12

2310 Kelimeler
O akşam kaliteli bir şarap açtı Kemal masaya. Soslu bonfilesi, elbette ki Gece için lezzetli bir zengin yemeğiydi. Gece’nin alkolle arası iyi olmadığı için biraz da Kemal’in gazına geldiği için içkiyi fazla kaçırınca sarhoş olması kaçınılmaz sondu. Sarhoş halinin de çekilir bir yanı vardı çünkü akşamüzeri yaptıkları sohbet canlandı, telefondan bir roman havası müziği açıldı, Gece göbek atmaya başladı. Gece sarhoşsa Kemal de çakır keyifti. Roman havası oynanacaksa o da oynayacaktı. Gece, hırkasını Kemal’in kalçasına bağladı. Ninesinin ölümünün üçüncü gününde kahkahalarla gülerek kalçasında hırkası bağlı bir adamla göbek attı. Ölümle yaşam arasındaki anlaşılır çizgi de buydu işte. Ölüm kaçınılmaz, yaşamak kaçınılmaz. Hangisi geldi ise başına onunla devam ediyordun. O göbek havası soluk soluğa bir performansla son buldu. Güle güle yıkıldılar salondaki aynı üçlü koltuğa, başları koltuğun sırtına yaslandı kaldı, yorgunluktan gözleri kapandı. Bir süre belki birkaç dakika kadar öyle kaldılar. Başını kaldırabilen Kemal oldu. “Sizde bu işin ilmi doğuştan…” gibi bir laf etti. Gece, gözlerini açmadan, başını kaldırmadan cevap verdi: “Siz biz mi olduk Kemal Bey?” “Bir şey olamadık böyle olalım madem.” Kızın elinden tuttu. “Yatırayım seni gel.” “Ben kendim bulabilirim yatağı. Yalnız yatmayacak mıyım? Tek yatak vardı değil mi ya orada? Of… Sakın bu durumumdan faydalanma.” “Yapma Gece ya, gel hadi.” Tuttu elinden adam. Sendeliyordu kadın. Hala içinde bir kadın dans ediyordu. Annesinin eve misafir getirdiği gecelerde onların önünde dans ettiği kadın gibi bir kadın. O kadar kıvrak, o kadar neşeli, o kadar gamsız. “Üzerini değiştirecek misin?” “Böyle yatsam.” “Sen bilirsin.” Yatağın orta kısmına denk geldi başı. Kendini yukarıya çekmek istedi bir türlü beceremedi. Kemal dizlerinin üzerinde yatağa çıkıp kızın başını yastığa taşıdı, yorganı bedeninin altından çekti, hala oflayıp pufluyordu Gece, sonunda da üstünü örttü. Gece gözlerinin içine bakıyordu o anda. Yatakta yatarken bir erkeğin gözlerinin içine bakılmaz diye öğreteni olmamış değildi. Onu yanında, daha yakınında istiyor olabilir miydi? Gece bir anda ağlamaya başladı. Avucunu yaladı Kemal. Ne olduğunu sordu? Saçlarını okşadı. Ama kız hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Onu bu kadar savunmasız gördüğü olmamıştı. Ninesinin öldüğü gün sarıldığında bile bu denli içerlememişti. Birkaç kez daha ne olduğunu sordu fakat cevap vermedi Gece. Kemal de onu sardı sarmaladı kollarıyla ve yanına uzandı. O gece koyun koyuna uyudukları ilk geceydi. Ne zaman uyansa biraz kolu uyuşmuş da olsa Kemal kızın başının altından çekmedi kolunu, kokusunu içine çekti, daha bir sımsıkı tuttu kendini. Yaladığı avucu kurumuştu zira ne istediğini çoktan unutmuş akışına bırakmıştı. Hiç dinlenmediği kadar dinlenmiş uyandı sabaha. Gökyüzünde parlak bir güneş vardı. Gece uyanmasın diye yavaşça çekti kolunu. Akşamdan kalma olduğu için zor uyanacağını tahmin ediyordu. Alt kata indi parmak uçlarında. Bir bardak kahve yapıp içti manzaraya karşı mutfak masasında. Akşam sofrayı birlikte kaldırışları, son kalanların kadehler oluşu yüzünden kalanları da kahveden sonra toparladı. Çay suyu koydu. İki