22

1095 Kelimeler
Sonraki sabah yetiştirme yurdunun yetkilileri ile telefonda konuşurken Gece, Deniz’in annesinin içeri girdiğini gördü. O kadının incitici sözler etmeyeceğinden adı gibi emindi. Bu aile içinde olaylara etraflıca bakabilecek bir o vardı bir de İrfan Dede. İrfan dedenin pek ömrü kalmış gibi görünmüyordu fakat Öykü’nün derleyiciliği ve toparlayıcılığına bu ailenin maruz kalacağı daha yıllar var gibiydi. Tek dileği ise Altay’ın bir an önce ölmesiydi.            Yurt yetkilileri teftiş için gelecekleri sürenin belli olmadığı henüz sıra olarak geride olduklarını fakat mutlaka sıraları gelmeden önce teftiş işleminin tamamlanacağını söylüyordu. Normalde olsa bu konuşmayı uzatırdı ancak Öykü’yü görünce bilgi için teşekkür edip telefonu kapattı. Öykü’ye başıyla selam verdi.            “Kolay gelsin,” dedi Öykü. “Sakin buralar.” Yıllarca çalıştığı yerdi burası. Eski kocası ile her köşesinde emeği vardı bu dükkânın. “Deniz yok mu?” Başını iki yana salladı Gece. Öykü elini uzattı Gece elini sıkarken diğer elini de Gece’nin elinin üzerine koydu.            “Nasılsın?”            “İyiyim sağ olun. Siz nasılsınız?”            “Ben de iyiyim. Teşekkür ederim. Buyurun oturun Deniz’e haber vereyim ben. Size de içecek bir şeyler getireyim mi?”            “Bülent usta limonata yaptı ise alırım.”            Bülent ustayı biliyordu. Burası onundu fakat ikram için Gece ev sahipliği yapıyordu. Karmaşaydı hayatın her anı. Deniz, muhasebe işleri için çıkmıştı. Annesinin geldiğini haber verdi. Deniz de “Boş ver!” dedi. “Gelip göstermeyeyim kendimi özlesin biraz. Sen sakın onun yakınlığına aldanıp biz aslında evlat edinmek için evlendik falan deme Gece vallahi seni şişlerim.”            “Şişlerim ağır olmadı mı biraz be?”            “Aklıma o geldi. Ağzını sıkı tut. Annem hilebazdır anlamaya çalışacaktır. Hikaye anlat müthiş bir aşk hikayesi uydur. Hadi göreyim seni aslanım.”            Gece gülerek telefonu kapattı. Limonata servisi ile içeri döndü. Öykü masasına davet edince de onu oturdu Gece. “Ne kadar zayıflamışsın Gece? Zaten ufak tefek bir şeydin ama baya solgun gördüm seni. Kan değerlerine baktırıyor musun?” Başını iki yana salladı Gece. “İhmal etme bak kadınlar zaten kansızlığa müsaittir. Malum adet döngüsü.”            “Adet görmüyorum Öykü Hanım. Kürtajdan sonra olmadı.”            “Aa… Söylemişlerdi evet. Gidiyor musun kontrole?” Başını iki yana salladı Gece. “Sağlık bu kızım neden ihmal ediyorsun?” Dudaklarını büktü Gece. “Olmaz öyle. Bak benim doktorum…”            “Yo, ona gitmem. Bulurum ben birini sağ olun ilginiz için.”            Öykü anlayışla başını eğdi. Limonatadan bir yudum aldı. Etrafa şöyle bir bakındı. Pırıl pırıldı ortalık. “Ne zaman evlendiniz?”            “İki ay oldu.”            “Hem de… Neden haber vermediniz?”            “Karşı çıkacağınızı düşündük. Deniz, annem bile karşı çıkar demişti hatta. Ona bıraktım ben zaten benim haber vereceğim bir ailem yok. Kimseye karşı bir sorumluluğum da yok.”            “Neden yaptınız kızım bunu?”            “Birbirimize iyi geliyoruz.” Öykü buna inanmak istedi. Deniz’e iyi gelecek biri her zaman duası olurdu. “Yaşadığımız şeyler hataydı. Yanlıştı. Pişmanlık duyduğum çok şey var. Ben iki adamı birbirinden ayrı tutuyorum. İkisi de başka adamların oğulları belki ondandır. Aralarına girecek olduğumun farkındayım. Üzgünüm ama bunun için de Deniz’den vazgeçemezdim.”            “Bu konuda tereddüt yaşama Kemal’in çok iyi giden bir evliliği var.” Öyle mi dercesine şaşkınca baktı Gece. Öykü o bakışlardan anlamaya çalıştı bu kız oğullarından hangisini daha çok istiyordu. Bir kalbe iki erkeğin birden sığabileceğine inanırdı. Biri ağır basardı. Diğeri minnetin karşılığı da olabilirdi. Biri aşk biri sevgi olurdu. Aşk yıkıp geçerdi. Sevgiyi de örselerdi. “İrfan Babam da çok şaşkın. Deniz en azından ona çıtlatırdı diye düşünürdük. Şaşırttınız bizi. Nasıl iyi bir koca mı bari?”            “Biraz pasaklı.” Güldü Öykü. Kendisi de tıpkı öyle bir insandı. Hep arkasını toplayan birileri olurdu. Deniz de öyle birini bulmuştu belki. “Genel olarak iyi ama. Anlayışlı. İyi huylu bir adam Deniz.”            “Tersi pistir.”            “Herkesin tersi pis. Eğlenceli de bir adam Deniz. Çok güldüren şakaları var. Bazılarına zekam yetmiyor öyle diyeyim.”            “Zekidir. Öyledir. Güzel bir kızsın. Etkileyici ve farklı bir havan var. İki kardeşi de bir zamanlar etkilemiş olman şaşırtıcı değil. Bir kaos değilse bu evlilik, sakince verilmiş bir karar ise neden olmasın?” Gece, anlayışla gülümsedi. “Seni ben o zaman da sevmiştim. Biraz sivri yanın var elbet. Herkesin var. Kimse kuyruğuna basılmadıkça dişini göstermez. Bu benim için de geçerli. Ben dört çocuk annesiyim Gece. Hepsinin mutluluğu ayrı ayrı önemli benim için. Evet, Kemal ile ayrılık kararınız çok yerindeydi. Deniz ile evlilik kararınız da öyle olur umarım. Eğer Deniz sözünü dinliyorsa ona bu aile konusunda yapıcı tavsiyelerde bulunmanı rica ediyorum. Bizler onun düşmanı değiliz. Hele ki ben. İnanır mısın Gece, yatıyorum kalkıyorum içimde hep bir acı. Acının adı Deniz. Çoğu geceler de rüyamda Utku’yu görüyorum. Hep Deniz’in adını sayıklıyor. Çok düşkündü ona. Kızlara değil sadece Deniz’e ayrı bir zaafı vardı. Belki de bu yüzden Utku’nun ardından en zor toparlanan Deniz oldu. Bu acıyı hayatına yaydı. Bu yüzden Altay düşmanı oldu. Eğer onu bana getirirsen sana minnettar kalırım. Bir aile olabilirseniz bizimle de bir aile olmaya çalış lütfen. Anne olmak hep bir yürek yarası. Canımın her ucu onlara bağlı.”            “Anne olamayacağım için bilemiyorum tabii, zor olmalı.”            Buruk bir tebessümle Gece’nin elini tuttu Öykü. “Evlat edinin. Gerçek bir aileye, sevgiye ihtiyacı olan bir sürü çocuk var. Bebek yaştakilerden tercih ederseniz ömür boyu sizi ailesi bilir. Siz bile zamanla unutursunuz onun bir başkasının çocuğu olduğunu. Kadın için her şey bir eksiklik kabul ediliyor toplumda. Yalnızlığı eksiklik. Anne olamayışı eksiklik. Senin ne hissettiğine odaklı konuşuyorum ben. Şayet anne olmaya ihtiyaç duymuyorum diyorsa asla bu tavsiyeme kulak verme. Ama Deniz iyi bir baba olabilir. Onun babası da öyle bir babaydı. Deniz’in beşiğinin başında bu benim mi, bu benim mi diye sayıklardı.” Öykü’nün gözleri doldu. “İçi titrerdi ona bakarken. Ödevlerini hep Utku yaptırırdı. Kucağında oturturdu en ağır buhran zamanlarında bile ihmal etmezdi Deniz’i. Kızlar ve Kemal birdi onun için. Deniz ayrı. Benim için hepsi bir. Asla ayrı değil. Deniz kabul etmez ama der ki senin Kemal’in var. Olur mu hiç öyle? Anlamaz. Kemal’i babasız büyüttüğüm için yaraydı içimde. Şimdi Deniz. Hangisinde bir maraz varsa oradan yanıyorsun. Kızlar da babasız evet ama onlar mutlu. Aile ortamında büyüyorlar. Dedeleri babalarının yadigarı. Altay ile araları çok iyi ve kızlarımı çok seviyor.”            “O adamın birini sevdiğine inanmıyorum.”            “Deniz’in etkisi bunlar değil mi?”            “Bir kere gördüm ve kendi değerlendirmemi yaptım. Sizin gibi değil. Sizin başınıza ne gelirse gelsin bir anlayış duruşunuz var. Başkasınız. Kocanız öyle değil. sert, ters ve bencil. Onu hiç iyi anmadım geçen zamanda. Neyse bana ne? Deniz için hassasiyetinizi anlıyorum. Elimden geleni yaparım. Sizin için yaparım. Anne olarak buna değersiniz.”            Anne olmak nelere değerdi daha? Hassas ve derin bir duyguydu, Gece’nin eksikliğini hissedeceği kadar. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE