23

1658 Kelimeler
Deniz, annesinin söylediklerini dinlerken yüzünün bir tarafını eğmiş, bilgisayar başında online siparişleri inceliyordu. Gece bıkmadan anlatıyordu. Öykü’nün hali üzmüştü onu. Hiç de bu evlilik gerçek mi yalan mı peşinde değildi kadın, çoktan gerçek kabul etmiş, çoktan bu evliliğin Deniz ile aralarına iyiliğe dair faydası olur mu hesabına başlamıştı? “Seni çok seviyor Deniz. Benim annem beni bu kadar asla sevmedi ve ben ona hiç kızgın değilim,” dediğinde Gece Deniz’in bakışları puslandı, başı önüne düştü. Birkaç gün içinde yurt yetkilileri evlerine geldi. Önce evin koşullarını incelediler sonra anne baba adayı ile kısa bir sohbet ettiler. Deniz gayet sakin ve olması gereken şekliyle yetkililerle konuştu. Gece’nin içinde minnet duygusu Deniz’in hiç de umurunda olmayan bir iş için bu kadar fedakâr oluşu sonucunda iyice büyüdü. Deniz ile her geçen gün aralarında dostluk gibi, kardeşlik gibi derin bir bağ oluşuyordu. Deniz’in de aksi bir bağ kurduğunu söylemek imkânsız. Gece’yi gözünden sakınıyordu belki, biraz da kıskanıyordu falan ama asla yan gözle bakmıyordu. Onların arasında olabilecek en büyük ilişki bu olabilirdi. Ne kadar İrfan bile kabullenmiş bu evliliği gerçek sanmış olsa da gerçek olmayacak kadar yanlış geliyordu Deniz’e. Kız abisini hala seviyordu. Adı gibi emindi ki Kemal de bu kızı hala seviyordu. Deniz bu sevginin ortasındaki çıban olmayacaktı. Çıbandı fakat yine de gerçek manada olmayacaktı. Gece tarafından reddedileceği de açıktı.  Öykü’nün ziyaretinin üzerinden haftalar geçmişti. Öykü’nün doğum günü için evlerinde bir kutlama yapılacaktı. Deniz’i ve karısını bu kutlamaya davet eden yine Öykü olmuştu. Bir başlangıç kabul edecekti şayet Deniz’i getirebilirse Gece. Ona hayatı boyunca da müteşekkir olacaktı. Gece’nin ilk ısrarlarını reddetti Deniz. Gece farklı bir açıdan yaklaştı. Altay ile karşılaşma anlarını düşünmesini istedi. Nefret ettiği iki insan karşısında olacaktı. Ne gidin diyecekti ne kalın böyle tam bir pislik gibi yığılıp kalacaktı. Deniz bu işin hayaliyle biraz eğlendi fakat sonra Gece’yi dumura uğratacak bir laf etti. “Kemal, karısı ve kızları da olacaklar ama buna hazır mısın?” Gece buna hazır değildi. Deniz buna hazır olmadığını düşünsün istemiyordu. Kimse Kemal’in hayatının içinde bu kadar kalıcı olduğunu düşünmemeliydi. Kısa bir ilişkiydi, yaşanmıştı bitmişti ve bir daha anne olamayacak olmasının dışında Kemal ile bir hesabı yoktu. Bu hesabın da sonu nefrete çıkıyordu zaten. Hazır olduğunu söyledi. Deniz de teklifi kabul etti. Annesi için Gece ile hediye bakmaya çıktığı o gün akşam için maaş ödemediği Gece’ye şık bir elbise satın aldı. Maaş ödemediğinin de o an farkına varmış gibi durumla alay etmeye başladı. Parasız işçi. Köle. En yakın zamanda sigorta ve maaş istiyorsa onu resmi makamlara şikâyet etmesinin elzem olduğu yönünde… Gülüyorlardı Deniz bu şakaları yaparken de. Biraz makyaj yaptı Gece. Elinden gelirdi, saçlarını topuz yapıp topladı. Kırmızı, yakası açık uzun kollu, dar kesim, mini bir elbiseydi aldıkları. Deniz onu gördüğünde ıslık çaldı. Gece’nin yanağından makas aldı. Gece ani bir öfke patlaması ile “Sakın bir daha bunu yapma!” dedi. Deniz sandı ki temas etmesinden hoşlanmadı. Yanlış anladı. “Yedik mi ulan ne bu tavır?” diyerek o atar yaptı. O zaman anladı ki Gece, Deniz bir Kemal değil. Ona keyfince atar yapamazsın. Ondan sonsuz anlayış bekleyemezsin. Sana katlanmak zorunda olmadığı gibi onun gibi sevemez de. Onun gibi saramaz da. Öykü’nün Altay ile yaşadığı ev şehrin dışında ve biraz uzaktı. Yol boyunca sus pus ve biraz tavırlı davrandılar birbirlerine. Evin önünde durduklarında Deniz, lüks bir jeep aracı işaret ederek: “Seninkinin!” deyince Gece başını çevirip ona baktı. “Abimin. Yeni oyuncağı.” “Benimki nereden oluyor?” “Eski seninki.” “Deniz sen sorunlusun biliyorsun değil mi? Bir anın diğerini tutmuyor.” “Sorunsuz insan mı var kızım? Boş boş konuşma.” Deniz indi arabadan, Gece’nin kapısını açtı. Gece aşağı inerken de elini uzattı. “Elimi tutarsan sevinirim,” diye de belirtti. “Şart mı?” diye sordu ters ters Gece. “Kocanım ya hani senin.” “Kocam olsan anlamaya çalışırsın hemen terslenmezsin.” “İnsanların kocası neler ediyor yine baş tacı, bu da benim kaderim herhalde,” dedi Deniz Gece’nin elini tutarak. Gece indi. Arabayı kilitlediler. “Sen bana bir daha yapma diye bağırınca sorun yok da cicim ben sana bağırınca neden sorun var?” “Çünkü senden beklemiyordum.” “Bağırırsan bağırırım. Nesini beklemiyordun. Karşılıksız aşk mı bizimkisi? Ne verirsen onu alırsın.” Bu kadar basit matematiği var işte diye düşündü Gece. Ne verirse alırdı. “Gülümse…” diye mırıldandı Deniz. “Hatta kahkaha at.” “Delisin sen!” Kapı açıldı Öykü coşkuyla karşıladı onları. Deniz bu eve ilk kez geliyordu. İlk kez tüm aile bir arada olacaktı. Sarılarak teşekkür etti Gece’ye. Onun sayesindeydi. Aile dışında kimse yoktu o akşam. Herkes müthiş şıktı. Gösterişli kocaman bir sofra kurulmuştu ve Gece’nin varlığından rahatsız olan tek kişi Altay değildi. Kemal de rahatsızdı ve ikizlerden Eylül de mesafeli duruyordu. Hatta Kemal ile Deniz soğuk ve mesafeli el sıkıştılar. Gece en çok Nesli ve bebeğini inceledi o akşam. Rus bir bebek bakıcıları vardı. Bebekle o ilgileniyordu, Nesli ise sözde keyfine bakıyordu. Bebeğin ağlama sesi diğer odadan hep geliyordu. Öykü gidip kucaklayıp getiriyor. Bir huzursuzluğu var ama ne bir şey istiyor gibi deyip duruyordu. Altay, gergin ve sessizdi. Gece bir yanında İrfan diğerinde Deniz ile oturuyordu. Kemal babası gibi masanın diğer başındaydı. Karısı hemen köşesinde. Öykü de kocasının köşesinde. İkizler tam ortalarında. “Ağlamadığı saatler o kadar az ki Öykü Hanım, sanki hissediyor üstüne kuma geleceğinin,” gibilerinden bir laf etti Nesli, Öykü Kemal’in bebeğini kucağında pışpışlarken. Artık sekiz ayı bitirmiş topluca bir bebekti Ece bebek ve tıpkı annesine benziyordu. Nesli’nin kumral teni, koyu gözleri, ince dudakları öylece geçmişti bebeğe. Kemal’in bebekle pek ilgilendiği yoktu. Nesli yeniden hamileydi anlaşılan. Gece’nin tüm yüreği kıskançlıkla dolmuştu ki: “Rakı verin iki kaşık bir şeyi kalmaz,” dedi o esnada Deniz. Nesli bu acayip adama yan yan bakınca Deniz güldü. “Kimse seni benimle ilgili uyarmamış anlaşılan. Ben Deniz Ulu. Ailenin yaramaz çocuğuyum.” “Çocuk sanıyor kendini,” dedi İrfan kibarca. “Çocuk da ondan,” diye cevap verdi Kemal İrfan’a. Bebek hala ağlıyordu. Rus bakıcı bir işi becerememiş olmaktan ötürü çırpınıp duruyordu. “Rakı iyi etmez mi kız Eylül sen söyle?” Eylül göz ucuyla Gece’ye bakıp surat astı abisine. Elif kız kardeşinin açığını devraldı. “Ben bile hiç içmedim daha,” dedi. Gece, ikisinin de ne kadar büyüdüğünü düşünüyordu. “Aa dede, sen bu kızlara rakı sofrası kursana bir gün. Gece ile biz de geliriz.” “O gelirse ben gelmem,” dedi apaçık Eylül. Öykü kucağında bebekle kızına şştledi. Kemal sessiz ve donuktu, tıpkı babası gibi. “Ay bir yeri mi ağrıyor acaba? Kemal bir baksana, doktor mu çağırsak oğlum, belli ki ağrısı var.” “Şımarıklığından…” dedi Kemal. “Her istediği olan bebekler şımarık olur.” Kalktı ayağa Kemal, mutfağa doğru gitti. Nesli’nin suratı asıldı. Öykü’ye sessizce: “Böyle işte hep!” dedi. Öykü dudaklarını kıvırıp sus dercesine bir işaret yaptı. “Yediği bir şey dokunuyor olabilir mi?” diye araya girdi o esnada Gece. Bebeğin ağlayışı içine işlemişti artık. “Alerjiktir belki sancı yapıyordur.” “Hep karnı şiş zaten,” dedi hayıflanarak Nesli. “Rakı iyi gelir,” diye dip not girdi yeniden Deniz. “Oğlum şuncacık çocuğa rakı verilir mi?” diye ciddiye aldı Öykü oğlunu. “Bir şey olmaz küp gibi uyur. Getirin benim kadehimden şarap vereyim o da olur. Ya da dedesinin kucağına verin korkudan susar zaten.” Elif ile Eylül aynı anda kıkırdadı. Kemal içeriden viski şişesi ve iki tane viski kadehi ile geldi. “Birinizle paylaşabilirim,” dedi.  “Kardeşine ver, şarap kesmedi sanırım onu!” diyerek araya girdi Altay. Kemal kadehi Deniz’e uzattı Deniz de aldı. Aralarında hiç gerginlik yok gibi Kemal ona içki servisi yaparken Gece bebek daha fazla ağlarsa ağlayacak gibi hissederek ayaklandı. “Karnına sıcak bir havlu koyabiliriz Öykü Hanım,” dedi. “Çok ağladı yazık!” Nesli, hiç itirazsız Rus bakıcıya sıcak havlu hazırlamasını söyledi. Ütüyle yapacaktı. “Baksana zaten Gece’cim, karnı taş gibi,” derken Öykü bebeğin karnını tutuyordu. Gece bebeğin karnına dokundu sahiden de sertti. “Öykü Hanım İzmir’de kaldığım otelde üç yaşında bir çocuk vardı Mustafa. O da bazı besinleri yiyince bağırsak problemi yaşıyordu. Zeytinyağı içiriyordu dedesi. Otelin sahibi. İçirilir mi bilmem ufak daha ama?” “Ek gıdaya başladı canım içirilir ne olacak? Değil mi Nesli?” “Tabii tabii, susacaksa deneyelim.” “Zeytinyağı içebilirse viski de içebilir!” Bunu Deniz söyledi zannetti herkes bir anda ama Kemal söylemişti. “Sarhoş oldu herhalde,” dedi Nesli suratını buruşturarak. Şu haliyle bile takma kirpiklerini takmıştı. Gece gözlerini Nesli’den aldı. Öykü bir anda bebeği ona vermişti çünkü. Zeytinyağı getirecekti. Gece ateşi tutmuş gibi bebeği annesine verip masaya geri döndü. Deniz kulağına eğildi. “Eline de hiç yakışmamıştı zaten,” dedi. Durumu tek fark eden oydu sanki. Bebeğe karşı hassasiyetini bir an nerede ve kimin bebeği ile ilgilendiğini unutmuş gibi davrandığını… “Kemal, arasana bir doktoru söyleyelim karnı böyle çok şiş diye.” “Apandisit falan olmasın,” diyerek görüş bildirince Altay, Deniz yeniden ona sataştı. “Dinleyin ağayı pişman olmazsınız!” Altay ters ters baktı Deniz’e, İrfan Altay’ın kolunu tuttu. Boş ver dercesine bir işaret yaptı. Deniz buna daha da içerledi. “Bu dedem kadar kaypak herif görmedim,” dedi. Öykü o anda bir kâseye yağ koymuş kaşıkla bebeğe veriyordu. “Ne diyorsun Deniz sen?” diye oğluna döndü. “Sorun yok Öykü, biz Deniz ile bu dilde anlaşırız.” “Hı dedem herkesle anlaşır.” Gece de Deniz herkese sataşsın ama İrfan ile Öykü’yü teğet geçsin istiyordu. Deniz’in elini tutuverdi masanın üstünden. Bu hareketi gördü Kemal. Gece, Deniz’in kulağına bir şeyler fısıldadı. Aralarında bir dil vardı. Gece, Deniz’i yatıştırıyordu, Kemal böyle düşündü. Ancak Gece Kemal böyle düşünsün istemiş değildi. “Kemal doktoru arar mısın lütfen?” “Telefonu olan tek kişi ben miyim niye ben arıyorum?” diye bağırdı. “Bir rahat oturtmadınız, gidin öteki odada susturun.” Kalkıp oturma bölümüne oturdu. “Şahane baba olmuş,” diye mırıldandı Deniz. Nesli ağlayarak çıktı salondan. Bebek rus bakıcının kucağına geçti. “Gece bu yağı minik minik ver ağzına kızım ben bir Nesli’ye bakayım.” Gece ayağa kalktı. Deniz ardından seslendi: “On kişi bir çocuğa bakamadılar.” 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE