15

1400 Kelimeler
Gece, Kemal’in tarif ettiği online marketten alışverişini yapıp akşam için yemek pişirdi. Ortalığı süpürdü. Toparladı. Eşyalarını yerleştirdi. Yeni giysilerinden evin sıcak olmasından kaynaklı kısa kollu, diz boyu rahat bir elbise giydi. Ayakları çıplaktı. Kapı çaldığında Kemal olduğunu düşünerek koşarak kapıyı açtığında karşısında Deniz vardı. Deniz de onu görmeyi beklemiyormuş gibi şaşkındı. Bir kez gördüğü süklüm püklüm kadın şu karşısındaki taze miydi? Fıstık gibi kızdı be! Abisi ilk görüşte anlıyor o ise zamanla mı fark ediyordu? Aralarındaki fark da buydu anlaşılan.            “Ben Deniz!” dedi elini kaldırarak.            “Tanıdım canım, zaten söylemişti Kemal geleceğinizi de, ben birlikte gelirsiniz sanmıştım,” diye açıklama yaptı mahcup halde geri çekilip Deniz’in içeri girmesine müsaade ederken.            Deniz içeri girdi, “Siz demezsen memnun olurum!” dedi. Ayakkabılarını çıkarmadı. Bu evde ayakkabıların çıkmadığını hiç görmemişti. Üstelik bir de yerleri yeni silmişti.            “Şey, ayakkabıları çıkarsan olur mu?”            Yüksek sesle gülerek çıkardı ayakkabılarını Deniz. “Emredersin patron!” dedi. Evi bildiği için doğrudan salona geçti. Rahatça oturdu. Gece telefonunu kontrol etti, Kemal aramamıştı. Kısa mesajla Deniz’in geldiğini söyledi. Nerede kaldığını sordu? Cevap gelmedi. Gece telefon elinde Deniz’in karşısına oturdu.            “Masörlüğü bıraktın mı?” diye sordu Deniz. Acaba niye soruyor diye düşündü Gece, aileye münasip hale gelip gelmediğini anlamak için mi? Kemal bu çocuğa kendisi için neler söylemişti çok merak ediyordu. Sevecen ve sempatik bir görüntüsü vardı Deniz’in. Ancak Kemal çok daha karizmatik ve gösterişli bir adamdı. Daha uzundu. Daha karakteristik hatları vardı.            “Zaten yeniydim ben o işte, eğitim alıp başlayalı çok olmamıştı. Ninem ölünce bıraktım. Onun için başlamıştım.” Savunma refleksi ile biraz fazla telaşlı açıklama yaptığını fark etti sustu. Deniz farkında değildi.            “Başın sağ olsun.”            “Sağ olun. Size içecek bir şeyler getireyim mi? Sana… Kemal’e mesaj attım ama dönmedi, işi uzadı herhalde.”            “Bira var mı?” Yoktu. “Yoksa söyleyelim hemen. Sen içer misin?”            “Ben içince çok sarhoş oluyorum. Sonra yapmamam gereken şeyleri yapıyorum. İçmeyeyim. Bence sen de içme. Ben sana kahve yapayım.”            “Yap bakalım.” Deniz o an anladı ki abisi bu kızda yakınlık da bulmuştu. İçten, doğal, kendi gibi bir kızdı ve böyleyken bile müthiş iyi hissettiriyordu. Kendini olduğundan farklı göstermek adına şekilden şekle girmiyordu. Neydi o kız? Nesli! Yapma bebek.            Biraz sonra elinde iki fincan kahve ile döndü Gece, birini Deniz’e uzattı diğerini kendisi aldı. Deniz sigara için izin istedi Gece de balkonda oturabileceklerini söyledi. Ceketlerini alıp balkona çıktılar. Deniz’in gözü balkonun kendine has ihtişamına takıldı. Kemal’in tüm bunlardan vazgeçeceği bir sona asla razı olmayacağını düşündü. Elinin tersi ile itip babasına sırt dönmeyecekti. İtibarı için savaşacaktı. Bu kızı harcayacaktı. Çok mana yüklememiş olsaydı en azından…            Deniz, sigara eşliğinde ona uçaklardan, uçuş eğitiminde yaşadığı eğlenceli anılardan bahsetti. Kahve bitti sigaraların ikincisi yakıldı. Deniz hala anlatıyordu. Gece, Deniz’in de hoş sohbet biri olduğunu düşündü. Gizem ile aralarında gerçek bir ilişki olmadığını biliyordu ama zaten ona sorsalar asla yakışmadıklarını söylerdi.            Saat epey geç olunca Deniz bir de kendisi aradı Kemal’i. Gece yemekleri ısıtıp sofra kuracaktı artık. Kemal, Deniz’in telefonunu açıp gecikeceğini söyledi nedenini söylemedi. Fakat Gece onun değildi Deniz’in telefonunu açtığı için Kemal işkillendi. Bunun iyiye işaret olmadığını söyledi zihni ona. Kemal, Uludağ’da keyfinde telefonunu kapalı tutmamıştı. Yoğun bir adamdı. Onun için bir kadının dır dır tepesinde olması çekilir bir şey değildi. Deniz kardeşiydi, vazgeçilmeziydi. Bağlılık hissettiği üvey babasının yadigarlarıydı. Kemal ile karşılıktı oturdukları mutfak odasına onunla oturdular. Gece, iç pilavlı tavuk pişirmişti. Ninesinin tarifi ile. Bir roman yemeği olup olmadığını merak etti Deniz. Değildi. Gece melezdi.            “Baban mı roman değildi annen mi?”            “Annem romandı. Babam yok benim.”            “Ne tesadüf benim de.”            “Seninki gibi değil ama benimki hiç olmadı. Kim olduğunu bile bilmiyorum. Annemin soy ismini taşıyorum. Baba adı yerinde de Ali yazıyor. Ali işte herhangi biri demek. Muhtemelen roman değildir babam. Çünkü annem bu bizden değil bu babasına çekmiş derdi benim için. Gerçi seni geceden peydahladım da derdi.”            “Hani hikayeler olur ya…” Deniz, bir yandan yiyor bir yandan anlatıyordu. “Yıllar sonra zengin bir baba çıkar gelir ve ben senin babanım der. Başına talih kuşu konar.” Hikâye yanı başlarındaydı aslında Kemal tam da böyle bir hikâyenin kahramanıydı. “Senin de öyle olur belki?”            “Babamın benden haberdar olduğunu sanmıyorum. Beni kabul etmiş ya da ileride kabul etme ihtimali olmuş olsa annem mutlaka bana adını verirdi. Kim bilir kimdi diyerek yaşayıp gideceğim gibi görünüyor. Ben sizin ailede en çok kimi merak ediyorum biliyor musun?” Bilmiyordu Deniz, ilgiyle kimin ismini söyleyeceğini merak etti. “İrfan Dede’yi.”            “Yanar döner dede onun adı. Herkesten yana kimseye karşı değil. İnsanın bir duruşu olsun mübarek. Aman bu sanki alim, derviş de aman ben herkesi anlıyorum havası. Seni de anlıyorum. Seni de anlıyorum. Bir kere beni anlıyorsan o Altay dürzüsünü nasıl anlıyorsun?” Deniz ağzını bozarken Gece gerildi. Kemal’in babası hakkında kötü konuştuğuna şahit olmamıştı ama Deniz düpedüz hakaret ediyordu adama. Huzursuzca yutkundu. “Anlattı mı sana Kemal, ben nefret ederim şahsı muhterem babasından?”            “Anlattı. Çok detaylı bilmiyorum çok da bilmek istemiyorum ama nefret en çok insanın kendisine zarar verici. Yıkıcıdır. Zalim bir duygudur. Sevgi dolu ol demiyorum ama en azından boş ver!”            Aklı başında ve olgun demişti ya abisi aynı zamanda da bilge bir guruydu bu kız. Sessizlikle kabullendi söylediklerini. Boş vermek onunki gibi takıntılı bir zihinde imkansızdı zira. Bunu anlatsa en baştan anlatmak lazımdı. O zaman da bu sofranın iç pilavlı tavuk değil rakı sofrası olması gerekirdi. Bu eli maharetli dili tatlı genç kızın da abisinin değil kendisinin bir şeyi olması lazımdı. O hakkı kaybolmuştu. O abisinin bir şeyiydi. Ona başka iyiler kalmıştı. Bulamadığı iyiler. Rastlaşamadığı. İdareten günlerini geçirdiklerinden bir başkası, mutlaka bir başkası.            Sofrayı yalnız topladı Gece, Deniz beklemekten usanıp gittiğinde mutfak öylece kaldı toplayayım dememişti. Kemal derdi. Kemal hiçbir işi bir başına biri yapsın istemezdi. Üzerine bir battaniye aldı Gece, ışığı söndürdü televizyonu açtı. Uyandığında sabahtı ve yataktaydı Gece. Hayal meyal hatırladı Kemal gelmiş, onu kucaklamış, alnından öpmüş, uykusunu açmamasını söylemişti. Sonra da yatağına bırakmıştı. Yanına uzandığını ise hiç hatırlamıyordu. Yanındaki yastığın üzerindeydi başı. Uyuyordu Kemal. Ondan evvel uyanmamıştı ilk kez. Burnuna dokundu, sakalları hafiften uzamış yüzüne, çocuk masumiyetinde kapalı gözlerini. Biraz yaklaştı, dudaklarına yumuşacık bir öpücük kondurdu. Kemal gülümsedi.            “Çok mu geç geldin?” diye sordu Gece. Kemal, gözlerini açtı, uyku mahmuruydu. “Neredeydin ki o kadar saat?”            “Saçma sapan işlerin peşinde. Deniz çok kızdı mı bana?”            Dudakları arasında cık benzeri bir ses çıtlattı Gece. “Lafladık. Birlikte yemek yedik. Çok beğendi yemeğimi. Aileden birinin gözüne girdim.”            “En zorunun.” Kolunu uzattı kendine doğru çekti Gece’yi sarıldı. “Daha zoru yoktu.”            “Ee çok kolay oldu o zaman.”            “Öyle de olacak.” Başından öptü, esneyerek gözlerini kapattı Kemal. Gece kıpır kıpırdı.            “Sen olmayınca ev çok sıkıcı. Bana iş bulacaktık ya…” Söze dökmeden hı hı benzeri bir ses çıkardı Kemal. “Çalışmaya da alışkınım. Bir de benim evde kitaplarım var. Sınavlar çok uzak değil çalışayım. Gidip alayım bugün. Eğer sen bir yere gitmeyeceksen beraber gideriz.”            “Olur canım.”            “Kız kardeşlerin hafta sonları İrfan Dede’de kalıyorlarmış ya beni oraya da götürür müsün?” Kemal gözlerini açtı. Dedesi en kolay olanıydı. Kızlar ise en dedikoducu olanı. Bu işin ciddi olduğunu anlamaları için iyi olanıydı belki de fakat kızların ağzı durmaz Nesli’den bahsederlerdi. Lüzum yoktu. Lüzum olmadığını söylemenin bir yolu var mıydı?            “Kızlar anneme yemez içmez yetiştirir. Annem de bu işten neden benim önce haberim yoktu der.”            “Ana kuzusu musun sen?” Kemal, genç kızın yüzüne baktı, gülümsedi. “Ana kuzusu erkekler kılıbık olur derler.”            “Kılıbık nedir ya?” diyerek başını geriye attı Kemal.            “Türk gelenek ve göreneklerine göre çok hazedilmeyen erkek tipi. Gerçi dün ben arayınca açmadın Deniz’e gelince hemen açtın. Bu kılıbıklıktan olamaz.”            “Eyvah!” diyerek kahkaha attı Kemal. “Ben senin aramanı açmayıp Deniz’i mi açtım?”            “Mesajıma bile cevap vermedin.”            “Allah beni kahretmesin.”            “Kahretmesin ama bozuldum ben. Dedim ki Deniz’i benden çok mu önemsiyor?”            “Deniz’i çok önemsiyorum evet ama seni daha çok önemsiyorum. Sadece o misafir olduğundan ayıp oldu sözümü tutamadım diye. Telefonu açacak durumda değildim balım, yoksa açardım.”            Balım diye tekrarladı Gece’nin zihni. “Bir daha öyle yapma ama ben arayınca en azından kısacık bir mesaj yaz. Hemen felaket senaryoları yazıyorum. Buraya kadardı işte senden sıkıldı, istemeyecek seni.”            “Sen benden sıkılmadıkça, sen beni istedikçe ben buradayım. Sen istemediğinde de çirkinleşebilirim belli olmaz.”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE