39

1473 Kelimeler
Yolun sağından yürüyerek bir vasıta bulabileceğine inanarak devam ediyordu Gece, Kemal’in aracının tekerlek seslerini duyduğunda. O vasıtanın geldiğini zannederek döndü ardını ancak Kemal olduğunu anlayınca huzursuz oldu. Yürüyerek kaçamayacağının farkında durdurdu adımlarını, araba yanına gelene dek bekledi. Araç hemen dibinde durdu Gece’nin, Kemal kapıyı açacak gel seni evine bırakayım diyecek diye bekledi Gece. Kemal, onun beklediğini yapmak yerinde arabadan indi, Gece’nin yanına doğru dolandı. “Sessizce gitmekte üstüne yok!” dedi geçmişe atıfta bulunarak. Geçmişten dolayı kendisini suçlu hissedecekse Gece bu gidişi ile alakalı değil Kemal’e inanışı ile alakalı olurdu. Bu sebepten bu siteme alınganlık etmedi. “Nereye gidiyorsun Gece, sabahın köründe?” diye biraz sertçe sordu ardından Kemal.              “Bunaldım,” dedi Gece açık açık. Bir elini boğazına doğru yaklaştırarak nefes alamıyormuş gibi sıktı kendini, gözlerini kocaman açtı. “Biraz daha kalırsam dayanamayacaktım,” dedi.            “Neye dayanamayacaktın?” diye soran Kemal, şaşkındı. Gece’yi üzen şeyin tam olarak ne olduğunu sahiden merak ediyordu.            “Bu içinde bulunduğum şeye.”   Neye diye sormadı Kemal. Sabırla bekledi, Gece’nin konuşmaya, anlatmaya ihtiyaç duyduğunu görebiliyordu. Gözleri dolu dolu bakıyordu ona. Yanakları bir yaz sabahına tezat üşümüş gibi kızarmıştı. Besbelli epeyce yürüdüğü için değil epeyce yaşadığı için yorgundu. Ölüme doğru adım adım yürüyen her canlı gibi. Ne zaman öleceğini bilmeden bu hayatın çileli yokuşlarını tırmanmak zorunda kalan herkes gibi. “Kendimi kandırıyorum!” diye bağırdı bir anda Gece. Sesi boş yollardan, ormandan yankılandı. “Evlat da edinsem bu olacak. Bir gün birilerinin gelip benden onu alacağını düşünerek bir türlü gerçek olamayacağım.” Kemal, biraz da olsa anlamıştı şimdi Gece’yi. Anlardı ama nereye kadar? O anne değildi, anne olma ihtimali elinden çalınmış biri hiç değildi. O da bir kadının ölümünden kendisini mesul tutan, çocuklarının annesizliğinde payı olduğuna inanan bir günahkâr olmanın ne demek olduğunu biliyordu mesela. Gece de işin bu kısmını bilmiyordu. Kısaca insan ne yaşarsa onu bilmekle mükellefti fazlası müfredat dışıydı. “Döndüm dolaştım ve senin çocuklarından medet umuyorum. Yarama iyi gelsinler diye senin başka kadından dünyaya gelen çocuklarına sarılıyorum.”            “Daha iyi bir fikrin yoksa bununla yetinebilirsin!”            Gece’nin yaşlarla dolu gözlerini kapatmasıyla yüzüne düştü gözyaşları. “Nasıl bu kadar pişkin olabiliyorsun?” diye sordu öfkeyle. “Ne hakla?” Ve var gücüyle Kemal’in göğsüne iki eliyle birlikte vurdu. Kemal birkaç adım geriye gitti ancak ciddi anlamda sarsılmadı. “Sen gerçekten kocaman kötü bir kalple yaşayan pis herifin tekisin!” Hafiften gülümsedi Kemal. “Ve insanları bu gülümsemelerinle aşağılıyorsun. Aklınca benim fikrimin hiçbir kıymeti yok. Anlamsız laflar benimkiler değil mi?”            Kaşlarını kaldırdı Kemal. Dinler miydi konuşsa onu, Gece. Şimdi değil. Bir kez daha vurdu kadın onun göğsüne. Bu defa biraz sarsıldı. Ummadığı anda boşluğa gelmişti. Neredeyse düşecekti. Derin bir nefes aldı, sabırla yavaş yavaş verirken nefesini Gece’nin yaşlarla dolu ela gözlerine baktı. Genç kadın adeta titriyordu. “Neye kızdın bu kadar?” diye sordu korkarak.            “Sana!” diyen sesi çınladı Gece’nin.            “Bugün bilhassa ne yaptım ben, geçmişten ayrı olarak? O kızgınlıkların defterini açtıysan yeniden tamam hazırım, yüzleşebiliriz.”            Başını iki yana salladı Gece. Yüzleşmek istemiyordu. Duyacaklarından, muaf olduğu sorulardan, yaşadıklarından olduğu kadar yılgındı. Bir nüsha istiyordu geçmişten ayrı yazılmış olan onu okuyup ezber edip sonra da öyle yaşanmış sayabileceği yepyeni bir nüsha. Bu yaşadıklarında eksik gedik çoktu, bir şekilde daha anlaşılır olana ihtiyacı vardı kadının. Okuduğunu anlardı ne vardı da bunda, insan yaşadığını anlayamıyordu.            “Geriye kalan sadece anılar değil Gece. Ben buradayım. Hesap sorabileceğin kadar uzağım sana. Ne söylersen ne kadar öfke varsa içinde karşılayabilecek kadar yakınım sana. Ne istiyorsun söyle bana? Neyi değiştirmek istiyorsun?”            Kimsenin sihri ile olacak şeyler miydi de bunlar? Üstelik şu lanet hafızası nasıl silecekti onca bilgiyi? Bir yere yedeklenmiş olduğu aşikardı.            “Sana yalan söyledim. Seni kandırdım. Yanımda olman için gizledim senden. Ama gerçekti sevgim. Büyük gerçekler yalanları küçültür. Yok eder. Hı? Etmez mi?” Puslu gözlerini iki elinin aynı kenar kısmı ile sertçe sildi Gece. “Ben seni unutmayı hiç düşünmedim. Unutmaya hiç çalışmadım. Yemin ederim. Evet bir başka kadınla seviştim ve çocuklarım oldu. Bu seni unuttuğum anlamına mı geliyor? Seni sevmiş olmam Nesli’nin ölümüne üzülmeyeceğim anlamına mı geliyor?”            “Üzülmez mi insan?”            “Üzülür insan. Unutmaz insan. Alışır. Bazen alışamaz mecburen… Ne istersen Gece ne istersen yaparım! Geçecekse acıların, ağrıların, sancıların… Yak de yakarım. Kır de kırarım. Sus de susarım.”            “Geç kalmadın mı?” Bir çocuk çaresizliğinde omuzlarını kaldırırken Kemal, iki elini iki yana açtı. Geç kaldı ise ne gelirdi elden kaldığı yerden devam etmekten başka. “Benim Deniz’in yanına dönmem lazım. Benim ailem o.” Bir kez daha üstüne basa basa kendisine tekrar etti Gece. “Benim ailem o!”            “Onunla gerçek bir çift olursan benimle hiçbir şey olamazsın bir daha.”            Tehdit ettiğini sanıyor diye düşündü Gece. Kendi yokluğu ile… Sanki bilmezmişim gibi. Bildiğinden belki de bunu göze alamayacağını sanıyordu. Öyle ya daha zor çok az şey yaşamıştı. Annesi ölmüştü. Daha zor muydu sahi? “Ne hakla beni kendinle tehdit ediyorsun?”            “Elimde başka bir şey yok,” derken Kemal müstehzi bir tebessüm takındı. O tebessüm yakınlaştırdı Gece’yi ona. Genç kadının gardı indi. Adam birkaç adımla kadına yaklaştı bir kez daha göğsüne yumruk yemeye de baştan razı bir halde kadının incecik bileğinden tuttu. “Ben çok koştum senin peşinden. Sen kaçtın ben kovaladım. Sen olmaz dedin ben olur ettim. Biliyorum, bu aşkın günahı benim boynuma. Seni kaybetmek istemediğim için kaybettim. Böyle bir saçmalık işte. Çok acı çektim çektirdim. Nesli’nin vebali de üstümde kaldı. Çocuklarımın ki de. Gece, sen olmazsan ben iflah olmam. Ne olur affet beni! Afettim de bana, seni afettim. Ne yaptıysan yaptın ama afettim. Bir bedeli olsun onu ödemiş olayım ama sen geri dön bana.”            “Deniz ile evliyim.”            “Değilsin. Onlar resmi işlemler. Sadece resmi evrak.”            “Sana güvenmiyorum.”            “Zamanla güvensen…”            “Bu ne demek?”            “Bana dön demek.”            Gece, ciğerlerini oksijenle doldururken çekti bileğini Kemal’in esaretinden döndü arkasını. “Bir insanda biraz yüz olmalı, utanmadan bana dön diyor!” diye bağırdı. Birileri onu duysa dön canım ne olacak dese belki bu kadar şaşırmış olmasına şaşırırdı. Kemal ona dön diyordu. Şimdi hayatının en muhteşem o üç ayına geri dönme ihtimali… Yo, yaşanmışlıklar varken bu mümkün değildi. Geçmiş tertemiz bir sürü duygunun ve umudun üzerine kurulmuştu. Şimdi onca şey vardı hepsi bölük pörçük acı hapsetmişti içine. Yeniden döndü, eli belinde, dudaklarını ısırıyor, ağlamaya devam ediyordu. “Çocuk muyuz biz?” dedi o ağlamaklı sesle. “Dön deyince nasıl döneyim?”            “Kuralı olmak zorunda değil Gece. Nasıl geliyorsa içinden?”            “Deniz ne olacak?”            Dudaklarını büktü Kemal ne bilsindi ne olacak? Başka kadın vardı işte hayatında. Deniz bu işe bir tür intikam için girmişti. Onlarınki evlilik değil iş birliğiydi ve bu saçmalık zaten son bulmalıydı. Deniz de artık biraz büyümeliydi canım. En azından biraz…            “Deniz düşündü mü ben bu haltı yerken abim ne olacak diye?” Kısmen… Biraz acı çeksin istemişti abisi. Beter olsun. Hep o mu kazanacak bir defa da kaybetsin. Bir kez de tercih edilmeyen olsun. Üç aylık basit bir ilişkiymiş hissiyle yansın, kendisi bir ömür yasını tutmaya hazırken hem de. Kemal ona merhamet edecekse de bu konuda edemezdi ki. “Olmaz mı?” diye bin umutla yeniden sordu Kemal.            Gece, cevabını bilmediği bir sınava tabiydi şimdi. Gözyaşlarını bir daha sildi. Burnunu çekti, ne kadar da ağlamıştı saçma sapan. “Ben katlanamıyorum artık,” dedi. “Çok ağır bir his var göğsümün üzerinde. Her şey fazla bana. Her şeye eksiğim ben. Anladın mı?” Anlamamış gibi bakıyordu Kemal. “Nesini anlamadın?” Öğrencisine öfkelenen öğretmen edasındaydı o an Gece ancak Kemal’in uzatmaya hiç niyeti yoktu. Bir anda sıcacık sarıldı kadına. Şöyle sımsıkı sarılan olsa ona geçip gidecekmiş yaşadıkları gibi hissettiği zamanın kimsesizliğinde yenik düştü Gece. Adamın göğsünde hıçkıra hıçkıra ağladı. Kaldığı yerden devam etmekti ağlamaya. Gözlerinde yaş kalmayana dek sürdürmek belki de. Yorulunca ağlamaktan ilk kendini çeken Gece oldu. Bakışlarını kaçırdı, yönünü çevirdi. Birkaç öksürdü, içine attı söyleyeceklerini. Derken Kemal yeniden tuttu elinden onun.            “Ellerin,” dedi usulca. “Hep ufacık kalırdı ellerimde. Bazı şeyler değişmez.” Avuç içini çevirdi ve iki elinin birbirine uyumunu görsün istedi. “Değişmeyecek olan şeyler çok özleniyor.”            “Ne laf ama…” dedi sözde alaya alarak Kemal’i. “Bir vasıta bulacağım yere kadar götürür müsün beni?”            “Eve dönelim. Çocuklar da uyanmışlar.”            “Beni çocuklardan vurmaya çalışma.”            “İşe yarıyor ama…” derken hafiften gülümsedi Kemal. “Sana ihtiyacım var. Çok zor zamanlar geçirdim artık sen olmadan ne kadarını yapabilirim bilmiyorum.” Gece’nin sessiz kalışı bir onay gibiydi Kemal için. Ön kapıyı açtı Gece de geçip oturdu. Eve döneceklerinin farkındaydı Gece. Çocukları şimdiden özlemiş olması ise bambaşka bir detaydı. Kemal arabayı yeniden çalıştırdı ve yan aynadan boş yolu tedbir amaçlı kontrol edip yola koyuldu.            “Seninle yaşadığımız evi hatırlıyor musun Gece?”            “Evet.”            “Öylece duruyor. En son yattığın nevresim bile yatakta.”            “Toz içinde kalmıştır.”            “Arşivler gibi… Geçmişi taşırlar ve toz için kalırlar.”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE