Pastane ortamı Utku’nun bu işi kurduğundan beridir hep bir aile ortamı gibiydi. İşe girip çıkan yeni yetmeler oluyordu. Partime çalışan öğrenciler. İş baskısının asla olmadığı işlerin keyifle sürdürüldüğü bir yerde. Herkes orada çalışmaktan memnundu. Deniz, Gece’yi herkese eşim diye tanıttığında bu haberin Öykü’ye kadar ulaşmaması imkansızdı.
Deniz’in evlilik haberini önce Kemal’e verdi Öykü. “Kimdir nedir? Gidip bakacağım kızın yanında lafı ağzıma tıkacak, oraya geldiğime pişman edecek laflar edecek diye korkuyorum. Deden mi gitsin konuşsun nedir bu evlilik hikayesi sen mi bakarsın?”
“Bakarım ben…” dedi Kemal. Ne olacaktı? Deniz bugün evlenir bir seneye kalmaz boşanırdı. Kimsenin kahrını çekmezdi o. Kimse de onun kahrını çekmezdi.
Kemal’in pastaneye geldiği gün Deniz ile Gece’nin evliliklerinin ikinci ayıydı. Kemal ise yedi aylık bir kız bebek babasıydı. Gece, partime çalışan üniversite öğrencisi kızlardan biriyle pastanenin ön vitrinini siliyordu.
“Şurada leke var biraz daha aşağı, ha bak tam orası…” gibi tarifler veriyordu Gece. “Dur kız annen hiç mi eline iş vermedi senin ver o bezi bana…” Kemal pastanenin girişinde fark etti Gece’yi. Dönmüş, gelmiş, Deniz’e sığınmıştı. İşler yolunda gitmemiş olmamalıydı. Masaj salonunda çalışan yalnız bir kadın, birileri peşine takılmış, saçma bir takıntı ile Gece’ye musallat olmuş olabilirdi. Her şey olabilirdi. Gece güzel bir kadındı. Erkeklerin arzulayacağı türden. İçinde bir ateş yandı. Deniz’e öfke birikti içinde. Haber vermez miydi insan? Döndü demez miydi?
“Gece!” Gece’nin arkası dönüktü. Kemal seslenince şaşkınca döndü önünü. Elbette bir gün burada ya da yaşamın başka yerinde onunla karşılaşacağını biliyordu. Her şeyden önce Deniz’in de bu karşılaşmayı istediğini biliyordu. Tüm ailesine karşı duyduğu öfkenin karşılığı Gece ile evlenmek olan Deniz’in yetiştirme yurdundan alınacak bebeğin yüzüne bile bakmayacağını biliyordu Gece. Fakat önemsemiyordu, Deniz zararsız bir insandı onun için. Bebeğe de babalık etmek zorunda değildi. Belki ileride bir kıza âşık olacak bu evlilik hikayesinden de pişman olacaktı. Deniz’e bel bağlamıyordu Gece. O bebeğini alacak ve hayatına anne olarak devam edecekti, başka da bir derdi yoktu.
“Döndüğünü duymamıştım!” Deniz’in henüz intikam ateşini harlamaya vakti yoktu da ondan diye geçirdi içinden Gece. Kemal’in şakaklarındaki beyazların, uzayan sakallarının dışında değişen bir yanı yoktu. Aralarında yaşananlar olmamış saysa şimdi sarılırdı ona. Geniş göğsüne başını yaslar hıçkıra hıçkıra ağlardı. Ancak onun baba olduğunu kendisinin ise bir çocuğu olabilsin diye sahte evlilik yaptığını düşününce onu görmek bile ağrına gidiyordu.
“Haber vermeyi unutmuşum kusura bakma.” Beziyle beraber cama yeniden döndü. “Çek çek ile olmaz tatlım, bu boyumuzun uzandığı kısımları elimizle silelim…”
“Gece abla senin boyunun uzandığı yer mi benimki mi?”
Gece genç kıza omzu ile vururken elinde iki bardak çay ile Deniz çıktı içeriden. “Oo Kemal Günaydın, hoş geldin.” Çayları dışarıdaki masalardan dolu olan bir tanesine koydu. Abisinin omzuna vurdu. Kemal, ardından Gece’yi izliyordu hala.
“Gel içeri geçelim. Çay kahve ne içersin?”
“Kahve olur.”
İçeri doğru yürürken başını çevirip çevirip bakıyordu Kemal. Gece’yi görecek şekilde oturup bakışlarını ona dikti. Gece ise bu bakışların farkında olsa da bakmadığı için görmüyordu onu. Hatta görüş hizasından geçip giderek mutfak kısmına geçti. Kemal gözleriyle takip etti Gece’yi ve gözden kaybolunca Deniz’e döndü.
“Görüşüyor muydunuz zaten?”
“Evet İzmir’e gidiyordum sık sık görmeye.” Altı üstü bir kere gittiğini belirtmeye gerek yoktu. Sık sık çok daha acı bir intiba bırakacaktı.
“Hiç söylemedin.”
“Söylemem mi gerekiyordu?”
Kemal, irkildi. Kahveler geldiğinde odaklanmaya çalışarak aklına hiç fena bir şey gelmeden konuşmaya devam etti. “Temelli mi döndü?”
“Evet, burada yaşıyor artık.”
“Nerede? Evinin adresini biliyor musun?”
“Biliyorum. Sen de biliyorsun. Çocukluğunun geçtiği adres. Benim evde yaşıyor.” Hatta senin çocukluk yatağında uyuyor. Senin gardırobunu kullanıyor. Bu kısımlarını içinde sakladı Deniz. Kemal, ailenin uslu çocuğunun neyi bilmesi gerekiyorsa onu bilecekti.
“Ne demek bu?”
“Hangisi abi?”
“Gece ile evlendiniz mi?”
“Tebrike mi geldin?”
“Oğlum sen manyak mısın? Gece ile mi evlendin?” Kemal’in sesi yükselmişti. Deniz sabah erken saat olduğu için bahçedeki masalara dağılmış insanlara göz attı. Birkaçı dönüp bakmıştı içeri.
“Müşteriler var, biraz sesimizin tonunu indirirsek…”
“Yanlış anladığımı söyler misin Deniz?”
“Doğru anladın. Gece ile evlendik. Abi neyin kafası bu sendeki. Sen üç aylık bir ilişki yaşadın kızla ben iki yıla yakın zaman. Tam olarak kendine mal ettiğin kızın seninle alakası olmadığını söylemek için matematik hesabı mı yapmak lazım? Dip not evlisin. Dip not yedi aylık bebeğin var. Senin yasını tutmaya lüzum görmedik.”
“Ulan sen soysuz musun?” Ayağa kalktı Kemal. “Bu nasıl bir ihanet?” Artık müşteriler bakıyordu işte. Gece mutfaktan çıktı, birkaç garson çocuk da mutfakla salon kısmının ortasında durmaya başladılar. Kemal masayı devirdi. Deniz istifini bozmadı. Müşterilerden bazıları ne oluyor ya nidaları ile huzursuz ayaklandılar. Garson çocuklardan birkaçı bahçeye çıkıp sorun yok gibilerinden onları yatıştırmaya koştu.
“Hadi bu yaptı,” dedi Kemal. “Sen nasıl yaptın?” Gece sorunun kendisine yöneltildiğini fark etti. Hani Deniz ailesinden intikam alacaktı ya Gece de Kemal’den alabileceği intikamın en büyüğünü almamış mıydı sanki?
“Bana hesap sorabileceğini sanman da büyük Günaydın egosu herhalde,” dedi Gece.
“Kepazeler!” dedi Kemal dişlerinin arasından tıslar gibi. Arkasını dönüp çıktı pastaneden. Gece salonun ortasına gelip masayı kaldırmaya kalkarken Deniz de bir ucundan tuttu.
“Yumruk atacak sandım,” dedi Deniz.
“Suratı göte döndü oh olsun.”
Deniz şen bir kahkaha attı. Kemal’in arkasından yas tutmasını bekler gibi bir an şaşırdıysa da Gece, Deniz’in niyetinde ne kadar ısrarcı olduğunu anlamasında faydalı oldu bu kahkaha. Deniz için her şey yeni başlıyordu. Birazdan annesi arayacaktı, dedesi… Birileri ona ağır sözler edecekti. O da diyecekti ki herkes kendine baksın herkes. Beğenmiyorsanız reddedin beni umurumda değilsiniz. Sizden ben zaten nefret ediyorum. İğreniyorum. Biraz eşitlenelim işte siz de benden iğrenin.
Öykü, Deniz’in bu evlilik hikayesini bilerek çıkardığını düşünüyor bu düşüncesinde ısrarcı olamıyordu. Kim hangi günahı işlerse işlesin kabul görüyorsa o da görmeliydi. Sahiden Gece denen kızla bir şeyler yaşadı ise ki o kızın da oğlunun da yalnızlığı ortadaydı, birbirlerinde ortak bir şeyler bulmuş olmalılardı. Kemal’in tepkisi elbette ki aşırıydı. Ne kadar evlense, çocuk sahibi olsa da Kemal, Gece’yi hiç unutmamıştı. Üstelik Nesli ile de aralarının kötü olduğunu biliyordu. Nesli, Kemal’in ona sevgi göstermediğinden şikayet ediyordu. Evliliklerinin ilk günlerinde birlikte olduktan sonra hamileliği, sonrasında lohusalığı bahane edip yanında bile yatmıyordu Kemal. Yedi aylık bebeği ile deli çıkacağı bir evlilik hayatının içindeydi Nesli. Öykü hem ona hem de bu evlilik hikayesindeki tek mutsuz karakter olmayan Kemal adına üzgündü. Gece’nin dönüşü işleri nereye getirirdi bilmiyordu. Ancak Gece ile Deniz’in evlendiğini Kemal’den duymasının ardındaki gün Nesli telefonda cıvıl cıvıldı.
“Bir şey oldu Öykü Hanım.” Anne demezdi ve demiyor diye de Öykü mevzu yapmazdı. Yeteri kadar çocuğun annesi olmuştu. “Kemal akşam beni karşısına aldı ve artık dedi seni üzmeyeceğim. Kızımızı odasına koydu ve gelip benimle uyudu.”
Anlaşılan sadece de uyumamıştı. Öykü, Gece’nin etkisi ile böyle bir kararlılığa giren Kemal’in evlilik hayatını da sürdürülebilir bulmuyordu açıkçası. İpler büsbütün kopacak. Nesli artık dayanamıyorum diyecek. Kemal belki avuntuyu başka kadınlarda bulacaktı. Altay, müthiş bir anlayışsızlıkla Nesli ile evliliği konusunda ısrar ederek Kemal’in hayatını mahvetmişti.