Bütün gece başını bekledi Deniz’in Gece. Sızıp kalmıştı ama dudağı balon gibi şişmiş ağzındaki kan çok geç durmuştu. Sebep olduğu her şey için suçluyordu kendisini. Her zamanki gibi sabahtan gitmedi pastaneye. Zerdeçallı bir mercimek çorbası pişirdi Deniz için. Uyanınca sessizce banyoya girişinin ardından salondaki eski masaya koydu çorbayı. Deniz, sessizce çorbayı içti. Konuşmadılar. Gece, o çorbasını içerken yanı başında oturdu. Birazdan ne kadar büyük bir hata yaptıklarını bu evlilik hikayesi ile en çok Kemal ile aralarındaki ilişkiye zarar verdiklerini ve vereceklerini söyledi.
“Bundan sonra onunla aramızın düzeleceğini hiç sanmıyorum!” dedi Deniz. “Dün akşam hepsini sarhoşluğuma mal ettiniz ama Altay’a söylediklerimin hepsini bilinçli söyledim. Söylemek istedim.”
Bu karmaşayı ve husumeti Deniz isteyerek çıkarmıştı. Pişman bile değildi. Pastaneye gitmeyeceğini söylediğinde günün kalanında da içeceğini az çok tahmin etti Gece. Israr ettiyse de ikna edemedi. Üstelik Deniz fazla ısrara gelmiyordu çabuk agresifleşiyordu. Tek başına gitti Gece pastaneye birkaç gün. Her akşam döndüğünde ortalıktan içki şişeleri topladı. Deniz’i de aynı şekilde topladı. Bir hafta kadar sonra Deniz eskiye döndü ve işinin başına geçti. O süre zarfında da annesinin aramalarını itina ile meşgule aldı. Ondan herkes o kadar çok çekiniyordu ki aradıklarında açmıyorsa karşısına çıkamıyorlardı. Deniz, özensiz kırıp döküyordu çünkü ortalığı. Bu defa da sessizleşmişti. Kendince yaptığı intikam planı dış kapının dış mandalı kaldığı sürece işe yaramıyordu bunu görmüştü. Bazen gizlice telefonundaki geçmiş aramalara bakıyordu Kemal ile konuşup konuşmadıklarını öğrenmek için. Kemal hiç aramamış oluyordu Deniz zaten asla aramazdı. Bir ay kadar sonra sadece İrfan ve ikizler ile buluştular bir akşam onda da Deniz keyifsiz ve sessizdi. İrfan, Gece’ye o akşam nasihat etti Deniz’i toparlamak için hırsını öldürmek zorunda olduğunu. Altay nefreti onun içinde her geçen gün büyüyordu içinde. Sevginle ısıt onu dedi, gerçek bir aile olacağınıza inandır.
İrfan’ın nasihati elbette ki onların oyunları için anlamsızdı. Deniz’e o gözle bakamazdı Gece ve Deniz de ona bakamazdı. Yine dostluk anlamında çok yakın durdu adama. Bazı akşamlar o da Deniz ile içti. Hatta bir akşam Kemal ile yaptıkları gibi birlikte ankara havası oynamışlardı. O akşamdan sonra Öykü ile de görüştüler üçü birlikte. Bir şeyleri yeniden yola koymak gayesindeyken Gece, Deniz yeniden Altay’a ulaşmanın yollarını arıyordu. Sırf bunun için de Kemal’i hedef seçmişti. Çünkü Gece son zamanlarda Kemal ile kısa telefon görüşmeleri yaptıklarını fark etti. Bazı mesajlaşmalar ve hepsinde birbirleriyle atışan kardeşler vardı. Kemal genelde cevap vermiyordu Deniz ise onu kışkırtmaya çalışıyordu. Bir gün Gece ciddi ciddi sordu Deniz’in bunu neden yaptığını. Deniz öfkeden kudurdu. Ne hakla telefonunu karıştırdığını, kendisini ne sandığını söyleyerek üstüne yürüdü. Vurmadı ama vurmaya kalkıştı. Gece evi terk etti. Pastaneden öğrenci grubun kaldıkları evde kaldı üç dört gün. Deniz geri dönüp özürlerle ısrarlarla onu hayatına yeniden aldı. Yurttan gelirlerse geçimsiz bir aile portresi çizecek olmalarının korkusu ile ikna oldu Gece. Sigortasını yaptırdı o esnada Deniz ve Gece çalışarak aklını meşgul edip yurt yetkililerini beklemeye başladı.
Yurt yetkilileri sıranız gelmedi diyerek onları aylardır bekletirken bir haber geldi. Nesli erken doğuma alınmıştı bebeği de kendisi de yoğun bakımdaydı. Çünkü doğum esnasında beyin kanaması geçirmişti genç kadın. Bebek de erken doğduğu için bazı sağlık sorunları vardı. Bebeğin durumu gelecek vadediyordu ancak annenin durumu vahimdi. İrfan telefonda Deniz’e verdi bu haberi. Deniz biraz üzüldü belki ama belli etmedi. Gece sarsıldı. Neredeyse ağlayacaktı bu habere fakat aklında Kemal’in ne kadar üzgün olabileceği düşüncesi vardı. On beş aylık bir bebek ve henüz doğmuş bir bebek daha, bir de yaşam mücadelesi veren anneleri.
Deniz, bu haber sonrası abisine yakınlık göstersin diye bekleyen kimse umduğunu bulamadı. Deniz aramadı abisini. Öykü telefonla oğluna veriyordu haberleri Gece ondan duyuyordu ve her seferinde ilgisiz, umursamaz görünüyordu Deniz. Bunun üzerine Gece Deniz’in telefonundan bir mesaj attı Kemal’e. “Eşine ve bebeğine acil şifalar diliyorum. Umarım bir an önce iyileşirler,” yazan.
Düşündü ki Kemal bu mesajı görürse biraz da olsa kardeşinin desteği ile avunurdu. Silmediği mesajı Deniz gördü. “Cevap bile yazmamış Gece, neyin peşindesin sen? Beni alaşağı etmenin mi? Bazen seni nereden hayatıma dahil ettim diye düşünüp bin pişman oluyorum!”
Deniz, bu denli kırıcı olduğunda ona ilişmemeyi öğrenmişti Gece. Evlat edinme işlemleri tamamlansa bile Deniz’den vazgeçemeyeceğini de biliyordu üstelik. Onu bu mutsuzluğu, öfkesi, kini ile bir başına bıraksa yapabileceklerinden en çok kendine vereceği zarardan korkuyordu.
Deniz ile bu konuşmayı yaptığı gün merakına ve üzüntüsüne yenildi, Kemal’i kendi telefonundan aradı. Numarası değiştiği için ve Kemal’de bu numarası olmadığı için Kemal yabancı numara diye cevap vermedi aramaya. Gece ısrarla bir kez daha aradı. Sabah saatleriydi.
“Alo?” diyerek açtı telefonu Kemal.
“Kemal ben Gece. Müsait miydin rahatsız ettim galiba?”
“Evdeydim, hastaneye gideceğim birazdan. Bir şey mi oldu? Deniz iyi mi?”
“Ben sana geçmiş olsun demek için aramıştım. Eşin ve bebeğin için çok üzgünüm. Umarım iyileşirler bir an önce.” Karşıda bir süreliğine sessiz kaldı Kemal. Beklemediği bir telefondu. Zor zamanında yetişen eski bir dost gibi yetişmişti imdadına Gece. Deniz’in o mesajı atmayacağını da bildiği için. Ya annesi ya dedesi ya da Gece attı demişti içinden. Biliyordu ki şimdi Gece’ydi bunu yapan.
“Sağ ol Gece.”
“Var mı bir gelişme? Gerçi Öykü Hanım ve İrfan Dede haber veriyor bize ama…”
“Bebeği birkaç güne kadar çıkaracaklar.”
“Yaa… Nesli peki?”
“Onun durumu umut vadetmiyor Gece. İyi değil yani. Hazırlıklı olun dedi doktor zaten. Annesi babası perişan oldu. Ben de pek iyi değilim. Kaç zamandır hayatımda, alıştığım biri, değer verdiğim biri. Çocuklarımın annesi. Tabii vicdanen de rahatsızım. Mutlu edemedim onu. Bir türlü olması gerektiği gibi olamadık.”
“Kendini suçlama.”
“Kimi suçlayayım? Nesli hiçbir şeyden haberdar değildi. Babasının yaptıklarından. Benim yaşadıklarımdan. Senden…” Birkaç saniye sustu Kemal. “Bu bebeği de istememiştim. Onun da ağırlığı üstümde. Her şeyin sebebi benmişim gibi hissediyorum.”
“Bu hisle baş edilmez bir duruma taşırsın kendini Kemal. Yine de seni seviyordu Nesli ki kaldı, çocuklarına anne olmak istedi. Sevgi iyileştiricidir. Sen de onu seviyorsun mutlaka.”
“Mutlaka…” diye mırıldandı Kemal.
“Ece nasıl arıyor mu annesini?”
“Annem bakıyor. Zorlanıyorlar. Bakıcı kız da var. Benimle bağı zayıf Ece’nin. Şahane bir babayım çünkü.”
“Yüklenme bu kadar kendine.”
“Neyse Gece, sağ ol aradığın için. Çıkmam lazım şimdi. Kusura bakma.”
“Önemli değil. Deniz de geçmiş olsun dileklerini iletiyor.”
“Ya iletiyordur eminim. Görüşmek üzere.” Kapattı telefonu Kemal. Gece’nin aklında o andan itibaren tek şey vardı annesiz kalan Ece. Çok mu yanıyordu canı? Çok mu ağrıyordu kalbi?