İki saate yakın yolculuğun sonunda Altay’ın kocaman evinin önündelerdi, Gece arabada beklemek istediyse de çocukların eşyalarını toparlayacağı için uzun süreceğini iddia ederek onu içeri davet etti Kemal. Altay kapının önünde sahiden de hala kucağında Ece’yi gezdirerek karşıladı onları. Ece uyumuştu. “Bırakınca uyanıyor,” dedi, Kemal’e açıklama yaparak.
Kemal, kızının başını okşadı usulca ve yumuşacık bir hisle öptü onu. Kemal’in çocuklarına karşı şefkati her geçen gün büyüyordu. “Biraz daha gezdir de baba, ben eşyalarını Daria ile ayarlayıp getireyim. Gece de dönüş yolunda yardım edecek. Daria’yı getirme dedi annem, ev küçük zaten. Gece geç sen içeri.”
Gece, Altay’ın omzunda uyuyan küçük kızı görmeye çalışarak başını eğdi. Ancak Emre de birazdan Daria’nın kucağında geldi onlara. Gece bebeği ondan aldı ve Kemal, eşyaları hazırlamak için çocukların odasına yöneldi. Emre, mızıklanıyordu. Belli ki Öykü’yü arıyordu, alışmıştı ona. Onunla oturma bölümüne geçti. Altay ise hala dolaşıyordu, Ece boynu bükük uyuyordu.
“Boynu tutulabilir öyle,” dedi Gece dayanamayarak küçük kızın o halde uyumasına.
Altay, bu kız benimle mi konuşuyor diye şaşırdı. Kaşları çatık baktı. Gece, parmağı ile işaret etti. “Ece’yi pusete de koyabiliriz, sallarsak uyanmaz belki.”
“Hayırdır, acemi mi sandın sen beni?” Gece, yüzünü asıp bakışlarını kaçırdı. Altay ise karısının ve oğlunun vazgeçemediği bu kızdan o kadar hazzetmiyordu ki bir kaşık suda boğabilirdi onu. “Kocan git de yeteri kadar huzuru kaçmadı ise kaçır diye mi gönderdi seni?”
“Bana sataşmayın Altay Bey, ben bebekler için geldim.”
Ağzını eğe eğe genç kadının söylediklerini tekrar etti Altay. Kara kuru bir şeydi, neyine güzel diyorlardı bu kızın hiç anlamıyordu. Kucağında Emre’yi tutuşuna hele… Gerçi bebek biraz yatışmıştı sanki onun kucağından. Kesin, Kemal’in bebeği diye ayrı bir sevgi hissediyordu bu kız. Kemal’de hala gönlü varsa. Bir kadın Kemal’i sonra Deniz’i tanırsa pişmanlıktan geberir ya da Kemal’in aşkından çöllere düşerdi. Yaşadığına göre çöl kısmı yakındı. Gece, sinirle döndü sırtını Emre’yi seve seve onunla konuşmaya koyuldu. Birazdan elinde büyükçe bir çanta ile döndü Kemal. Ece’yi babasının yardımı ile pusete koydu, sonra diğer pusete de Emre’yi yatırmasını Gece’den rica etti. Önce Gece oturdu arabaya. Sonra da bir kapıdan bir bebeği verdi Kemal, puseti yerleştirdi, kemeri bağladı diğer tarafa geçti. Altay onları izlerken bir zamanlar ikizleri yanına alıp onunla görüşmeye gelen Öykü’nün darmadağın hali geldi aklına. Bir yabancıdan dünyaya gelen iki küçük bebek ne kadar da sevimli gelmişti gözüne. Öykü’nün anneleri olmaları da onu daha kolay bağlamıştı kızlara zaten. Deniz ile de benzeri olabilirdi elbette ancak Deniz’den bu ışığı hiç alamamıştı. Çocuğun kendisi büyüdükçe öfkesi ve kini de büyümüştü.
Kemal işini bitirince babasına doğru elini kaldırdı: “Var mı bir diyeceğin baba?” diye sordu.
“Annene göz kulak ol, kanına girmesinler.”
Kemal, sessizce direksiyona geçti. Babasını da en az Deniz kadar aşırı buluyordu bu konuda. İkisinin de gerçekten hiç ayarı yoktu.
Ece uyumaya devam ediyordu Emre de bacaklarını hızlı hızlı kendine çekip ileri ittiriyordu. Gece, Emre’nin ayaklarının altına elini koyuyor o her eline vurduğunda içindeki coşku ile çağlıyordu.
“Maması burada ön koltukta Gece, Ece’ye hazırlatmadım geç uyanır falan yol daha çok var ama sıcak su aldım ona da hazırlarsın.”
“Hiç hazırlamadım ama.”
“Çok kolay ölçeği var zaten ben sana buradan tarif ederim. Hem sen becerikli kızsındır yaparsın.”
İltifat ediyor diye düşündü Gece, ne diye? Emre’nin agulu sesleri ile yeniden ona yöneldi. Ne tuhaf diye düşündü çocukları kendisinden daha çok ilgimi çekiyor artık. Zaten Emre çok benziyordu ona büyüdükçe de daha çok benzeyeceği aşikardı. Ece biraz anneye biraz da sanki kimseye… Değişik bir çocuktu. Ama ne fark eder yine de çocuktu. Mis kokulu geliyordu Gece’ye. Bu gece Kemal ile değil onunla uyusa mesela dünyaları verirdi.
“Nesli, böyle oradan oraya seyahat etmek zorunda kaldıklarını görse çıldırırdı. Hele Emre’nin kırkı çıkmadı. Onların ailede tuhaf gelenekler vardır, kırkı çıkmayan bebek dışarı çıkmaz derler. Bir de Emre erken doğum kalabalığa sokacağız riskli.”
“Ben odamda bakarım ona kalabalığa hiç sokmam.”
“O oda aslında benim, Gece.”
“Sen Gece deyince, Ece diyormuşsun gibi oluyor. Ece’ye bakıyorum sonra aa diyorum bana diyor. Ne kadar benziyor isimlerimiz?”
“Ya ne tesadüf değil mi?”
Tesadüf değil miydi? Ece’ye daha dikkatli değdi bakışları. Ece kraliçe demek, gece karanlık demek. Benzer tek yanı heceleriydi. Tesadüftü tabii ki de.
Kemal, Gece’nin ne düşündüğünü anlamış gibiydi. “Hecelerken anıyoruz işte seni,” diyerek sorulara da anlam kazandırdı.
“Daha neler…” diye mırıldandı Gece. “Karın buna müsaade etti mi?”
“Karımın senden haberi mi vardı? Haberdar olanlar da hiç üstüne basmadı. Zannediyorlar ki Gece konusunda biz buna ilişmezsek kapanır gider. Sen de evlat edindiğin çocuğuna benim adımdan esinlenip bir isim vermezsen hatırım kalır bak!” Gülmemek için zor tuttu kendini Gece. “Kız olursa da uydur artık bir şeyler.”
“Kemaliye’den başka alternatif gelmiyor aklıma.” Emre’ye doğru bir oyunca şangırdattı Gece. Bebek bacaklarını çalıştırmaktan yorgun düşmüş gibi duraklamıştı. Çıngırağı sessizce çekti anlamıştı ki birazdan Emre de uyuyacaktı. Koltuğun önüne doğru kaydı ve Kemal’e yaklaştı fısıldayarak: “Bu da uyuyacak birazdan.”
Kemal başını şöyle bir çevirdi, burnunun dibinde Gece. Bu kız çocuklarına iyi bakardı sanki. Ondaki bu çocuk özlemi oldukça ve hiçbir zaman kendine ait çocukları olamayacağı için de… Üstelik de bunun sebebi bu çocukların Yakup dedeleriydi. Velayet davası ile onları babalarından ayıracağını zanneden dedesi. Düşüncelerini açığa vuracak değildi Kemal ancak düşünmeye de engel yoktu ki canım şöyle kim baksa aklından geçerdi. Madem Deniz ile gerçek bir evlilik değil yaşadıkları bir oyundu ve Deniz’in onda gözü yoktu, üstüne bir de hırpalıyordu zaten kızı hıyar herif. Acaba gözü yok muydu sahiden? Deniz’di bu, her türlü apır sapırlık beklenirdi de Kemal’in sevdiği, unutamadığını bildiğin kıza o gözle bakmazdı. Baktım derdi. Acıtmaya çalışırdı. Kendince bir zafer sembolü yapardı bu kızı ama o gözle bakmazdı. Biliyordu yahu herkesten, her şeyden önce biliyordu. En yakınıydı Deniz daha düne kadar.
“Deniz ile konuşmuş muydunuz sabah?”
“Neyi?”
“Bizim akşam konuştuklarımızı.”
“Hayır. Sen de bir şey söyleme zaten. Deniz bu ne tepki vereceği belli olmaz bir de şimdi dedesine çok üzüldü daha çok acıtacak can arar.”
“Tanımışsın, çocuk adamı! Ne halt yiyeceğinin belli olmayışı seni de korkutuyor bir de. Biz ki Gece Hanım’ı incitmeyelim diye gözünün içine bakalım, kız gitsin Deniz’in oyununa ait olsun. Niye çocuk sahibi olacakmış? Çocuk sahibi olacaksın da bana ne yapacaksın?”
“Sen bana ne yaptıysan onu. Hani incitmemek için gözümün içine bakmışsın ya… laf! ağzıma sıçtın evet incitmedin!”
Gece, sesi biraz fazla çıktığı için endişe ile Emre’yi kontrol etti, çocuk uyumuştu. Üzerine ince bir örtü bulmak için çantaya uzandı ön koltuktaki ve fermuarını açtı. Bunu yaparken omzu değiyordu Kemal’in omzuna. Bu his biraz dağıtsa da duygularını işine odaklandı ve örtüyü bulup Emre’nin üzerine örttü. “Allahtan çocukları seviyorsun yoksa sen bana açık açık oh olsun da derdin!” Cevap vermedi Gece, arkasına yaslandı ve kollarını bağladı. İncitmemiş. Daha ne yapacaktı yahu nasıl oluyordu da bu kadar pervasızca kendini savunuyordu ki bu adam. “İrfan Dedem biliyor muydu sizin aranızdakinin gerçek evlilik olmadığını?”
“Yoo…”
“Şüphelenmiştir ama o, çok akıllı adamdı. Gözlem yeteneği müthişti.” Bu konuya varınca aklı yaşlı dedesini andı ta yürekten. “Dün yaşıyordu bugün yok. Daha öğlen konuşmuştuk. O yüzden Gece ne kadar ölümü düşünmesen de ölüm ani ve hepimiz için; sen en iyisi mi bana öfkeni dindir, affet beni. Düşünsene affetmeden ölsem ben mezarıma gelir ah keşke affetseydim dersin…”
“Kes şunu Kemal!”
Adam, dudağının kenarı ile gülümsedi. İmkânsız değildi bunu anlıyordu, Gece ile imkânsız değildi. Geçmişten çok daha kolaydı. Deniz’in hınç duygusuna bile öfke duymuyordu çünkü gerçek olmasının ıstırabı ona o kadar büyük gelmişti ki ihanetin acısı hafif kalmıştı yanında. Gece’ye o da yalan söylemişti ve bu yalan birlikteliklerine mâni olmuştu. Şimdi de Gece bir yalan söylemişti ve yeniden başlamak için şans vermişti.
“Kıyamadın değil mi bana?” dedi üstüne gitmeye devam ederek.
“Sana değil çocuklarına. Zavallılar annelerini kaybettiler bir de seni mi kaybetsinler?” Kulağını çekti, değişik bir ses çıkardı ve vuracak yer bulamayıp uzanıp torpidoya vurdu. Geri çekilip otururken Kemal’e değdi yine. Tanışık bir ten ve tanıdıktı kokusu. Gece, insan niye yabancılayamıyor onca zaman diye sordu kendine. Sadece kendine…
Kemal, çocuklarının annelerinin ansızın ölümü ile darmadağın olan hayatına hayıflanmıyordu artık. Nesli yaşasın isterdi, her şeye rağmen çünkü vicdanında ciddi bir yüktü karısının ölümü ancak bu psikolojinin onu Deniz’in durduğu yere kadar hatta daha beter bir noktaya götüreceğinden de emindi. Çocukları için en çok lazım olan kişinin kendisi olduğunu herkes söylüyor kimse söylemese bile artık herkesten çok biliyordu.
“Şimdi uyudu ya Ece bir daha ne zaman uyur ki Kemal?” Bir süre sonra sessizliği bu soru ile yardı Gece.
“Üç dört saat sonra gece uykusuna geçer. Bugün kaçmış düzeni artık böyle olmuş. Normalde öğlen uyurdu uzunca. Bir daha uyumazdı.”
“Uyurken yüzüne dokunuyormuş ya… Çok güzel bir his olmalı. Yumuşacık.”
“Kızım sen çocuk çocuk diye aklını kaçıracaksın ben sana diyeyim. Sen böyle yaptıkça ciğerlerimde hissediyorum geçmişi. Niye yapıyorsun kendine? Dünyanın sonu mu be Gece?” Sessiz kaldı Gece. Biri de aşırı bulmasındı bu hallerini, biri de anlasındı. Gerçi biri anlıyordu hiç de aşırı bulmuyordu. Öykü… Daha bir kere onun tarafından yargılandığı olmamıştı. Belki de anne olduğu içindi, bu erkekler ne anlardı ki zaten odun gibi yürekleri vardı, kaskatı. “Sana diyorum, çok istiyorsan bu gece sen uyu Ece ile.”
“Sahi mi? Ama sensiz uyumuyordu hani.”
“Uyutunca kalkarım ben yanından sen yatarsın, sana dokunur öyle yumuşacık.”
Gece iki elini birleştirdi, neredeyse ağlayacak. O esnada ışıkta durdu araba, Kemal döndü ve Gece’nin yanağından bir makas aldı. Gece’nin neye uğradığını algılayamadığı, kalbinin gümbür gümbür ayağa kalktığı bir an oldu bu da.
“Yapma bir daha öyle…” dedi kısık sesle. Hani Deniz’e çıkışmıştı da ağzının payını almıştı. Kemal’e de yapsa ya, susardı Kemal, ona bağırmak da kolaydı bu yüzden. Ona karşı kabalaşmak da. Ama şimdi öfke hissetmiyordu ki Gece hissettiği şey… Tam olarak… Sarsıcı bir heyecandı.
“Sen de bana yapabilirsin?”
“İmkânsız şeyler bunlar. Çok şey geçti üstünden. Çok şey yaşandı. Eskisi gibi olmayacağız biz bir daha asla.”
“Asla…” Kırık bir sözcük gibi dilinde tutundu kaldı Kemal’in. “Asla çok fazla değil mi Gece?”
“Senin için de öyle olmalı. Karının acısı daha kalbinde…”
“Kalbimde ne olduğunu ne biliyorsun?”
“Öyle olmalı.”
“Olmalı belki ama hep o olmalılar ile yaşamıyoruz. Ona bakarsan olması gereken o çocukların annesinin de senin olmandı. Biz birlikte olacaktık.”
“Olmadık, olmayacağız da. Öyle bir şey yok Kemal. Benden aldıklarının da telafisi yok. Konuşmayalım. Geldiğime de pişman etme. Ben çocuklara kıyamıyorum hepsi bu. Sadece bu.”
“Seninle alakam yok diyorsun yani.”
“Yok neden olsun?”
“Neden olsun canım. Herkes ben mi unutamasın?”