14

1852 Kelimeler
Gece, gri bir sabaha uyandı. Bedenini sarıp sarmalayan siyah nevresimlerin içinde yüzü cama dönüktü. Başında şiddetli bir ağrı vardı ve bedeninde belirgin sızlamalar. İçtiğini hatırladı çok içtiğini. Hemen ardından nerede olduğunu. Kemal ile uyuduğunu. Arkasına baktı. Uyumadığını seviştiğini. Kemal yanında yatmıyordu. Yatağın o kısmı boştu. Camdan baktı. Kardan adam duruyordu. Sıcak su havuzunun camdan sürgülü kapısına takıldı gözü. Yatağa gizlendi. Yüreği korkudan hızlıca atıyordu. Sonrasını hatırlatmaya çalıştı kendisine. Havuzun içinde kısa kısa görüntüler vardı. Kemal’in onu öpüşleri. Hem de her yerinden. Boynundan, memelerinden, sırtından. Bedenlerinin sürtünmeleri. Bacaklarını adamın bedenine sarıp uzun uzun öpüştüklerini. Çok güzel öpüştüklerini. Ellerini bedenine götürdü. Memeleri çıplaktı. Eyvah dedi. Eyvah! Sonrasını hatırlamalıydı. Yatağa kucağında getirmişti. Seni istiyorum demişti. Bazı ayıp laflar etmişti Kemal. Gece de seni istiyorum demişti. Rezalet. Hiç itiraz etmemişti. Çok uzun sürmüştü çünkü. Onu etkisine almıştı. Lanet masaj anında da Gece’nin soluğunu kesecek kadar etkilendiği açıktı. Plan mıydı? Kurgu mu? Şimdi de defolup gitmiş miydi? Yeni bir nefes sesi duydu, adım sesleri? Terk edilmemişti. Buradaydı Gece. Yatağın üzerine çıktığını fark etti adamın. Hep önce o uyanıyordu. Yorganı başına kadar çekmekle akıllılık etmişti. “Gece!” Zıkkımın peki. Yok sana gece mece. “Ne yapıyorsun yorganın içinde?” Ağlayacaktı. Çocuk gibi ağlanır mıydı ya? İyi de sarhoşken yapılmazdı ki. İstemediğini bilmiyor muydu sanki? İstemiyorum dememişti ki. Hatırlıyordu, istiyorum demişti. Seni istiyorum. Sonra inlemişti. Hem de milyon kez. İnleyen kadınlar zevk alan kadınlardı. Çok zevk alan kadınlar. “Geceee?” Yorgana asıldı Kemal. Kız da yorganı bırakmaya niyetli değildi. “Utanıyorum sakın açma.” “Kimden utanıyorsun Gece? Saçmalama Allah aşkına aç şu yorganı. Utanılmaz bundan. Aç lütfen. Gece bak açmazsan.” Yorganı açtı Gece fakat gözlerini sımsıkı yumdu. “Ne bu şimdi yüzünü görmek istemiyorum lanet herif mi diyorsun bana?” “Utanıyorum vallahi git biraz ne olur?” “Aç gözünü. Lütfen aç. Lütfen aç. Bak açarsan sana şunu vereceğim.” Gece gözünü açtı. Kemal’in elinde hiçbir şey yoktu. Eğildi ve Gece’yi dudaklarından öptü. Sevgi doluydu. Gece’nin gözleri doldu. “Neden?” dedi Kemal yüzünü okşarken. “Sevmiyor musun beni?” “Sen beni seviyor musun?” “Sevdiğimi biliyorum artık. Bunun adı aşk Gece. Aşk bir aradayken ağlatmaz. Biz bir aradayız.” “Ama yapmamalıydık.” “Neye göre?” “Yanlış. Çok yanlış oldu. Basit kızlar gibi.” “Basit kız değilsin. Benimsin. Ben sana aşık oldum. Hiçbir güç bu gerçeği değiştirmez. Bu aşkı yok edemez.” Genç kızın yanağını sıktı adam. Karşılık alamadı çünkü Gece’nin gözlerinden yaşlar akıyordu. Uzandı yanına, onu koynuna çekti. Direndi elbette genç kız ama sonra teslim oldu. Başından, alnından, yüzünden öptü Kemal onu. Alnından öpmeyi iyiye işaret saydı Kemal. Biraz sakinleşince Gece sordu: “Evlenir misin benimle?” “Ne dedin?” “Evlenelim dedim. İstersen hemen istersen ailemi de işin içine dahil ederek. Sen beni istedin. Biliyorum. Kaygı duyduğun şey bu ilişkinin sürüp sürmeyeceği. Sürecek Gece. Hı? Ben senden