Zifiri karanlıktı ortalık. Tenine değen ıslak tenin kokusunu, dokusunu duyumsuyordu. Kulağına aşk sözcükleri fısıldayan kadın bedeninin üzerinde bacaklarını açmış bir şekilde oturuyordu. Çırılçıplaktı. “Bana dokun,” diyordu. “Benim sana dokunduğum gibi.” Minik elleri bedeninin her yerindeydi. Dokunduğu her yer alaz alaz yanıyor, karnında kıpır kıpır bir şeyler dolaşıyordu. Benim sana dokunduğum gibi. Kulağına değiyordu yuvarlak hatlı dudakları. Saçları çıplak omzuna yayılmıştı. Her doğruluşunda dik ve ufak memeleri kendi dilinde bir şeyler anlatıyordu. Kemal ellerinin varlığını ilk kez hissetmiş gibi kadının kalçalarına dokundu ve “Gece!” diye inledi.
“Benim!” dedi uzaklardan bir ses. “Uyan hadi, kimse kalmadı.” Kemal gözlerini açtı. Eyvah dedi hepsi tamammış. “Uyuyanın üstüne kar yağar, burası soğuk. İllaki uyuyacaksan içeride uyu.” Kemal toparlandı, baş ucuna diz çöken genç kız toparlanıp kalktı.
“Uyumuşum. Tuhaf!” Böyle ayakta uyuyan adamlardan olmadığından… İhtiyar gibi. İrfan bile yapmazdı canım şunu.
“İçeri geçelim istersen.”
Sırtındaki kabanı ile sıcacık bir odaya girdi. Salondu aslında ama ufak bir odaydı. Rutubet bu odanın da her duvarında kendini belli ediyordu. Sobadan gürül gürül sesler geliyordu. Oda yine tavandaki çıplak ampulle aydınlanıyordu. Kemal, karşılıklı duran iki kanepeden pencere önündekine yerleşti.
“Sana çay koyayım ben.” Çay içesi yoktu aslında Kemal’in ses etmedi. Çıkıp elinde bardakla geri dönmesine müsaade etti. Çaydanlığın üstündeki çaydanlıktan çay doldurmasına da. Bardağı aldı. Şeker kullanmazdı. Belirtti. Ne bilsin kız, o kadar yakın olmamışlardı ki birbirlerine. Karşıdaki kanepeye oturdu Gece. Sessizce yeri izliyordu.
“Cenazeyi bugün mü kaldırdınız?”
“Hı. Öğlen!”
“Yalnız mıydın birileri yardım etti mi?”
“Komşular işte. Vasiyet ettim benimkini de yapacaklar.” Çok şey demekti tek bir cümle. Kemal, genç kızın, dakikalar önce rüyasında çıplak bedenini ağırladığını düşünmezse adaptasyonunu sağlayacaktı duruma. Bir kayıp vermişti evet. Yaşlı ve hasta bir kadındı nihayetinde. Ama bu kızın da başka kimsesi yoktu ki canım. Şimdi aklını toparlayabilirse… Müsaade etmedi Gece. “Evde bakmam gerekince yalnız bırakamadım, hastane gibi değil ki, işten de çıkardılar beni.”
“Masaj salonundan mı?”
“Hı. Gerçi ihtiyaç da kalmadı hani ama. Ninem gitti. Mücadele edecek pek bir şey yok.”
“Kira mı bu ev?” Tüplü televizyonun üzerinde kurumuş gerbera çiçeği duruyordu. Yapraklarından bazıları dağılmıştı. Eski vitrinde saçları permalı bir kadın fotoğrafı vardı. Hemen yanında küçük esmer bir çocuk; Gece.
“Evet. Az ama.” Başını salladı Kemal. İyiye gidiyordu unutuyordu biraz biraz rüyasını. “Senin aradığını görünce, hissettin gibi geldi. Gizem Abla’nın da haberi olmayınca nereden duyacaksın. Garip oldu tabii. Birilerinin hissinde vuku bulmak tuhaf. Üstüne de gelince bir duygulandım. Herkes gidecek yalnız kalacağım derken sen geldin.”
“İstersen kalırım.”
“Rahat edemezsin ki burada. Soğuk olur.”
“Seni götüreyim. Hı?”
“Sağ ol. İlk günden alışayım ben sonra daha zor olur. Ninem de benim hayat yoldaşım. Aslında annemin öz annesi bile değildi. İyi bir üvey anneymiş. Bana da anneme de annelik yaptı. Hem kendi yalnızlığı hem bizimki bu üveylikle kurtulmuştu. Öyleydi ki ölüm. Annem de öldü ya benim oradan biliyorum ölümün böyle akıl alıcı bir yanı var. Ne yapacağım şimdi denilen türden. Sadece ölüm üzerine yazılı kitaplar olduğunu biliyor musun?”
Biliyordu ise de Kemal, ne bildiğini bilmiyordu. Çaydan hiç içmediğini fark etti. Bir yudum aldı. Aç olduğunu da öyle anladı. Cenaze evinde yemek olmaz. Konu komşu getirdi ise olurdu ama. Getirmiş miydi ki? Açlığın zamanı değil diye düşünecekti ki Gece’nin de bir şeyler yememiş olabileceğini fark etti.
“Bir şeyler yedin mi Gece?”
“Yok. Midem pek iyi değil. Ben misafirlere de yemek vermedim. Bir abla var bizim burada, Muradiye abla. O dedi ki cenaze evinde yemek olmaz günahtır. Komşular getirir gerekirse. Kendi getirmedi ama. Ben yalnızım diye herhalde. Sonra kimse yemek getirmedi mi ben getiririm birazdan diyenler başladı. Herkes birbirine güvenmiş. Yoksul mahalle herkesin ekmeği kendine. Yok dedim ben bir başıma ne yiyeceğim zaten. Öyle işte.”
Acısını uzun uzun konuşarak atmaya çalıştığını görmezden gelemedi Kemal. Üstü mermerden, ayağı tekerlekli yüksekte duran sehpa masa ayarındaki eşyaya çay bardağını koydu. Kalkıp Gece’nin yanına oturdu. Kız hızlı hızlı kırpıp durduğu gözleriyle ona bakıyordu.
“Biraz hava alalım. Yemek yiyelim. Ben çok açım. Şimdi açsan git deme aklım sende kalır beraber yiyelim.”
“Ne yiyelim?”
“Ayaküstü bir şeyler. Ekmek arası falan. Olmaz mı?”
“Olur ama şimdi derler ki ilk günden pahalı pahalı arabalara binip gitmelere başladı Gece. Anası neydi ki kendisi ne olsun?”
Gülümsedi Kemal. “Bu bir kap yemek için birbirine güvenen komşular mı der?” Gece omzunu silkti. “Söyleyelim buraya getirsinler.”
“Gelmez buralara öyle şeyler.”
“Ee sen ne söylesem bir çıkmaza sokuyorsun? Seninle anlaşamıyoruz biz Gece.”
“Ben istesem anlaşırız da ben istemiyorum.”
“Nasıl da biliyorsun kendini? Kalk hadi itiraz istemiyorum. Bir şeyler yersin dönersin.”
İtiraz edecek mecali var gibi. Sahilde ayaküstü yediği ekmek arası köfte sonrası arabada uyuyakalan Gece’yi rutubet kokulu evine değil kendininkine götürdü Kemal. Yol uzun olunca iyice uyudu genç kız, vardıklarında ise indi Kemal arabadan ondan taraf kapıyı açtığında uyandı kız. O da beni rüyasında mı görüyor diye düşünürken Kemal sırıtıyordu?
Kapalı otoparkta uyanınca afallayan Gece toparlanıp etrafına baktığında nerede olduğunu idrak edemedi. Kemal, onun evine geldiklerini söyleyince mırın kırın etti. Kendi evine gitmek istemese de yaptı bunu. Kendince duvarları, bir şekilde savunma mekanizmasının çalıştığı yerdi işte.
“Evde acayip rutubet var. Üstelik yalnızsın. Üstelik henüz en yakınını kaybettin. Sen değil kim olsa bırakmazdım orada. Gel hadi.” Elinden tuttu Kemal kızın. Elleri rüyasındaki kadar ufaktı. Avuç içine sığan türden. Gece sessizce indi arabadan. Elini çekmek istedi belli belirsiz yapınca anlamadı bile Kemal. Otopark kısmından doğrudan asansöre geçtiler. Gece elini kavrayan ele, sonra da adamın yüzüne baktı. Kemal gülümsedi.
“Elimi tutuyorsun,” diye belirtti Gece. Kemal çekti elini ancak yapma denileni yaptı ve kadının yanağını sıktı.
“Daha iyi misin?” diye sordu içten bir şekilde.
Senin yanında evet diyebilirdi Gece, demedi. Eve girdiğinde orayı daha önce tanıyor olmanın rahatlığında üzerindekileri çıkardı. Salondaki koltuğa öylece uzandı, başının altında bir kırlent ile. Kemal bir yastık ile örtü getirip uyumuş gibi yapıp gözlerini kapatan kızın başının altına yastık koydu, üzerini örttü. Işığı da kapatıp yatak odasına geçti. Üzerini değiştirdi. Ses çıkarmamaya özen göstererek mutfaktan bir bardak su aldı. Yatağına geçti. Telefonunda bir dolu cevapsız arama vardı. Sessizde telefon kullanmanın sonucu alışkındı, kimin aradığına dikkat etmeden uykuya geçti. Sabah uyandığında telefonun ekranında ışık vardı. Arayan ise Nesli’ydi. Kemal, ötelemedi telefona cevap verdi. Nesli bir gün önce de aradığını az kalsın karakola gidip nişanlımı kaçırdılar diye kayıp ilanı vereceğini söyledi. Kemal, şaka gibi duran azarına sessiz kaldı Nesli’nin.
“Düşündüm de Kemal biz sahiden çok seyrek görüşüyoruz. Evinin tam yerini bilmiyorum ama istersen bugün gelip sana kahvaltı hazırlayabilirim.”
“Erken çıkacağım Nesli, sonra görüşelim.”
“Akşam olur mu?”
“Ayarlarsam ararım.”
Nesli telefonu kapattığında bir gün önce arandığında açmadığı için fazla nazın usandırdığı aşığı dinlediğini sandı. Geçer dedi, Kemal benden geçemez ama bu haller geçer.
Nesli konusunda radikal adımlar atabileceğinden emin değildi Kemal. Bazı şeylerde sahiden de korkak bir tavuk gibiydi. Konfor alanından taşmasını istemiyordu hayatının. Fakat böyle de taşmıyor değildi ki. Belinde havlusu ile banyodan çıktığında ise Gece ile karşı karşıya geldi. Yatağı toplamış, eşyaları getiriyordu.
“Ben sana bakmıyorum,” dedi başını çevirerek genç kız. “Kapın açık olunca bilemedim kusura bakma.”
“Bakmam!” Kaçar gibi çıktı odadan. Kemal yeniden aynı rüyanın içine düştü. An itibariyle kasıklarında baskı hissetti. Bu kızı sadece fiziksel olarak istiyor olması mümkün müydü peki? Neden bu kız ama? Tensel çekim de bir nevi aşk değil miydi? Aşk çok fazlaydı, nereden çıktı ise oraya gitmesi için yapılacaklar listesi bir, Gece ile sevişmek olabilirdi. Üzerini giyindi. Koyu renk bir kot pantolon, boğazlı bir kazak, spor bir ceket.
“Günaydın Gece, nasıl uyudun?” Gece mutfaktaki kahve makinesini çalıştırmakla meşguldü. Düğmelerine basıp duruyordu.
“İyi gibi.” Kemal yanına yaklaştı, bir çocuğun parmaklarını yönlendirir gibi Gece’nin elini tutarak makineyi çalıştırdı.
“Bir şeyler yemeden kahve mi içiyorsun sabah?”
“Yiyemem ki ben erkenden. Sen kahvaltı mı yaparsın hemen?”
“Annemin evindeysem evet. Deniz ile kalmışsam sabah bira ile uyanır o, kafamı feci karıştırır. Dedem de kaldı isem kesinlikle yeşil bir içecek hazırlamıştır kendine de bana da.”
“Ne güzel etrafında bir sürü insan var!”
Kemal, fincanı makinenin sinyalini alır almaz kahvenin geleceği yerin altına tuttu. Dolu fincanı Gece’nin eline tutuşturdu ve bir fincan da kendi için aldı. Mutfağın ortasında adanın taburelerinden birine oturdu. “Etrafımdaki onca insana rağmen çıkıp çıkıp sana geliyorum ama.”
Gece de karşısına geçti. “Kıymetimi bilmiyorum ben de.” Kendince kendini eleştirirken Kemal’in yine de kıymet bilinesi hamleleri olmadığını düşündüğünü bildiği kızın yanağından bir makas daha aldı. “Şunu yapma demiştim,” diye çıkıştı kız.
“Hoşuma gidiyor.”
“Ama benim yanağım ve önce benim hoşuma gitmesi önemli. Benim hoşuma gitmiyor. Hem sen öyle benim bedenim üstünde benden çok hak sahibiymiş gibi ne öyle.”
Rüya düştü yine aklına, soluğu kesilir gibi olunca bakışlarını kaçırdı. Kahvesini yudumladı. O sıra da Gece bir an önce iş araması gerektiğini, faturalar gelince mevzunun can pazarına döneceğini söylüyordu. Yas tutmak bile zenginlerin işiydi ona göre. Fakirinki hep ekmek derdiydi. Bir de bunları söylüyor diye yeniden iş teklifine getirirse konuyu yangın var diye bağırırdı. Bu neydi canım ilk fırsatta aralarında aşılmaz bir menfaat ilişkisi kurma çabası. Bir de böyle dinlerken sessiz kalıyordu ya daha bir çıldırıyordu Gece. Kemal sessiz kalmadı bir makas daha aldı. O makas alan eline şaplak indirdi Gece, şaplak indirdiği eli tuttu Kemal.
“Biliyor musun dün seni neden aramıştım?”
“Neden?”
“Nesli’den ayrılmak istediğimi babama söylediğimi söylemek için.”
“Babandan mı ayrılacaksın? Nesli yerine neden baban?”
“Ata diyelim. Fikrini almak istedim. Onunla aramdaki bağın zayıf olduğunu, sevgi hissetmediğimi söyledim. Babam beni anladı.”
“Ben gider o kızın parmağındaki yüzüğü getirir veririm sana merak etme canım oğlum mu dedi.”
“Niye alay ediyorsun Gece, ben sana ciddi ciddi anlatıyorum.” Biraz gizli saklı anlatıyorum. Biraz kıvırıyorum. Kendime de yakıştıramıyorum hani ama yapıyorum işte.
“Bozulma hemen,” dedi Gece, intikamını almak ister gibi Kemal’in tuttuğu elini çekip yanağından makas aldı adamın. Mahcup tebessümle delikanlılar gibi bakışlarını çekti Kemal. “Ayrılacak mısınız peki sahiden?”
“Evet. Olacak bir iş gibi değil artık benim için. Sadece babası biraz sıkıntı çıkarır. Düşmanlık mevzusuna girmemesi için babamı devreye sokmam şart görünüyor.”
Kafam hala karışık, babam da bana aksi yönde tavsiyede bulundu. Dün Nesli’nin de gönlünü almalıyım gibilerinden fikirler dolaşırken kafasında bugün bunları diyordu. Kendinden iğrense yeriydi. Ama gitmesinden korkuyordu. Tek başına o rutubetli, berbat eve, hayat mücadelesine çekilmesine gönlü hiç razı değildi ki.