19

1561 Kelimeler
Sabah saatlerinde aldılar Gece’yi normal odaya. Bebeğini kaybettiğini henüz öğrenmişti Gece içi boş bir çuval gibi yatağa yatırılırken Kemal ile Deniz’in da hastane odasında olduğunu fark etti. Boş bakışlar boş içini ele verir gibiydi. Serumu bağlandı. Yatağın ve odanın kısa tanıtımı yapıldı. Ağrıları için ağrı kesici yapılmıştı. Ağrısı mı vardı farkında değildi Gece. Ağrısı olsa bilirdi. Dikkat kesildi. Ağrımıyordu. “Gece…” Kemal hemşirenin yanında eğilip alnından öptü Gece’yi. Hemşire göz ucuyla baktı Kemal’e. Bu adam başkası ile nişanlı değil miydi? “Çok özür dilerim Gece, çok üzgünüm.” “Burada kalmanı istemiyorum,” dedi Gece boğuk bir sesle. “Deniz işin yoksa sen refakat eder misin bana?” “Tabii.” Kemal gideceğe benzemiyordu. Sadece geri çekildi. Deniz’e biraz hava alıp geleceğini söyledi. Deniz bir yerinin ağrıyıp ağrımadığını sordu. Olanlar için üzüntüsünü dile getirdi. Çok korkmuş olabileceğini söyledi. Gece duygularını dile getirmedi sustu. Birazdan Kemal bir demet gerbera çiçekleri ile geri geldi. Hemşireden vazo istedi. Gece’nin yanına vazoya koydu. Deniz’e bakışları ile sordu çok mu kötüydü Gece. Deniz dudaklarını büktü. Bir tarafına Kemal bir tarafına Deniz oturdu. Gece bir süre daha sessizce uzandı sonra da ne istediğini net bir şekilde tekrarladı. “Benimle kalmanı istemiyorum Kemal. Hayatımda bugünden sonra sana yer vermeyeceğimi anlamış olman lazım. Benim için çok büyük bir hatadan daha ötesi değilsin. Saçma sapan ısrarı bırakıp git lütfen.” Çok net, katı ve duygusuz görünüyordu Gece. Ancak Kemal, bu zor zamanda söylenen sözlere aldanacak değildi. “Bu haldeyken sen gidemem.” “Ben de bu haldeyken varlığına tahammül edemem.” “Biz düşman değiliz. Ne yaşadıysak birlikte yaşadık, bundan sonra yaşadığın her şeyi birlikte göğüsleriz.” “Ne o, nişanlınla ayrılık konuşması mı yaptın?” “Buna vaktim olmadı.” “Rezervasyonsuz da ayrılık olmaz şimdi sizin camianın raconu başka. Gider misin lütfen? Bak kim yaptıysa seni, beni taşımaktan da kurtardı. Bebek yok. Ben de yokum.” “Gece, seni seviyorum.” Deniz, başını eğdi. Arada kalmak istemediği bir durumun içinde huzursuzca durmaya devam etti. “Eğer gitmezsen gücüm yettiği kadar bağırırım. İstemiyorum seni burada. Hayatımda da. Seni affetmem mümkün değil. Lütfen! Peşimde dolanma dedim, dolandın. Ben sana uygun değilim dedim uygunsun dedin. Evlilik dışı ilişkide sınırlarım var dedim sınırlarımı çiğnedin. İki ayın içinde ne istediysem tersini yaptın. Hayatımın içine ettin. Şimdi de defolup git lütfen! Bir defa benim ne istediğimi anla ve git.” Kemal kalktı. Bu defa onun istediğini anladı ve gitti. Asla bu gerçek bir gidiş değildi. Hastane masraflarını ödedi misal. Deniz’den durumu hakkında bilgi aldı. Acaba gerçekten onu görmek istemiyor muydu? Durum ciddi görünüyordu Deniz’e de. Deniz’den rica etti onu yalnız bırakmamasını, onun da aksini yapmak gibi bir niyeti yoktu, Gece’yi kendi evine götürdü. İtiraz edecek halde değildi Gece gidecek yeri yoktu. Deniz pilotluğu bırakalı on gün kadar oluyordu ve artık babasının pastanelerinin başına geçmişti. İş anlamında da özgür olduğu için Gece ile istediği kadar ilgilenebilirdi. Gece bir hafta kadar sadece yattı. Bu süre içerisinde onu ziyarete İrfan ve Öykü geldi. İkisi de Kemal hakkında konuşacak olduklarında Gece onunla ilgili konuşmak istemediğini söyledi. En kısa zamanda, toparlanır toparlanmaz da Deniz’in yanından ayrılacaktı. Fakat Gece ne iş yapar nereye gider bilmiyordu. Bu bir haftanın sonunda Kemal’in evden gönderdiği kıyafetlerinden bazılarını bir sırt çantasına doldurarak evi terk etti. Yine Kemal’le yaşadığı dönemden kalma çok az parası vardı. Otogara gidip ilk otobüse bilet aldı. İzmir’e. İzmir de diğer tüm ülke vilayetleri gibi yabancı memleketti. Önce numarasını değiştirdi. Çünkü onu ilk arayan uyanıp da yattığı odada göremeyen Deniz olacaktı sonra da haber Kemal’e ulaşacaktı. Kemal’i affetmeyeceğine emindi. Onunla olmayacağına da. Bu işi bitirmişti. Cebindeki para ile üçüncü sınıf otellerde konakladı. Masör sertifikası ile birkaç işe baktı. O süre içinde ufak meblağlara ağır işler yaptı fakat sonunda yine dönüp aynı otel odalarında kaldı. Ev tutacak parayı nasıl biriktireceği hakkında fikri yoktu. Kafasını en güzel dağıtabildiği yerdi çalışmak o da ne iş bulsa yapmaya, günlük de yarım günlük de olsa yevmiyesini almaya başladı. İlk sigortalı işi ise bir masaj salonunda oldu. Sigortalı işi olunca kaydı da oldu ve Kemal onu tam üç ay sonra buldu. Masaj salonunda. O güne dek Gece ara ara Kemal’in haberlerine bakıyordu. Altay’ın da söylediği gibi Kemal Nesli’den ayrılmış olsa haber yapılacağını o da biliyordu. Kemal’in ayrılık haberinin olmadığı bir günün sonunda salonun giriş kapısında gördü onu. Yanından geçip gidecekti sözde. “Sadece konuşmak istiyorum!” dedi Kemal. Bir çorbacıya gittiler. En son sabah yemek yemişti Gece ve açtı ama yine de çorbasına dokunmadı. Kemal ise araçla uzun yol gelmiş hiç uyumamıştı yorgun görünüyordu. İlk konuşan Kemal oldu. Hâl hatır sormadı. Buralarda ne işin var demedi. Uzun zamandır onu aradığını, sigortalı bir işi olduğu anda haber saldığı yerlerden bilgi geldiğini söylemedi. “Deniz de merak ediyor seni,” dedi onun yerine. “Gel seni götüreyim Gece onunla çalış, o da yalnız, arkadaşlık edersiniz, destek olursunuz birbirinize. Burada yalnız başına yine dönmüşsün şu işe hayatın boyunca sana nasıl bakacaklarını bile bile… Evet haklısın bu bir iş, profesyonel bakılınca hiç de bir sorun yok fakat toplum her geçen gün daha da yozlaşıyor ve böyle sektörlerin tamamı kadını kullanılacak bir temsili nesne gibi görüyor. Gece gel gidelim. Bak söz veriyorum sana ısrarcı bir pislik gibi etrafında dolaşmayacağım. Benden kaçmak için hiç bilmediğin şehirde ucuz otel köşelerinde yaşıyorsun. Senin düzenini ben bozdum müsaade edersen o düzeni kurayım.” “İstemem!” Net bir şekilde tek kelimeyle verdi cevabı Gece. “Özlemiyor musun beni?” Kaşlarını kaldırdı Gece. “Ben seni çok özlüyorum. Serseme döndüm. Kötüyüm. Hayata dönemiyorum. Yaşadığımız her şeyi bir bir hayal edip yeniden yaşamaya çalışıyorum. Gece, bana dön demeyeceğim. Asla demeyeceğim. Lütfen gidelim.” “Senden yardım istemiyorum. Deniz de senin kardeşin bunu da istemiyorum. Müsaade edersen senden önce ne yapabiliyorsam yine yapabilirim. Haklısın İstanbul babanın tapulu malı değil fakat benim artık o şehre de tahammülüm yok sana olmadığı gibi.” “Nefret mi ediyorsun benden?” Cevap vermedi Gece. “Ne yaptım sana ben?” “Daha ne yapmak isterdin? Eksik kaldı ise tamamlamak istiyorsun öyleyse. Hayatımı zorlaştırma.” Birisinin telefonunu Kemal’in yüzüne doğru tuttuğunu gördü Kemal. Fotoğrafını çekiyordu. Öfkeyle kalktı masadan genç bir delikanlı olan sosyal medya habercisi çocuğun telefonunu elinden alıp ayağının altına alıp çiğnemeye başladı. Çocuk dayılandı, bağırışlar başladı. Gece mekânı terk edip Kemal’i orada bırakıp çıktı. Nefretin ne denli güçlü bir duygu olduğunu öğrendiği zamanlardı Gece’nin. Aşkın bir yanının da nefret olduğunu. Kaybetmek zorunda bırakıldığı hayatın içinde iki duygu kadar ona zarar veren başka bir duygu daha yoktu. Otele gidip erkenden yattı. Sabah uyandığında hazırlanırken otelin önünde sigara içerken gördü Kemal’i. Öyle kafası esince sigara içen adamdı Kemal. Esmişti yine. Giyindi ve işe gitmek üzere çıktı. Köşedeki pastaneden simit alırdı, almadan hızlıca yürüdü, Kemal de peşine takıldı. Gece masaj salonundan içeri girdi. Kemal de peşinden. O üzerini değiştirmek için içeri geçtiğinde kayıt açtırdı Kemal. Masaj yaptıracaktı. Az önceki hanımefendiye. Onu odaya aldılar. Gece gelene kadar hazırlanması için fırsat verdiler. Gece biraz sonra geldiğinde Kemal hazır değildi. “Nişanlından neden ayrılmadın?” diye sordu o esnada Gece. Gerçekten merak ediyordu. “Sevmiyordun ya hani.” Gülümsedi Kemal, bunu önemsediğine göre onu da önemsiyordu. “Ayrılayım mı?” “Ne halin varsa gör diyeceğim de hani insanda biraz yüz olur be!” “Seni yaralayan çocuğun azmettiricisi Yakup Beymiş. Aslında ayrıldık. Sadece basına sızmadı çünkü Yakup Bey istemedi.” “Hı tabii, ben de salağım. Baban demişti ya salak mı bu kız diye? Lütfen hakkımı yiyorsun nicedir.” “Gece,” gülümsüyordu Kemal. Genç kızın omuzlarından tuttu. “Gel dönelim.” “Dönmeyeceğim. Nesli ile ayrılıp ayrılmaman da aslında umurumda değil. Sadece anlamaya çalışıyorum seni. Nasıl bir karakter sendeki diye? Bebeğini pardon sadece benim bebeğimi öldüren Yakup pezevengine bey diyorsun mesela. Baban gibi bir puşta baba diyorsun mesela ve senin karaktersizliğin midemi bulandırıyor.” Kemal ellerini çekti. “Zoruna gitti herhalde. Evet seninle ilgili gerçek fikirlerim bunlar. Değişmeyecek de. Ben senin kadar adileşemem. Masör de olsam, annem hayat kadını olsa kalite anlamında bir model büyüğüm senden.” “Böyle düşünmüyorsun?” “Daha neler düşünüyorum…” diyerek iç çekti Gece. “Fakat evet seni sevdim. Hala da seviyor olabilirim ama sana dönmeyeceğim. Eğer birazcık insafın varsa etrafımda dolanıp bana acımı hatırlatmazsın. Birazcık sevdi isen bana kendimi daha fazla değersiz hissettirmezsin. Ben senin yüzünden kaybettiklerimi telafi edemem. Fakat onurumu tazeleyebilirim. Müsaade edersen bunu yapmak istiyorum. Dolanma peşimde. Git evlen o kızla. Keza layıksınız birbirinize. Babası, kızını yamamak için damadının yedeğini bıçaklatıyor. Baban servetini büyütmek için oğlunu satıyor. Sen ben dürüstüm diye övünüp babanın iğrenç her yanını sindiriyorsun.” “Babam olduğu için…” “Bravo. Hayırlı evlat. Hayırlı damat. Hayırlı insan. Hayatımda bu kadar hayra yer yok. Mümkünse bir şer bulup bir dahakine ona âşık olacağım.” “Öyle şeyler söylüyorsun ki Gece tüm hayatımı harcayacağım kararlara itiyorsun beni.” “İttiğim yerde kalınız.” Kapıyı gösterdi Gece. “Buradan çık. Bir daha da karşıma çıkma. Doğru düzgün maaşlı bir iş buldum, etrafımda dolanıp durma. Midemi bulandırıyorsun. Öyle ki sanıyorsun bizden olandan bir daha olur. Anneliğimin katili olduğunu unutup seninle yeniden olurum sanıyorsun. Bir de utanmadan o adi babanın elini öpmemi falan bekliyorsundur. Hepinizden nefret ediyorum ben be. Hepinizden.” Kemal’in gerçek gidişi de bu anın sonundaydı. Seslerin yükseldiği odanın kapısı açıldı. Kemal, salonun sahibinin yanından geçip giderken “Ne iş?” diye sordu salon sorumlusu. “Adamı tanımadın herhalde Kemal Günaydın.” “Taciz etti beni. Ünlü diye bir şey sanıyorsunuz ama sapık herifin tekiymiş.” Salon sahibinin gözleri büyüdü. Ne kadar da beyefendi bilinirdi oysa. Her şey reklamdı bu adamı da böyle pazarlıyorlardı piyasaya. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE