29

1902 Kelimeler
Gece, adamın az önce onu itekleyen elini tuttu. Deniz, bir elindeki ele bir de sahibinin bal sarısı gözlerine baktı. “İçmeyeyim diye taktik mi?” dedi. Gülümsedi Gece. “Sen beterin beteri var haline şükret dostum şarkısını biliyor musun?” Başını salladı genç adam. Böyle efsane olmuş arabesk şarkıları arabesk kültürü o lmayan insanlar bile bilirdi. “Biliyor musun benim sesim çok güzeldir? Öyle derler, sana bu şarkıyı söyleyebilirim.” “Burada mı?” “Kalkalım, dönüş yolunda söylerim. Biraz yürüyelim açılırsın, sonra bir taksiye bineriz. Ben de sana şarkımı söylerim yürürken.” Bir elin hissi ile yatışacak kadar ufak öfkelerin adamı değildi Deniz. Yüzünü buruşturdu, elini çekti Gece’nin elinden. “Karnım tok!” dedi. “Benim karnım hiç acıkmadan tok! Ne verseniz yemiyorum artık.” “Sana neden numara yapayım, yalan söyleyeyim Deniz?” “Çünkü bana mecbursun. O yetimhaneler bir başına sana çocuk değil tebessüm bile vermezler. Sen de nefret etmen gereken bir katının öksüz çocuklarına zavallı zavallı bakarsın. Bana mecbursun.” Eski Gece olsa ne kadar tabak çanak varsa indirirdi şimdi Deniz’in başına. Onu düşünmek zorunda hissedeceği bir iş birliğine ve yakınlığa da kolay kolay adım atmazdı ki Gece. Sırf çocukluğundan çıkardığı derslerin bile ona bir ömür yeteceğini zannedip bir adamın yalanlarına kanıp kontrolsüz inanmış kontrolsüz sevmişti. “Sen benim roman olduğumu biliyor musun?” diye sordu bu defa. Fakat artık Deniz’i ikna edecek yollar denerken kırılıp dağılmaktan bitap düşmüştü. Son nefesinde gibi hissediyordu. Birazdan ani bir kalp krizi ile ölecek gibi. “r******r çocuk mu sever? Niye söyledin şimdi bunu?” Halbuki yıllar önce biliyordu Gece’nin roman olduğunu Deniz. “Elinin körü Deniz, konuşmaya çalışıyorum. Sustukça daha çok içiyorsun. Ben ömrümde senin kadar çok içen insan görmedim. Nereye gidiyor bu kadar alkol? Kusura bakma da sen en büyük zararı kendine veren bir ahmaktan başka bir şey değilsin. Herkes kendi derdinde görmüyor musun? Herkes kendi hayatını yaşıyor. Sen kahırdan gebereceksin Deniz. Beni de geberteceksin.” Cevaben kadehini tazeledi Deniz. Delirecekmiş gibi hissediyordu artık Gece, kalbi hızlı hızlı atıyordu. “Bana bir çözüm önerisi sun Deniz, ne istersen yapacağım söz veriyorum. Senin için istediğin neyse onu yapacağım ama yeter ki dur artık.” “Şey yapar mısın?” Şey… Gece, dikkat kesildi, ciddi bir teklif duyacağını zannediyordu. “Roman havası oynar mısın? Burada ama ben söylerim çalarlar roman havası.” “Niye burada?” “Her şeyi yaparım dedin.” “Roman havası oynamamın sana faydası ne?” “Merak ettim nasıl oynuyorsun?” “Evde oynarım merak etti isen, kalk hadi gidelim. Söz oynayacağım evde.” “Ev olmaz burada.” “Cılkını çıkardın ama ne bu şımarıklık canım! Bu sefer gerçekten gidiyorum ben, sabaha kadar içmezsen adisin!” Kalktı ayağa Gece, dur demedi Deniz, aman gidiyormuş peşinden gideyim de. Gece blöf olarak kalmasın diye çıktı mekandan dışarı. Hatta Deniz’in oturduğu vitrinin de önünden geçti ancak birkaç adım ileride durdu. Bir kez daha İrfan’ı aradı. İrfan telefonu açmıyordu. Kemal’i aramak istemese de istedi ve birazdan Kemal telefonu açtı. Numarası artık yeniden kayıtlıydı onun telefonunda. “Efendim, Gece!” “Rahatsız ediyorum Kemal. Biz Deniz ile bir balıkçıdayız. İki saat falan oldu. Sürekli içiyor. Bir şişeyi tek başına bitirdi ikincisine geçti. Sarhoş gibi değil gibi ama komaya girecek korkarım. İrfan Dedeyi aradım açmayınca mecbur kaldım.” “Ben gelirsem sinirlenir şimdi o. Ben dedeme ulaşırım, sen bana konum atar mısın?” “Tamam atarım ama ben içeride değilim belki peşime düşer gelir diye gidiyorum ben dedim çıktım, dışarıda bekliyorum.” “Yemedi desene…” güler gibi ama sitemkâr bir hali vardı, Kemal’in. Benim derdim bana yeter diyordu belki de… Haksız mı sanki diye düşündü Gece? “Acele eder misin? Deniz gerçekten çok fazla içti, ona bir şey olacak diye korkuyorum.”            Telefonu avucunda bir süre öylece dikildi. Ara ara başını uzatıp izledi Deniz’i hala içiyor mu? Hiçbir şey değişmiş gibi değildi. Hızı kesilmemiş, yalnızlık ona daha iyi ya da daha kötü gelmemişti. Birazdan telefonu yeniden çaldı. İrfan’a ulaşılamıyordu. Kendisi geliyordu. Taşıyamadığı bir yük sırtına henüz verilmiş gibi bir hisle sendeledi Gece. Kemal geliyordu. Az evvel sesini duyunca hissettiği yanıcı bir his peyda olmuştu ya içinde yüz yüze gelmek de beter bir hal verecekti ona biliyordu. Kaçılamayan, kurtulmanın mümkün olmadığı bir adamdı Kemal. Bir şekilde yeniden yeniden geçmişe gidip duruyordu. Yaşadığı ne varsa hepsi hücum ediyordu bugüne. Bugün, dünden çektiğini yarından çekmiyordu.            Yarım saat kadar sonra Kemal, mekânın önünde durdu. Gece, o gelene kadar aynı noktada beklemişti. Hızlı adımlarla yürüdü yanına, Kemal onu beklemeden girdi içeri. Gece arkasından girdi. Deniz, başı masanın üstüne eğik oturuyordu. Kemal sandalyeyi çekti karşısına oturdu. Gece, oraya fazlalık hissetti kendini. Gitse… Gidecek neresi vardı sanki ikisinden başka. Kare şeklindeki masanın diğer yanına, ikisinin ortasına da o oturdu. Deniz, çatık kaşlarla baktı Gece’ye.            “Sahi mi lan?” dedi. Gece, omzunu kaldırdı, bir çocuk gibi büzdü dudaklarını. “Çok mu göresin geldi manyak?”            “Kendine zarar vereceksin diye korktum ne yapayım?”            Başını salladı tehdit edercesine Deniz. Sonra da döndü Kemal’e. “Sen hayırdır hızır acil?”            “Bir kadeh de ben alabilir miyim?” diye el kaldırdı Kemal. Hoppala dedi Gece içinden, bu da mı içecek? Yok ama Kemal ne kadar içerse içsin aşırılık yapmazdı. Akşam yemeğinde Deniz’i yumruklayan Kemal değildi sanki, içkinin de etkisi ile karısını aşağılayıp duran. Bunlar kardeşti, benziyorlardı işte.            Kadehler az sonra yetişti. Kemal uzandı, Deniz’in şişesinden içkisini döktü. “Uyukluyordum ben de. İyi oldu, çağırdığınız.”            “Tabii eksikliğin kol gibi belliydi.” Deniz sağlam kolunu Kemal’in burnunun dibine kadar uzattı. “Burnumda tütüyordun!”            “ Kol demişken, nasıl kolun?” Sargılı olanı işaret etti Kemal.            “İyi. İyileşiyor. Babana sordun mu niye yapmış bunu?”            “Polisler sormuşlar, yapmadım demiş, benimle ilgisi yok. İspat edecek bir delil de yok. Babama olmayan bir şeyin hesabını soramam. Şu mesajlaşmaları sordum. O da bana baştan sona okuttu. Kışkırtmışsın.”            “Kışkırtıcıyımdır ben!”            “Evet, ben de öyle söyledim. Kışkırtıcı heriftir benim kardeşim dedim. Bu yarım balık senin mi Gece? Devam edecek misin?”            Buz gibi olmuş balığı yiyecek değildi. Kemal işaret etti balığı aldılar. Yeni mezeler sipariş verdi. Gece sabırla ve tuhaf bir güven duygusuyla bekliyordu. Kemal, Deniz’i kalkıp gitmeye ikna mı edecekti? Fakat Deniz, o geldi geleli bir yudum bile içmemişti.            “Çişim geldi benim,” deyip kalkınca da bu yüzden içmemiş olacağını düşünüp umudunu kaybetti. Bu gece Deniz içerek intihar edecekti sanki. Ardından bakarken Deniz’in kucağında çantası biraz daha öne doğru çekti sandalyesine, Kemal’e yaklaştı ve kaygıyla sordu.            “Anneni gördükten sonra bir şeyler oldu buna. Annen iyi gelmiyor Deniz’e. Artık eminim. Hep çocukluğuna gidiyor. Kahırlanıyor.”            Kemal, bilmediği bir şey duymuş gibi bastırdığı dudakları ile başını salladı.            “Vallahi Kemal, çok net gözlemledim. Annen varken de bir sakin hale büründü. Annen gidince de çok garipti hali, çıkalım dışarı filan… Görmeliydin. Deniz’in mutlaka psikolojik destek alması lazım. Yoksa alkolik olacak.”            Kemal o anda kadehine koyduğu içkiden bir yudum alınca Gece’nin dehşet içinde gözleri büyüdü. Kemal gülümsedi: “Korkma be susadım!” dedi.            Yüreği ağzına geldi kadının, ne zamandır gülümsemiyordu ona bakarak. Kaç senedir? Pantolonun fermuarını yolda çekerek geliyordu Deniz. Bakışlar üzerindeydi ve o hiç farkında değildi. Masaya geri oturdu. Kadehini tekrar eline aldı.            “Bunun da sesi güzelmiş…” dedi kadehle işaret ettiği Gece’yi abisine göstererek. “Bana şarkı söylerim sana diye ikna etmeye çalışınca öğrendim. İnsan evlendiği kızı bilmez mi? Biraz araştırsaydım keşke.” İçti içkisinden, küçücük. Temkinli bekledi Kemal, doymayıp daha çok içecek olunca uzanıp kadehi aldı elinden.            “Çocukları anneme bıraktım Deniz, Ece uyanıp da beni görmeyince ağlayıp duruyor. Hadi kalkalım güzel güzel.”            “Meze söyledin ya.”            “Sonra sen daha ayıkken geliriz. Meze söylerim. İçeriz.”            “Ne geleceğim oğlum seninle? Benim seninle işim bitti abi. Bak desinler Kemal öldü, eh iyi derim, yürü git Gece, sorarlarsa iyi bilirdik göt çıktı dersin, bu kadar.”            “Niye, vurdum diye mi sana?”            “Vurmadın mı?”            “Özür dilerim!”            “Lan bir git!” Kocaman, çirkin, bir yanı da ağlamaklı tuhaf bir kahkaha attı Deniz. “Taşak geçiyorsun herhalde sen benimle.” Etraftakiler huzursuz döndüler başlarını. Mezeleri getiren garson biraz sessiz olmaları konusunda tatlı dille uyardı. Deniz ona da terslendi, rahatsız olan çekip giderdi. Sarhoş ve tehlikeli bakışlar yöneldi onlara, Kemal uygun bir lisanla hemen toparlandıklarını söyledi.            “Yok!” dedi Deniz. “Beni buradan ölüm ayırır.”            “Konuşma şöyle…” diye sızlandı Gece. “Bak gel Kemal bizi eve bıraksın. Orada konuşun. Ben size kahve yaparım. Hı Kemal? Belki de konuşamadınız o günden beri uzaklaştınız birbirinizden iyice.”            Deniz, tiksiniyormuş gibi baktı Gece’ye. “Kadına şiddeti sevsem ilk iş bu karıyı döverim ben!”            Gece başını eğdi. Kemal ayağa kalktı. “Deniz, ben senden sahiden özür diliyorum. Sarhoştum aslanım. Yoksa vurur muyum sana?” Deniz titrek bakışlarını başucuna kadar gelen abisine çevirdi. Kemal davrandı, Deniz tutundu ona. Aslanım demişti. Kilit sözcüktü adeta.            “Bir karı yüzünden vurdun, ne sarhoşluğu?”            “Ne karısı saçmalama? Onunla alakası bile yok.” Deniz’i yarı yerinden sırtlandı Kemal. Gece’ye işaret etti, cebinden çıkardığı parayı uzattı, hesabı ödesin diye. Gece kendi çantasından para çıkarmaya çalışıyordu, üstelemedi Kemal. Gece arkalarından gelirken onlar önden çıktılar. Kemal’in arabasının ön koltuğuna emniyet kemerini takarak oturdu Deniz. Gece arka koltuğa geçerken Kemal de direksiyona geçti. Arabayı çalıştırıp yola girdi Kemal.            “Bu şey gibi…” dedi o sırada Deniz. “Dejavu!” Öyleydi zaten, belki de bir on kez daha Kemal onu bir yerlerden toplamış evine götürmüştü. Onların hiçbirinde arka koltukta Gece yoktu.            Gece, kendisine ne söylenmiş olursa olsun, Deniz sarhoş kafasıyla ne kadar ağır konuşmuş olursa olsun bu geceden sağ salim çıkmış olduklarının huzurundaydı. Arkasına yaslandı arka koltuğun tam ortasında. Kemal’i yan profilden izlediğini onun sesini duyunca fark etti, irkildi.            “Miden bulanıyor mu Deniz? Kusacak gibi olursan…”            “Kirletmem arabanı merak etme.” Deniz, başını arabanın camına yaslamıştı.            “Arabam senden kıymetli değil.”            “Ben kıymetliymişim gibi. Kandım da geldim sanıyorsun değil mi ben Gece üzülüyor diye geldim?”            Ne dediği hiç belli değil diye düşündü Gece. Aralarındaki konuşmaya müdahil olmak istemiyordu. Susuyordu. Kemal de Deniz’in yalancı itirafına inanmış gibi yapıp sustu. Bu sessizlik sürdükçe Deniz’in nefes alışverişleri derinleşti ve adam derin, sancılı bir uykuya daldı. Uyku halini ilk fark eden Kemal oldu. “Uyudu!” dedi kısık sesle. Gece arka koltuktan uzanıp Deniz’in uyuyup uyumadığını kontrol etti.            “Sızdı,” diye düzeltti. “Tam on gündür içmiyordu. Hastaneden çıktık çıkalı ağzına bile sürmemişti.” Söylenir gibi arkasına yaslandı.            “Ne yapacağını bilmiyorsun, çaresiz kaldın herhalde Gece!”            “Nasıl?”            “Ben de öyle hissediyorum da. Konular farklı ama his aynı. Kim finale varırsa diğerini beklemesin, o havlu atmış olabilir.”            Böyle laflar ederdi değil mi Kemal? Mecaz anlamlı, edebiyat meraklısı cümleler. Kemal’lik laflar derdi Gece de. Ondan başkası söylese kasıntı herif, söz sanatları biliyormuş havası yapıyor derdi mesela Kemal’in dilinde ah aman ne karizmatik deniyordu. İnceden bir ses geldi kalbinden, ağız dolusu bir nefes bırakıp yeniden arkasına yaslandı. Yeniden sessizlik. Bir süre sonra Deniz başını kaldırdı. Az önce uyumuş filan değildi, rol yapmıştı ve Gece bunu neden yaptığını çok iyi biliyordu.            “Senin çocukları ver bize biz bakalım,” dedi Deniz ciddi. Kemal, kardeşinin zombi gibi dirilişi ile irkildi. “Vallahi bak, şu Ece kızı ver, bayılıyor ona Gece.”            “Çocuk verilir mi oğlum? Çocuk bu…”            “Bizim olmuyor da… Sevişsek belki olur ha Gece!” Şöyle bir çevirdi başını Deniz. Gece kaşlarını çattı, sarhoş salak diye geçirdi içinden. “Buna da sevişmek deyince cinleri tepesine toplanıyor!” önüne döndü yeniden Deniz.            “Senin de içince çenene vuruyor,” dedi Kemal. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE