Sadece Kemal’in desteği ile çıktı merdivenleri Deniz. Gece önden kapıyı açtı, önden ışığı ve yatağı açtı. Kemal kardeşinin ayakkabılarını çıkardı, yatağa yatırdı. Pantolonunu çıkardı. Gece bir şort verdi, ikisi birlikte giydirdiler. Bu defa gerçekten sızdığı için homur homur onlara karşı koymaya çalışıyordu. Kemal üzerini örttü kardeşinin, toparlandı, Gece ardından geldi, ışığı kapattı, hatta Deniz’in kapısını da çekti. Kemal dış kapıya yöneldi, Gece peşinden takip etti, adam evden çıktı, gidecekti esasen ama bir anda karar değiştirdi, durdu döndü.
“Bir kahve yapar mısın?” dedi.
Bu saatte ayılsın diye kahve yapılırdı bir de dert çok olunca. İkincisi olduğu aşikardı, ayılması gereken adam yatak odasında yatıyordu.
Gece, başını salladı, o mutfağa yönelirken Kemal de bir zamanlar ona ait olan odadan içeri girdi. Baş ucu komodininde bir kitap vardı. Diriliş. Tolstoy. Çalışma masası boştu. Komodinin çekmecesi açtı, üst tarafta makyaj malzemeleri vardı, alt tarafta ince çoraplar. Gardıroba yöneldi, iç çamaşırları, Gece’nin kıyafetleri. Yastığı kaldırdı kokladı. Gece kokuyordu. Kokular unutulmazdı.
Odadan çıktı, Gece de elinde tek kahveli tepsiyle çıkmıştı. Bu sana eşlik etmeyeceğim demekti. Kahvesini aldı ve balkona yöneldi Kemal. Gece de gündüzden kalan Ece’nin oyuncağını bulup geçti balkona Kemal aşağı bakarak kahvesini içerken Gece oyuncağı uzattı.
“Burada kalmış, gündüz!” Küçük oyunca bebeği eline aldı Kemal, birkaç saniye ilk kez görüyor gibi baktı bebeğe sonra balkondaki masaya bıraktı. “Unutursun yine,” dedi Gece. “Cebine koy.”
“Unutmam!” Kahve fincanını da bebeğin yanına koyup hemen dibindeki sandalyeye geçti. Gece de oraya otursun diye eliyle davet etti. Gece geçip oturdu. Sessizce kahvesini yudumlarken Gece de merakla ne söyleyeceğini bekledi. Kemal sonunda bakışlarını kadına çevirdi.
“Senin kaldığın oda benimdi.” Gece kaşlarını kaldırdı. “Deniz, babasının yatağında yatardı hep. Onun odasına da yerleşebilirdin niye benimkini seçtin?”
“Bilmiyordum.” Deniz orayı göstermişti. Gel demişti bu oda güneş alır, ferah olur, evin en güzel odası. Çünkü Kemal’in. Her şeyin en güzeli hep onundu, benim odam köhne bir kenarda işte. Bu evin oturma odasıymış aslında Kemal’in odası da çocuk dört olunca, kızlar bir odaya, Deniz bir odaya Kemal elbette evin en geniş odasına…
“Karı kocalar aynı odada kalırlar.”
“Siz öyle yapıyordunuz tabii.”
“Tabii. Herkes öyle yapar. Bazen yaşlılar artık sesten, bir ufak hareketten falan uykuları kaçıyor diye istemezler ki yanlarında biri olsun ayırırlar odalarını. O da hepsi değil bazıları. Ama sizin gibi gençler kesinlikle birlikte uyur.”
“Söylediğin iyi oldu.”
Gülümsedi Kemal, şöyle masanın altından ayağına bir tekme atası geldi Gece’nin. “Amaç neydi onu anlayamadım ama ben?”
“Ne amacı ne saçmalıyorsun sen?”
“Resmi olarak evlisiniz. Biliyorum. Çünkü en başta bunlar bir oyun peşinde deyip baktırmıştım. Tam olarak bu evcilik oyunu neden?”
“Ne oyunu Kemal ya?”
“Söylemeyeceksin yani!” Başını eğdi Gece, söylemeyecekti. Kemal, onun sırlarını duymayı hak etmiyordu. “Aşağılıyor seni. Hakaret ediyor. Hırpalıyor. O akşam annemin doğum günü varken de buna çok öfkelenmiştim. Sana böyle davranmasına. Neden müsaade ediyorsun buna? Sen gururlu bir kızsın, çeker kapıyı gidersin! Seni ne mecbur tutuyor?”
“Seviyorum Deniz’i.”
“Beni de seviyordun. Öyle söylüyordun. Terk ettin. Hiç açık kapı bırakmadan defettin beni başından. Sen insanlara bu kadar müsemma göstermezsin. Şimdi söyler misin bana neden?”
Cehennemin dibinden… Ne söylese bilemiyordu ki şimdi. “Öyle sevgi değil…” dedi dürüstçe. “Bir kadının erkeğe sevgisi ile alakası yok. Ailem benim Deniz. Ne kadar sana oradan beni hırpalıyormuş gibi görünse de ben de onun için öyleyim.”
“Hırpalamıyor mu?”
Başını iki yana salladı Gece. Sabah uyanırdı, biraz kafası ağırsa ne duruyorsun bu saatte evde git de gölgen eksik olsun derdi. Kafası hafifse hadi bir balkon kahvaltısı yapalım derdi. Deniz’in bir anı diğerini tutmazdı ki, bir an her şeyi siler götürür, diğeri geri getirirdi.
“Seni dövmekten bahsediyor Gece.”
“Asla yapmaz böyle bir şeyi.”
“Hani annenin ilişkileri vardı, annen hepsinden şiddet görüyordu. Şiddet sadece fiziksel değildir. Sen psikolojik şiddet görüyorsun. Onunla birlikte olmuyorsun diye de aşağılıyor seni. Sevişmediğinizi ulu orta söyledi arabada. Üstelik eminim benim duymamı da istemiyordu. Onun için seninle birlikte olmak bana karşı bir zafer. Anneme ve babama bakın bir tanecik oğlunuzun kavuşamadığı eski aşkı benim oldu kısmının gövde gösterisi. Senin için ne Gece?” Sessiz kalırsa ısrar etmezdi belki Kemal. Neredeyse ağlayacaktı zaten bir şekilde üste çıkamazsa rezil olacağı da gün gibi açıktı.
“Deniz’i bırakırsam…” dedi mırın kırın. Söyleyeceği şeye inanıyordu ama elbette ki tek sebebin bu olmadığını biliyordu. “Darmadağın olur.”
“En baştaki sebep neydi? Sen İzmir’de, o burada ne oldu? Nasıl oldu?”
“Bilmek zorunda değilsin.”
“Değilim. Sadece bu çıkmazdan kurtulmanı istiyorum. Mutlu değilsin sen. Sen bile değilsin Gece. Titrek, korkak, her şeye razı bir kadına dönüşmüşsün.”
“Bunun sebebi Deniz değil ki sensin.” Pervasızca söyledi bunu ne kadar canının yandığını önemsemeden. Ne kadar can yakacağını da önemsemeden. Kollarını masanın üzerine dayadı. “Sana hep Kemal şöyledir böyledir dediler diye sahi kendinde hiç kabahat bulmaz mısın?”
“Bulurum. Ben kabahatimi biliyorum. Bu bir şeyi değiştirmeyecek. Geçmiş adına hesaplaşalım diyorsan sen İzmir’de o masaj salonunun odasında benimle hesaplaşmadın mı? Söylediğin sözleri hatırlamıyorsan…”
Gece iki elini birden kaldırıp salladı. Hiçbir şey duymak istemiyordu o zamana dair. “Evlat edinmek istiyorum,” dedi bir anda. “Bekar kadınlara vermiyorlar.” Kemal, hafiften gülümsedi. Sahiden bunu tahmin edememiş olamazdı. Bu kadar önemli miydi onun için anne olmak demek? Sahte bir nikaha yeltenecek kadar.
“Deniz’den baba olmaz.”
“Kesin vesayeti alana kadar idare ederim. Sonra kurarım ben düzenimi.”
“Ne aşamada?”
“Henüz evi incelemeye bir kere geldiler. Bir kez daha geleceklermiş bekliyorum. Cehennem azabı gibi acayip uzun bir süreç beklerken çatlayacak gibi oluyorum. Beklemekten başka da çarem yok zaten.”
Kemal, hüzünle kızının bebeğine tutundu. Naylonumsu sarı saçlarına, mavi iri gözlerine, koca kafasına ona nazaran ufak bedenine baktı. “Burası doğru yer değil,” dedi oyuncağın üzerinde bakışları ile. “Bu ev, bu adam değil. Seni bize karşı kullanmak dışında bir derdi yok. Hasta Deniz, takıntılı.”
“Deniz çok iyi bir insan.”
“Bana mı anlatıyorsun? Deniz iyi bir insan evet iyilik baktığın yerden gördüğün kısım. Bu iyilik değil Gece. Bu iyilik olmuş olsaydı ilk teklif kimden geldi bilemiyorum ama Deniz derdi ki yok Gece, abim dağıldı senden sonra, kaç kez benimle dertleşti bu sebepten, seninle böyle bir işe kalkışırsak başta onu kaybederim. Beni… Ben abisiyim onun.”
“Hep senden ötürü vazgeçmek zorunda kalmış bir adama vazgeçmeye devam et diyorsun sen.”
“Yahu neyden vazgeçmek zorunda kalmış. Sana âşık olur amenna. Bu aşk mı Gece?”
“Değil.”
“O zaman neyden vazgeçmek zorunda kalmış. Bu zalimlik. Bu büyük zalimlik hem de. Senin benden intikam almak gibi bir derdin var mıydı bilmem, vardı ise aldın haberin olsun. Ama Deniz, ne demeye benimle bu yarışa girdi. Gece hatırlamıyor musun, onunla ilgili ne kadar zorlandığımı. Babam öldüğünden beri, babası, bana onun babası olma görevi verdiler. Ben büyümeden baba oldum. Sorunlu. Karmakarışık bir adamın babası oldum. Sen hatırlamıyor musun Gece, her adımda onu düşündüğümü, hatırlamıyor musun onu ne kadar önemsediğimi?”
“Hatırlıyorum!”
“O zaman bana bunu neden yaptınız!” Masaya sert bir yumruk vurdu Kemal. Masa zıngırdadı, Gece kaskatı kaldı Kemal’in karşısında. Kemal, sorusuna cevap almak ister gibiydi. Bekliyordu gözlerini Gece’ye dikmiş şekilde. “Ne yaptım sana? Yalan söyledim diye bu kadar şeyi reva gördün, tamam, başka ne yaptım. Ya ayrılamadım. Bitiremedim. Bir sürü sorumluluk. Bana herkesi düşünmek görevi biçtiler. Herkesi yakıp yıkıp geçemedim. Geçecektim ama. Geçecektim. O hastanede emindim bitirmiştim kimsenin engel olamayacağı kadar kararlıydım. Ne yaptım Gece, söylesene ya bu kadarını hak ettim mi? Karım öldü. Ölmeseydi de ölü gibiydi. Tüm hıncımı ondan çıkardım. Seni kaybetmemin tüm hıncını. Benim iki çocuğum annesiz kaldı ve ben o zaman anladım ki çocuklarım var. Ece’yi annesi ölene dek sevmedim ben. Sevemedim.”
“Çocuklar sevişerek yapılır.”
“Herkes sevdiği ile sevişmez.”
Koskoca bir sessizliğe daha düştüler ikisi birden. Gece yarısını geçmiş bir saat, sokakta birkaç başıboş köpek sesi, yollardan gelip geçen araçların çığlıkları vardı. “Kahvenin yanına su gelir,” dedi usulca Kemal. Oyuncak bebeği cebine kattı. Balkondan içeri girdi. Gece kalkmadı oradan. Dışarıya bakarak oturdu. Birazdan Kemal’in arabasının homurtuları duyuldu, Kemal çocuklarının yanına doğru yol alırken ondan geriye boş fincanı kaldı. Boş fincanı aldı mutfak evyesine bıraktı. Balkon kapısını kapattı, banyoya girdi. Çıktığında yatağına girmeden telefonunu aldı. Kemal’den bir mesaj gelmişti. Ortalarında kardan adam, iki yanında ikisi, eski bir fotoğraf, onun telefon hafızasından çoktan silinmişti ve Kemal bu saatte fotoğrafı hatırlatıyordu.
Niye diye düşündü Gece, her şey bir oyun olunca Kemal’in umudu mu var daha bizden? Gece’nin yoktu ama. Deniz’i yüzüstü bırakmak olurdu bu. Üstelik Deniz zaten Kemal’e her şeyi söylediğini öğrense… Eh, ne yapacaktı yani öğrenirse? Sabah ayılıp toparlanınca alırdı karşısına anlatırdı biraz. Sonuçta ağzından kaçırdığı laf yüzünden olmuştu, Kemal şüphelenmişti işte. Yatağın içine girdi, elinde telefon, bir kez daha baktı fotoğrafa. Ne kadar da gençti o fotoğrafta. Yanakları, burnunun ucu kıpkırmızı.