yumurtayı kırıp çırptı. İçine biraz peynir dilimledi, biraz da maydanoz doğradı. Mutfakta teçhizat tamdı. Birlikte geldiği kızlar ona marifetli, hoş görünmek için özenle sofralar kurarlardı. Bu defa bu rol kendisinindi. Gece uyandığında kahvaltı hazır olsun istiyordu. Kahvaltıdan başka bir şey mutlu edecekse onu… Belki de edebilirdi. Kemal’den yaklaşık iki saat kadar sonra yatakta gözlerini açtı Gece. Başında kuvvetli bir ağrı vardı. Yorulmuş gibiydi. Kemal’in ona sarılarak yanında uyuduğunu biliyordu. Yanındaki boş yastığa baktı, yeniden yatağın sıfır dayandığı koca cama yüzünü döndüğünde hemen aşağıda kocaman bir kardan adam ağzında zeytinden izler ona gülümsüyordu. Burnu havuç, gözleri de zeytin. Boynunda Gece’nin atkısı. Gece yatakta toplandı. Kemal, kardan adama dilimlenmiş havuçlardan palto düğmesi yapıyordu. Yüreği coşkuyla karışık bir hüzünle doldu. Bu adamı Allah ona ömrü boyunca mutlu olmak için azıcık bir şansının var olduğuna inanması için göndermiş gibiydi. Kemal, azıcık bir şanstan daha fazlaydı. Kendini yataktan attı. Merdivenleri koşarak indi. Botlarını çıplak ayaklarına giydi. Saçları dağınıktı. Sırtında palto yoktu, ince bir sweatshirt ile kot pantolonu vardı. Koşarak evin etrafını dolandı ve Kemal’e doğru koşmaya başladı. “Tıpkı senin gibi bir şapşala benzemiş.” Kardan adamın etrafında tur attı Gece, burnunun ucu kıpkırmızıydı ve kıyafetinin kollarının içine ellerini çekmişti. Kardan adamla kızarmış burunlu haliyle bir poz verdi. Bu poz ile Kemal’in telefonunun hafızasına ve Kemal’in zihninin hafızasına ayrıca kaydedildi. Kardan adam ortalarında, sağında Kemal, solunda Gece ile bir öz çekim pozu verdiler bu sefer de. Sonunda ise Gece, Kemal’e sarıldı. Ansızın. Beklenmedik bir anda. Üşüdün dedi Kemal kendi montunu attı sırtına genç kadının ve eve doğru Gece, Kemal’in kolunda yürüdüler. İçeri girdiklerinde Gece koşarak mutfak masasının önünde durduğu pencere önünden kardan adamı yokladı. “Bu canlanıp bizimle muhabbet ediyormuş.” “Cadılığını kullanıp bir şeyler yapmazsan bu imkânsız.” Kemal mutfağa geçti. Yarım kaldığı işi tamamlamaya girişti. Gece de elini yüzünü toplamak, bir toparlanmak için yukarı çıktı. Kemal o esnada telefonunu uçak modundan aldı ve babasının sesli mesajı var mı diye baktı? İyi eğlenceler dilediği kısacık bir mesaj bırakmıştı Altay. İşler yolunda diye rahat bir nefes aldı, kahvaltı sofrasının eksiklerini tamamladı. Gece döndüğünde saçlarını at kuyruğu yapmış, ayaklarına çorap giymişti. Akşamki kadar salaştı aslında. Gece genel olarak özensiz bir kadındı. Fakat özensiz güzelliği bile etkileyiciydi. Cilt tonu ve ta kendisi kusursuzdu. Her zaman beyaz bir sabunla henüz yıkanmış gibi tertemiz dururdu. “Bütün işi de sana yıkıyoruz ha, ayıp oluyor koskoca kanal patronuna!” diye alay ederek masanın başına geçti. “Ben severim mutfak işlerini. Terapi gibi benim için.” Bir elinde demlik, diğerinde çaydanlık masa başına yaklaştı, çayları tam kıvamında doldurdu. Çaydanlığı ocağa bırakıp masaya o da geçti. “Kardan adama bu kadar seviniyorsan yarın bir tane daha yaparım.” “Kardan adam yapacağım diye zatürre olacaksın. Kıyamam!” Uzatarak kıyamayacağını söylemişti Gece. Biraz alaycı biraz gerçek ve daha da çok nazlı bir kadın lisanıyla. Kemal, yanağından makas aldı, Gece anında karşılığını verdi. “Bir gün birimizin yanağı diğerimizin elinde kalacak.” Güldü Kemal. “Gülmesene be, sen çok sıkı yapmıyorsun ama ben hırslanıp koparmak istiyorum.” “Sevgiden mi?” Dudaklarını büzdü Gece. Kendine açıklamakta zorlandığı hislerini bir başkasına açıklamak daha kolay değildi. “Mesela bir çocuğu sever gibi için mi kaynıyor?” diye sordu bu sefer de Kemal. “Ben hiç çocuk sevmedim desem yeri. Çevremizde çocuklu kimse yok ve de olsa da çok yakın ilişkiler kurmadığım için insanlarla... İlk kez kendi çocuğumu severim herhalde. O da olursa.” “Neden olmasın?” Tekrar dudaklarını büzdü Gece. “Aile kurmak imkânsız mı sence?” “İmkânsız değil ama zor. İletişim insanlar için ilk tercih gibi görünse de iletişim derinleştiğinde sorunlar yaşanıyor. Ve erkekler anlaşılmayan varlıklar. Bunu bir sürü erkek tanıdığım için söylemiyorum. Annemi anımsıyorum ve ilişkilerini, hep ikinci kadındı annem, evli adamlarla birlikte olurdu. Annemi hep çok seviyorlarmış gibi başlarlar, baya olaylı biterirlerdi. Gerçek olay ha bakma öyle.” Bakmadı Kemal. Taze ekmek siparişini almak üzere kapıya kalktı ve geri döndüğünde ekmekten kopardığı ilk lokmayı ocaktan aldığı omlete batırarak Gece’nin ağzına verdi. Çaylar yenilendi, ekmek dilimlenmeden sofrada bitirildi. İştahla yenen bir omlet yerine bomboş bir sahan kaldı. Çaylar tekrar yenilendi ve en başta kalan konuya geri döndü Kemal. “Nasıl olaylarla biterdi annenin ilişkileri?” “Evde sesleri yükselmeye başlardı. Annem sevgilileri olunca benimle uyumayı bırakırdı, sesler yükselmeye başlayınca da sevgilisi ile kavga edip onu kapının önüne koyar sonra yanıma yatar ağlardı. Onu teselli etmek zorunda hissederdim kendimi. Boş ver anne derdim, o zaten çirkin bir adamdı. Annemin sevgilileri hep çirkin adamlar mıydı bilmiyorum ama öylelermiş gibi anımsıyorum. Annem çocuk ben anneydim. Annem bir erkek tarafından gerçekten sevilmek arayışında iken ben onun hayatını zora sokmayan sorunsuz çocuktum. Bir köşede onu izleyen ve yalnız kaldığında ise koşa koşa gidip ona sarılan. Sarılan. Çok sarılan. Annem erkeklerle ilişkilere bakış açımın mimarı. Çarpık ilişkiler. Karını bırakacaktın hani diye soran anneme karşı başka şekilde cevap veren adamlar. Çoğu döverdi annemi. Annem de buna katlanırdı.” “Sana zarar verirler miydi?” diye sorarken Kemal kaşlarını çatmış yüzünü ekşitmişti. “Beni görmezden gelirlerdi. Bir tanesi vardı sadece biraz ilgilendi benimle diye babam sanmıştım da benim zaten çocuklarım var demişti. Böyle şeyler işte…” Buruk gülümsedi Gece. “Ninemi o yüzden çok severdim. Kendini bize adamıştı. Fedakâr bir kadındı. Annem öldüğünde temizliğe giderek baktı bana. Namuslu da bir kadındı üstelik. Dedemi hatırlamıyorum. Pis kumarbaz herifin tekiydi derdi ninem. Kendi çocuğu, dayım hapiste olunca babası kılıklı diye anar onu da. Müebbet ceza aldı. Annemi öldürdü.” Kemal’in gözleri büyüdü. “Annemin bir arkadaşı vardı Behice Abla, onunla ilişkileri vardı. Behice Abla da annem gibi pavyonda çalışıyordu. Bir gece bir adam ikisini birden masasına çağırmış. Hiç pavyona gittin mi bilmiyorum ama hani televizyonlarda da görürüz ya…” Kemal hiç pavyona gitmediğini başını iki yana sallayarak belli etti. “Neyse bunları masasına isteyen adam da paralı biriymiş. Demiş ikinizi birden götüreyim ben evime bugün size çok para veririm. Bizim kızlar kabul etmiş. Dayım da bunları çıkışta almaya gelecekmiş haberleri yok bunların. Dayım pavyonda çalışsınlar ama namuslarıyla hani kafa o şekil adamlardan. Uyuşturucu da kullanırmış zaten. Kafa da güzelmiş. Bunları o adamlarla görünce üçünü birden bıçaklamış. Hatta orada aralayan biri de yaralanmış. Zengin adam ölmemiş, ölmeyince mahkemede olayı anlatmış. İşte böylece girmiş hapse bizimki. Ben hatırlarım dayımı. Bizimle yaşamazdı. Orada burada gezer parası bitince gelirdi. Ninemi hep ağlatırdı. İyi değil kötü adamdı çocukluğumda. Kısacası iyi erkek tanımadım desem doğru. Sen başka gibisin. Bir türlü emin olamasam da öyle gibisin. Bu da çok tuhaf yani diyelim nadir iyi erkeksin beni nereden buldun?” “Gizem Ablanda!” Genç kızın masanın üzerinde ara ara kalkıp sözlerine eşlik eden elini tuttu. “Herkesin hikayesi var Gece, seninki epey ağır, bir başkasınınki daha da ağır. Hikayelerimizin insanıyız. Ben de öyleyim. İyi insanım diyemem. Benim de utandığım yanlarım var. Bazı doğrularıma yanlış gelen şeylere göz yumuyorum vesaire. Fakat seni öldürmeyeceğime söz verebilirim. Ya da dövmeyeceğime. Çirkin ama böyle bir tehlike kadın erkek ilişkilerinde söz konusu oluyor ve hiç umulmadık herifler güçlerinin sadece kadınlara yettiği bir dünyada yaşıyorlar. Neyse iki konudan başka korkuların varsa söz verebilirim.” “Neyin sözünü istemeye hakkım var da senden?” Etekteki bazı taşları dökmenin zamanıdır dedirtti bu söz Kemal’e. Sıkı giyinip biraz dışarı çıkmayı teklif etti genç kadına. Çift çorap, bir hırka, atkı bere, sırta mont. Atkı kardan adamdaydı, Kemal’in atkısına sarındı o da. Eldivenleri yoktu. Ellerini cebine sokardı. Kemal eldivenlerini ona giydirdi epey büyük oldular. Kapı önünde epey cebelleştiler bu durumla, sonunda adam kadının bir elini avuç içine alıp kendi cebine soktu. Diğeri de yalnızlığa mahkûm olup Gece’nin cebini boyladı. Gece’nin aklı bir süre elini saran elde kaldı. Konuşmak istiyordu Kemal yürürken. Hislerini bilmek istiyordu Gece’nin. Neydi bugüne kadar onunla yaşadığı şeyin özeti. Gece durumu özetlemesi istenince dut yemiş bülbül misali sustu. Kemal ısrar etti. Gece öyleyse ilk konuşması gerekenin o olduğunu söyledi. Yürüyüş yoluna gelmişlerdi. Kemal beresinin üzerine parkasının kapüşonunu da kapattı. İleride otel müşterileri vardı ve kimse onu tanısın istemiyordu. “Şu an yaşadığımızı herhangi bir kadınla yaşadığım bir şeye benzetemedim,” diye başladı cümleye Kemal. “Birbirimize son derece uzak karakterler olduğumuzu da düşünmüyorum. Zenginlik fakirlik gibi arabesk tanımlarım yok benim. Babam olmasa bu kadar varlıklı bir adam olmazdım zaten ben. Sonradan çıkmasa, ulan ben senin babanım demese yani. Amcam, halam arasında pay edilecek bir servetti hepsi. Şimdi hepsi sayesinde param var. Sonradan görme bile sayılabilirim. Üvey babam tasarruflu olmamız konusuna acayip takıntılı bir adamdı. Onun eski telefonunu kullandım yıllarca ve farkındaysan hiç de kasıntı bir adam değilim. Sahanda yumurta yiyorum ben de seninle ekmek banarak. Ee