Eve, yeniden vardıklarında soğuktan ve utançtan kızarmış suratı ile bakışlarını hep kaçırarak hareket etti Gece. Üzerini çıkardı, mutfağı toparlamaya girişti. Bu işler hep adama bakıyordu ve ayıp oluyordu artık. Adam ise mutfak tarafından pencere açtı ve bir sigara yaktı. Sigaranın kokusu çekti Gece’yi, o da bir dal alıp Kemal’inki ile sigarasını yaktı. Pencerenin önünde sigarasını dışarı savurarak içti. Sonrasında mutfağı toplamaya devam etti. Kemal sigarasını söndürüp uçak modunu kapattı. Peş peşe gelen mesajlara girmeden babasına bir mesaj attı. “Yakup Bey ile konuşmanı istiyorum baba nasıl yaparsın bilmiyorum ama kesin kararlıyım, bu işi sürdüremeyeceğim.” Telefonunu yeniden uçak moduna alıp masanın üzerinde bıraktı. Gece’nin kardan adamlı fotoğrafını büyütüp yüzündeki sevinçli çocuk ifadesine takıldı. Gece uzaktaymış da onu özlemiş gibi. Genç kızın keşke burada da kahve makinesi olsaydı gibi sözler ettiğini fark etti. Gece oradaydı. Kahve paketini çıkardı. Bir cezve çıkarıp uzattı ve kahve paketini gözleriyle işaret etti.
“Cezvede kahve yapmayı biliyorum ve evet yaparım. Ancak senin evdeki makine süt bile köpürtürken… Lütfen yani kıyas yapmayalım.” İki ölçü kahve, iki fincan su öncesinde karıştırdı, bir ara tereddüt edip şekeri sordu. Kemal sade içiyordu. Gece de sade içerdi. Ninesi tek şekerli. Kahveleri döktü. Masada kalan son şeyleri toparlayıp onları oraya koydu.
“Sen kayak yapmayı biliyor musun?” diye sordu Kemal’e. Kemal başını salladı. “Bana da öğretirdin belki.”
“Çok kalabalık. Mutlaka tanıyan birileri çıkar. Fotoğrafımızı çekerler.” Başını salladı Gece. Gazetelere çıkmak istemezdi. Belki de isterdi. Birileri aa bu bizim Gece değil mi derdi? Nasıl kafalamış bu kız, adamı diye haset ederlerdi. Ne de güzel olurdu? Fakat Kemal henüz bir roman kızı ile anılmaya hazır değildi. Alınganlık yapmayacaktı. “Bir gün, belki seneye bu zamanlar kayakla da kayarız. O zaman gazeteciler çok da umurumda olmayabilir.” Senden emin olunca, ilişkimiz oturunca demekti bu, Gece rahatladı. Kahvesinden bir yudum aldı. Kahve güzeldi. Eline sağlık. “Belki de yurt dışına gider orada yaşarız bir süre. Babam bir şekilde yeniden beni ikna etmesin diye kaçarız. Benim bebekliğim dünyayı gezerek geçmiş demiş miydim?” Gece, bunu duymuştu. “Öyle yaparız. Pasaport işlerini ben hallederim. Üvey babamla annem o zamanlar arkadaşmış ve üvey babam her şehirde bir kadınla sevişirmiş. Bazılarını da annemle kaldıkları odaya getirirmiş. Tasarruflu olsun diye tek oda tutarlarmış çünkü.” Gece hayretle irkildi. “Sanırım üvey babam eskiden çapkın bir adammış. Deniz gibi… Deniz de öyledir bizim sürekli farklı kadınla görürüm onu.”
“Sen?”
“Ben sadık bir adamım. Eğer bir ilişkiye ciddi gözüyle baktıysam sadık kalırım.”
“Kaç kere öyle baktın?”
“Birkaç kez. Üniversitenin ilk senesinde bir de Nesli işte. Gerçi onunki ilişkiden çok görücü usulü birliktelikti ve ciddiydi zaten direkt nişandan ötürü.”
“Çok üzüldü mü?”
“Neye?”
“Ayrıldığınıza…”
Ayrılmamışlardı ki henüz. Bir şeylerin yanlış anlaşıldığının farkına o an vardı Kemal. Hemen o an açıklasa… Gece ile bir şeyleri yola koymuşken buna da cesareti yoktu. Babasına söylemişti işte söyleyeceğini Nesli ile de döner dönmez konuşacaktı ve sonuçlarına katlanmaya hazırdı. Bir şekilde medyaya bu ilişkinin bitişi Altay Günaydın’ın kirli işleri olarak yansıyacak ve Kemal’in itibarını zedeleyecek haberler çıkacaktı. İtibarını da arkada bırakmaya hazırdı. Bu değişim hikayesindeki tek yol arkadaşı da Gece olacaksa ufacık beyaz bir yalandan kimseye bir şey olmazdı. “Nesli duygularını çok belli etmez, üzüldü mü bilemiyorum,” diye cevap verdi. Bu yalanla Gece ile arasında bir ilişki başladığının da farkına varmıştı. Memnundu. İstediğini almış gibiydi, huzurlu ve rahattı. “Bizim seninle olduğu kadar bile paylaşımımız yok onunla.”
“Karşısında hırkasını beline bağlayıp roman havası oynamadığına eminim.” Kemal bir eliyle utanıyormuş gibi yüzünü gizleyerek güldü. “Seninle hastane bahçesinde arabanın içinde ettiğimiz sohbeti hatırlarım zaman zaman. Seni hiç yadırgamamışım gibi bir anda nasıl da uyum sağlamıştım varlığına. Bir sürü şey anlatmıştım. İçim şişmiş, dilim şişmiş gibi. Etkin şaşırtıcıydı. Şaşırmak da ş ile. Ş harfi.”
“Şehvet gibi…” Utanmış gibi yapmasını sağladığı elini indirdi yüzünden Kemal. “Şehveti cümle içinde kullansana Gece.”
“Neden yapayım bunu?”
“Bu bir oyun. Kullan hadi.”
“Ne münasebet. Neden şehveti kullanacakmışım. Huşuyu kullanayım. İştahı kullanayım.”
“Hepsini tek cümlede toplayabilirim ben. Seninle huşu içindeyim, iştahım sana açık, sana karşı şehvet doluyum.” Kemal durakladı. “Sevişmeyi unuttum.”
“Avucunu yala.” Yalamıştı. Dün. Bilmiş gibi yüzüne vuruyordu Gece de. Masadan kalktı.
“Masaj da anlaşsak.”
“Onu yaparım. O profesyonel bir durum sonuçta.”
“Hemen burada mı soyunayım?”
“Aromatik yağlarımız yok bir kere.”
“Sipariş verelim.”
Kemal’in aceleci heyecanı kahkahalara boğdu Gece’yi. Hangi yağları istediğini tek tek söyledi, Kemal yazdı. Gidecek arabayla alıp gelecekti. Hiç kimse yadırgamayacaktı onu. Otelde profesyonel masörlerin olduğunu biliyordu. Bu yağları ona mutlaka satarlardı.
Gece o gelene dek ortalığı topladı, üst katı, alt katı. Televizyon açtı hatta. Haberlerden birinde Kemal vardı. Eski bir programda konuşuyordu. Nasıl bu kadar başarılı olduğunu anlatıyordu. Sanki karşısında gibi iştahlı iştahlı, son derece keyifli. Bu adama kaç kız aşıktı acaba gıyabında. Varlığından pek haberdar olmadığı bir adamdı önceden. Yani meşhur biri olduğunu bile bilmediği herhangi bir adamdı. Şimdi hem hayatının tamamı gibiydi hem de bir şekilde herkesin sevdiği, popüler bir kimlikti. Kemal’in televizyondaki haline bakarken kapı açıldı ve içeri Kemal girdi. Elinde karton bir poşet ve kırmızı gerbera çiçekleri.
“Görünce dayanamadım,” dedi Kemal. Televizyonu fark etti, Gece çiçekleri alırken. “Bensizken bile benimlesin durumun çok fena Gece.” Genç kız gülerek çiçekler için bir vazo aramaya koyuldu. Bulamadı. Üzüntüyle çiçekleri kokladı. Masanın üzerine bıraktı ve adamın aldığı yağları masanın üzerine sıraladı.
“Bunlar yeter gayet güzeller. Nerede yapıyoruz?”
“Koltuk olmaz mı?”
“Eğilemem ki oraya o kadar uzun süre. Ya dizlerimin üzerine çökmeliyim ya ayakta durmalıyım.”
“Hmm… Şartlar ilkel kızımız profesyonel. Ne yapsak ki?”
“Bilemiyorum ama dur bakalım.” Koltuğun sırt yastıklarını yere dizdi. Orada yerden bir sedye yaptı. Koşarak temiz havlular getirip sardı. Soyunup bu havluyu da örtmeliydi. Ona hazırlanması için fırsat tanıyıp ellerini yıkamaya gitti Gece. Döndüğünde Kemal mindere uzanmıştı.
“Uyurum ben burada ha!” dedi adam.
“Genelde uyurlar zaten.”
“Bu seansta eski müşterilerinizden bahsetmeyin. Ben kıskanç bir erkeğim.” Yağlarını hazırlayıp dizlerinin üzerinde adamın yanına çöktü Gece.
“Sahiden kıskanıyor musun laf olsun diye mi söylüyorsun?”
“Bir gıcık oluyorum, kıskançlık mı bilemedim?” Ona benziyordu. Gece de Nesli’nin bahsi geçince belli etmese de bir gıcık oluyor ancak ısrarla da merak ediyordu onu. Yağlarla beraber masaja ayaklarından başladı Gece. Kemal başı yastıkta, önce rahatlatıcı bir hisle karşı karşıya kaldı. Bu ilk masajı değildi ancak birazdan Gece’nin avuç içleri onu tahrik edecekti ve karşı koyamayacağı bir tutku tüm bedenini esir alacaktı. Gece ise o sırada adamın vücudunun kusursuzluğunu düşünüyordu tabii. Sağlam spor yapmış bir bedendi ve hakkını vermişti. Üstelik yanağını sıkarken içinden sevgi seli akan adamın çıplak bedenine dokunmak son derece etkileyici gelmişti ona. Masajın iyi bir fikir olmadığını çok geç fark etti Gece. Herhangi birine masaj yapmakla zaten her anlamda ona çekici gelen bir adama masaj yapmak arasında çok fark vardı. Sessizleştiler. Şakalaşmalar son buldu. Gece’nin soluğu Kemal’inkine karıştı ve olması gerekenden kısa sürdü. Kemal kalktı çünkü. Sıkıldığını söyledi ve Gece’nin başı önündeyken koşa koşa yukarı çıktı. Gece ellerini yıkadı, ortalığı topladı ve sıkıntıyla aşağıda bekledi. Kemal yarım saat kadar sonra döndüğünde onun yanına geçti, bakışları karşılaştı. İlk gülümseyen Gece oldu. Kemal karşılık verdi. Kemal kolunu attı kadının omzuna, Gece ise ona iyice sokuldu. Kemal kanal değiştirdi. Bir dönüşüm hikayesini konu alan programı açtı. Bir süre sessizce izlediler. Akşam yemeğini planladılar. Bu defa akşam yemeğini Gece yapacaktı. Havuçsuz kerevizden sonra çok iyi performanslar beklemeseler de… Yağlı bir şeyler istemiyordu Kemal. Zaten buzdolabı dışına da çıkamazlardı. Buzluktan çıkardığı balıkları fırınladı, Kemal’in yağlarla birlikte getirdiği içkiyi de açarak yeni akşama yeniden sarhoş olmak üzere hazırdılar.
Bu defa roman havası oynamadılar. Eşarbını yan bağlama eşliğinde halay çektiler. Kemal ona o Kemal’e öğretiyordu fakat ikisi de bilmiyordu. Biraz oyun havası söyleyip oynadılar. Bazı türküleri bağıra bağıra söylediler. Bu defa çok içmek daha kolaydı birbirlerini durdurmaya çalışan yoktu. Sarhoşluk birbirlerine olan hislerini arttırdı ve gecenin sonunda uyumak için yukarı çıktıklarında sıcak havuza girmeye karar verdiler. İkisinin de havuza girecek kıyafetleri yoktu. Sarhoş akılları soyunup girmeyi akıl etti. Soyunurken kimse kimseye bakmayacaktı. Suyun içinde de. Söz aldılar. Söz alırken delice güldüler. Ve çırılçıplak üstelik de birbirlerine bakarken karşılıklı iki uçtan atladılar. Gece yüzme bilmiyordu atladığı gibi çıkardı başını havuzdan, Kemal ona doğru yüzdü. Yaklaştı ve belinden sarıldı. Suyun içinde bedenleri birbirlerine yaklaştı ve önce adam tek başına uzun uzun öptü genç kızı. Hiç itiraz etmedi Gece. Bir süre sonra direnemedi ve karşılık vermeye başladı. İki aşık havuzun için saatlerce seviştiler. Bedenlerin tutkusu, arzusu isteği inmedi ve Kemal sarhoş aklına rağmen kimseyle birlikte olmama ihtimali olan Gece’yi birleşme anı için yatağa taşıdı. Gece Kemal’e hazırdı. Kurtulamadığı bir arzu çemberinin tam ortasındaydı. Kemal ne derse yaptı ve onu içine kabul etti. Kemal, genç kızın derinliklerine sızdı ve tam orada Gece’nin başını geriye atışı ile ne yaptığını fark etti. Genç kız bu ilişkiyi isteyip istemediği karar verecek kadar ayık değildi.