Açık açık hiçbir şey vadetmiyordu Kemal, Gece’ye göre. Bir ayrılık bahsi bir sürü farklı kapıya çıkabilirdi. Gece açık açık duymadan inanmaz, duysa da yaşamadan bağlanmazdı. Hayal kırıklıklarına yer yoktu hayatında yaşam mücadelesi vermek zorundaydı. Tek başınaydı artık! Ninesinin faydası canına yoldaş olmasıydı.
“Benim bugün bazı işlerim var. “Kemal’in kendine has tok bir sesi vardı. Gece bu sesle düşüncelerinden sıyrıldı. “Sen bugün burada kal. Cenaze çıkmış bir evin dört yanı kasvetli olur. Ben en kısa sürede işlerimi halledip gelirim.”
“Benim için düzenini bozmana gerek yok,” dedi incecik bir sesle. “Zaten iş bakmam lazım. Yoksullar yas tutmazmış.”
Buruk bir tebessümle kahvesinden yudumunu alırken Kemal “İş ara ama dön buraya gel olur mu? Ben sana yedek anahtar bırakayım. İstediğin zaman dön. Güvenlik kısmına da ismini veririm. Benim misafirim derim,” diye kendince belirledi Gece’nin yapacaklarını.
“Ben böyle şeylere alışkın değilim. Bir an önce evime gidip alışmam gerekiyor buna.”
“Böyle bir mecburiyetin yok. Burada istediğin kadar kalabilirsin. Bana mı güvenmiyorsun? Bunda da senin hakkında kötü emelleri olan bir sapık olarak mı görüyorsun beni?”
Sapık ve Kemal… Seni öpebilir miyim diye soran adam. Sonrasında onay almayınca çirkinleşmeyen, yumuşacık tepkileri, kendini ifade etmek için iletişim yolunu tercih etmesi… Üstelik Gece’ye kalmayacak kadar da etrafına kadın doldurabilecek biri. Takıntılı bir manyak değilse. Öyle olduğuna ise hiç inanmak istemiyordu. Hiç! Onu kötüye inanmak her zaman temkinli olmaya iter. Temkin de tehlikeden uzak tutardı. Tek başına sürülen bir yaşam için olabilecek en mantıklı karardı aslında.
“Olur mu canım?” dedi mahcup bir tebessümle Gece. “Öyle olmadığından eminim de artık sen çok yakınsın Kemal ve ben bu yakınlığın bize iyi gelmeyeceğini düşünüyorum. Beni küçük dünyamdan çıkarmasan iyi edersin. Üstelik ne kadar güçlü görünürsem görüneyim her kadın kadar da kırılganımdır.”
“Nereden kırıldı isen oradan sararım,” dedi Kemal tüm yüreğiyle.
“Bir de böyle romantik prens pozları…” bakışlarını kaçırdı Gece. Kahvesine baktı. Tadı bile yoktu. Aklını başından alan bir hal söz konusuydu adeta. Kafası dumanlı, canı sıkkın bir yandan da bu tatlı heyecan… Karmakarışık bir haldi yaşadığı.
“Çok beceremem aslında ben ama. Yakınlarım odun gibi olduğumu söylerler.”
“Halt etmişler.”
Bu itiraf iyi geldi Kemal’e. Gece, onun hakkında pek de fena fikirlere sahip değildi anlaşılan. Reddedileceğine hiç inanmadığı bir mahalle kızı egosunu okşasın mı istiyordu? Kendine hiç anlam veremediği günlerdeydi Kemal. Yeniden onunla kalması yönünde ısrarını etti, hatta yedek anahtarı da asılını da ona verdi ve eğer o eve geri dönmezse kapıda kalacağını söyledi. Böylece Gece’yi bir nevi oraya dönmeye mecbur tuttu.
Gece önce evine gitti. Ninesi olmadan her yanına kimsesizlik sinmiş evinde oyalanmadan çantasına yedek giysiler aldı. İş aramalıydı. Civardaki esnafa niteliğine bakmaksızın girip çıktı. Bulaşıkçılıktan, garsonluğa kadar bir sürü iş baktı. Üç vesayet ile Kemal’in evine döndü. Onun konforlu banyosunda yıkanıp üzerini değiştirdi. Aynasının parlaklığında izledi yüzünün her kıvrımını. Bu ev, bu lüks, bu kolaylık ona ait değildi. Su ısınsın diye beklediği çeşme başında sorguladığı şeydi bu. Gerbera çiçeklerini ilk kez tanıdığı adamın evinde ne hissettiğinin karşılığı sözcükler olmayan hisler ile… Dolu dolu vaatler verilse ona. Yaşayacağız dese, seninle bu hayatı hep birlikte.
Nişanlısından ayrılmayacak mıydı? Daha nesin?
Senin için ayrılacağım desin apaçık.
Aynayı terk edip mutfağa geçti. Buzdolabında bir tane kereviz, iki portakal ve tam bir baş kuru soğan vardı. Zenginler soğan yiyor dedi içinden. Keşke havuç da olsaydı diye düşündü, o zaman portakallı kereviz yapabilirdim.
Havuçsuz portakallı kereviz pişirdi. Biraz karıştırdı rafları, bu kadar zenginlikte fakir yemeği olmuştu. Ne kadar zeytinyağı mis gibi olsa da. Televizyonu karıştırdı bir süre. Cenaze evlerinde televizyon açılmazdı. Saçma sapan eğlenceli şeylere de tahammülü yoktu zaten kapattı televizyonun. Kapı çaldı. Yabancı biri gelme ihtimali olsa Kemal’in bu kadar rahat anahtarları bırakmayacağını düşündü. Kemaldir diye açtı kapıyı. Gerbera çiçekleri vardı Kemal’in elinde. Yine kırmızı. Hep kırmızı mı olacaktı ya da hep olacak mıydı? Çiçekleri aldı, teşekkür etti mırıl mırıl.
“Ne kokuyor?”
“Evindeki tek kerevizi pişirdim.”
Güldü Kemal, doğrudan banyoya yöneldi, Gece de dolapları karıştırırken gördüğü vazoyu mutfağa dönüp çıkardı. İlk kez çiçekleri su içinde tutacak onları koruyacaktı. Bir gün onların da solacağı kesindi. Bir gün bütün çiçekler solardı, bu değişmeyecek bir kesinlik içerirdi.
Ellerini yıkamış kazağının kollarını hafif geri çekmişti Kemal. Gece, vazoyu mutfağın adasına koyarken tencerenin kapağını açtı ve kerevizi kokladı. “İrfan Dedem havuçlu yapar kerevizi.”
“Evet ama evinde havuç yok.”
Mutfağın ortasında aynı anda birbirlerine döndüler. Karşı karşıya ve yüz yüzelerdi. “Benim evimde günlük alışveriş yapıldığından, yemek yapacağın aklıma bile gelmedi kusura bakma. Sanırım pek düşünceli bir ev sahibi değilim.”
Yakışıklı ev sahiplerinin düşünceli olmak gibi zorunlulukları yoktur diye düşündü Gece. Sessizce içinden geçirdiği her şey anlam kazandı.
“Bence kereviz de bize bu haliyle yeter. Sen bir kere benim yemeğimi yemiştin. Tam anlamıyla bitirmemiş olsan da bugün ben de senin yemeğini yiyeyim bu defa tam anlamıyla bitirmiş olalım biz de. Geçmişi de temizlemiş oluruz.”
Geçmişin böyle temizlenemediği açıktı. İki tabak, birer bardak su, karşılıklı kırmızı supla üstündeki siyah tabaklarında sessizce yemek yedikleri o dakikalarda sessizliği bozan şey Kemal’in, Gece’nin yanağından makas alışı oldu. Gece bu işi bir oyuna çevirdi. O da adamın yanağından bir makas aldı.
“Hangi tür film seversin?” diye sordu Kemal. Gece ise bugün nişanlından ayrıldın mı diye sormak isterdi.
“Sinemaya mı gideceğiz?”
“Sinema sıkıntı. Birileri görür fotoğrafımı alır. Ama evde izleriz diye düşünmüştüm.” Peki dercesine dudaklarını büzdü Gece, ne tür film severdi sahi, romantik. Romantik film izlemek aralarındaki çekimin gücünü arttırabilirdi. İstemez değildi Gece ancak üzülmemek için garanti altında tutmak istiyordu bu ilişkiyi. Gerçekten karşıdan sahici bir sevgi görecek miydi? Görecekse daha iyisine Şam’da kayısı demezler miydi? Yine de romantik hariç her şeyi denemek adına fantastik olabileceğini, bir korku filmi bile izleyebileceklerini söyledi. Kemal çaycıydı. Ocağın üstüne hemen çaydanlığı koyup bu zeginliğin içinde herkes gibi yaşandığını kanıtlamak istercesine sıradandı.
İki bardak demli çay ve televizyonda sahici bir korku filmi ile koltuğa kuruldular. Filmin başında ninesi henüz ölmüş bir kızın film izlemesi doğru mu değil mi diye sesli bir şekilde soru Gece. Kemal’e göre ise insan ölümün arkasından yaşama alışmak zorundaydı hem de bir an önce. Çünkü yaşamın her köşesi sıkıntı ile doluydu ve ilerleyen zamanda tüm bu sıkıntılarla mücadele etmek için her sıkıntı karşısında çabuk toparlanmak şarttı.
Çabuk toparlanmak için de çelik gibi bir ruh sağlığı şarttı.
İlk dakikalarda korkunç herhangi bir öge olmadığı için Gece rahattı. Zaman geçtikçe ortalık karıştı gerilim tırmandı ve bazı ögeler kanlı, korkutucu olmaya başladı. Önce ayaklarını altında topladı Gece. Daha da yetmeyince Kemal’in tam yanına geçti. Ona iyice sokuldu. Daha da yetmemeye başladığı noktada kolundan sımsıkı tutundu. Kemal tüm bunlarda ara ara gülümsüyor ama son derece sakin bir tavırla filmi izlemeyi sürdürüyordu. Korku filmi izleterek kızları yanına çekecek yaşı geçeli çok olduğu gibi bunu yapabileceği yaşta da yapmayı tercih etmemişti.
Yine de Gece tüm filmi çoğunlukla gözü eliyle kapalı olsa da izlemeyi başardı. Artık biten çayları doldurmak için mutfağa da gidemiyordu. Kemal giderse peşinden gitmesi gerekiyordu. Ve Kemal tüm bunlarla müthiş şekilde eğleniyordu.
“Bizim Elif ile Eylül de böyledir,” dedi televizyonu filmin sonunda kapatırken de. “Hem korkarlar hem de ısrarla her seferinde korku filmi izleyelim derler. Sanırım sen onlardan sadece birkaç yaş büyüksün.”
“Ben yirmi üç yaşımdayım.”
“Onlar da on dört canım ne var yani?”
Biraz hırslansa, terslense neme lazım Kemal ile arayı tutmak lazımdı, korkarsan kork eh be deyip odasına geçip gidebilirdi.
Açık havaya çıkmayı önerdi Kemal. Terasta biraz sigara içip hava alırdı böylece belki korku havasından sıyrılırdı. İyi fikir olarak değerlendirip bir sigara yakıp çıktı dışarı Gece. Son paketindeki son üç daldan biriydi ve yeni bir sigara paketi alacak parası da yoktu. Ancak bundan bahsetmedi, Kemal istedi diye bir tane de ona verdi.
Sigara içerken insanların telefon bağımlılığından bahsettiler. Efendim bu telefon bağımlılığından Kemal’de yoktu tuhaf ki Gece’de de yoktu. Gece sosyal medya kullanmıyordu. Kemal kullanıyordu ancak başkaları yönetiyordu ve genel olarak şahsi bir paylaşım hiç yapmıyordu hep kanal ile ilgili oluyordu. Gece de bazen onu babası bulmak isterse sosyal medya hesaplarından arama ihtimalini düşünür acaba annemin adıyla bir hesap mı açsam diye fikir yürütürdü. Ancak babası onu bulsa yüzleşme ihtimali korkutur bu fikirden kaçardı. Kemal ise yıllar sonra da olsa insanın babasını tanımanın iyi bir şey olduğunu düşünüyordu. Gece, Kemal’inki gibi zamanında mecburiyetlerden gitmek zorunda kalan bir babayı kendisinin de kabulleneceğini biliyordu ancak annesinin söylediğine göre hiçbir zaman kendisinden olduğunu kabul etmemişti Gece’nin. O yüzden de babası geceydi.
“Senin baban gündüzmüş Kemal, orada ayrılıyoruz.”
Önce Kemal, sonra da Gece birbirlerinin yanaklarından birer makas aldılar. Birbirlerine flört aşamasında gülücükler attılar.
“Bugün biraz iş baktım ve durum içler acısı. Herkes işçi değil köle arıyor sanki.”
“Boş ver,” dedi Kemal kendinden son derece emin. “Ben sana iş bulacağım!”
“Ben bunu kabul etmeyeceğim için bu kadar emin olmamalısın.”
“İyi de neden, hala aklamadın mı beni beyninde?”
“Ben kimseyi bu kadar çabuk aklayamam zaten de sen aksın. Sana güvenmeyişim değil kendimi birilerine mecbur ve muhtaç hissetmediğimde daha iyi olmamla açıklıyorum durumu.”
“Çok zorsun Gece.” Omzunu silkti genç kız. Son iki sigarasını pakette ve balkonda bırakıp içeri girdi. Yatak odasına gidecek, yastığını, örtüsünü alıp getirecekti ki içine üşüşen korku dolu fikirlerle geri döndü. O anda Kemal’in bedenine çarptı.
“Hop!” dedi Kemal bedenine çarpan minicik bedenin karşısında. “Ne oldu?”
“Biraz ürküyorum.”
“İtiraf ettiğine göre biraz değildir o.”
Bunun üzerine yatak odasının daha güvenilir gelebileceğine dair mutabakata vardılar. Gece yatak odasında yatacaktı Kemal içeride. Gece önce kabul etti ancak yalnız olduğunda hiçbir yerin güvenilir olmadığına karar verip gece bir yarısı salona geri döndü. Büyük bir bardak elinde su içerken Kemal, Gece’yi görünce şaşırdı. “Vallahi,” dedi kız korkak bir çocuk tavrıyla: “Çok korkuyorum!”
“Keşke izlemeseydik! Gel bakalım.” Yanına aldığı genç kızla birlikte yeniden yatak odasına döndü. Baş ucundaki abajurun ışığını açtı. “Sen yat ben sen uyuyana kadar başını beklerim.”
“Uyusam da ışığı kapatma ama tamam mı?”
“Tamam.” Yatağa girmesini bekledi, ardından yatağın kenarına oturdu ve genç kızın yanağından makas aldı. Gece bu defa ondan makas almadı. Korku ile cebelleşirken bu mümkün değildi. Gözlerini kapattı ve bir an önce uyumaya çalıştı. Kısa ya da uzun sürdü bu uykuya geçiş süreci ancak nihayetinde uyudu. Uyuyunca her şeyi unuttu. Uyandığında ise solu doluydu. Ona dokunmadan yatağın bir kenarına yatmıştı Kemal. Koca gövdesini daracık bir yere sığdırmış bir kolunu da başının altına yastık yapmıştı. Belki yüksek yastıkta yattığı için ikisini birden kullanıyordu ve biri Gece’deydi. Adamı uyandırmamaya dikkat ederek evin içindeki banyoya geçti. Döndüğünde Kemal gözlerini açmıştı.
“Uyanırsan korkarsın diye yattım.”
“Sorun değil. Ben içerileri topluyorum sonra da giderim artık evime.”
Giderim artık evime cümlesi tehlike çanı gibiydi Kemal’in başında. Yataktan kalktı, telefonunu en son nereye bıraktığını hatırlamaya çalıştı. Bir an önce Gece’yi göndermeyecek bir plan yapmalıydı. Korku filmi izledikleri koltuğa oturdu ve asistanına bir mesaj attı.