İkisi de antrasit rengi balıkçı yaka bir kazak ile koyu mavi bir kot giymişlerdi. Montları ve botları ayrı olsa da içlerinde bir örnek olmuşlardı. Bunu bu özende hazırlayan ne Gece’ydi ne de Kemal. Bir gün internette alışveriş sitelerinde gezinirken Kemal kendi için beğenmişti kazağı. Sonra Gece’nin onayını istemiş Gece ben bile giyerim deyince ona da kadın modelini sipariş etmişti. Böyle böyle ben bile giyerim ile bir kombin yapıp birbirleriyle alay edercesine siparişi oluşturmuşlardı. İki gün önce kargo ile gelince o sabah Gece bunları birlikte giyelim mi diye sorunca Kemal de kabul etti. Annesi nasıl kızları severdi, kendin ol dedi Kemal. Bir hafta sonu aile kahvaltısı için olması gerektiği gibi saçlarını at kuyruğu yaptı. Makyajsız duru güzelliği ile hazır oldu. Deniz olmayacaktı kahvaltıda şayet olsaydı Gece daha az gergin olabilirdi. Deniz ona yakından tanıdığı biri gibi geliyordu, diğer herkes yabancı.
Kemal’in arabasının villanın önüne çektiğinde çiftliğin kahyasının sesi duyuldu. “Kemal Bey geldiler!” Öykü henüz oturmadıkları sofraya göz atarak “Ne güzel yaptı, rahatladım vallahi,” dedi. İrfan ile Altay kendi aralarında şakalaştılar. Öykü’nün rahatlamasının yolu hep çocuklarından geçiyordu.
Elif ile Eylül abilerini görmek için pencereye koştular. Elif haberi ikizinden önce verdi. “Yanında bir kız var abimin!”
“Küçük bir kız gibi,” diye ekledi Eylül de.
“Sürpriz işte,” dedi Altay karısı ile göz göze geldiğinde. Öykü herkesten evvel kapıya koştu. Evin içinde çalışan kadın kapıyı açacakken mutfak işlerine döndü. Öykü, merakla kapıyı açtığında karşısında göz bebeği Kemal’i ve yanında şu onun aşkına mazhar kız vardı. Roman kızıymış demişti Kemal. Esmer bir kızdı. İnce yapılı. Ufak tefek. Yüz hatları da öyle ufak tefekti. Öykü o denli beyaz bir kadındı ki onun yanında düpedüz kara kızdı Gece. Adına münasipti ten rengi de.
“Ne iyi yaptın Kemal?” dedi biraz tutuk Öykü. “Özlemiştik seni.” Oğluna dostane sarıldı. Sırtını sıvazlarken kulağına fısıldadı. “Ne gerek vardı şimdi?” Kemal annesinin son sorusunu duymazdan geldi.
“Sana Gece’yi de getirdim anne.”
Öykü, Gece’ye elini uzattı. El sıkışacak olmalarına şaşırdı Gece nitekim eli öpülecek yaşta bir kadın da değildi Öykü, gencecik görünüyordu ve bir prenses kadar asil. Gece elini sıktı kadının fakat Öykü diğer eliyle de Gece’nin elini sardı. “Hoş geldin.”
“Hoş buldum.”
“Geçin içeri, deden de az evvel geldi Kemal.” Oğlunun diğer tarafına geçip koluna girdi Öykü. Mırıldandı Kemal duyacağı şekilde. “Tatlıymış.” Kemal, memnuniyetle gülümsedi. İçeri girdiklerinde bakışlar onlara çevrildi.
“Selam millet!” diye seslendi. “Dedeciğim.”
“Hoş geldin ortak!” Sırtlarına vurarak sarıldılar iki ahbap gibi. “Gece, dedeciğim.”
“İsmin mi Gece?”
“Sahne adıymış,” dedi Altay sinir bozucu bir üslupla. İrfan da elini uzatınca Gece eli öpülmeli mi diye düşünürken İrfan ekledi: “Gece kadar esrarengiz görünüyorsunuz hanımefendi.” Gece bu müthiş dedenin de elini sıkıp teşekkür etti. Kemal kız kardeşlerini yanaklarından öpüyordu.
“Gece bak bu Elif bu da Eylül. Müthiş benziyorlar değil mi?”
Gece, kızlara hayranlıkla bakarken bu aileyi ne kadar çok merak ettiğini bir kez daha hatırladı. Rengarenk simalardı hepsi. Bir tek şu Altay, Deniz’in nefretine mazhar adam. Deniz haklı mıydı ne? Hoş geldin bile dememişti ona. Gece kızlarla da tokalaştıktan sonra Öykü, montlarını aldı, evin çalışanına takdim etti ve onları sofraya buyur etti diğer herkesle birlikte. Gece çay içmiyorsa portakal suyu sıktırabilirdi. Gece çay içerdi.
“Kansızlık yapar çay değil mi İrfan Baba?” diye destek almak istedi Öykü.
İrfan evin büyüğü ve bilgesi tavrında: “Özel bir kansızlık sorunu yoksa ne olacak da?” diye sordu. Öykü dudak hareketleri ile heceleyerek ha-mi-le dedi. Elif ile Eylül neymiş neymiş diye birbirlerine sormaya başladılar. Öykü, hizmetçisinden taze portakal suyu istedi. İrfan şaşkındı Kemal bir açıklama yapar mı ki diye ona bakıyordu. Gece diye birinden aniden haberdar olup bir de hamile olduğunu öğrenmek fazlaydı adama. Ee Nesli’ye ne olmuştu?
Çaylar bardaklara dolduruldu, portakal suyu hemen yetişti. Öykü ev sahibi edası ile tabakları önce Gece’ye uzattı. Gece’ye hürmet ikizler tarafından tuhaf karşılanmıyordu ama Gece tuhaf karşılanıyordu. Kimdi ki bu kız? Sürekli kim diye birbirleri ile fısıldaşıyorlardı.
“Benim kız arkadaşım,” dedi Kemal onları bölerek. İrfan da kulak kabarttı. İkizlerin bakışları abilerine çevrildi. “Flörtüm.” Onların anladığı dilde ekledi Kemal.
“Flört ile aile tanıştırılmaz,” dedi Elif.
“Sevgilim desene düpedüz Kemal abi,” diye çıkıştı Eylül. Her ikisinin de aklında tek soru vardı, Nesli’ye ne olmuştu?
“Hangisi söyledi onu?” diye sordu Altay kızların yüzünde bakışlarını gezdirerek. “Sen mi Elif?” Elif başını salladı. “Aferin kız sana çözmüşsün bu işleri. Şimdi bir insanın bir tane sevgilisi olur bin tane flörtü değil mi?”
“Arsızlığın yeni adı,” dedi İrfan.
“Kendisi tek eşliliğe müthiş inanırdı,” diye takıldı eski kayınpederine Öykü. İrfan, kıs kıs gülerken Elif dedesine arka çıktı.
“Ben dedeme katılıyorum. Bizim sınıftaki Kaan üç kızla birden flört ediyor hangisine çıkma teklif edeceği belirsiz. Arsızın teki.”
“Kaan…” diye tekrarladı Kemal. “Ben ne zaman bir Kaan tanıdım o zaman bildim ki bu herif çapkın. Kaan değil mi işte boşverin!”
“Kemaller de çapkın!” diye ekledi Eylül de abisine hodri meydan diyerek.
“Anlattığım gibi değiller mi?” uzanıp Eylül’ün burnunu sıkarken Gece’den de onay almak istedi. Gece bir yudum portakal suyu içmiş ve midesindeki yükselmeyle başa çıkmaya çalışıyordu. Sessizce gülümsedi. “Bu kızların haylazlıkları kime çekmiş acaba?”
“Bana…” dedi İrfan ve hep birlikte gülüştüler.
“Deniz’e de benziyorlar sanki…” dedi o sırada Gece. Altay’ın bam teli Deniz, sözde gelin adayının dilindeydi.
“Deniz ile tanışıyor musunuz?” Gece irkildi. Adam onu muhatap almıştı ve hemen cevap vermeliydi.
“Evet!”
“Deniz inada çok seviyordur sizi.”
Neyin inadına diye sormadı kimse herkes anlamıştı Gece dahil. Elif ile Eylül bile. Eylül Elif’in kulağına eğilip “Nesli ne olmuş?” diye sordu. Elif dudaklarını büktü.
“Deniz beni de çok seviyor baba,” dedi Kemal bunun üzerine. “Hatta dedemi, kızları ve annemi de. Senin inadına nefret etmiyor bizden.” Altay önemsemedi bu cevabı ilgisizce zeytin aldı tabağına ve yemeğine döndü.
“Yesene Gece,” diye araya girdi Öykü.
“Ben biraz rahatsızım yavaş yavaş yemeye çalışıyorum.”
“Miden mi?” Başını salladı Gece, Öykü yüzünü buruşturdu. “Olur öyle. Zorlama. Tuzlu şeyler iyi gelir bastırır. Biraz ekmek kızartalım sana olmaz mı? Dur söyleyeyim ben.”
“Yok yok sağ olun. Şimdilik böyle iyiyim.”
“Ne varmış midesinde?” diye Öykü’ye sordu Elif.
“Sen sorsana canım,” dedi Öykü. “İsmi Gece. Abla diyebilirsin.”
“Midende ne var?” diye çekinerek soruyu Gece’ye yöneltti. Gece ne diyeceğini şaşırdı. Bebek mi diyecekti? Midede değildi bebek.
“Midem hassas biraz.”
“Ondan mı zayıfsın?”
“Diyet yapıyor,” dedi Kemal Elif’in dikkatini çekmek için. “Senin gibiymiş on dört yaşındayken hafif balık etli. Diyetle bu hale gelince bir daha balık etli olmamak için…”
“Küserim bak sana!” diyerek tehdit etti Elif. Eylül keza daha zayıf olduğundan kıkırdayarak güldü.
“Aha küstü mü ne?” Uzanın bir de onun burnunu sıktı Kemal. “Kız ne dedim ben sana da küsüyorsun?”
“Balık etli iltifat değildir!” diye terslendi Elif.
“Benim kızım balık etli falan değil hem tam üç kilo verdi,” diyerek kızına gülümseyerek destek verdi Öykü.
“Vay be!” dedi Kemal. “Üç kilo bu bir rekor.” İrfan da gülünce Elif dudaklarını büzdü.
“En çok Deniz Abimi seviyorum ben artık!”
Sofradakileri topluca güldürdü. Altay hariç. Deniz sevilince o keyif alamıyordu. Deniz onun engeliydi. Sevilmediği, kabul görmediği, kötü addedildiği yer…
“Kaybettik gördün mü dede?”
“Sen kaşındın Kemal!”
“Ama dedem ve Eylül daha çok beni sevdikçe Deniz beni geçemez.”
Eylül bu kısma müthiş bir detay ekledi. “Altay Abi de her türlü seni daha çok seveceği için annemi kazanmaya bak Kemal Abi!”
“Anneler çocuklarını eşit sever!” dedi kısa yoldan Öykü.
“Deniz kazana düştü!” diye Elif’in tabağına bir parça peynir koydu Altay. “Peynir almadığını görmedim sanma küçük hanım. Protein çok yiyecektik hani?”
Elif canı sıkılmış bir halde tabağına döndü. “Bence…” dedi o esnada Gece. “Elif’in kilosu çok ideal. Kemal haksızlık ediyor. Ben çocukken gerçekten balık etliydim. Sen balık etli değilsin ki birkaç kilo daha versen bu iş biter zaten.” Elif tüm dikkatini Gece’ye verdi. “Üstelik yüzün böyle çok güzel.”
“Teşekkür ederim. Senin de yüzün böyle çok güzel. Gözlerin de…” annesine döndü Elif. Annesinin zümrüt göz rengini almayan bütün kardeşlerinin aksine abisinin kız arkadaşı onun gözlerini mi almıştı derken alakası olmadığını anladı. Ancak annesininkinden bile daha canlı bir renkti sanki. Parlak bal renginde, hafif yeşile dönük. “Çok farklı, lens gibi.”
“Nesli Abla kızım o lens takan!” diye dürttü kardeşini Eylül. “Karıştırdın herhalde.”
“Birisi Nesli’yi hatırladı!” diye girdi araya Altay.
“Benim böyle içim rahat etmedi Gece, ben sana rahat yiyebileceğin kuru, tuzlu bir şeyler bulayım. Kraker falan. Bastırsın. Yiyeceklere bakamıyorsun bile.” Öykü ayaklandı. Kemal Gece’yi göz ucuyla kontrol etti. Annesinin söylediği gibi kötü müydü? Biraz solgun görünüyordu. Kulağına eğildi.
“Banyoyu göstermemi ister misin?”
“İyiyim şimdilik.”
İrfan ile Altay’ın bakışları kesişti o an. İrfan sessizce eğildi Altay’a: “Bebek Kemal’in mi?” diye sordu. Altay, sıkıntıyla başını salladı. İrfan’ın şaşkınlığı büyüktü.
Öykü birazdan elinde ayva dilimlenmiş bir tabakla geldi. Ayvanın bulantıyı aldığını hatırlamıştı. O da ikizlere hamileyken çok ayva yemişti.
“Gece Abla da mı hamile?” diye sordu Eylül.
“Öyleymiş,” dedi Öykü.
“Aa kızı mı olacak acaba?” diye şaşkınca sordu Elif. Öykü dudaklarını büktü. “Doktor söylememiş. Belki de kızı olur. Belki oğlu.”
“Babası kim?” diye soran ise Altay oldu. Sert bir taş düştü masaya.
“Benim,” dedi Kemal kimse bunu bilmiyormuş gibi. “Oğlum olursa adını da Altay koyacağım.”
Öykü gergince gülümsedi. “Kızı olursa da Öykü artık.” Kocası ile göz göze geldiler. “Tabii Altay dede olmaya hazır olmayınca kabullenemedi bir ama zamanında biz de kimse bir halta hazır değilken çocuk yapmıştık.” Gece’ye geri döndü Öykü. “Şimdi bazı durumları yargılayan insanlar…” İkiz kızlarını işaret etti. “O zamanlar metresinden çocuk yapabiliyordu.” Gece irkildi. İkizler kim kim diye sormaya başladı. İrfan sessiz olmaları için onları uyardı. Tabaklarını alıp mutfakta devam etmelerini istedi. Hatta tabaklarını taşımalarına yardım etti. Altay kızların masadan ayrılmasını bekledi ve onlar gider gitmez karısını hedef alarak konuştu.
“Aynı şey mi Öykü?”
“Başka şey mi Altay?”
“Ben nişanlı değil evliydim. Evliyken boşanman gerekir. Nişanlı iken ayrılık konuşması kafi.”
“Ee daha kolay işte?”
“Kolay olmadığını ikimiz de biliyoruz.”
“Ben bir halt bilmiyorum. Sadece karşımdakinin aksi bir ihtiyara dönüştüğünü görüyor ve şaşırıyorum. Çocuklar kalkmış gelmiş surat asıp duruyorsun. Bu bebek doğacak Altay ve sen de paşa paşa kabul edeceksin.”
“Öyle mi?”
“Ne o öyle mi falan tehdit eder gibi.” İrfan geri gelirken sessiz olmalarını rica etti böyle de kızlar duyabilirdi. Öykü’nün yanına geçti, Elif’ten boşalan yere, kolundan tuttu. “Sakin ol lütfen.”
“Hayır baba sakin olmayacağım. Bu adam bu kadar kalın kafalı ise ben sakin falan olmayacağım.”
Altay, çayını bitirdi ve masadan kalktı. Sinirle şöminenin başına gidip oturdu, artık masaya sırtı dönüktü. İrfan, Öykü’yü sakinleştirmeye çalışıyordu. Gece’nin ise mide bulantısı yetmez gibi şimdi otururken başı dönüyordu.
“Anlamadım ben,” dedi o esnada Gece. “Öykü Hanım?” Öykü’nün alev alev yanan gözleri onunki ile buluştu. “Kemal nişanlısından ayrıldı zaten.”
“Hı hı!” dedi Öykü. “Senden dolayı ayrıldı diye…”
Altay oradan seslendi: “Ya bırakın o biliyor zaten. Yanındaki adam ülkenin en ünlü adamlarından biri. Ayrılsa her yer haber yapardı. Kimse yapmadı ise ayrılmamıştır. Salak gibi kanmayın her boka.”
Çatalı sımsıkı tutup ayağa fırladı Öykü. İrfan kadını tutup yeniden oturdu. “Çatalla şaka olmaz bırak onu bakayım.”
“Ben sana anlatacağım,” dedi o esnada Kemal Gece’ye. Fısıldayarak konuşuyordu. “Sakın şu an oyun bozma, bu iş bugün ya bitecek ya bitecek. Alınmak gücenmek yok Gece lütfen.”
Neye alınacaktı? Şu adamın lafları mı? Deniz ne temiz nefret ediyordu ondan. Çok da iyi yapıyordu. Oh be! Gıcık adam, kendini bir halt sanıyordu. Yediği haltları bilmese Gece. Ne kadar da ona benziyordu Kemal. Keşke daha az benzeselerdi. Öykü ne kadar da tatlı bir kadındı. Anlayış yumağı. Doğal. Atarlı giderli biraz da kendisi gibi.
Öykü çatalı bırakırken İrfan’a tane tane anlatıyordu. “Çocuk istemiyor, ayrılmayıp da ne yapacak baba. Bu kızı seviyor onu sevmiyor. Bu kadar basit. Tamam Nesli tatlı kız, cici, hoş ama istemiyor. Zorla koynuna mı sokacaksın? Yakup Bey, Yakup Bey!” Sayıklarken yeniden kocasına döndü. Zamanında öldürdüğü eski kayınpederi düştü aklına ve sataştı kocasına. “Ne senin bu kayınpeder aşkın Altay? Kemal de Yakup Bey’i öldürsün tam olsun.”
“Allah korusun,” dedi o esnada İrfan.
“Öykü!” ayağa kalktı Altay. “Adam ipimizi çekecek güce sahip farkında mısın?”
“Bana ne be!” Öykü de kalktı ayağa. Gece Kemal’e döndü. “Kavga edecekler.” Kemal kaşlarını kaldırdı.
“Korkma,” dedi Kemal. “Onlar büyük kavga etmezler.”
“Benim çocuğuma tepeden inmedi ya bu şöhret emeği ile geldi. Yakup Bey’in kara propagandası ile de bitmeyecektir. Biterse de bitsin. Ne yani sen dönüp dolaşıp bana gelmedin mi Altay Bey? Bitmeyecek işlere bitsin demek yaşlılık inadı mı?”
“Herkesi bizimle bir tutma.”
“Sen de kendi aşkını ulvi sanıp insanların yaşadığını azımsama. Bu bebek doğacak. Evlendiririm ben ellerimle bunları. Değil mi Kemal?” Kemal annesi ona bakınca gülümsedi. “Kemal ne zaman olmaz bir şey istedi bizden Altay?”
“Şu an istiyor işte.”
“Olmaz değil ki bu, Nesli’den ayrılacak bu güzel kızla evlendireceğiz. Hepsi bu. Çocukları olacak. Yahu kendi çocuğumuz o da. İkimizin devamı. İnat edip durmasana adam!”
Altay’ın sakallarını kaşıyarak geri dönüşü ve sessizce oturuşu İrfan’ın sırıtmasına neden oldu. Kemal’le Gece’ye doğru uzattı başını. “Feci bir kadın vallahi!” dedi.
Gece müsaade istedi artık banyoya gitmesi şarttı. Kemal ardından kalktı. Banyonun önüne kadar eşlik etti ona. Banyoya girmedi önce Gece: “Beni bu duruma düşürdün. Ben bir kere bile sözünü sorgulamadım. Ayrıldım dedin inandım. Beni en başından beri kandırdın Kemal. Seni affetmemi bekliyorsan boşa beklersin!” Banyoya girip kapıyı kapattı. Eyvah dedi Kemal, ikna olmayacak mı? Kemal içeri yalnız döndü. Öykü babasının karşısına oturmuştu. İkisi konuşuyordu. İrfan masadaydı. İrfan’ın karşısına eski yerine geçti.
“İş anlaşması yaptık Yakup Bey ile. İhaleyi bizim firmaya verdirdi. Aslında inşaat firmasının başında amcamın Sabri var ama yine de ihaleyi bozarlarsa diye babam tedirgin. Yakup Bey de tuhaf bir adam.”
“Ne zamandır var bu kız?” diye sordu ihaleden Yakup’tan bağımsız İrfan.
“İki aya yakın zamandır.”
“Çok da yeni oğlum be emin misin sen kızdan?”
“Evet. O konuda şüphem yok. Ayrıldım sanıyordu Nesli’den. Bozuk attı. Çok kızgın bana.”
“Hamile şimdi istese de vazgeçemez. Kadınlar tek başına doğurmaktan çok korkar. Güzel güzel anlat ikna olur. Senin için nelere katlandım de, iki ajitasyon. Ben mi öğreteyim ulan?”
Onlar kendi aralarında gülüşürken Altay’ın dudaklarından dökülen iki kelam ortalığı buz kesti. “Her şey tamam olsa kız masaj salonunda çalışıyormuş daha düne kadar. Medya bulmayacak mı bunu? Ortaya çıkarmayacaklar mı?”
“Ne masajı? Kemal…” ardını döndü Öykü. “Orada mı tanıştınız?”
“Hayır anne. Babam hafiye gibi araştırıp düşmüş peşine. Orada tanışmadık. Ninesi vardı kanser hastası salonda yevmiyesi iyi diye çalışıyordu. Artık çalışmıyor. Altı aylık bir maceraydı zaten.”
“Annesi de hayat kadınıymış hayatım altı aylık bir mesele…” diye ekledi Altay. İrfan’ın bakışları büyüdü. Derken Gece içeri girdi.
“Annem hayat kadını değildi,” dedi. “Pavyonda çalışıyordu. İkisi ayrı şeyler. Hiç pavyona gitmedi iseniz bilmiyorsunuzdur Altay Bey, fakat ikisi sahiden de ayrı şeyler. Üstelik hiç kimsenin temsili annesi babası değildir. Zira öyle olsaydı sizi de Kemal temsil ediyor olurdu!”
Kemal panikle kalktı ayağa. “Ne biçim konuşuyorsun Gece!”
“Gidiyorum ben!”
Altay zaferi elde etmiş komutan gibi sırıtıyordu. Öykü şaşkındı. Gece’nin içinden ne çıkacağı belli değildi sanki. Kemal sevgilisinin peşine düşerken İrfan arkalarından şöyle söyledi: “Kız haklı Altay. Dinine küfreden Müslüman olsa. Senin geçmişin orospudan kötü.”