Gece, arabanın camına yaklaştırdı nefesini, ağzının bir kenarını avuç içiyle gölgeleyip cama doğru hohladı. Camın buğusuna kalp çizdi. Direksiyondaki adamın ona seslendiğini duydu. Gözlerini gökyüzüne doğru kaldırdı. İstanbul’dan hiç çıkmadığını bilmeyen adamın ona hayatı boyunca ilk kez uzun yolculuğa çıkmayı teklif ettiğinden haberdar olmadığının da farkındaydı. Ulaşılmaz bir kadın değildi oysa. Biri elinden tutsa ve sıkıca tutsa onunla gidecekti. Tutmuştu ve onunla gidiyordu. Biraz kafan dağılır demişti. Benim de ihtiyacım var. Kimin yok ki? Biraz kafası dağılacak mıydı bilmiyordu ama bu planladığı şeyin, adına seyahat deniyordu hani, eli boş gönlü hoş insanların yapacağı türden, kalbine üst üste düğümler atacağını biliyordu. Kemal onun için zorlaşıyordu. Karşı koymak. Onu görmeme ihtimali olan günlere geçmek. Herhangi bir unvanı olmasa da yanında olmadığı zamanlar yaşamak…
Ömür boyu onun parası ile, onun arabasında oradan oraya seyahat edemezlerdi ki. Etseler de bir noktadan sonra birinin bir şeyi değilken bu kadarı ona da fazla gelecekti. Korkular, kuşkular var olacaktı.
Bir deprem gecesini anımsadı. Gece yarısı annesinin yanında uyuduğu yataktan uyanıp annesini de sarsarak uyandırmaya çalıştığı. Annesi uyanmıyordu. Çok içmiş ve sızmıştı. Duymuyordu bile depremi. Aynı eski evde, aynı koşullardan biraz daha iyi koşullarda yaşıyorlardı o zaman. Gıda sorunları yoktu. Erzakları hep vardı. Faturaları ödeniyordu. Annesi ona giysiler ve oyuncaklar da alıyordu. Fakat sevmiyordu. Ninesi gelmiş, annesini o da uyandırmaya çalışmıştı. Ev yıkılacaktı ve annesi uyanmıyordu. Ev yıkılacaktı. Beklerken sadece bunu düşünüyordu ev yıkılacaktı.
Ev yıkılmadı.
Annesi uyanmadı.
Hayatta her şey sanıldığı kadar kötü ilerlemezdi. Hayal edildiği kadar iyi de ilerlemezdi. Hayatın kendine ait bir düzeni, bir sıralaması vardı. Bazı çabalar düzeni bozup sıralamayı değiştirebiliyordu elbette bazı çabalar da sonuçsuz kalıyordu. Kemal’den kaçsa da ona doğru koşsa da sonuç değişecek miydi bilmiyordu. Bir plan yaptığını söylemişti, Gece elini yüzünü yıkayıp da saçlarını bir kalemin esaretinde toplayana dek ne planı yapmış olabilirdi ki. Hiç kayak tatili yapmış mıydı Gece? Hiç tatil yapmamıştı ki. Kemal’in buna ihtiyacı vardı. Uzaklaşmaya düşünmeye dinlenmeye. Gece’nin buna ihtiyacı olduğunun farkında bile olmadığı bir yaşam biçimi vardı. Ona arkadaşlık etsin istiyordu. Bunun sadece arkadaşlık olabileceğine kim garanti verebilirdi.
Gece veremezdi.
Kemal, sadece mesajla babasına bildirdi. Bir süre telefonu kapatıp şehir dışında olacağını, düşüneceğini söylemişti. Şayet mühim bir şey olursa sesli mesaj bırakmasını mutlaka bir boşlukta sesli mesajları dinleyeceğini de belirtmişti.
Sadece babasına. Uyuşturucu baronu, kaçakçı ve katil babasına. Baban ne olursa olsun onun evladı olmaya devam ediyordun.
“Ne çizdin oraya?” Gece, adamın çizdiğini görmemesi için eliyle buğuyu sildi, kollarını göğsünde bağlayarak önünü döndü.
Rota Uludağ’a çevrilmişti. Epey karlı yollara denk gelmişlerdi. İstanbul’a son zamanlarda pek kar yağmıyordu. Gece, çocukluğunda karda oynadığını hatırlıyordu. Çocukluk arkadaşları tarafından ufak tefek olduğu için sırılsıklam olana kadar kara boğulduğunu… Çocukluk arkadaşları o mahallede kalıcı olabilenlerden değildi. Bazıları hapisteydi. Bazıları evlenmişti. Bazıları değişmiş ve dönüşmüştü. Üniversite tahsili alanlar, bir devlet dairesinde işe girenler, milli piyango bileti gibi bir talih oyunu karşılığında zengin olur gibi voleyi vurup kaybolmuşlardı.
“Sihir yapıyorum sana!”
“Cama buğu yaparak mı?”
“Cadılık marifetlerimi küçümseme bence!”
Kemal, sol yanağından arabaya bindiklerinden beridir üçüncü kez makas aldı. Gece ise bu sefer onunkinden ilk kez. Kemal, Gece yanağına her dokunduğunda o aynı müstehzi tebessümle ona bakıyordu.
“Hayal dünyan bile bizim kızlarla aynı. Sahiden bir gün seni onlarla tanıştırmalı, çok iyi arkadaş olursunuz. Belki sana varsa erkek arkadaşları anlatırlar.”
“Anlatsalar bile sana anlatmam ki. Benim sırrım pektir.”
“Anlatma canım sen bil, işe yaramaz bir şeylerse zaten bana söylersin. Senin onlardan tek farkın bu olabilir. Erkekler konusunda aşırı temkinli olabilirsin. Onlar henüz erkekleri masum sanıyorlar.”
Muhtemelen insanları da diye düşündü Gece. İnsanın kalbi ne kadarsa herkesinkini o kadar zannederdi. Gece de öyle zannetmek isterdi ama yaşamın leş yanını görmesi için annesi ona büyük bir fırsat tanımıştı. Annesi belki de iyi ki vardı. Onu yaşama hazırlayan mühim bir önderdi.
“Öğrenmemelerini dilerim. Her öğreniş bazen bir tecrübe. Düşünsene tüm bunları annem değil de bana erkekler öğretmiş olsaydı kaç adam hayatımın içine etmiş olacaktı.”
“Pis herifler.” Pis herifler aşkına sessizlik yerleşti aralarına. Bu defa ilk makası Gece aldı, Kemal karşılık vermedi. Sadece yanağından sıkan eli tuttu ve öylece indirdi. Bırakmadı. “Seni kızlarla tanıştırma fikrime ne diyorsun?”
“Ünlü Kemal Günaydın olarak bir sıfat biçmen gerekmiyorsa bana, tanışabiliriz.”
“Eylül ile Elif magazin muhabiri değiller. Onlar hayatımdaki en önemli insanların en başındalar sadece.”
“Annen baban daha mı sonra?”
“Evet. Onlar birbiri için en önemli. Kızları biri öncelik sırasına almalı.”
“Deniz peki?”
“O hıyarla ne yapacağımı bilmiyorum!” Cacık olurdu aslında. Taze naneli… Taze nanenin mevsimi değildi. Bir kardeşi olmamanın o garip boşluğunu hissetti Gece. Kardeşe varana kadar kimsesi de yoktu zaten. “Anneme bir beş çayına gideriz. Kızlar yeni okuldan gelmiş olurlar. Annem çok kafa kadındır. Biraz da deli bozuktur. Güldürür insanı.”
“Nişanlını da güldürür müydü?”
Tuttuğu eli sıktı Kemal. “Annem kendi gibilerin yanında kendi gibi oluyor. Nesli biraz ağırbaşlı. Annem de ağırbaşlı oluyor. Biz bizeyken gençliğine dönüyor. Çok kafası atık bir kızmış. Babam anlatır bazen annemin antikacı dükkânı varmış. Sobalıymış o zamanlar. Artık kalorifer tesisatı var tabii orada da. Her neyse dükkâna babam bir gelirmiş annem antika sayılacak kitapları sobada yakıyor.” Gece, gözlerini kocaman açtı. “Her seferinde yeni bir dövme ile görürmüş annemi. Çeşitli dövmeleri var vücudunda.”
“Senin var mı?”
“Benim yok. Sevmiyorum ben öyle şeyler. Aa bak bir de bu İrfan Dedem var ya, üvey babamın babası olan, o da aslında benim öz anneannem ile büyük aşk yaşamış.”
“Ben bunu anlamadım.”
“İrfan dedem ile ananem diyorum canım.”
“Annenin annesi ile deden. Ee tamam. Ha ama üvey babanın babası. Nasıl denk gelmiş o ya? Dallasın yeni başrolleri falan mı?”
Yargılanmaktan korkmadan duyduklarına kahkahalarla güldü Kemal. Hala anlamaya çalışıyordu Gece, birinin babası, Kemal’in ananesi, aslında kızıl afet annenin de annesi. Anasına bak kızına al. Anası da afetti kesin onun. Karışmış aklı ile gülüp duran Kemal’e sataştı. Alay ediyordu onunla böyle bir bilmece sorduğu yetmez gibi. “Bilmece değil!” dedi Kemal. “Bizim hayatımız.”
“Onlar neden olamamışlar birlikte?”
“Kavuşamayınca aşk oluyor Gece. Kavuşunca bitiyor herhalde. Evliymiş ikisi de. İkisi de eşlerini aldatmışlar. İrfan Dedemin kaknem bir karısı vardı benden nefret ederdi, annemden de. Hatırlıyorum o ne zaman bize gelse üvey babam bana surat asardı. Ben de acaba gerçekten surat mı asıyor yoksa genel ruh halinden ben hüsnükuruntu mu yapıyorum bilemezdim. Açıkçası birilerinin hislerini anlamaya çalıştığım çok sancılı bir çocukluğum vardı Gece.”
Açıkça ve acıca… Gece, şefkatlice adamın kolunu sıvazladı ve artık biliyordu ki kale duvarı gibi güçlü duvarları olan insanlar bile sırtlarının sıvazlanmak isterlerdi.
Dağ başında bir eve vardılar. Kar yüksekliği epey vardı ve hava keskin bir şekilde ayaza çalıyordu. Bir süredir yeni kar yağmadığı havanın soğuğundan belliydi. Ev bir tesise aitti. Önceden hazırlıklar tamamlanmış anahtarı üzerine bırakılmıştı. Kemal bir otel tercih edemezdi. Yanında bir kızla otel odalarında zamparalık eden biri olarak lanse edilirdi ve samimiyetle mevzusu zamparalık değildi Kemal’in. Delik deşik ruhunu onarmak istiyordu ve bu kızdan çok hoşlanıyordu.
Hoşlanmak tabiri artık basitti.
Ev zemin kat ve bir de asma kat olmak üzere iki kattan oluşuyordu. Alt katta mutfak ve salon, üst katta boydan boya camdan oluşan bir duvara sabitlenmiş geniş bir yatak, bir gardırobu ve ısıtmalı bir havuza geçilen bir bölümü vardı. Suyun termal olduğu belirtilmişti, havuz kısmına geçen kapının üzerindeki yazı ile. Gece, ihtiyarlığa geçişte buranın ideal bir tatil yeri olabileceğine dair şaka yaptı.
Kemal buraya yıllar evvel yine yanında bir kızla gelmişti. O kızdan basit tabirle sadece hoşlanıyordu. Bu kızı anlıyordu. Bu kız tarafından anlaşılıyordu. Ruhuna iyi gelen bir derman buluyordu. Sonunu düşündüğünde karamsarlığa kapıldığı oluyordu ancak sonunu düşünmeyip özgürce yaşamak istiyordu.
Mutfakta erzak Kemal’in de istediği şekilde tam takım hazır edilmişti. Buram buram oksijen dolu bir atmosferde daha önce yaşadığı içi boş birkaç günken bu defa hayal ettiği bambaşka bir durumdu. Bir tür meditasyon ve arınma tekniği.
Aşk ile arınma!
Aşk fazla değil miydi?
Duyguları ölçü birimine sokmak gerekirse 1 ila 10 arasında bir puan verecekti Gece’ye olan hislerini öyleyse, peki kaç verebilirdi. On! Neden doğrudan bu aşk diyemiyordu. Yıldırım aşkı. Daha ilk geceden. Yanına oturduğunda, o başı önde mahzun haline hissettiği aşktı. Bir anda, içinde, duygularında anlam veremediği bir yoğunluk, sürekli ondan tarafa bakma isteği, neyin nesi merakı, tüh bu da mı masör, o yolun yolcusu mu kaygısı? Hepsi öylesine değildi ki. Kemal sadece bu işlerin başlangıcı böyle mi olur bilmiyordu. Bir kızı beğenirdi. Ya da kızlar onu beğenirdi ama bir şekilde karşılıklı hisler çekerdi ve Kemal o kızlarla bir süreliğine paylaşımlarda bulunurdu ve puf. Büyü kaybolurdu. Büyü yine kaybolur muydu? Büyüyse olurdu. Başka bir şeyse… Ama neyse…
Kemal bu düşüncelerdeyken Gece, mutfak penceresinin önündeki yuvarlak masada oturmuş dışarıyı seyrediyor ve bu evde neden bir tane yatak var diye düşünüyordu. Dün gece yanıma uzandı yattı diye beklentilerini değiştirdi ve beni buraya bu yüzden mi getirdi diyordu. Bir yandan da onunla geçen zamanın keyfinden müthiş duygular içindeydi. Hiç bitmesin isteyeceği türden bir bağlılık, dostluk ve yakınlık oluşmuştu. Karşı cins olmasa sadece arkadaşı olurdu misal. Yaşı epey büyük olsa bir ağabeyi olurdu. Yaşı ufak olsa sadece kardeşi. Tabii bir de bunların yanında şu çekim yasası yürürlüğe girmeseydi.
“Çay dinlenmiş gibi.” Kemal demliğin kapağını kapatırken Gece hala dışarıyı izliyordu. “Kar,” dedi Kemal iki çay bardağını raftan indirirken “Yeşil kadar, deniz manzarası kadar huzur verici değil mi?” Dolu çay bardaklarını masaya taşıdı, Gece’nin önüne koydu. “Sana akşam yemeğinde harika bir bonfile pişireceğim.” Bu defa bakışlarını çevirdi Gece. Onu konuşturmak için biraz üstelemek gerekiyordu belki de zaman zaman böyle. “Huşu, iştah, şehvet, sevişme.” Gece’nin kaşları çatıldı. “Hepsinde neden ‘ş’ harfi var sence?”
“Neden?”
“Ş desene.”
“Ş!”
“Keyifli değil mi? Hepsi gibi.” Baskıladı tebessümünü Gece yoksa şehvet ve sevişmeye gülen kadın olmak istemezdi. “İçsene çayını!” Bardağın ince belinden kavradı Gece. “Bugün dinlenelim, yarın kar topu oynarız.”
“Kardan adam da yapar mıyız?” Kemal gülümseyerek başını salladı. “Sen roman havası oynamayı biliyor musun?”
“Bazen hangi soruna cevap vereceğimi şaşırıyorum Kemal.”
“Şaşırmak da ş ile. Şaşırmak da keyifli herhalde.” Kemal, kimsenin yanında bu kadar saçmalamayı normalleştirmiş biri değildi. Kendi gibi olmak ne demek onu bile bilmezdi ki. Hep bir düzene ve kurala tabi olduğu yaşamında. Gece’yi bu tarz çocuklukları ile güldürmek istemesi kadar masumane ne olabilirdi ki? Hüznünü kovmak adına. Elinde bir değnek. Söylememişti Gece roman havası oynamayı bilip bilmediğini. Yineledi sorusunu bunun üzerine Kemal.
“Annem kadar iyi olmasa da biliyorum. Ben çocukken mahalle düğünlerinde az göbek atmazdık.”
“Şimdi?”
“Gitmiyorum mahalle düğünlerine. Benim düğün görecek halim mi var?”
“Ne zamandır yok?”
“Çok zamandır. Annem öldükten sonra yaşadığımız parasızlık beni mecburi yollara itecek diye korktum herhalde. Bundan kaçtım, gizlendim. Herkes de unuttu beni zamanla. Çok da sıcakkanlı bulmaz insanlar zaten beni. Sevgi pıtırcığı olmadığım gibi tam bir roman kızı da olmadığımı söylerler. Malum annem geceden peydahlamış, gecede o vakit Avrupalı falanmış.”