vazgeçmem. Evlenelim, senin tabularını yıkmayalım hem. Fark ettim evet senin bu ilişkiyi bu anda yaşamış olmamızı kabul etmekte zorlanacağını ama çok güzeldi. Harikaydın. Sarhoş olman sendeki tüm saflığı ortaya çıkardı.” “Sus artık.” Yüzünü gizledi bağırarak. “Evlenelim mi?” “Ciddiymiş gibi.” “Ciddiyim güzelim ben neden inanmıyorsun ki?” “Sen benim gibi bir kızla evlenmezsin.” “Aksine böyle bir kızla evlenirim ben. Kaya gibisin. Güçlüsün. Harikasın. Çok güzelsin. Gece sen benimsin. Ben de seninim. Yüzüme bak ve lütfen bana beni sevdiğini söyle.” Yaşlı gözlerini adama çevirdi Gece. “Çok tuhaf bir sevgi. Fazla fazla.” “Aşk gibi mi?” Başını salladı genç kız. “Birbirimizi istememiz kabahat değil. Armağan!” Sarılmak istedi Gece… Kimsenin sarmadığı kadar sarmak Kemal’i, kimsenin sarmadığı kadar onun tarafından sarmalanmak. Yaşamında düzelebileceğine inandığı yerlerden tutunmak. Zorlukların kolaylaşabileceğine inanmak. İnanmadığı için mi değişmemişti bugüne dek kaderi, bu defa değişmeyen hiçbir şeye tahammülü yoktu Gece’nin. Kemal’in elini tuttu, onunla o nereye gidiyorsa oraya gitti. Güneş gözlüğü, beresi, onun da üzerine geçirdiği kapüşonu ile tanınmamayı uman Kemal’in yanında Bursa merkezdeki güneşli havanın tadını çıkarmaya baktılar. Bir restoranın üst katını kapattı Kemal, Gece’yle orada sere serpe bir şeyler yiyebilmek için. Sohbet ettiler en sevdikleri şeymiş gibi. Gülüştüler. Sarılarak yürüdüler, zaman zaman el ele. Kemal bir sürü hediye aldı Gece’ye. Alınganlık etti genç kız, aldı gönlünü, birilerine hediye almayı sevmeyi suç saymasın istedi. Gece kendi cebi delikliğinden alınganlık ediyordu besbelli. Fakat alışacaktı böylesine de. Sevgilisi… Sahi sevgilisiydi değil mi? Ansızın bitti biz ayrılıyoruz demediği sürece aksine inanması için bir neden yoktu ki. Kemal çok şey vadetmişti. Evlenelim bile demişti. Gece bunun delice bir kararla aniden olmayacağını biliyordu. Beklerdi biraz. Birbirlerine alışmalarını, daha çok âşık olmalarını. Daha çok aşık olmak akla zarardı fakat Kemal’e daha çok aşık olmaktan da korkmuyordu hani. Kemal onu bulduğu her boşlukta öpüyordu. Islak, ısrarlı ve uzun uzun. Bir adamın tenini bu kadar sık hissetmek bile rahatsız etmiyordu onu. Kapılmıştı adeta rüzgarına. Gece koynunda uyurken soluğunu dinlemek, göğsüne başını dayayıp kalp atışlarından ne düşündüğünü anlamak, o saçlarını okşarken, alnından öperken, şefkat dolu gülümserken ağlamak hissine tutulmak hepsi bu ilişkinin getirileriydi. Kemal, birlikte yaşamak istiyordu Gece ile. Onun evinde. Çünkü Gece’yi rutubetli, korumasız, soğuk evine bir başına bırakmak istemiyordu. Şayet Gece kabul etmezse o gidip Gece’nin döküm saçım evinde yaşayacaktı. Gece kabul etti. Mecburen kabul etmiş gibi yaparak çok isteyerek. Dönüş yolunda bir valiz dolusu yeni eşyaları bagajda onlar ön koltuktalardı. Artık daha yakınlardı. Birlerdi. Birbirlerinin olmuşlardı. Kemal uçak modundan çıkmadığı üç gün boyunca İstanbul’da neler olduğunu bilmiyordu, karşılaşacağı sürprizlere açıktı. Haber izlememiş, sosyal medyaya bakmamıştı ve artık bazı şeylerin sorumluluğunu alma zamanı gelmişti. Arabanın içinde açtı uçak modunu. Telefon bildirimleri sessizdeydi ama ekrana doluşan bildirimlerden arayanın soranın çok olduğu belliydi. Kulaklığını taktı, Gece’ye göz ucuyla baktı. Genç kız müzik ayarlamaya çalışıyordu. Şu dursun bu çalsın. Babasının ses kaydı varsa dinlemek üzere ses kayıtlarını tuşladı. Bir sürü kişi ses kaydı bırakmıştı. Asistanı. Deniz. Annesi. Babasının ses kaydı yoktu. Deniz, nerede olduğunu soruyordu şakacı bir dille, organ mafyası kaçırdı ise tek böbreğe ikna edip geri dönmesini söylüyordu. Kemal onu dinlerken güldü, Gece neye güldüğünü anlamak için şöyle bir dönüp baktı. Kemal de Deniz’in mesajından bahsetti. “Niye kapattın ki telefonunu bu kadar uzun zaman?” “Çok arayan olur rahatsız edilmek istemedim.” O sırada Nesli’nin ses mesajı geldi. Ağlamaklı bir sesle bazı mevzuları çok büyüttüğünü bu tavrı ile ona ceza vermek istediğini söylüyordu. Babam konuşmuş diye düşündü Kemal. Öyle değildi, Nesli günlerdir nişanlısına ulaşamadığı için sitem ediyordu. Hatta böyle yaptığı için düğünü ertelemekten bile bahsetmişti. Kendince tehdit etmişti. Ses kayıtlarını bitirdi. Kulaklığı çıkardı. Düğünü erteleyecekmiş diye düşündü. Keşke erteleseydi. Sonra da hiç olmasaydı o bilmem kaç santim şamdanlı yemek masalı düğün. “Hah!” dedi Gece o an sevinçle. Kemal irkildi. “Dinle bak bu şarkı çok güzel.” Ben Türkçe müzik bilmem, pek dinlemem, kimmiş bu onu bile bilmem dese… Demedi, Türkçe müzik bilmem, dinlemem diye bir şey yoktu öğrenirdi canım. “Doksanlar. Yani ben yokken. Ama sanatçılar en çok ben doğmadan önceki dünyadan ilham almış. Sonra ilham alacakları gelişmeler olmamış. Sence de öyle değil mi?” Dudaklarını büktü Kemal. Gece’nin elini tuttu. Genç kız gülümsedi fakat konuşmaya devam etti. “O zamanın aşkları da çok büyükmüş mesela. Şimdi çabucak başlayıp çabucak bitiyor.” Böyle olmasının korkusu içine çöreklendi o an. Başlarım senin doksanlar sevdana dedi içinden. Senin aşkının çabucak bitmesini umar gibi ne biçim laflar bunlar canım. “Bizim aşkımız da çok büyükmüş mesela. Çabucak başlayıp hiç bitmeyecek türdenmiş.” Tuttuğu eli sıktı Kemal, aklını karıştıran düşünceler arasında yarım yamalak gülümsedi. Eve vardıklarında akşam üzeriydi. Kemal, Gece’ye eve yerleşmesini kıyafetlerini yerleştirmesini söyledi. Giyinme odasına kendine uygun bir boşluk bulabilirdi. Gece eşyalarını yerleştirirken içindeki bu kocaman sevinci paylaşma hevesi ile Gizem’i aradı. Kemal ile birlikte olduğunu ve ciddi bir ilişki yaşadıklarını anlattı. Gizem öncelikle elbette kıskançlık yaptığı için ciddi oluşunun Gece’ye öyle gelebileceğini söyledi ancak Gece Kemal’in evlilik teklifinden bahsederek onu inandırmaya çalıştı. Bir süredir ne arayan ne de soran Deniz’e bu olayı biraz da abartarak telefonda anlattı Gizem. Deniz, abisinin ulaşılmama sebebini anladı. Evcilik oynuyordu. Gizem’in telefonu peşinden aradı Kemal’i. Kemal bu defa ulaşılabilir alandaydı. “Uludağ semaları nasıldı, çakal Kemal!” diyerek sataştı abisine. “Sen nereden biliyorsun?” Ofisinde işleri toparlayıp babası ile buluşacaktı Kemal, planları bu minvaldeydi. Ancak Deniz’in bile bildiği Uludağ kaçamağı herkes tarafından duyulmuş olabilir miydi? “Gizem aradı. Seninki anlatmış. Nereden bileceğim be?” “Benimki mi anlatmış?” Kemal buna biraz şaşırdı. Gece öyle boşboğaz sağa sola her şeyini anlatacak kızlardan değildi ki. Acaba dedi Kemal, ben mi abartıyorum, genç kız, bir heyecanını paylaşmak istemiş, belli ki o kadını yakını olarak görüyordu. Ninesinin cenazesinde bile olmayan kadını nasıl yakın görecekti de. “Öyle söyledi Gizem. Hatta dedi ki ünlü abin var, arkadaşımı da ayartmış, ben bilmem bu ilişkinin mimarı bensem bir akşam hep birlikte bir şeyler yapalım. O da kendisini benim ilişkim sanıyor ya.” Kendi kendine güldü Deniz. “Kızın peşinde koşmandan anlamalıydım tabii. Güzel kız. Biraz saf gibi ama…” “Akıllıdır,” diyerek dip not düştü Kemal. “Olgun bir kız. Yaşından fazla.” “Hayırdır. Ciddi bir şey mi?” “Öyle görünüyor. Babamla buluşacağım birazdan. Yakup Bey ile konuşmasını istedim yapmamış. Artık bazı şeylerin sorumluluğunu alıp Allah ne verdiyse…” Güldü Deniz karşılığında, Kemal’in ise canı sıkkındı. “Ne o abi, yoksa korkuyor musun?” “Korku değil de… Bu iş babama da bulaşır. Yakup Bey’i anlatmıştım sana. Kızından ayrılmamı medyaya başka türlü yansıtacaktır. Babasının pisliğini öğrendim kabul etmedim şeklinde. Senin bildiklerini o bilmiyor mu Deniz? Ve daha kimler biliyor Allah bilir. Birileri bana kıs kıs gülüyor. Bu da dürüstlük timsali sanki ne olduğunu bilmiyoruz gibilerinden.” “Sıkma canını. Söylemek kolay ama sıkma canını. Ben de pilotluğu bırakmaya karar verdim mesela. Anneme söylersen vururum seni. Gerçi nikahtan bu yana telefonlarına çıkmıyorum. Üç gün evvel eve geldi, pis kavga ettik. Ağladı durdu. Kadınların ağlamasından nefret ediyorum. Ben ağlamıyorum diye annem haklı oluyor sanki.” “Bize gelsene…” “Ulan ne zaman siz oldunuz?” Deniz gevrek gevrek tekrar güldü. Kemal babası ile görüştükten sonra eve geçerdi Deniz de o zamana kadar gelirdi. Pilotluğu bırakmamaya ikna edebilirsem diyordu Kemal, annem üst üste üzülmesin, daha fazla üzülmesin. Şimdi benim ayrılık hikayem de etkileyecek onu. Hele Gece’yi bilse. Belki de anlayış gösterecekti. Öngöremiyordu ki Kemal, annesi mi karşı çıkacak babası mı kabullenecek? İşlerini bitirip babası ile dışarıda bir mekânda buluşmak üzere gitti. Babası önce yalnızdı fakat mekân boştu. Altay mekânı bilerek kapattırmıştı çünkü Yakup Bey yanında bir misafiri ile gelecekti ve sağlam bir iş projesi üzerinde konuşacaklardı. “Baba ben sana ne diyorum sen ne yapıyorsun?” “Şimdi olmaz Kemal, düğünü ertelemek üzere konuşalım, yaza yapalım diyelim, şu projeyi bir duy Kemal, önce bir duy zaten sen de heyecanlanacaksın.” Ve daha çok vazgeçemeyeceksin bu taraftan. Proje heyecanlandıracak derecede gelecek vadediyordu. Adını daha çok duyuracaktı. Herkes Kemal’den bahsedecekti. Ünü büyüyecekti. Zenginliği çoğalacaktı. Fakat Gece! Ne olursa olsun Gece’den vazgeçmeyecekti. Şimdilik Nesli’den ayrıldığını bilmesi kafiydi. Bir şekilde düzene koyacaktı. Günün sonunda mekâna annesinin yanında Nesli de katıldı. İş toplantısı bitti ve insanların gerçekleşecekmiş gibi onların evlilik üzerine planları başladı. Nesli kendince her şeyin üstünü örtmüş sevgi dolu nişanlıyı oynuyordu. Kemal donuktu. Bu defa rol yapmayacaktı. Altay fark etmemiş gibi görünse de Öykü oğlundaki garipliğin farkındaydı. Kalabalıktan fırsat bulup da sormadıysa da en yakın zamanda arar konuşurdu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE