar mükellef bir içki sofrası kurmuştu balkona. Babasının öldüğü, aşağı atlayıp hayatına son verdiği balkon yaz kış en çok yaşadığı alandı. Tok olduğunu söyledi. Olsun, Deniz iki kadeh içecek adam arıyordu. Kemal’in içkiyle de arası yoktu. Şu Gizem’e ne olmuştu onunla içmiyor muydu? “Sıkıldım ondan,” dedi Deniz. Mevzuları böyleydi. Ciddi bir ilişkisi ne zaman olmuştu hiç bilmiyordu Kemal. “Senin Gece ile nasıl gidiyor?” “Yüz vermiyor bana.” Bunu bekliyormuş gibi başladı anlatmaya Kemal. Nişanlısından ayrılmadan yüz vermesi de mümkün değildi. “Ee sen de Nesli’yi garanti de tutup bu kızla olur mu bir deneyeceksen kız sana ayar çekmiş. Gizem demişti zaten o öyle erkeklerle takılayım kafasında değil aşk kadını diye.” “Aşk kadını mıymış?” “Öyle demişti. Ben abim yazıyor demedim tabii de yardım etmek için soruyorum dedim. Evine kömür, erzak, gıda falan. Kızın durumu müşkülmüş bir de. Geçim sıkıntısı. Ninenin hastalığından ötürü her yere borç harç. Zaten masaj salonuna da ondan başlamış. Temiz bir kızcağız diyor Gizem. Sen ne yapacaksın öyle kızla da abi? Güzel falan da acıma ile ilgiyi karıştırma sonra.” “Acımıyorum. Güçlü kız bir kere. O bana acısın. Ne istediğimi bile bilmeyen zavallı bir herifim. Her türlü imkânın içinde diyorum ki bu imkanların her yanı kandan mı beslenmiş? Bir yandan da emeklerime acıyorum ve vazgeçemiyorum Deniz. Çıkarcı bir pisliğim ben.” “Biraz öylesin!” dedi Deniz. Babası gibi bir adamdı doğrucu Davut. Kemal, kardeşine alınacak yaşta değildi. “Ne yapmayı planlıyorsun peki?” “Hangi konuda?” “Bu Gece ile her gece konusunda.” Kemal bu espriye yarım ağız güldü. “Besbelli kızı istiyorsun. Anlaşıp anlaşamamak kaygın var. Ne kadar sürer bildiğin de yok. Çünkü sevmediğin bir kadınla birliktesin. Yalan söyle ayrıldık de diyeceğim donunun rengini yazan medya onu da yazardı deyip inanmayacak kız. Sonra adın yalancıya çıkacak. Gerçi bu aynı medya babanın geçmişini yayınlayabilse adın dünden yalancıya çıkacak ama…” Sesli bir şekilde iç çekti Kemal. Seninle de konuşulmuyor dercesine ayaklandı. Deniz, düşmedi peşine. Müsaade etti gitsin. Gitsin kendi vicdanını burada temizlemesin. Bir zahmet!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE