20

1676 Kelimeler
Gece, Kemal’i o gün son kez gördüğünü artık biliyordu. Geri dönmesini imkânsız kılan cümleleri, ağır yargıları ve bir anlamda da hakaretleri olmuştu. Bile isteye, hissederek söylemişti her şeyi. Her geçen gün ona olan kızgınlığı hafiflese de Gece, Kemal’in ona söylediği yalanı ve sonrasında yaşattıklarını unutamıyordu. Bazı zamanlarda onu hayatının hatası kabul ediyor yine de çok özlüyordu. İzmir’de gerçek manada bir yaşam kurmuş değildi. Masaj salonunda çalışıyordu, kazandığı paranın bir kısmını otele veriyor, bir kısmı ile karnını doyuruyor kalanını da biriktiriyordu. Otelin sahibi altmış yaşlarında, somurtkan, mesafeli bir ihtiyardı. İsmi Mustafa idi. Gece, ilk misafirlik günlerinde zaruri olmayan konuşmalar yapmazdı onunla. Fakat zamanla yalnız yaşayan genç bir kızın destekçisi olmanın mesafesine zarar vermeyeceğini düşünmüş olacak ki Mustafa, Gece’ye dostluk gösterisinde bulunmaya başladı. Bu da Gece’nin bir ev tutup yapayalnız yaşama ihtimalini ortadan kaldırdı. Masaj salonundan çıkar, aperatif yiyecekler alır, otele girip Mustafa’nın da eşlik ettiği kısa, sağlıksız bir akşam yemeği yerdi. Böyle beslenirse az yaşayacağını söylerdi ona Mustafa. Tüm gün bir şey yemeyip tek öğünde de ne kadar zararlı şey varsa onlar oluyordu sofrasında Gece’nin. Çok daha fazla sigara içiyordu. Yaşamaktan yılgın hali her yerden görünüyordu. Hayatının her aşamasında biraz bakımsızdı Gece. Kemal ile yaşadığı dönemde onun gösterişine layık olmak çabasında ya da ona her daim güzel görünmek kaygısında kendine bakıyordu ancak İzmir’de işleri iyice koy vermişti. Aynı giysileri giyiyordu. Her gün bir diğerinin tıpatıp aynısı olunca izin günlerini unutup yine işe gittiği oluyordu. Mustafa’nın bir de kamu dairelerinden birinde memurluk yapan bir oğlu vardı. Evli ve iki çocuk babası Kerim, nadiren de olsa otele uğradığı günlerde fark etti Gece onu. Eli yüzü düzgün efendi biriydi. Gece, hiçbir erkeğe yüz vermediği gibi genç olduğu için ona da yüz vermedi başlangıçta. Fakat daha sonra çocuklarıyla da uğramaya başlayınca otele özellikli üç yaşındaki oğlu Mustafa’nın bıcır bıcır halleri ilgisini çekti Gece’nin. İzin günlerine denk gelsin Mustafa’yı seveyim diye fırsat kollamaya başladı. Çocukları ne kadar sevdiğini, seveceğini ise böylece öğrenmiş oldu. Mustafa’ya hediyeler almaya başladı. Bazen dedesinden ve babasından izin alıp odasına çıkarıp ona masallar anlattı, onunla hareketli oyunlar oynadı derken Mustafa’yı görmeden yapamaz olmaya başladı. Tüm bu olanların arasında da bir gün lobide yemek yerken Kemal Günaydın nihayet evleniyor haberini gördü. Yaşlı Mustafa, “Bu adamın da sıçtığını haber yapıyorlar,” dediğinde Gece şöyle bir dönüp baktı adama. “Kusura bakma kızım ağzımı bozduruyorlar. Milletvekili kızı ile evleniyor diye de iyice abarttılar herifi.” Başını salladı Gece. Abartıyorlardı bu adamı. Düğüne basın alınmayacaktı. Bilmem ne sarayında yapılacaktı düğün. Bilmem kaç bin davetli olacaktı. Gelinliği yurt dışında dikilmişti. Çok para dökülmüştü. Çok harcanmıştı. Bilmem ne. Yemeğini yarım bırakıp odasına çıkıp hıçkıra hıçkıra ağladı. Birkaç gün boyunca baktığı her yerde Kemal vardı. Çıkmış gelmiş de onu çok özlediğini yeniden söyleyecekmiş gibi hayaller kurdu. Hayaller hayalde kaldı ve Gece yeniden çocuk Mustafa’ya tutundu. Her gün gelsin istiyordu artık ve dedesine her akşam onu soruyordu. Onun Mustafa’ya ilgisi küçük çocuğun dedesinin de babasının da dikkatinden kaçmadı ve Mustafa artık gelmemeye başladı. Gece, karanlığa gömüldü. Yalnızlığı dibi gördü ve iyiden iyiye içine kapandı. Ölümü düşündüğü bir vakitti, aylar sonraydı. Geç bir vakitte telefon rehberindeki isimlerden Deniz’i aradı. Deniz, sarhoştu her zamanki gibi. Tanımadı ilk etapta Gece’yi. “Unuttun mu be aşk olsun sana!” dedi sitemkâr bir dille Gece. “Yok be kızım çok içmişim kafam dolu. Ben senin numaranı da bulmuştum bir zaman abim arama dedi, nefret ediyor bizden. Benden niye edeceksen. Etmiyorsun değil mi?” Gece ağlamaya başladı. Ağlarken gülüyordu bir yandan da. “Ne oldu, yolunda değil mi hayatın?” “Hiç sorun yok. Düzen kurdum. Bir şekilde gidiyor. Sizi özledim.” “Beni mi?” Saf ve şaşkın kurdu bu cümleyi Deniz. “Seni de. Kemal nasıl?” “Baba oluyor!” Deniz bu cümleyi kurmaması gerektiğini bildiği için panikle ağzını kapattı. Bir sessizlik oldu telefonun ucunda. Deniz de sustu. Yeniden konuşma cesareti gösteren Gece oldu. “Ne yapacaktı da benim yasımı mı tutacaktı? Erkeklerin en duygusal olanı bile bu kadar adi işte. Ondan nefret etmekte haksız mıyım Deniz? Beni ne hale getirdi? Ben saraylarda yaşamıyordum yaşama hayali de kurmuyordum zaten fakat durumum şimdi içler acısı. Okula devam edemiyorum. Burada nerede ufak bir çocuk görsem içim kanıyor. Kimseye yakınlık gösteremiyorum çocuklardan başka. Çalıştığım yerdeki kızlar bir akşam toplanalım diyorlar yok diyorum ya onlara da alışırsam biri kırarsa kalbimi… Korkak, buzdolabı gibi bir şey oldum. Yapayalnız kaldım.” “Kendin istedin Gece, ben seni yalnız bırakmazdım. Keza ben de yalnızım çünkü. Histerik ve psikopat olduğum da söylenir.” Burnunu çeke çeke güldü Gece. “Hafta sonu geleyim mi İzmir’e? Bana İzmir kızı buluruz. Deniz havası alırız. Rakı içeriz.” “Sen, ben ve İzmir kızı mı?” “Gel dersen gelirim. Yoksa boğmam. Ben kimseyi boğmam. Çok naifimdir.” “Gelirsen sevinirim. Ama ben hafta sonu çalışıyorum. Çarşamba izin günüm.” Deniz, hangi günü söylese o gün gelirdi. Hayatı öncekinden daha iyi değildi. Pilotluğu bırakmış babasının işlerinde de mutlu olamamıştı. Nereye elini atsa oradan sıkılıyor yaşamaktan zerre keyif almıyordu. Kemal’in düğününde de olay çıkarmıştı. Biraz içince oluyordu böyle şeyler. Elif ile Eylül ona bıktık senden demişlerdi. İrfan karga tulumda dışarı çıkarmıştı. Kemal gözlerine hayal kırıklığı ile bakmıştı. Baksındı. Kemal değil miydi Gece’yi de mundar eden. Şayet o ilişmeseydi bu kıza onunla olma ihtimali vardı. Hem Gece ile arasındaki tek engel de engelsiz olmaları olurdu. Kimse ona masör bir kızla evlenemezsin demezdi. Annesi de hayat kadınıymış aman aman denmezdi. Altay onun evleneceği kızı araştırmazdı. Öykü, Deniz bir düzen kursun, mutlu olsun artık derdi. İrfan zaten hayat kadınının kendisine âşık oldum dese Deniz, sessiz kalırdı. İrfan aşka büyük saygı gösterirdi. Fakat Deniz aşık bile olamamıştı ki saygı görsün. Şöyle bir etkilenmişti Gece’den abisinin sevdiği kız diye, kız da abisini köpek gibi sevdiğinden bir de baskılamıştı. Müthiş baskılardı kendisini, bu konularda hep becerikliydi. İlk Çarşamba havaalanında karşıladı onu Gece. Yeniden kıştı mevsim. Kemal’in evliliğinin üzerinden altı yedi ay geçmişti. Gece gideli neredeyse bir sene olmuştu. Kemal’e sarılır gibi sarıldı Gece ona. Birlikte bol hamur işli bir kahvaltı yaptılar. Denize nazır sigara tüttürdüler. Sahilde yürüdüler. Akşam planladıkları gibi rakı içtiler. Sarhoş oldular. Deniz’e de bir oda verdi Mustafa. Gece, herif bulmuş, yukarıda aynı odada birleşecekler diye düşündü. Belki sevgili bulursa çocuk Mustafa’yı da boşlar biraz diye umut etti. Deniz gitti Gece yine sormaya başladı çocuk Mustafa’yı. Aylar sonra televizyonda Kemal Günaydın’ın kızı oldu haberini gördüğünde çok ağladı. Ağlamaktan yüzü gözü şişti. Tüm gün lokma yemedi, işe gitmedi ertesinde. Derken depresyona doğru çekildiğini fark etti. Deniz’i aylar sonra yeniden aradı. Hiç konuşmamış değillerdi ara ara laflıyorlardı telefonda. Ancak bu görüşme onlardan farklıydı. Canım yanıyor, dedi Gece. “İçim çekiliyor. Tüm çocuklara bakarken benim olmalı diye düşünüyorum. Hiç anne olamayacak olma fikrini kabullenemiyorum. Bir çocuk herkese yakın bana uzak Deniz. Hiç anne olamayacaksam nasıl yaşayacağım bu hayatı diye düşünüyorum. Nasıl devam edeceğim.” “Evlat edinebilirsin!” Karşısında ağlayan bir kadın varken sus ağlama, ne olur üzülme gibi laflar etmezdi Deniz. Sonuca bağlardı mevzuyu. Çözüm üretirdi. “Bekar kadınlara çocuk vermezler.” “Çocuk versinler diye evlenirsin.” “Çocuk versinler diye evlenilir mi Deniz?” “Ha madiden. Sahiden değil ya.” “Kiminle?” “Ben boşum istersen…” Çözüm üretmek Deniz’in işi dediysek bu kadarını da kastetmedik. Deniz’in kafasında iyiden iyiye uzaklaştığı ailesine kazık atma fikri de vardı. Altay’ın Gece’den hiç hazzetmediğini biliyordu. Ondan kurtulduğu için de mutlu olduğunu biliyordu. Altay’a Gece efsane bir darbe olurdu. Kemal’in Gece’yi unuttuğunu zaten hiç sanmıyordu. Salak saçma bir evcilik oyununun içinde mutsuzdu. Mutsuzum demiyordu ancak bazen ansızın ziyaretler yapıyor susarak oturuyor Deniz’in içki sofrasına eşlik ediyor çekip gidiyordu. Kızı doğdu diye bir şeyler değişir miydi bilmiyordu. Belki de değişirdi. Yine de Kemal’in aklının karışması kaygısı Altay’ı mahvederdi. Annesi Gece’yi görünce biricik oğlu için endişe nöbetleri tutmaya başlardı. İkisine hatta Kemal’e bile oh olsundu. Gece ikna olursa. İlk etapta olmadı tabii. Fakat Gece’nin yüreğinde anne olma ateşi yanarken Deniz bunu kullanabileceğini biliyordu. Gece’nin onu etkilediği doğruydu ancak Deniz, niyeti Gece’yi hayatına dahil etmenin de ötesinde bir tür çocukça intikamdı. Gece, Deniz’in bu ısrarlarının sürdüğü günlerden birinde çocuk Mustafa’yla yeniden karşılaştı. Mutlulukla doldu içi, otelin kapısının önünde gülümseyerek koştu çocuğa doğru ve ona sarıldı, onu özlediğini söyledi. Sonrasında fark etti ki çocuğun elinden tutan kadın annesiydi ve çocuğa bu kadar yakınlık gösteren bir yabancıya tahammülü yoktu. Rahatsızlığını yüz ifadesi ve tavırlarıyla belli eden kadına teşhisi koydu Gece; o bir anneydi. Anneler çocukları için olası bir tehlikeyi sezer önüne geçerlerdi. O gün anladı ki Gece tüm çocuklu anneler için tehlikeydi. Neyi var neyi yoksa toparladı, tazminatını yakıp istifa etti ve bankadaki üç kuruş parası ile İstanbul’a döndü. Deniz elbette ki bu habere çok sevindi. Yıllardır hiçbir şey başaramamış bir adamdı. Babasının intikamı dün gibi içinde duruyordu, Altay, babasından kalanların üstüne bir hayat inşa etmişti ve Deniz mutluluk sarhoşuydu. Deniz, evlilik fikrinden kime bahsederse bahsetsin engelleneceğini biliyordu. Kimseye bahsetmedi. Pastanelerin birinden iki tane garson tuttular ve onlar nikah şahidi oldu. Nikah kıyıldıktan üç dört gün sonra da bebek yaşta evlat edinimi için kuruma başvurdular. Bebekler için müthiş bir sıra vardı ve sıra mutlaka Gece ile Deniz’e de gelecekti. O zamana kadar evlerinde bir bebek yaşayacak standardı kurmalılardı. Yetkililer uygun aile olup olmadıklarını araştırırlarken bunlara bakacaklardı. Gece umutluydu. Deniz’in ise evlatlık alınacak bir bebek umuru bile değildi. Sanki her an yetkililer gelecek gibi Deniz’in babadan kalma toz ve kasvetle kaplı evinde ummalı bir çalışma başlattı Gece. Günlerce temizlik yaptı. Makinelerce çamaşır yıkadı. Halıları yıkamacılara devretti. Camları parlattı. Dolapların içini kırkladı. Derken Deniz’in rakı sofraları kurduğu virane evi gerçek bir yaşam alanına döndü. Annesinin yanında Gül isminde çalışan çalışkan bir kadın vardı Deniz çocukken. Onun zamanındaki ev kadar derli toplu olmuştu evi. Temiz ev gerçek bir aile özlemini parlattı içinde. Gece’ye yan gözle baktığı yoktu. Onu arzularsa gider bir başka kadınla yatar geçerdi. Gece’ye ilişmezdi çünkü Gece abisini seviyordu. Kemal’in sözü geçince dikkat kesiliyor ancak kendisi yasaklı gibi bu ismi anmıyordu. Ölesiye nefret etmek ile ölesiye sevmek arasındaydı. Ölesiye sevmek öldürürdü. Nefret süründürürdü. Çünkü ölesiye nefret onu süründürüyordu. Yine de bu düzen ona iyi geldi sabahları işe gidip akşamları dönmeye başladı. Bir noktadan sonra evde beklemek Gece’ye zor gelmeye başladı. Bu yetkililer gelecekse önceden haber edeceklerdi nasılsa Gece de iş aramak istedi. Deniz pastanede ona göre çok iş olduğunu söyleyip onu yanına aldı. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE