İki kaşık daha yağ verip kâseyi masaya bıraktı Gece. “Havluyu ısıtır mısınız yeniden, ben tutarım bebeği!” Bebeği kucağına aldı Gece. Bağrına bastı sırtına vura vura evde gezdirmeye başladı. Kulağına da şş pşş sesler veriyordu.
“Biz ikizleri pusette sallardık Öykü ile. Deniz’i de battaniyede. Koyun battaniyeye susar bence,” diyerek tecrübelerini aktarmak istedi İrfan.
“Deniz’e çekti ise susar,” dedi Altay. Deniz ile Altay bir an göz göze geldi ve Deniz iğrenircesine cevap verdi Altay’a:
“Sana çekti ise yandık zaten!”
Bakıcı kız havluyu getirince Gece bir de battaniye istedi. Bebek ile Kemal’in oturduğu tarafa oturma bölümüne geçip Ece’yi koltuğa yatırıp karnına sıcak havluyu yaydı. Çıtçıtlı badisini kapatırken Kemal oradan uyardı. “Çorabını çıkardı çırpınmaktan.” Gece düşen çorabı fark etti ve bebeğe geri giydirdi.
“Belki seni istiyordur,” dedi. “Babası değil misin?”
“Öyleyim herhalde.” Boşalan kadehi arkaya doğru uzattı o sırada bakıcı kız gelmişti. “Şuna biraz viski koyar mısın canım?” Battaniyeyi Kemal’in yanına bırakıp masadaki viskiye gitti kız. Battaniyeyi Gece’ye doğru attı Kemal. Gece battaniyeyi serip bebeği üstüne koydu. “Deniz gelsene sallayalım,” dedi.
“Ben ne anlarım be!” diye itiraz etti Deniz. Elif kalkıp Gece’ye destek verdi. Battaniyenin bir ucundan tuttu.
“Yalnız Nesli Abla kızıyor böyle şeylere, anneme ayağında sallatmıyor.”
“Evet kızar Nesli Hanım,” diye çat pat müdahil oldu bakıcı kız da.
Gece omzunu silkti. “Ne yapalım bırakalım ağlasın mı?”
“Ağlasın ne olacak? Sanki biz bebekken ağlamadık mı?” Dolan viski kadehini ağzına götürdü. “Sen de ağladın Elif. Oho hem de nasıl? Biz Deniz ile seni at olur sırtımızda taşırdık öyle susardın.”
“O zaman büyüktü,” dedi Deniz. O da kalktı masadan oturma bölümüne geçip abisinin yanına oturdu. Rus bakıcı viski şişesini Deniz’in isteği üzerine ona verdi. Altay ile İrfan ikisinin de çok içtiği üzerine konuşuyorlardı. Bebek sustu. Elif ile Gece birbirine gülümsedi.
“Acemi şansı,” dedi Gece.
“Sonuca bakınca bir şey demez belki Nesli Abla.”
“Arkanızda ben varım sallayın, yeter ki sussun!” Kemal kadehini o anda Deniz’in kadehine vurdu. Birbirlerine bakıp gülümsediler.
“Trajedi ulan bu!” dedi Deniz.
“Hangisi? Hepsi birbirinden daha trajedi ise ağlanacak halimize içiyoruzdur.”
“Baba olmayı beceremiyorsun da ne diye zırt pırt çocuk yapıyorsun acaba abi?”
“Hiçbirini ben yapmadım. Hepsi kendiliğinden oldu.” Deniz püskürerek güldü. “Şaka değil oğlum vallahi ben yapmadım. Hepsi kumpas.”
“Sus şimdi gelir de kadın duyar vallahi alınır.”
“Alınsın. Alınınca da doğurur o merak etme.”
Elif’in abileri arasındaki muhabbet sıktı canını. Gece’ye bakarak: “İkisi de salaklaştı,” dedi. Gece buruk tebessüm etti. “Biri diğerinden daha akıllı sözde. İçince herkes aynı. Bu evde içilmesinden nefret ediyorum. Sen nasıl katlanıyorsun Gece Abla? Ben Deniz abimi hiç ayık görmedim.”
“Gündüzleri ayık.”
“Sahi mi?”
“Biz evlendik evleneli öyle.”
“Evlenince bazıları adam olurmuş!” dedi Kemal. “Bazıları da mundar.” Deniz buna güldü. Olur olmaz gülüyordu zaten. Gece, Kemal’den yana çevirmedi bakışlarını. Bebeği yatırırlarsa uyanıp uyanmayacağının hesabını yapıyorlardı. Bakıcı, pusetine koyarlarsa orada sallamaya devam edeceğini böyle uyumayı sürdüreceğini söyledi. Elif ile Gece bebeği battaniye içinde taşıyarak odaya götürdüler. Pusete bıraktılar, üzerini örttüler ve bakıcısına emanet edip içeri döndüler.
“Git karını getir Kemal, rezil etmeyin geceyi, annen iki saat onu ikna mı etsin? Biriniz düzgün dursanız diğeriniz durmuyorsunuz. Kadına dünyayı dar ettiniz,” diye söyleniyordu Altay. Gece, Deniz’in elindeki kadehi çekip aldı. Deniz’in bakışlar ona döndü.
“Çok içtin Deniz.”
“O da içti,” diyerek abisini işaret etti Deniz.
“Hadi gel masaya, annen de gelsin pasta kesilsin gideriz zaten.”
“Sen de dadı gibisin ha Gece, ver şu bardağı.” Kaşlarını kaldırdı Gece. “Kızım versene!” Tekrar kaşlarını kaldırdı Gece. “Bazen dayaklık oluyorsun Gece.” Sinirle çekip aldı kadehi, biraz viski koltuğa döküldü. “Siktir be!” diyerek ayaklandı Deniz. Kemal, gözlerini kocaman açmış bakıyordu. “Ver deyince versene kızım.”
Bu çocukların ikisi de mutsuz diye düşündü İrfan. Çok mutsuz.
“Eve nasıl döneceğiz Deniz, zum oldun iyice.”
“Dönmeyiz. Altay babam bize bir oda verir koca köşk yaptırdı hepimiz için. Büyük aile sever o. Yaşasın Altay baba!” Altay’ın bakışlarına doğru kadeh kaldırdı Deniz. Altay sakince oturuyordu. Kemal de onları izliyordu. “Hem beni de çok sever. Öyle bu halde göndermez eve falan.” Sallanarak yürüdü geçip yeniden masaya oturdu. Gece de peşinden gitti İrfan’a doğru eğilip:
“İrfan Dede, siz söyleseniz.”
“Bırak içsin kızım ben sizi bırakırım evinize.” Yandaş bulamayınca geçip oturdu Deniz’in yanına. Birazdan Nesli ile Öykü de katıldı masaya. Öykü Kemal’i de tutup getirdi yerine oturttu. Tatları kalmamış ama yine de yaptırılan pasta getirildi, Nesli’nin bebeği nasıl uyuttunuz sorularına ikizler şaşırtmacalı ve şakalı cevaplar verirken pasta geldi. Öykü sesli dilek tuttu ailesi hep bir arada olsun diye alkışlar eşliğinde mumları üfledi. Altay her şey normal sürmüş bir akşamda gibi karısını kalkıp yerinden öptü. Deniz midesi bulanır gibi bir ses çıkardı, Gece onu dürttü. Gece onu dürtünce Deniz’in tepesi attı.
“Bana bak!” dedi. “Ben cici Kemal değilim. Ben deli Deniz’im. Her yaptığım harekette beni uyaracaksan bu iş böyle olmaz boşarım seni!”
“Oha!” dedi İrfan. “Oğlum hiç mi ayarın yok senin? Kalk bir yüzünü yıkayalım kalk. Öykü hiçbir şey olmamış gibi pastayı dilimlerken Gece dumur olmuş bir halde kalakaldı. Deniz’i banyoya doğru sürükledi İrfan.
“İkisi de aynı boş ver,” diyerek bir tabak uzattı Nesli Gece’ye. Güzel bir dilim pasta vardı tabakta. “Alışırsın!” Alışmıştı Nesli. Gece tabağı aldı, başı önde önüne koyduğu tabağı izledi.
“Sıkma canını,” dedi Kemal o anda. “Sarhoş olunca böyledir bu. Normalde değil.” Gece beni kim avutuyor diye şaşırdı. “Kaç yıllık abisiyim biliyorum huyunu.”
“Hayatım,” Nesli az önceki kaostan etkilenmemiş gibi Kemal’e de pasta payını uzattı. Pasta yemeyecekti Kemal. Teşekkür etti kibarca.
“Bebeği Gece uyuttu. Elif ile battaniyede salladılar.” İspiyonlar gibi bir hali vardı. Aralarındaki dayanışma sinirini bozmuştu çünkü Kemal’in.
Nesli sadece gülümsedi. “Bir gün anne olursan Gece’cim asla asla deme. Hepsini çiğnetiyor bu çocuklar insana,” diyerek Gece’ye nasihat etti.
“Ben anne olamıyorum. Bir rahatsızlığım var. Asla diyebileceğim tek şey asla anne olamayacağım.”
“Aa çok üzüldüm. Emin misin? Tüp bebek falan…”
“Yok. Öylesi de mümkün değil.”
“Yeni mi öğrendin?”
“Hayır, iki seneyi geçti biliyordum.”
“Ya… Üzüldüm. Evlat edinmeyi düşünmez misiniz?” ilgi ile oturdu yerine Nesli.
“Doğurup onlara mı vereceksin?” dedi o esnada Kemal.
Ters ters baktı Nesli, yine de bozmadı sohbetin akışını ve Gece’ye döndü. “Biraz zor bu işler ama babamdan yardım isteyebilirim.”
“Babanızdan…” diye tekrarladı Gece. “Eksik olmasın, evlat edinirsem sıramı bekleyerek edinirim. Ben böyle torpilli işleri sevmiyorum.”
“Erdemli kız…” dedi fısıltıyla Altay, ancak herkes duydu bu sözü.
Öykü, pastayı kaldırttı ve o da yerine oturdu. “Biraz evlilikleri pekişsin düşünürler onu da Nesli’cim. Gece ile ben de konuştum bu konuyu şimdilik beklemede bir mevzu. Deniz baba olunca durulur ama ona iyi gelecektir.”
Nesli kocasına bakarak: “Umarım abisine çekmemiştir bu konuda,” dedi. “Gördüğün üzere çocuklarla arası pek iyi değil,” diye açıklama yaptı Nesli.
“Çocuklarla aram bir ara iyi olacak ama birileri bana fırsat bırakır da kendimi hazır hissedince doğurmaya kalkarsa…”
“Bu ne kabalık!” diye çıkıştı oğluna Altay. “Susmak ne mümkün oğlum şu tavrına. Deniz’e mi özeniyorsun nedir?”
“Kimse bana özenmesin!” diye bağırdı yarı ıslak dedesi ile gelirken Deniz. “Kim özeniyormuş bana?” diye sordu Gece’nin yanına otururken.
“Kemal,” dedi Gece.
“Hep ben mi ona özeneceğim canım? Roller değişsin!” Çatalı ile sihir yapar gibi abisine hamle yaptı Deniz. Elif ile Eylül bu haline güldüler. Abileri sarhoşken çok sevimli de olabiliyordu onlara göre. Kemal, donuk donuk bakıyordu Deniz’e. “Gıcık mı oluyon lan sen bana?” dedi o esnada Deniz.
“Oluyorum!” dedi Kemal.
“Dövsene beni. Gel bahçeye çıkalım. Hı! Gel hadi.”
“Geri zekalı, ben seni döversem hastanelik olursun.”
“Niye boksçusun diye mi? Artist ha. Bizi babamız boksa göndermedi oğlum barış yanlısıydı bizimki seninki gibi cani kanı taşımıyorum ben.”
“Biri şunun ağzını toplasın,” diyerek kalktı Altay ayağa. “Size diyorum bu evde yeri yok bu masada yok anlamıyorsunuz. Saçma bir ısrarın var Öykü, anlamsız saçma!” Ayaklarını vura vura üst kata yöneldi Altay. Eylül ile Elif ağlamaklı bir hal aldılar.
“Bir şey söylesene anne, oğlum benim o sana ne ulan hırt desene!” Deniz, Altay’ı kışkırtmayı başarmıştı şimdi de hak ettiği desteği bekliyordu.
“Sus Deniz,” diyebildi sadece Öykü.
“Ulan hani ben senin canındın. Bu karıya da iki dakika inanamıyorum ha. Kalk Gece kalk gidelim.”
Gece, Deniz sarhoş olunca onları İrfan’ın bırakacağını söylemeye çalıştı fakat Deniz kabul etmedi. İrfan yalaka ve haysiyetsiz bir adamdı ona göre. Artık Elif ile Eylül ağlıyordu. Gece’yi çekiştirerek masadan kaldırdı Deniz. Kemal tüm bu olanlara dayanamayıp gerçekten sağlam bir yumruk attı Deniz’e. Öykü canhıraş bir çabayla aralarına girdi. Gözleri dolu dolu büyük oğluna bakarak: “Ne yapıyorsun?” dedi.
“Yeter artık, şımarık bir piç kurusu gibi davranıyor.”
“Kemal, kendine gel! Sana ezdirmem onu. Kimseye ezdirmem.”
Deniz’in dişi dudağını kesmiş ağzından kan akıyordu. Gece yanı başına eğildi. Kaldırmaya çalıştı onu. “Dişin mi kırılmış?” Deniz göstermek ister gibi ağzındaki kanı ortalığa tükürdü. Elif ile Eylül panik halde ağlıyorlardı. İrfan sarıp sarmalamak istiyordu onları, yatıştırmaya çalışıyordu. Öykü, Kemal’i yatıştırmaya çalışıyordu o esnada.
“Taksi çağıralım,” dedi Gece. “Kalk hadi gidelim buradan bir daha da gelmeyelim.”
“Söyle ona bir daha benim onun gibi abim yok.”
“Olmaz öyle Deniz. Sen onu çok seviyorsun. O da seni seviyor. Yok öyle bir şey. Sakinleşince konuşursunuz.”
“Söyle ona Gece, mutsuzluktan gebersin! Beter olsun.”
“Ne diyorsun sen daha lan? Ne diyorsun!” Annesini aşmaya çalışıyordu Kemal. Öykü ise bildiği tüm annelik tekniklerini kullanıyordu. Duygu sömürüsü, yalvarma yakarma… Nesli ise hayatında ilk kez böyle bir ortamda bulunmanın şoku içinde donmuş kalmıştı.
Gece nihayet Deniz’i ikna edip kaldırdı. Öykü’nün perişanlığını, ortamdaki saçma sapan gerginliğini izlerken nasıl bir işe kalkıştığının ilk kez farkındaydı. Kemal, Deniz’e eğer kendisinden ötürü bu kadar öfke duyuyorsa kendisini affedemezdi ki.