tabii para harcarken düşünmüyorsun. Büyük rahat kafan bu anlamda. Ancak geçim derdi olmayanın da ruhsal bunalımları oluyor. Kendini aramakla meşgul oluyor ve bulduğu kendinden memnun olmuyor. Depresyona giren fakir gördünüz mü sorusunu duymuşsundur. Netice olarak aramızdaki maddi anlamdaki farklılığı sorun olarak görmüyorum. Hayatımdaki rolünü önemsiyorum. Biten bir ilişkinin ardından kafası karışmış bir adam da değilim. O ilişki hakkında netim, anlaşılırım. Anlatırım da sordukça herkes. Ben sana şu anda bir ilişki vadediyorum evet. Yaşadıkların, mevcut durumun bazı detayları kafana takılıyor belki beni ciddiye de almıyorsun fakat ben seni ciddiye alıyorum.” “Ciddiye alıyorum derken?” Yüreğindeki tıpırtıları can kulağıyla dinlediği adamın sesinin önüne geçtiği için defetmeye çalıştı. “Çekimin müthiş. Masumiyetin. Güzelliğin. Zamanı seninle nasıl geçiriyorum anlamıyorum. Bomboş bir sürü zaman yaratabilirim senin için. Sadece senin ve benim olduğumuz günler, haftalar, aylar verebilirim. Yardım tekliflerim senin için incitici oluyor fakat benim için kolaylaştırıcı teklifler bunlar. Ben senden yana şüphe duymuyorum. Kullanılmış hissettirmeyeceksin beni.” “Sigaramın bittiğini fark edip petrolde durduğunda üç dört paket alıp getirdin, arka koltuğa attın. Ben seni bir fırsatmış gibi görmek istemiyorum.” “Bunu ayrıştıramayız ki Gece. Şu an maddi olarak zor zamanlar geçiriyorsun. Geçici. Sen çalışkan bir kızsın. Elbette bulabildiğin tek iş masörlük olursa olay çıkarırım. Lütfen hiç kimsenin bedenine değmesin bundan gayrı ellerin…” Gece’nin gülüşü ile şenlendi ortalık. “Ama bir masajını alırım.” “Soyunman gerekir.” “Olur soyunurum. Başka ne gerekiyor?” Bu defa karşılıklı gülüştüler. Kemal, yalnız kalan eline de elini uzattı, iki eli ellerinde otelin biraz berisinde durdular. “Senin yerinde kim olsa başıma talih kuşu kondu der önünü ardını sorgulamaz ve benim bu ilgime ilk günden karşılık verirdi. Senin tarafından gördüğüm bu yüceltici muamele için teşekkür ederim. Bu şu demek ki ben babama rest çekersem de benimle kalacaksın.” “Babana rest mi çekeceksin?” “Babam olmaktan azat etmeyeceğim ama işleri bırakabilirim. Yani bu serveti. Kendimi buna hazırlamak istiyorum. Yani babamın bu serveti nasıl inşa ettiğini bile bile devam edersem kendime olan saygımı yitireceğim. Fakat hukuk diplomam var, mutlaka bir yerden başlarım. Başlarız.” Biz… Tırnaklarımızla geldik buralara der sarılırız birbirimize sonrasında, diye düşündü Gece. Kıvanç, coşku, mutluluk her duygu iç içe geçti. “Hislerini alabilir miyim şimdi Gece?” “Hislerim kelimelerle anlatılacak gibi değil.” “Masaj yaparak mı anlatacaksın?” “Hayır.” Parmak uçlarında yükseldi Gece ve Kemal’in dudaklarına kısacık, taptaze bir öpücük verdi. Bu Gece’nin ilk öpücüğü idi. Kemal ise daha önce böyle öpüldüğünü hiç hatırlamadı. Bir çocuğun öpüşmeyi keşfinden önceki provası gibi. Gece eve doğru koşarken Kemal dudaklarındaki hisle peşinden seslendi. Sadece yürüyordu ama birazdan Gece’ye yetişti ve soluk soluğa kaldığı o anda belinden sarıldı. “Kaçtığın yerde de ben varsam benden niye kaçarsın ki?” diye sordu. Aşıkların en büyük gafleti bu sorudaydı. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE