URKAİ TOPRAKLARI

1675 Kelimeler
Urkai, kadim ülke... Yüzlerce yıl önce, Aslentlerin yaşadığı, Doğu Cephesini sarp kayalıklarla çevrili dağa yaslamıştı. Güney ve Kuzeyi denize, Batısı ise arasından güneş sızmayan ormana bakıyordu. Büyü gücüne sahip tek ırk olan Aslentliler, Batı bölgesinde yaşayan küçük bir kabile olan Daikaların sığınma talebini kabul etmesiyle sonuna imza atmıştı. Daikalar ülkeye adım atınca, Aslentliler içinde kıpırdanmalar başladı. O vaktin Kralı Laikna, ufak tefek çıkan isyanları önemsemedi. Halkın yüksek tabakasından bazı kimseler gizlice halkı örgütlenmeye, basit insanları ülke topraklarından kovmaya teşvik etti. Krala karşı en iyi yüzlerini takınıp, ardından iş çeviren ileri gelenler, çok sürmeden isyanın büyümesine, bir çığ gibi ülkeyi kuşatmasına neden oldu. Bitmek bilmeyen isyanın ardından Laikna görevini bıraktı. Yerine geçecek kişiyi saray ileri gelenleri belirledi. İsyanın gizli öncüsü Tourkan kral seçilince ilk iş olarak Daikaları ülkeden gönderdi ve böylece kendi başlattığı isyanı bitirdi. Yeni bir başlangıç yaptıklarını işaret etmek için ülkenin adını Urkai olarak değiştirdi. Daikaların gizlice ülkeye girmesini önlemek amacıyla Doğu ve Batı bloğunu beş metre yüksekliğinde taş duvarlarla çevirdi. Duvarları büyüyle güçlendirdi. Sadece onların değil, büyü gücüne sahip olmayan hiçbir halkı ülke sınırları içinde görmek istemiyordu. Tourkan, ülkenin refah seviyesini en yüksek düzeyine ulaştırdı. Komşu ülkelerle yaptığı ticari anlaşmalar ve askeri yönden güçlenmesiyle Kanixo Diyarının en güçlü ülkesi oldu. Doğu ve Batı, Kuzey ve Güney ; hiçbir komşu ülke onlara kafa tutacak kadar güçlü değildi. Aradan geçen asırların ardından, şu an ülkede yaşayan halk, can güvenliğinden emin, kralları Nhikano’nun akıllı siyaseti ve ülke içinde kurduğu sistemle refah içinde yaşıyorlardı. Beşikteki bebekten, en yaşlısına kadar korku nedir bilmemişlerdi. Öyle çok düşünmezlerdi de, onların tüm ihtiyaçlarını kralları düşünür, ticaret kapıları açar, yeni topraklar kazanırdı. Halkın yetişen güçlü çocukları birer tika olur, kral için savaşırdı. Zaten kazanamayacakları savaş mı vardı! Öyle emin, öyle gururluydular. Büyünün taraflarına hediye edilmesi onları üstün kılıyordu. Diğer milletler onlar için değersiz ve güçsüzdü. Geçen yıllarda kralları Neva yurduna saldırdığında, tereddüt etmeden kılıç sallayan binlerce kişilik büyük ordularıyla her daim övünür, sırtlarını sağlam kayaya dayamanın iç huzuruyla uyurlardı. Gelecek korkusu, açlık, esir düşmek gibi hiçbir endişeyi hissetmeyen halk, bundan on beş yıl önce inşa ettikleri alanı hınca hınç doldurmuş, büyük bir merakla gerçekleşecek eğlenceyi bekliyordu. On beşinci ölüm günü bu sabah itibariyle Arşar’da son bulmuştu. Sıra, Urkai Halkının izleyeceği müthiş gösterideydi. Kapıları Güney sahiline açılan her türlü gösterinin düzenlendiği stadyumun taş duvarlarına Urkai’nin simgesi, mavi bayraklar asılmıştı. Yukarıdan aşağıya doğru inen basamaklar izleyiciler içindi. Basamakların bittiği düz alana, içi boş demir kafesler konulmuştu. Arenanın dört köşesinde birer büyücü muhafız yer almış, harekete geçmek için hazır bekliyordu. Daha önce izlemeye gelenler az sonra yaşanacakların heyecanıyla ellerini ovuşturuyor, hep bir ağızdan tezahürat yapıyordu. Set,set,set... İzleyicilerin heyecanlı tezahüratları, stadyumun yanına inşa edilen, tek kubbeli deniz fenerinden alanı izleyen kral tarafından memnuniyetle karşılandı. Set diyorlardı. Bir an önce gösterinin başlamasını istedikleri belliydi. Lâkin bekleyeceklerdi, kralları gösteri başlamadan önce konuşma yapma kararı almıştı. Urkai’nin kuruluş bayramında konuşur, halkının karşısına en görkemli haliyle çıkardı. Bugün ise farklı bir nedenden dolayı konuşma yapacaktı. Halk içinde gezinen özel tikalardan aldığı haberlere göre Nevaların durumlarından hoşnut olmayan kesimler vardı. Bunlar küçük çatlaklardan sızan su gibi olurdu, aktıkça çatlağı büyütür, önüne geçilemeyen nehre dönüşürdü. Fenerin kubbesine inşa edilen çıkma balkonda, oturduğu kenarları kuvars taşıyla süslü tahtından doğruldu. Üzerine giydiği kırmızı pelerini, demir ipliklerle işlenen zırhını kapatıyordu. Neredeyse hiç çıkarmadığı miğferi yüzünü gizlemişti. Muhafızı tikanın öttürdüğü boynuzun sesi halkı susturdu. Tüm bakışların odağı yüksek kulenin kubbesindeydi. Balkonun kenarına yaklaşıp durdu. Rüzgarda dalgalanan kırmızı pelerini bayrak gibi salınıyor, dimdik duran adam bakışlarını halkının üzerinde gezdiriyordu. “Yüce Urkai’nin güçlü insanları, sizinle gurur duyan bir kralınız var! “ İlk sözleriyle stadyumda alkışlar ve tezahüratlar yükseldi. Kral Nhikano ellerini kaldırdı ve halk konuşmanın devamını dinlemek için sustu. “Bugünü unutmayın! On altı yıl önce babamın başlattığı savaşın son düzlüğüne geldik. Bu yıl yeterli Neva bulamayan Seular, kendi ırkından suçluları da ölüm gününe kurban etti. Üç Seu ve iki Seulayn bu yıl kurban edildi. Bu ne demek biliyor musunuz! Bu, pek yakında Arşar Kralı Marsis ayaklarımıza kapanacak demek. “ Halkın coşkulu haykırışıyla gülümsedi. İşte istediği etki buydu. “Yakında tüm Nevaları kendi elleriyle teslim edecekler ve o gün geldiğinde Seuları bize karşı geldikleri güne lanet okutturacağız. Tüm Arşar esirimiz olacak ve tüm Güney Ülkeleri bizden kaçacak yer arayacak. Halkım! Büyük gün çok yakın! “ İzleyicilerin, “Kral Nhikano! “haykırışları arasında ikinci boynuz öttü. Nhikano, var gücüyle haykırdı. “Set! “ “Set, set, set... “ Tüm stadyumda yankılanan tek sesti. Üçüncü boynuzun çalınmasıyla bütün gözler denize çevrildi. Dalgalanan mavi sular köpürerek içindeki yaratığı ortaya çıkardı. Bir balığın on misli büyüklüğünde gözleri, solungaçların olduğu yerden uzanan pembe dokunaçlarıyla yaratığın başı göründü. Yavaşça su yüzüne çıkan yaratığın sırtı dikenli çalılar gibiydi. Çenesinin altında parlayan metalik keskiler sahile değerek kumları yardı. Bedeninin alt kısmı timsah derisini andırıyordu. Neredeyse üç ton çeken ağırlığına rağmen oldukça çevikti. Bütün bedenini sahile çıkarınca, suyun içinde kalan iki metrelik, ağaç bedeni kalınlığındaki kuyruğunu kendi bedenine çarptırarak şaklattı. İzleyiciler hâlâ set(Oyun) diye haykırıyordu. Kuyruğunu bedeninden çekip havaya dikti. Devasa ağzını açıp keskin dişlerini gösterdi. Halkın bağırışı gittikçe yükseliyordu. “Set, set... “ Yaratığın karnı balon gibi şişti ve ağzına doğru yaklaştı. Bütün bedeniyle kusmaya hazırlanan yaratığın beyaz dişlerinin arasından su ve bu gece yuttuğu insancıklar kuma döküldü. Yaratık, görevini yerine getirmenin rahatlığıyla denize dönerken, kuma düşen insanlar kımıldadı. Bu sırada izleyicilerin tezahüratı değişti. Setin yerini Rih almıştı. Koş! Bu gece ölmüş olmaları gerekiyordu. Ya da ölüm bu muydu!! Midhill, hınca hınç dolu stadyuma şaşkınlıkla bakıyor, başına gelen şu duruma makul bir açıklama bulamıyordu. O nefret ettiği Tanrıların işi miydi bu? Beyaz dişlerin elbisesini yırttığını hissetmişti. Hatta sırtında hafif bir acı da hissetmişti. Yaratık hepsini birden yutarken tek hissettiği korkuydu. Ölüm korkusu. Şimdi yaşadığının şahidi bağıran bu insanlardı. Yavaşça ayağa kalktı. O ve diğerleri. Hepsi rih diye bağıran insanlara bakıyordu. Sonra, ortadaki alana kaydı bakışları. Kapalı kafeslerin içinde vahşi siyah kaplanlar kapıları zorluyordu. İçlerinde anlatılması güç bir korku peyda oldu. Az sonra olacakları tahmin etmek pek de zor değildi. Gece ölmemişlerdi fakat şimdi... Kafeslerin kapıları açıldı. İçindeki altı siyah kaplan, sudan çıkanların üzerine doğru koşarken izleyiciler çılgınca bağırmaya devam ediyordu. Rih! Dillerini bilmeseler de ne dediklerini anlamışlardı. Siyah kaplanların önünde tek şansları bu olabilirdi. Koş! Avazı çıktığı kadar bağırdı Midhill, koşun. Nereye koşacak, ne kadar dayanacaklardı bilemezdi ama öylece yenmeyi bekleyemezdi. Nereye olduğuna bakmaksızın koştu. Ardına bakmak istemiyor, aynı zamanda diğerlerine ne olduğunu merak ediyordu. Karşısından esen rüzgar yırtık elbisesini bacaklarına yapıştırmıştı. Beyaz teni soğuk hava ve aşırı adrenalin nedeniyle kızardı. Yanaklarından aşağı gözyaşları akıyor, korkuyla titreyen dizlerine durmayın diye yalvarıyordu. Biraz yavaşladığı an ardından bir ses işitti. “Koş Midi! “ Bu yaşlı Dinger’in sesiydi. Vazgeçemem diye düşündü. Önünde, çok yakın gibi görünen ağaca odaklandı. Şia gibi tırmanabilir, kaplanlardan kurtulabilirdi. Ölüm kalım savaşı içindeyken bile onu hatırlamak yüreğini yaktı. O yoktu. Son bir gayretle ağaca yetişti ve koşar gibi attığı adımı ağacın gövdesine bastı. Ellerini yukarı uzatırken ikinci adımı da gövdeye bastı ve dallardan tutunarak kendini yukarı çekti. Aşağı bakmadan yukarı tırmandı. Ölüm korkusu kimseyi düşünmeden kendini düşündüren habis bir duyguydu. Kollarını ağacın gövdesine sarıp gözlerini kapattı. Geride kalanların öldüklerine emindi. O vahşi yaratıkların hırıltıları kulaklarında çınlıyor, kapalı gözlerinde geride kalanların parçalanmış bedenlerinin görüntüsü oynuyordu.. İzleyicilerin sesi tek düzelikten çıkmış, birbiriyle iddiaya giren ses öbeklerine dönmüştü. “Yaşlı adama beş lirik veririm, ikinci oyunu geçer. “ “Ben yedi lirik şu kara oğlana veririm, üçüncü oyunu görür. “ “Şu sarı olan Seulayn beş para etmez, daha ilk oyunda pestili çıktı. “ Halk kendi arasında iddiaya girerken Kral Nhikano ağaca tırmanan kıza gözlerini çevirmişti. Muhafızına yaklaşıp, “Onu oradan indirip, yemek ve su verin, en büyük iddia onun üzerine oynanacak. “ “Emredersiniz efendim! “ diyen tika, yanına aldığı üç kişiyle ağaca ulaştı. En zayıf tika ağaca tırmandı. Midhill, ağacın yaprakları gibi titrerken koluna dokunan soğuk nesneyle çığlık attı. Gözlerini açınca, miğferin içinde parlayan iki kara deliği andıran gözlerle karşılaşınca ağaca daha sıkı sarıldı. Neler olduğunu anlamakta güçlük çekiyordu. Ne kadar göreceği manzaradan korksa da dilini anlamadığı tikanın homurtusu arasında başını arkaya çevirip aşağı baktı ve şaşkınlıktan ağzı açık kaldı. Siyah kaplanlar uysal birer kediye dönüşmüş, demirden miğferli adamların ayaklarının dibine yatmıştı. Diğer kurbanlar, düzlük alanın ortasında, birbirlerine yakın oturmuş, şaşkın ve korkulu gözlerle etrafı izliyordu. Hiç kimse neler olduğunu kavrayacak durumda değildi. Hepsi çılgın bir rüyanın konukları gibi yabancıydı. “Neler oluyor? “ dedi Midi, karşısındaki savaşçıların dilini anlamayacağını düşünse de. “Set, yani oyun! “diyerek sırıttı zayıf olan tika. “Şimdi uslu dur ve ağaçtan in, kralın gözüne girdin. “ Başını sallayarak kabul etti. Kolunu tikadan kurtarıp korkuyla tırmandığı ağacı dizleri titreyerek indi. Diğer Nevaların yanına doğru adım atacakken iri yapılı olan diğer tika kolunu tuttu. “Bu tarafa! “ Emir kesindi, Midi soydaşlarına dolu gözlerle bakarak tikanın ardından yürüdü. Az önce yaşadıkları olayı tartışan Nevalar ise Midi’ye acıyan gözlerle bakıyordu. Neden kendini yakmıştı ki? İzleyicilerin göremeyeceği bir noktaya gelince tika Midi’yi durdurdu. Başka bir tika çantasından yiyecek bir şeyler çıkarıp ona uzattı. “Ye! “ Midhill, yiyeceği alıp almamakta kararsızdı. Neden önceliği olsundu ki? “Neden ben? Neden diğerlerine yemek yok da bana var! “ “Kralımızın emri Neva, sus ve ye! “ Uzanıp etli ekmeğe benzeyen yiyeceği aldı. Ekmeği yerken bir yandan düşünüyordu. Kral neden bana özel muamele etsin ki, diye düşünürken ekmeği neredeyse bitirmişti. Bu sırada ağaca tırmanan zayıf tikanın sözleri aklına geldi. Oyun demişti. Şimdi anlıyordu işte. On beş yıl boyunca hem Seulara hem de Nevalara oyun oynamışlardı. Arşar onları ölüme gönderdiklerini sanırken aslında esir olarak vermişti. Anlıyordu evet, Tourlar bir damla kan dökmeden, her yıl azar azar Nevaları almıştı ve almaya devam edecekti. Farkında olmadan, “Biz bitene kadar, “diye sesli düşündü. “Ne diyorsun sen! “ Tikanın sözüyle kendine geldi. “O canavar, gerçek değil! “ Tikaların attığı kahkaha midesini bulandırdı. Ağızlarını açarak, hunharca gülüyor ve, “Akıllı kız çözdü, “ diyorlardı. Zayıf olan tika, “ Az önceki kaplanlar da gerçek değildi, hepsi büyü, “ dedi parmağını şaklatarak. Midi sessiz kaldı lâkin kafasına büyüyü yazdı. Bu diyarda hiçbir şey göründüğü gibi olmayacaktı. Ekmeğini bitiren Midi’ye aynı tika su uzattı. Yemekten çok suya sevinen kız şişedeki suyu kafasına dikti. Canavarın karnında bol bol tuzlu su yutmuş, sonrasında bayılmıştı. Bir tarafı hâlâ öldüm mü diye şüphe ederken diğer tarafı uyanık ol diyordu. Uyanık ol ve yaşa.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE